Diplomasi
Schiller Enstitüsü kurucusu Zepp-LaRouche’dan NATO’dan çıkış çağrısı

Schiller Enstitüsü kurucusu Helga Zepp-LaRouche, ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin Avrupa için acı bir uyarı olduğunu belirterek NATO’dan çekilme çağrısında bulundu. Zepp-LaRouche, mevcut ittifakın saldırı odaklı bir yapıya büründüğünü ve küresel barış için yeni bir güvenlik mimarisinin şart olduğunu vurguladı.
Schiller Enstitüsü Kurucusu ve Başkanı Helga Zepp-LaRouche, ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (NSS) küresel dengeleri değiştiren niteliğine ilişkin yayımladığı kapsamlı analizde, Avrupa ülkelerine NATO’dan ayrılma ve yeni bir güvenlik mimarisi inşa etme çağrısında bulundu.
Zepp-LaRouche, yakın zamanda yayımlanan 2025 ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (NSS) Avrupa’daki bazı lider çevreler tarafından “diş gıcırdatma, öfke nöbetleri ve çaresizlikle” karşılandığını belirterek, “Bu belge, koşullar altında, uzun süredir gecikmiş bir krizi yararlı bir şekilde tetiklemiş olarak kabul edilmelidir” ifadelerini kullandı.
Belgenin, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin tek kutuplu dünya düzenindeki liderlik doktrininden bir kopuşu temsil ettiğini ve Rusya’ya yönelik daha dengeli bir politikayı desteklediğini kaydeden Zepp-LaRouche, “Ancak aynı zamanda Çin’i çevrelemeye ve özellikle Batı Yarımküre’deki Küresel Güney ülkeleriyle ekonomik işbirliğini durdurmaya yönelik kaybeden bir stratejiyi savunuyor. Trans-Atlantik sisteminin finansal çöküş koşulları altında, yeni belge güvenlik çıkarlarının rasyonel bir şekilde yeniden değerlendirilmesi ve uluslararası güvenlik mimarisinin yeniden tasarlanması için fırsat yarattı” değerlendirmesinde bulundu.
Schiller Enstitüsü, Trump yönetiminin ulusal güvenlik stratejisini masaya yatırdı
“NATO’nun genişlemesi yasaklanmıştı”
Zepp-LaRouche, belgenin NATO’nun daha fazla genişlemesini açıkça yasakladığını vurgulayarak, “Bu durum Ukrayna’nın NATO üyeliğini fiilen imkansız kılıyor, çünkü sözde ‘İstekliler Koalisyonu’ ABD’nin iradesine rağmen böyle bir üyeliği dayatamaz” dedi.
Belgenin ayrıca “Küresel NATO” kavramını ve Avrupa Birliği’nin (AB) bu yapıyla “birlikte çalışabilirliğini” de etkili bir şekilde sona erdirdiğini belirten Zepp-LaRouche, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un “dışarıdan tavsiyeye ihtiyaç olmadığı” yönündeki tepkisini eleştirdi.
Zepp-LaRouche, “Avrupalılar, NSS belgesinde yer alan ve kabul etmek gerekir ki sert olan uyandırma çağrısını ciddiye alsa daha iyi ederler. Yani, mevcut ekonomik düşüş eğilimleri devam ederse Avrupa kıtası 20 yıl içinde tanınmaz hale gelecektir. Belge ‘medeniyetsel bir siliniş’ uyarısında bile bulunuyor” ifadelerini kullandı.
“Avrupa silinişle yüzleşiyor”
Avrupa’nın bu uyarıyı ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemezliğinin bir kanıtı olarak görüp kibirli bir şekilde reddetmesinin “yapılabilecek en büyük hata” olacağını belirten Zepp-LaRouche, şu uyarılarda bulundu:
“Avrupa’nın ‘medeniyetsel silinişi’, yalnızca mevcut ekonomi politikasının (vicdansız bir silah endüstrisi yararına tüm sosyal alanlarda uygulanan devasa kemer sıkma politikalarının) devam etmesi nedeniyle değil, daha da yakın bir tehlike olarak, Rusya’yı ‘stratejik bir yenilgiye’ uğratmaya yönelik kesinlikle sorumsuz ve umutsuz girişim nedeniyle bir tehdittir.”
Yeni ABD stratejisinin, temel güvenlik çıkarlarıyla örtüşmeyen bir strateji izleyen NATO’dan çekilmek için çok ihtiyaç duyulan bir fırsat sunduğunu belirten Zepp-LaRouche, “NATO, Soğuk Savaş’ın sonunda, tıpkı 1991’de Varşova Paktı’nın yapıldığı gibi, 21. yüzyıl için bir barış düzeni lehine feshedilmeliydi; ki bu o zaman tamamen mümkündü. Bunun yerine NATO, eski savunma ittifakından bir saldırı ittifakına dönüştü” dedi.
Bardağı taşıran son damlanın, NATO Askeri Komitesi Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin verdiği bir röportaj olduğunu hatırlatan Zepp-LaRouche, “Dragone, Ukrayna’daki savaşa ‘NATO tarafından daha agresif bir yanıt’ verilmesi çağrısında bulundu. Rusya’ya karşı bir ‘önleyici saldırının’ da düşünülebileceğini ve bunun elbette bir ‘savunma eylemi’ sayılabileceğini söyledi. George Orwell’i hatırlayan var mı? ‘Saldırı savunmadır, savaş barıştır!'” ifadelerini kullandı.
“Rusya savaşa hazır”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Rusya’nın Avrupa ile savaş başlatma niyetinde olmadığına dair “yanlış anlaşılmayacak bir netlikle” yanıt verdiğini belirten Zepp-LaRouche, “Putin bunu zaten yüzlerce kez vurgulamıştı. Ancak, Avrupa’nın kendisi böyle bir savaşı başlatırsa, Rusya’nın ‘derhal hazır’ olacağını ve böyle bir çatışmanın, Ukrayna’da kullanılan ‘cerrahi’ yaklaşımın aksine, çok hızlı bir şekilde Rusya’nın lehine sonuçlanacağını ekledi” dedi.
Zepp-LaRouche, Rus siyaset bilimci Sergey Karaganov’un 30 Ekim’de Moskova’da gazeteci Dr. Éva Péli’ye verdiği röportajda daha da doğrudan konuştuğunu belirterek, “Karaganov, Avrupa’da büyük bir savaş çıkarsa Avrupa’nın varlığının sona ereceğini belirtti” aktarımında bulundu.
Amerikan ve Rus hükümetlerinin savaşı müzakerelerle sona erdirmek için ciddi çabalar sarf ettiğini, buna karşın Almanya, Fransa, İngiltere, Polonya, Baltık ülkeleri ve AB Komisyonu’ndan oluşan “gönüllüler koalisyonu”nun Rusya’yı “stratejik yenilgiye” uğratmaya odaklanmaya devam ettiğini belirten Zepp-LaRouche, “Düşünen her insan için açık olmalıdır ki, insanlığın sonunu kabul etmeye istekli değilseniz, dünyanın en güçlü nükleer gücüne karşı bu imkansızdır” dedi.
Zepp-LaRouche, Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun Brüksel’deki NATO toplantısının ardından bu güçleri barış çabalarını engellemekle suçladığını, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın ise 6 Aralık’ta Kecskemét’te yaptığı açıklamada “Avrupalı liderlerin Rusya’ya karşı savaşa girmeye çoktan karar verdiklerini” söylediğini hatırlattı.
“Barış fırsatları sabote edildi”
Almanya’da savaşla ilgili her açıklamanın, “Putin kuklası” olarak etiketlenmemek için “Putin’in uluslararası hukuku ihlal eden sebepsiz saldırı savaşı” mantrasını tekrarlamak zorunda olduğunu ifade eden Zepp-LaRouche, buna karşın gerçeğin farklı olduğunu dile getirdi.
Zepp-LaRouche, “Küresel Güney genelinde ve Jeffrey Sachs, John Mearsheimer, Ray McGovern, Chas Freeman gibi birçok Amerikalı uzman arasındaki neredeyse oybirliğiyle kabul edilen görüş şudur: Savaşı tetikleyen, Soğuk Savaş’ın sonunda NATO’yu Doğu’ya ‘bir inç bile’ genişletmeme sözüne aykırı olarak, NATO’nun 1000 km’lik beş aşamalı Doğu’ya genişlemesidir” ifadelerini kullandı.
Zepp-LaRouche, 2022 başlarında Rus sınırına yakın saldırı silah sistemlerinin “fiilen tersine bir Küba Füze Krizi” yarattığını ve Putin’in yasal olarak bağlayıcı güvenlik garantileri taleplerinin görmezden gelindiğini belirtti.
Savaşın Mart 2022’de İstanbul Anlaşması ile sona erebileceğini ancak bunun dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson tarafından “kötü şöhretli bir şekilde sabote edildiğini” vurgulayan Zepp-LaRouche, eski Alman Genelkurmay Başkanı Harald Kujat’ın tespitlerine dikkat çekti.
Zepp-LaRouche, “Kujat’ın defalarca vurguladığı gibi, Ukrayna stratejik durumu tersine çevirecek bir konumda hiç olmadı. Cephe hatlarının çöktüğü, askerlerin ve zorla askere alınanların sürüler halinde firar ettiği ve uluslararası askeri uzmanların savaşın kaybedildiğini açıkça tartıştığı şu anda kesinlikle değil. Bu durumda, en üst düzey NATO subayının önleyici saldırılardan bahsetmesi son derece sorumsuzdur ve kolektif intihar çağrısı anlamına gelir” dedi.
Yıpratma savaşının sürdüğü yaklaşık dört yıl boyunca ne AB Komisyonu’nun ne de Avrupalı devlet başkanlarının savaşı müzakerelerle bitirmek için herhangi bir girişimde bulunmadığını belirten Zepp-LaRouche, “Aksine, Mart 2022’de İstanbul Anlaşması ile diplomatik bir çözüm pratik olarak kabul edildiğinde, Avrupa ve elbette dönemin ABD Başkanı Biden, Boris Johnson fırsatı ezerken sessizce izledi. Şimdi, savaşın Trump ve Putin tarafından sona erdirilebileceği ve iki büyük nükleer güç arasındaki ilişkilerin normalleştirilebileceği haklı bir beklenti varken, NATO önleyici saldırılardan bahsediyor!” tepkisini gösterdi.
“Küresel Güney düzeni değiştiriyor”
NATO’nun artık bir Atlantik savunma ittifakı olmadığını, Soğuk Savaş sonrasından beri izlenen tek kutuplu dünya düzenini savunmak için bir askeri kol olarak hareket ettiğini belirten Zepp-LaRouche, “Ancak bu düzenin yerini çoktan Küresel Güney ülkelerinin ortaklığı aldı. Bu ülkeler artık kolektif Batı’nın emperyal ve sömürgeci yapılarına boyun eğmeye istekli değiller; aksine BRICS ve ŞİÖ organizasyonlarıyla egemenlik, karşılıklı ve eşit kalkınmaya dayalı yeni bir dünya ekonomik düzeni inşa ediyorlar” dedi.
Zepp-LaRouche, “500 yıllık sömürgeciliği sona erdiren ve Küresel Çoğunluk uluslarının yoksulluk ve az gelişmişliğin üstesinden gelmesini sağlayan bu yeni dünya düzenine karşı çıkmamalıyız. Aksine bu ülkelerle işbirliği yapmalı ve böylece insanlık tarihinde yeni bir sayfa açmalıyız!” çağrısında bulundu.
Bu dönemsel değişim zamanlarında bölgesel krizlerin büyük bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıdığını belirten Zepp-LaRouche, Orta Doğu’daki felaketin ardından Japonya ve Çin arasında yeni ve tehlikeli bir gerilimin patlak verdiğini kaydetti.
Zepp-LaRouche, “Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, uluslararası hukukta tartışmasız olan Tek Çin politikasını sorguladı ve hatta Japonya’nın Tayvan’a askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi. Bu durum Hint-Pasifik bölgesinde Japon militarizminin yeniden canlanması endişesini artırıyor. Bu, Avrupa’da olanlara çok benziyor ve Sovyetler Birliği’nde 27 milyon, Çin’de 35 milyon ölüme neden olan İkinci Dünya Savaşı’ndaki Mihver güçlerinin ortak eylemlerine dair en korkunç anıları canlandırıyor” ifadelerini kullandı.
İki dünya savaşından ders çıkarılması gerektiğini vurgulayan Zepp-LaRouche, Soğuk Savaş’ın sonunda yanlış yola sapıldığı noktaya geri dönülmesi gerektiğini savundu.
Zepp-LaRouche, “O zamanlar artık bir düşman yoktu, bu yüzden yeni bir uluslararası barış düzeni kurmak çok kolay olurdu. Bugün, 35 yıl sonra, ‘tarihin sonu’ şeklindeki kibirli ve kısa ömürlü öngörünün tamamen yanılgı olduğu ve tek kutuplu bir dünya düzeni kurma girişiminin muazzam bumerang etkisi ortadadır” dedi.
Her ülkenin NATO’dan çekildiğini duyurması ve aynı zamanda Vestfalya Barışı geleneğinde yeni bir konferans toplaması gerektiğini belirten Zepp-LaRouche, “Bu konferansta, bu gezegendeki her ulusun çıkarlarını dikkate alan yeni bir uluslararası güvenlik ve kalkınma mimarisi geliştirilmelidir” önerisinde bulundu.
“Gençler savaşı reddediyor”
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Küresel Yönetişim Girişimi ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in Avrasya güvenlik mimarisi fikriyle benzer yaklaşımlar sergilediğini hatırlatan Zepp-LaRouche, “Almanya’da gençlerin okul grevine katılması da bir umut kaynağıdır; çünkü onlar ne top yemi olarak hizmet etmek ne de yabancı ülkelerdeki insanları vurmak istiyorlar” dedi.
İnsanlığın evrensel tarihinde, sadece yarım bin yıllık sömürgeciliği değil, 20. yüzyılda iki dünya savaşına yol açan jeopolitik zihniyeti de geride bırakması gereken bir noktaya ulaştığını belirten Zepp-LaRouche, sözlerini şöyle tamamladı:
“İngiliz İmparatorluğu’nun ideologu Thomas Hobbes’un inandığı gibi, her zaman bir düşmana ihtiyacımız olduğu, insanın insanın kurdu olduğu şeklindeki barbarca fikri sonsuza dek geride bırakmalıyız. İnsanlığa dair bu barbarca görüş, NATO’nun ‘Öngörüden Savaşa’ (From Foresight to Warfight) adlı tanıtım videosunda şu şekilde ifade ediliyor: ‘Savaş her zaman temel bir insan uğraşı olarak kalacaktır. Rakibin duygularını ve anlayışını manipüle etmek, alanlarımıza erişimi engellemek kadar önemli olacaktır. İnsan zihni başlı başına bir savaş alanı olacaktır.’ Bu videoyu izleyip de bu hastalıklı dünya görüşünü reddetmeyen herkes, kendi zihni için verdiği savaşı çoktan kaybetmiştir. Evrende yaratıcı akılla donatıldığı bilinen tek tür biziz ve şimdi yeni bir düzen kurarken tek insanlık fikrini ilk sıraya koyarak bu aklı kullanmalıyız.”
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum










