Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, Belarus potasyumuna yönelik yaptırımları kaldırdı, 123 mahkum serbest bırakıldı

Yayınlanma

ABD yönetimi, Belarus ekonomisinin en önemli kalemlerinden biri olan potasyum ihracatına yönelik yaptırımları kaldırma kararı aldı. Kararın ardından Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko, aralarında Nobel Barış Ödülü sahibi Ales Bialiatskiy ve muhalif liderlerin de bulunduğu 123 mahkumu affetti. ABD Başkanı Trump’ın özel temsilcisi John Cole, önümüzdeki aylarda yaklaşık 1000 siyasi tutuklunun daha serbest bırakılabileceğini açıkladı.

ABD yönetimi, Belarus ekonomisine yönelik en kapsamlı kısıtlamalardan biri olan potasyum ihracatı yaptırımlarını kaldırdı.

Karar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Minsk’te Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından duyuruldu.

Diplomatik temasların hemen ardından Belarus yönetimi, 2020 yılındaki seçimlerde Lukaşenko’nun rakipleri olan üst düzey muhalif isimlerin de aralarında bulunduğu 123 kişiyi serbest bıraktı.

Yaptırımlar Trump’ın talimatıyla kalktı

ABD Başkanı Trump’ın özel temsilcisi John Cole, Minsk ziyareti kapsamında Belarus Devlet Başkanlığına yakınlığıyla bilinen Pul Pervogo kanalına yaptığı açıklamada, yaptırımların kaldırılmasının Washington’ın yeni politikasının bir parçası olduğunu belirtti.

Cole, müzakerelerin “çok verimli” geçtiğini ve iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecine girdiğini vurguladı.

Cole, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Başkan Trump’ın talimatları doğrultusunda ABD, potasyum üzerindeki yaptırımları kaldırıyor. Bunun ABD tarafından Belarus için yapılmış çok iyi bir hamle olduğunu düşünüyorum. Yaptırımları şu an itibarıyla kaldırıyoruz. İki ülke arasındaki ilişkiler normalleştikçe daha fazla yaptırım kaldırılacaktır.”

Minsk’e 12 Aralık’ta ulaşan ABD heyeti, Lukaşenko ile kapalı kapılar ardında Ukrayna’daki savaş, Venezuela’daki durum ve ikili ilişkileri ele aldı.

Cole, gelecekte tüm yaptırımların kaldırılmasına yönelik bir anlaşmaya varılmasını umduğunu dile getirdi.

Muhalif liderler Ukrayna’ya gönderildi

Yaptırım kararının açıklanmasıyla eş zamanlı olarak Belarus Devlet Baikanı Lukaşenko, 123 mahkum için af kararı imzaladı.

Serbest bırakılanlar arasında 2020 başkanlık seçimlerinde Lukaşenko’nun en güçlü rakibi olarak görülen eski Belgazprombank Genel Müdürü Viktor Babariko, kampanya yöneticisi Mariya Kolesnikova ve Nobel Barış Ödülü sahibi insan hakları savunucusu Ales Bialiatskiy yer aldı.

Tahliye edilen 114 kişi, daha önceki uygulamaların aksine Litvanya yerine Ukrayna’ya gönderildi.

Ukrayna’nın Çernigov kentindeki bir hastanede basın toplantısı düzenleyen Mariya Kolesnikova, serbest bırakılma sürecinde rol oynayan aktörlere değindi.

Mariya Kolesnikova

Mariya Kolesnikova

Kolesnikova, “Özgürlüğüm için ABD Başkanı Donald Trump’a, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e ve Aleksandr Lukaşenko’ya teşekkür ediyorum” dedi.

Beş yıllık hapis sürecinde sağlığının bozulduğunu belirten Kolesnikova, ailesiyle vakit geçirmeyi planladığını ifade etti.

Viktor Babariko ise “cezaevinde dış dünyadan tamamen izole edildiğini, bilgi kaynaklarına erişiminin olmadığını ve serbest bırakıldığında her şeyin bittiğini düşündüğünü ancak mücadelenin devam ettiğini gördüğünü” aktardı.

Viktor Babariko

Viktor Babariko

Nobel ödüllü Bialiatskiy sınır dışı edildi

Serbest bırakılan isimlerden Nobel ödüllü Ales Bialiatskiy, Viasna İnsan Hakları Merkezi’ne verdiği mülakatta, tahliye sürecinin detaylarını paylaştı.

Cezaevinden çıkarılmadan önce yazdığı iki kitabın el yazmalarına, mektuplarına ve dava notlarına el konulduğunu belirten Bialiatski, gözleri bağlı şekilde Litvanya sınırına götürüldüğünü anlattı.

Bialiatskiy, yaşadıklarını şu sözlerle aktardı:

“Pek çok Belaruslu insan hakları savunucusu ve basın mensubu hâlâ cezaevlerinde. Onların serbest bırakılmasını sağlamak, cadı avına ve Belarus’ta ‘halk düşmanı’ arayışına son vermek çok önemli. Baskıları durdurmalıyız, aksi takdirde siyasi tutuklular üzerinden yapılan pazarlıklar sonsuza dek sürecek. Ben çalışmaya devam edeceğim. Bu benim Belarus toplumuna borcumdur.”

Ales Bialiatskiy

Ales Bialiatskiy

Bin mahkum daha serbest kalabilir

Reuters haber ajansına konuşan ABD Özel Temsilcisi John Cole, tahliyelerin devam edeceğinin sinyalini verdi.

Önümüzdeki aylarda yaklaşık 1000 siyasi tutuklunun daha serbest bırakılmasının planlandığını belirten Cole, bu kişilerin “tek bir büyük grup halinde” bırakılabileceğini kaydetti.

Cole, “Bunun fazlasıyla mümkün olduğuna inanıyorum. Doğru yönde ilerliyoruz, bir ivme yakalandı. Bu gerçekleştiğinde ABD, Belarus üzerindeki yaptırımların büyük bir kısmını kaldıracaktır. Bunun adil bir takas olduğunu düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Belarus muhalefet lideri Svetlana Tihanovskaya ise tahliyelerin Ukrayna üzerinden yapılmasını eleştirerek, Lukaşenko’nun “her şeyi kontrol ettiği izlenimi vermek için son anda planı değiştirdiğini” savundu.

Potasyum ihracatı ekonominin can damarı

ABD yönetimi, Ağustos 2021’de Belarus’taki protestolara yönelik müdahaleler gerekçesiyle devlete ait Belaruskali şirketine yaptırım uygulamıştı.

Söz konusu karar, Belarus ekonomisine yönelik ilk sektörel yaptırım olma özelliği taşıyordu.

Yaptırımlar öncesinde Belarus, küresel potasyum klorür ihracatının yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor ve ürünlerini 100’den fazla ülkeye satıyordu.

Resmi verilere göre, pandemi öncesinde potasyum satışları Belarus’a yıllık 2,8 milyar dolar gelir sağlıyordu.

Bu rakam, ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 4’üne ve toplam ihracat gelirlerinin yüzde 7’sine tekabül ediyordu.

Yaptırımların ardından Minsk yönetimi, ihracat rotasını Asya pazarlarına çevirmek ve ürünlerini indirimli fiyatlarla satmak zorunda kalmıştı.

New York Times gazetesi, bu yılın şubat ayında yayımladığı haberde, Washington ile Minsk arasında “büyük bir anlaşma” yapılabileceğini, bu kapsamda siyasi tutukluların serbest bırakılması karşılığında bankacılık ve potasyum sektöründeki yaptırımların gevşetileceğini yazmıştı.

Diplomasi

Trump İran’dan tazminat talebinde bulundu

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın savaş tazminatı taleplerini reddetti ve bunun yerine Tahran’dan Amerikan askerlerinin ölümleri için tazminat ödemesini talep etti.

Trump, son on yıllarda hayatını kaybeden binlerce ABD askeri ve İranlı sivilin ölümleri nedeniyle İran’dan tazminat talep edeceğini açıkladı.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve İran’ın ordusunu ve ekonomisini yerle bir eden beş aylık savaşın zararı için İranlı müzakerecilerin benzer taleplerde bulunması üzerine savaş tazminatı talebinde bulunduğunu belirtti.

Trump şunları yazdı:

“Şimdi ben de İran’dan, başlangıçta General Süleymani’nin önderliğinde, meşhur oldukları yol kenarı bombaları ve sayısız çatışmalarla öldürdükleri ve ağır yaraladıkları tüm insanlar için tazminat talep ediyorum; buna USS Cole gemisinde hayatını kaybedenlerin aileleri ve çatışmalarda ölen binlerce kişi de dahil. Ayrıca, son beş ayda öldürülen 52.000 kişiden bahsetmeye bile gerek yok, İran’ın son 50 yılda öldürdüğü yüz binlerce masum protestocunun ailelerine de tazminat ödenmeli.”

Trump, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünün kendilerinde olduğunu söylerken, Tahran ise Washington taleplerini karşılayana kadar su yolunun kapalı kalacağını belirtiyor.

Diğer Körfez ülkeleri ise İran’ın olaylara ilişkin yorumunu destekliyor gibi görünüyor.

Yetkililer Wall Street Journal’a (WSJ), enerji altyapısı için risk teşkil eden yeni çatışmaların yaşanmasından ziyade Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünün tercih edilebilir olduğunu söylediler.

İran’ın Körfez’deki rakipleri, İran’ın bölgeye giren gemiler üzerindeki denetimini resmileştiren ve hayati önem taşıyan bu su yolunu açmayı amaçlayan, şu anda değerlendirilmekte olan anlaşmayı hoş karşılamıyor. 

Fakat Körfez yetkilileri, bölgenin bu anlaşmayı, Arap devletlerinin enerji altyapısını tehlikeye atacak olan ABD ile İran arasındaki yeni bir askeri çatışmaya tercih ettiğini belirtti.

Körfez ülkeleri, sakin dönemlerde daha fazla petrol sevk edebilmek ve bunu yurtdışında depolayabilmek amacıyla, boru hatlarını Kızıldeniz ve Umman Körfezi’ne uzatmanın yanı sıra depolama tesislerine yönelik yatırımları artırarak Hürmüz Boğazı’nı atlatmaya yönelik çeşitli planları şimdiden değerlendirmeye başlamış durumda.

Bu arada, üreticiler konum belirleme sinyallerini kapatarak Umman yakınlarından geçerek Hürmüz Boğazı’ndan sevk edebilecekleri kadar petrolü nakletmeye çalışıyorlar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ve müttefikleri Çin’in füze denemesine karşı ortak açıklama yaptı

Yayınlanma

Çin’in füze denemesinin ardından ABD ve müttefikleri, “Bir dahaki sefere 24 saat önceden haber verin” çağrısı yaptı. Pekin, Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

ABD ve müttefiki 40 ülke, geçen ay Pasifik’te gerçekleştirilen ve kaza ile askeri yanlış hesaplama risklerine ilişkin kaygıları artırdığını belirttikleri nadir bir Çin füze denemesinin ardından, uzun menzilli balistik füze fırlatmalarından en az 24 saat önce bildirim yapılması çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından salı günü yayımlanan ortak açıklamada hükümetler, ülkelere — özellikle de nükleer silaha sahip devletlere — kıtalararası balistik füzeler (ICBM), denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) ve uzaya fırlatma araçlarının fırlatılmasından önce bildirimde bulunma çağrısı yaptı.

Açıklamada Çin’in adı verilmezken, “Pasifik bölgesindeki son füze deneme faaliyetlerinin” çoğu devlet tarafından benimsenen standart bildirim uygulamalarına uymadığı belirtildi.

Pekin ise açıklamayı reddetti ve Çinli bir büyükelçi Washington’u “siyasi manipülasyon” yapmakla suçladı.

41 ülke, en az 24 saat önceden bildirim yapılmasının yanı sıra füzenin genel sınıfı, planlanan fırlatma zaman aralığı, fırlatma bölgesi ve hedeflenen yön hakkında da bilgi verilmesini istedi. Hükümetlerin ayrıca uçak ve gemilere, beklenen düşüş veya iniş bölgeleri konusunda uyarıda bulunması gerektiği belirtildi.

Açıklamada, “Nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip balistik füze denemelerinin yeterli ön bildirim ve ayrıntı sağlanmadan gerçekleştirilmesi tehlikelidir” denildi ve bunun yanlış hesaplama riskini artırarak küresel istikrar ve güvenliği zayıflattığı ifade edildi.

Açıklamada ayrıca ABD’nin, 145 ülkenin gönüllü olarak taraf olduğu Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış Kuralları doğrultusunda kendi füze fırlatmaları hakkında önceden bildirimde bulunduğu savunuldu.

Açıklamaya Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Filipinler’in yanı sıra Palau ve Marshall Adaları gibi ABD’nin müttefikleri ve ortakları da imza attı.

Açıklama, Çin’in 6 Temmuz’da gerçekleştirdiği denizaltından fırlatılan stratejik füze denemesinin ardından geldi. Sahte bir savaş başlığı taşıyan füze, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Donanmasına ait nükleer enerjili bir denizaltıdan fırlatıldı ve Güney Pasifik Okyanusu’na düştü.

Pekin, denemenin yıllık askeri eğitim faaliyetlerinin bir parçası olduğunu ve ilgili ülkelerin önceden bilgilendirildiğini açıkladı.

Ancak uzmanlara göre eleştirilere yol açan asıl konu, bu uyarıların yapılma biçimiydi.

Parley Policy Initiative Direktörü Michael Bosack, Pekin’in yaptığı bildirimlerdeki eksikliklerin, 41 hükümetin yeterli ön bildirimin ne anlama geldiğine ilişkin daha açık standartlar talep etmesini açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Bosack’a göre Pekin, Japon yetkililere başlangıçta bildirimin uzay enkazıyla ilgili olduğunu söyledi ve farklı hükümetlere farklı koordinatlar verdi. Bazı hükümetler ise fırlatmadan yalnızca birkaç saat önce bilgilendirildi.

Bosack, “Ortak açıklamada beklentilerin bu kadar ayrıntılı biçimde tarif edilmesi önemli çünkü Çin hükümeti temmuzdaki fırlatma öncesinde gerçekten de bir tür ön bildirimde bulunmuştu” dedi.

Bosack, açıklamanın Çin’i kınayan “sembolik bir protesto mektubu” olmaktan ziyade “uygulanabilir bir beklentiler bütünü” ortaya koyduğunu savundu.

“Böyle bir şey gerilimin yüksek olduğu bir dönemde yaşanır ve birileri bir füze fırlatıldığını tespit ederse bunun yalnızca bir deneme olmadığını varsayarak karşılık verebilir” dedi.

Bosack, füzenin arızalanması ve parçalarının başka bir ülkenin topraklarına düşmesi halinde tehlikenin daha da artabileceğini söyledi.

Pekin: ABD olayı siyasallaştırıyor

Çin ise ortak açıklamayı reddederek Lahey Kuralları’na bağlı olmadığını savundu ve Washington’u, Pekin’in temmuzdaki deneme öncesinde gönüllü olarak yaptığı bildirimi siyasallaştırmakla suçladı.

Çin’in silahsızlanma işlerinden sorumlu büyükelçisi Li Chijiang, salı günü Cenevre’deki Silahsızlanma Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Pekin’in fırlatmadan önce ABD’yi ve diğer ülkeleri bilgilendirdiğini ve başkalarının çıkarlarının zarar görmemesi için gerekli önlemleri aldığını söyledi.

Li, Washington’u “açıkça çifte standart uygulamakla” suçlayarak Çin’in Lahey Kuralları’na taraf bir devlet olmadığını ve bu nedenle kuralların bildirim yükümlülükleriyle bağlı bulunmadığını savundu.

Bosack ise, Çin’in daha ayrıntılı ön bildirim çağrılarına direnmesinin, bunun diğer ülkelerin Çin’in füze denemeleri hakkında istihbarat toplamasını kolaylaştırabileceği yönündeki kaygılardan kaynaklanabileceğini söyledi.

Bosack, “ABD ve müttefikleri bildirim sayesinde nereye bakmaları gerektiğini bilirlerse Çin’in füze sistemlerinin uçuş parametreleri ve kabiliyetleri hakkında veri toplayabilirler” dedi.

Açıklama, Pasifik Adaları Forumu’nun 18 üye ülkesini temsil eden dışişleri bakanları ve üst düzey yetkililerin, Fiji’nin Suva kentindeki bir toplantıda Çin’in denemesine karşı ortak bir tutum üzerinde anlaşamamasından birkaç gün sonra geldi. Görüş ayrılıkları, yayımlanacak açıklamanın özellikle Çin’in eylemlerini mi yoksa Pasifik’teki füze fırlatmalarını daha genel biçimde mi ele alması gerektiği konusunda ortaya çıktı.

Çin’in temmuzdaki fırlatması, Pekin’in Eylül 2024’te Pasifik’e bir kıtalararası balistik füze fırlatmasından iki yıldan kısa süre sonra gerçekleşti. Bu da Çin ordusu açısından alışılmadık bir başka uzun menzilli füze denemesi olmuştu.

Çin Pasifik’e füze denemesi yaptı, bölge ülkelerini alarma geçirdi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kosova’dan Ukrayna’ya “bağımsızlık” tepkisi

Yayınlanma

Volodimir Zelenskiy’in Sırbistan’a yaptığı gezide Kosova’nın bağımsızlığını tanımayacaklarını söylemesi Priştine’de tepki yarattı.

Zelenskiy, geçen cumartesi günü ilk kez, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım rejimine katılmayı reddeden Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’i ziyaret etti.

Ardından, Ukrayna’nın Sırbistan’ın eski bir eyaleti olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımamaya devam edeceğini açıklayarak bölgedeki temel gerilimin ortasına daldı.

Kosova’nın tepkisi gecikmedi. 2022 yılından beri Priştine’nin ana caddesinde asılı duran, bir bina büyüklüğündeki mavi-sarı renkli “Özgür Ukrayna” pankartı derhal indirildi.

Belediye Başkanı Përparim Rama, “savaş, şiddet ve zulümle karşı karşıya kalan halklara” sempati duyduğunu fakat “saygının karşılıklı olması gerektiğini” belirtti.

Zelenskiy’in ziyaretinden bu yana Vučić, Kosova’nın baraj gölü kıyısındaki Sırplara ait evleri yıkmasına misilleme olarak, Sırbistan’dan Kosova’ya akan İber Nehri’nin akış yönünü fiziksel olarak değiştirmekle tehdit etti.

Böyle bir hamle, Kosova’nın su ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan ve en büyük elektrik santraline hayati önem taşıyan soğutma kapasitesini sağlayan baraj gölünü kurutacak.

Buna ek olarak, Sırbistan Dışişleri Bakanı Marko Djurić ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, X üzerinden sert sözler sarf ettiler.

Rama, Sırbistan’ı “siyasi bir balonun içinde” olmakla ve “Sırbistan’ın Kosova’yı uzun zaman önce kaybettiği gerçeğini inkar etmekle” suçladı.

Kosova, 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti ve bugüne kadar ABD, Birleşik Krallık ve 27 AB üye ülkesinden 22’si dahil olmak üzere 100’den fazla ülke tarafından tanındı.

Ayrıca, Aralık 2022’de üyelik başvurusunu sunan Kosova, potansiyel bir AB aday ülkesi.

Kosova Dışişleri Bakanı Glauk Konjufca, Zelenskiy’in görüşlerini “üzüntüyle” not aldığını ve bu tür söylemlerin “Rusya’nın Kosova’yı bir emsal olarak gösterme girişimlerini” yansıttığını belirtti.

Sırbistan hâlâ Sovyet standardı kalibrelerde önemli miktarda mühimmat üretiyor; bu mühimmatı, NATO standardını kullanan Kiev’in Batılı müttefiklerinden temin etmek imkânsız.

Ukrayna ise Donbas ve ötesindeki çatışmalarda kilit öneme sahip olan Sovyet döneminden kalma ağır obüsleri ve tankları elinde tutuyor.

Rusya ilişkilerini sürdürmesine rağmen Vučić, bunları Kiev’e sessizce sağlamaktan memnun.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English