Diplomasi
Schiller Enstitüsü kurucusu Zepp-LaRouche’dan NATO’dan çıkış çağrısı

Schiller Enstitüsü kurucusu Helga Zepp-LaRouche, ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin Avrupa için acı bir uyarı olduğunu belirterek NATO’dan çekilme çağrısında bulundu. Zepp-LaRouche, mevcut ittifakın saldırı odaklı bir yapıya büründüğünü ve küresel barış için yeni bir güvenlik mimarisinin şart olduğunu vurguladı.
Schiller Enstitüsü Kurucusu ve Başkanı Helga Zepp-LaRouche, ABD’nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (NSS) küresel dengeleri değiştiren niteliğine ilişkin yayımladığı kapsamlı analizde, Avrupa ülkelerine NATO’dan ayrılma ve yeni bir güvenlik mimarisi inşa etme çağrısında bulundu.
Zepp-LaRouche, yakın zamanda yayımlanan 2025 ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (NSS) Avrupa’daki bazı lider çevreler tarafından “diş gıcırdatma, öfke nöbetleri ve çaresizlikle” karşılandığını belirterek, “Bu belge, koşullar altında, uzun süredir gecikmiş bir krizi yararlı bir şekilde tetiklemiş olarak kabul edilmelidir” ifadelerini kullandı.
Belgenin, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin tek kutuplu dünya düzenindeki liderlik doktrininden bir kopuşu temsil ettiğini ve Rusya’ya yönelik daha dengeli bir politikayı desteklediğini kaydeden Zepp-LaRouche, “Ancak aynı zamanda Çin’i çevrelemeye ve özellikle Batı Yarımküre’deki Küresel Güney ülkeleriyle ekonomik işbirliğini durdurmaya yönelik kaybeden bir stratejiyi savunuyor. Trans-Atlantik sisteminin finansal çöküş koşulları altında, yeni belge güvenlik çıkarlarının rasyonel bir şekilde yeniden değerlendirilmesi ve uluslararası güvenlik mimarisinin yeniden tasarlanması için fırsat yarattı” değerlendirmesinde bulundu.
Schiller Enstitüsü, Trump yönetiminin ulusal güvenlik stratejisini masaya yatırdı
“NATO’nun genişlemesi yasaklanmıştı”
Zepp-LaRouche, belgenin NATO’nun daha fazla genişlemesini açıkça yasakladığını vurgulayarak, “Bu durum Ukrayna’nın NATO üyeliğini fiilen imkansız kılıyor, çünkü sözde ‘İstekliler Koalisyonu’ ABD’nin iradesine rağmen böyle bir üyeliği dayatamaz” dedi.
Belgenin ayrıca “Küresel NATO” kavramını ve Avrupa Birliği’nin (AB) bu yapıyla “birlikte çalışabilirliğini” de etkili bir şekilde sona erdirdiğini belirten Zepp-LaRouche, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un “dışarıdan tavsiyeye ihtiyaç olmadığı” yönündeki tepkisini eleştirdi.
Zepp-LaRouche, “Avrupalılar, NSS belgesinde yer alan ve kabul etmek gerekir ki sert olan uyandırma çağrısını ciddiye alsa daha iyi ederler. Yani, mevcut ekonomik düşüş eğilimleri devam ederse Avrupa kıtası 20 yıl içinde tanınmaz hale gelecektir. Belge ‘medeniyetsel bir siliniş’ uyarısında bile bulunuyor” ifadelerini kullandı.
“Avrupa silinişle yüzleşiyor”
Avrupa’nın bu uyarıyı ABD Başkanı Donald Trump’ın öngörülemezliğinin bir kanıtı olarak görüp kibirli bir şekilde reddetmesinin “yapılabilecek en büyük hata” olacağını belirten Zepp-LaRouche, şu uyarılarda bulundu:
“Avrupa’nın ‘medeniyetsel silinişi’, yalnızca mevcut ekonomi politikasının (vicdansız bir silah endüstrisi yararına tüm sosyal alanlarda uygulanan devasa kemer sıkma politikalarının) devam etmesi nedeniyle değil, daha da yakın bir tehlike olarak, Rusya’yı ‘stratejik bir yenilgiye’ uğratmaya yönelik kesinlikle sorumsuz ve umutsuz girişim nedeniyle bir tehdittir.”
Yeni ABD stratejisinin, temel güvenlik çıkarlarıyla örtüşmeyen bir strateji izleyen NATO’dan çekilmek için çok ihtiyaç duyulan bir fırsat sunduğunu belirten Zepp-LaRouche, “NATO, Soğuk Savaş’ın sonunda, tıpkı 1991’de Varşova Paktı’nın yapıldığı gibi, 21. yüzyıl için bir barış düzeni lehine feshedilmeliydi; ki bu o zaman tamamen mümkündü. Bunun yerine NATO, eski savunma ittifakından bir saldırı ittifakına dönüştü” dedi.
Bardağı taşıran son damlanın, NATO Askeri Komitesi Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin verdiği bir röportaj olduğunu hatırlatan Zepp-LaRouche, “Dragone, Ukrayna’daki savaşa ‘NATO tarafından daha agresif bir yanıt’ verilmesi çağrısında bulundu. Rusya’ya karşı bir ‘önleyici saldırının’ da düşünülebileceğini ve bunun elbette bir ‘savunma eylemi’ sayılabileceğini söyledi. George Orwell’i hatırlayan var mı? ‘Saldırı savunmadır, savaş barıştır!'” ifadelerini kullandı.
“Rusya savaşa hazır”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Rusya’nın Avrupa ile savaş başlatma niyetinde olmadığına dair “yanlış anlaşılmayacak bir netlikle” yanıt verdiğini belirten Zepp-LaRouche, “Putin bunu zaten yüzlerce kez vurgulamıştı. Ancak, Avrupa’nın kendisi böyle bir savaşı başlatırsa, Rusya’nın ‘derhal hazır’ olacağını ve böyle bir çatışmanın, Ukrayna’da kullanılan ‘cerrahi’ yaklaşımın aksine, çok hızlı bir şekilde Rusya’nın lehine sonuçlanacağını ekledi” dedi.
Zepp-LaRouche, Rus siyaset bilimci Sergey Karaganov’un 30 Ekim’de Moskova’da gazeteci Dr. Éva Péli’ye verdiği röportajda daha da doğrudan konuştuğunu belirterek, “Karaganov, Avrupa’da büyük bir savaş çıkarsa Avrupa’nın varlığının sona ereceğini belirtti” aktarımında bulundu.
Amerikan ve Rus hükümetlerinin savaşı müzakerelerle sona erdirmek için ciddi çabalar sarf ettiğini, buna karşın Almanya, Fransa, İngiltere, Polonya, Baltık ülkeleri ve AB Komisyonu’ndan oluşan “gönüllüler koalisyonu”nun Rusya’yı “stratejik yenilgiye” uğratmaya odaklanmaya devam ettiğini belirten Zepp-LaRouche, “Düşünen her insan için açık olmalıdır ki, insanlığın sonunu kabul etmeye istekli değilseniz, dünyanın en güçlü nükleer gücüne karşı bu imkansızdır” dedi.
Zepp-LaRouche, Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun Brüksel’deki NATO toplantısının ardından bu güçleri barış çabalarını engellemekle suçladığını, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın ise 6 Aralık’ta Kecskemét’te yaptığı açıklamada “Avrupalı liderlerin Rusya’ya karşı savaşa girmeye çoktan karar verdiklerini” söylediğini hatırlattı.
“Barış fırsatları sabote edildi”
Almanya’da savaşla ilgili her açıklamanın, “Putin kuklası” olarak etiketlenmemek için “Putin’in uluslararası hukuku ihlal eden sebepsiz saldırı savaşı” mantrasını tekrarlamak zorunda olduğunu ifade eden Zepp-LaRouche, buna karşın gerçeğin farklı olduğunu dile getirdi.
Zepp-LaRouche, “Küresel Güney genelinde ve Jeffrey Sachs, John Mearsheimer, Ray McGovern, Chas Freeman gibi birçok Amerikalı uzman arasındaki neredeyse oybirliğiyle kabul edilen görüş şudur: Savaşı tetikleyen, Soğuk Savaş’ın sonunda NATO’yu Doğu’ya ‘bir inç bile’ genişletmeme sözüne aykırı olarak, NATO’nun 1000 km’lik beş aşamalı Doğu’ya genişlemesidir” ifadelerini kullandı.
Zepp-LaRouche, 2022 başlarında Rus sınırına yakın saldırı silah sistemlerinin “fiilen tersine bir Küba Füze Krizi” yarattığını ve Putin’in yasal olarak bağlayıcı güvenlik garantileri taleplerinin görmezden gelindiğini belirtti.
Savaşın Mart 2022’de İstanbul Anlaşması ile sona erebileceğini ancak bunun dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson tarafından “kötü şöhretli bir şekilde sabote edildiğini” vurgulayan Zepp-LaRouche, eski Alman Genelkurmay Başkanı Harald Kujat’ın tespitlerine dikkat çekti.
Zepp-LaRouche, “Kujat’ın defalarca vurguladığı gibi, Ukrayna stratejik durumu tersine çevirecek bir konumda hiç olmadı. Cephe hatlarının çöktüğü, askerlerin ve zorla askere alınanların sürüler halinde firar ettiği ve uluslararası askeri uzmanların savaşın kaybedildiğini açıkça tartıştığı şu anda kesinlikle değil. Bu durumda, en üst düzey NATO subayının önleyici saldırılardan bahsetmesi son derece sorumsuzdur ve kolektif intihar çağrısı anlamına gelir” dedi.
Yıpratma savaşının sürdüğü yaklaşık dört yıl boyunca ne AB Komisyonu’nun ne de Avrupalı devlet başkanlarının savaşı müzakerelerle bitirmek için herhangi bir girişimde bulunmadığını belirten Zepp-LaRouche, “Aksine, Mart 2022’de İstanbul Anlaşması ile diplomatik bir çözüm pratik olarak kabul edildiğinde, Avrupa ve elbette dönemin ABD Başkanı Biden, Boris Johnson fırsatı ezerken sessizce izledi. Şimdi, savaşın Trump ve Putin tarafından sona erdirilebileceği ve iki büyük nükleer güç arasındaki ilişkilerin normalleştirilebileceği haklı bir beklenti varken, NATO önleyici saldırılardan bahsediyor!” tepkisini gösterdi.
“Küresel Güney düzeni değiştiriyor”
NATO’nun artık bir Atlantik savunma ittifakı olmadığını, Soğuk Savaş sonrasından beri izlenen tek kutuplu dünya düzenini savunmak için bir askeri kol olarak hareket ettiğini belirten Zepp-LaRouche, “Ancak bu düzenin yerini çoktan Küresel Güney ülkelerinin ortaklığı aldı. Bu ülkeler artık kolektif Batı’nın emperyal ve sömürgeci yapılarına boyun eğmeye istekli değiller; aksine BRICS ve ŞİÖ organizasyonlarıyla egemenlik, karşılıklı ve eşit kalkınmaya dayalı yeni bir dünya ekonomik düzeni inşa ediyorlar” dedi.
Zepp-LaRouche, “500 yıllık sömürgeciliği sona erdiren ve Küresel Çoğunluk uluslarının yoksulluk ve az gelişmişliğin üstesinden gelmesini sağlayan bu yeni dünya düzenine karşı çıkmamalıyız. Aksine bu ülkelerle işbirliği yapmalı ve böylece insanlık tarihinde yeni bir sayfa açmalıyız!” çağrısında bulundu.
Bu dönemsel değişim zamanlarında bölgesel krizlerin büyük bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıdığını belirten Zepp-LaRouche, Orta Doğu’daki felaketin ardından Japonya ve Çin arasında yeni ve tehlikeli bir gerilimin patlak verdiğini kaydetti.
Zepp-LaRouche, “Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, uluslararası hukukta tartışmasız olan Tek Çin politikasını sorguladı ve hatta Japonya’nın Tayvan’a askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi. Bu durum Hint-Pasifik bölgesinde Japon militarizminin yeniden canlanması endişesini artırıyor. Bu, Avrupa’da olanlara çok benziyor ve Sovyetler Birliği’nde 27 milyon, Çin’de 35 milyon ölüme neden olan İkinci Dünya Savaşı’ndaki Mihver güçlerinin ortak eylemlerine dair en korkunç anıları canlandırıyor” ifadelerini kullandı.
İki dünya savaşından ders çıkarılması gerektiğini vurgulayan Zepp-LaRouche, Soğuk Savaş’ın sonunda yanlış yola sapıldığı noktaya geri dönülmesi gerektiğini savundu.
Zepp-LaRouche, “O zamanlar artık bir düşman yoktu, bu yüzden yeni bir uluslararası barış düzeni kurmak çok kolay olurdu. Bugün, 35 yıl sonra, ‘tarihin sonu’ şeklindeki kibirli ve kısa ömürlü öngörünün tamamen yanılgı olduğu ve tek kutuplu bir dünya düzeni kurma girişiminin muazzam bumerang etkisi ortadadır” dedi.
Her ülkenin NATO’dan çekildiğini duyurması ve aynı zamanda Vestfalya Barışı geleneğinde yeni bir konferans toplaması gerektiğini belirten Zepp-LaRouche, “Bu konferansta, bu gezegendeki her ulusun çıkarlarını dikkate alan yeni bir uluslararası güvenlik ve kalkınma mimarisi geliştirilmelidir” önerisinde bulundu.
“Gençler savaşı reddediyor”
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Küresel Yönetişim Girişimi ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in Avrasya güvenlik mimarisi fikriyle benzer yaklaşımlar sergilediğini hatırlatan Zepp-LaRouche, “Almanya’da gençlerin okul grevine katılması da bir umut kaynağıdır; çünkü onlar ne top yemi olarak hizmet etmek ne de yabancı ülkelerdeki insanları vurmak istiyorlar” dedi.
İnsanlığın evrensel tarihinde, sadece yarım bin yıllık sömürgeciliği değil, 20. yüzyılda iki dünya savaşına yol açan jeopolitik zihniyeti de geride bırakması gereken bir noktaya ulaştığını belirten Zepp-LaRouche, sözlerini şöyle tamamladı:
“İngiliz İmparatorluğu’nun ideologu Thomas Hobbes’un inandığı gibi, her zaman bir düşmana ihtiyacımız olduğu, insanın insanın kurdu olduğu şeklindeki barbarca fikri sonsuza dek geride bırakmalıyız. İnsanlığa dair bu barbarca görüş, NATO’nun ‘Öngörüden Savaşa’ (From Foresight to Warfight) adlı tanıtım videosunda şu şekilde ifade ediliyor: ‘Savaş her zaman temel bir insan uğraşı olarak kalacaktır. Rakibin duygularını ve anlayışını manipüle etmek, alanlarımıza erişimi engellemek kadar önemli olacaktır. İnsan zihni başlı başına bir savaş alanı olacaktır.’ Bu videoyu izleyip de bu hastalıklı dünya görüşünü reddetmeyen herkes, kendi zihni için verdiği savaşı çoktan kaybetmiştir. Evrende yaratıcı akılla donatıldığı bilinen tek tür biziz ve şimdi yeni bir düzen kurarken tek insanlık fikrini ilk sıraya koyarak bu aklı kullanmalıyız.”
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak











