Bizi Takip Edin

Diplomasi

CSIS raporu: ABD’nin mühimmat stokları hızla tükeniyor

Yayınlanma

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan yeni rapor, İran ile yürütülen savaşın ABD mühimmat envanterini kritik seviyelere düşürdüğünü ortaya koydu. Raporda, mevcut çatışmaların sürdürülebilirliği noktasında kısa vadeli bir risk görülmese de, özellikle Çin ile olası bir çatışma ve müttefiklere yönelik tedarik zinciri konusunda ciddi bir zafiyetin oluştuğu vurgulandı.

Washington merkezli prestijli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), Amerika Birleşik Devletleri mühimmat envanterinin güncel durumuna dair kapsamlı ve uyarıcı bir rapor yayımladı.

1962 yılında kurulan ve küresel güvenlik politikaları konusunda dünyanın en etkili analiz merkezlerinden biri olarak kabul edilen merkez, “Son Mermiler mi? İran Savaşı Ateşkesinde Kritik Mühimmatların Durumu” başlıklı çalışmasında, ABD ordusunun cephaneliklerindeki kritik boşlukları gözler önüne serdi.

Raporda, İran ile yürütülen çatışmalarda Tomahawk, Patriot ve diğer stratejik füzelerin yüksek harcama oranlarına dair raporların ortaya çıkmasıyla birlikte, ABD mühimmat envanterinin statüsüne ilişkin endişelerin yoğunlaştığı belirtildi.

CSIS analistleri, yedi ana mühimmat türü üzerinde yaptıkları incelemede, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu savaşı her türlü makul senaryo altında sürdürmeye yetecek kadar füzesine sahip olduğunu saptadı.

Ancak raporda, “Asıl risk, gelecek yıllar boyunca devam edecek olan gelecekteki savaşlarda yatmaktadır” tespiti yapılarak, mevcut tablonun uzun vadeli stratejik planlamalar için bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi.

“Mühimmat stokları savaş durumuna getiriliyor”

Kuruluşun verilerine göre, ateşkes öncesindeki 39 günlük hava ve füze harekatı boyunca Amerikan kuvvetleri, envanterdeki en pahalı ve sofistike sistemleri yoğun bir şekilde kullandı.

İncelenen yedi kritik mühimmattan dördü için Amerika Birleşik Devletleri, savaş öncesi stoklarının yarısından fazlasını tüketmiş olabilir.

Raporda, “Yedi mühimmat türü için savaş öncesi seviyelere geri dönmek, üretim hattındaki füzelerin teslim edilmesiyle bir ila dört yıl sürecektir” bilgisine yer verildi. Bu füzelerin sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Batı Pasifik’te yaşanabilecek potansiyel bir çatışma için de hayati önem taşıdığı vurgulandı.

CSIS analistleri, mühimmat krizinin sadece İran savaşıyla başlamadığını, ancak bu süreçle birlikte derinleştiğini savundu.

Raporda, “İran savaşından önce bile mühimmat stokları, denk bir rakiple yapılacak bir mücadele için yetersiz görülüyordu; bu açık şimdi daha da keskinleşti ve Çin ile yapılacak bir savaşa uygun seviyelerde stok oluşturmak ek zaman alacaktır” ifadeleri kullanıldı.

Azalan envanterin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ukrayna ve bu sistemleri kullanan diğer müttefiklerine yönelik Patriot, Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) ve Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) tedarikini de doğrudan etkileyeceği öngörülüyor.

“Düşük maliyetli alternatifler envanteri destekleyebilir”

Raporda, bazı kritik mühimmatlarda kıtlık yaşanmasına rağmen, birçok mühimmat türünün kabul edilebilir envanter seviyelerine sahip olduğu kabul edildi. Bu durum, en kritik füzeler azalsa veya tükense bile Amerika Birleşik Devletleri’nin mücadeleye devam edebileceği anlamına geliyor.

Kara saldırı mühimmatları için mevcut alternatiflerin çok daha ucuz olduğu, ancak aynı patlayıcı gücü sağladığı belirtildi. Maliyet farkını örneklendirmek amacıyla raporda, “Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı güdüm kiti takılmış bir bombanın maliyeti 100 bin dolardan azken, bir Müşterek Hava-Satıh Ayrılma Füzesi’nin (JASSM) maliyeti 2,6 milyon dolardır” denildi.

Her iki sistemin de yaklaşık 450 kilogramlık yükleri hassas bir şekilde hedefe ulaştırabildiği, ancak ucuz alternatiflerin menzilinin daha kısa olduğu ve bu durumun fırlatma platformlarını daha fazla tehlikeye attığı kaydedildi.

Bu mühimmatların yaygın olarak kullanılabilmesi için hava üstünlüğünün şart olduğu belirtilen analizde; Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı (JDAM), Müşterek Hava-Kara Füzesi (JAGM) ve Küçük Çaplı Bomba (SDB) gibi sistemlerin envanter durumları ve birim maliyetleri detaylandırıldı.

Raporda ayrıca, insansız hava araçlarına ve seyir füzelerine karşı koymak için geliştirilen düşük maliyetli durdurucuların önemine değinildi.

“Japonya’ya yapılacak teslimatlar gecikebilir”

CSIS raporu, yedi kritik mühimmatı iki grupta topluyor: Uzun menzilli kara saldırı sistemleri ve hava-füze savunma sistemleri. Bu mühimmatların savaşta oldukça etkili olduğu, ancak buna bağlı olarak harcama oranlarının da yüksek seyrettiği bildirildi.

Trump yönetiminin mühimmat stoklarını bir “savaş durumuna” sokmak ve üretimi artırmak için endüstri ile bir dizi anlaşma duyurduğu hatırlatılan raporda, “Başkan’ın 2027 mali yılı bütçe talebindeki büyük miktardaki mühimmat talebi, envanteri yeniden inşa etme ve genişletme aciliyetinin altını çizmektedir” tespiti yapıldı.

Ancak geçmişteki düşük siparişler nedeniyle yakın vadeli teslimatların oldukça sınırlı olduğu uyarısı yapıldı. Raporda, “Kongre talep edilen 2027 mali yılı fonlarını tahsis etse bile, bu füzelerin teslim edilmesi yıllar alacaktır” denildi.

Bu durumun uluslararası yansımaları da raporda geniş yer buldu. Özellikle Japonya’nın durumu hakkında, “Japonya’ya, İran savaşı nedeniyle 400 Tomahawk füzesinin teslimatının gecikebileceğinin söylendiği bildirildi” bilgisi paylaşıldı.

Bu durumun, Japonya’nın Çin’e karşı daha güçlü bir askeri kapasite inşa ettiği bir dönemde, ABD’nin Batı Pasifik’teki konumuna bir darbe vurduğu ifade edildi.

“Hassas Vuruş Füzesi envanterinin tamamı harcanmış olabilir”

Kara hedeflerine karşı kullanılan uzun menzilli hassas mühimmatlar, özellikle güçlü hava savunmasına ve geniş seyir ile balistik füze envanterine sahip olan Çin ile girilecek bir çatışmada paha biçilemez görülüyor.

Raporda yer alan verilere göre, ateşkes yürürlüğe girmeden önceki 39 gün içinde ABD kuvvetleri 13 binden fazla hedefi vurdu. Tomahawk füzelerinin harekatın ilk ayında 850’den fazla fırlatıldığı, ateşkes anına kadar bu sayının bini aştığı aktarıldı.

Daha yeni bir sistem olan Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) konusundaki veriler ise daha karamsar bir tablo çiziyor.

2023 yılında teslimatları başlayan bu sistemin envanterinin oldukça kısıtlı olduğu belirtilen raporda, “Bir Ordu yetkilisinin, Hassas Vuruş Füzesi envanterinin tamamının İran savaşında harcandığını paylaştığı bildirildi, ancak diğer yetkililer envanterde hala bir miktar mühimmat kaldığını savunuyor” denildi. Bu durumun, Ukrayna gibi müttefiklerin bu füzeyi alma şansını yakın gelecekte ortadan kaldırdığı vurgulandı.

“THAAD füzeleri envanterdeki en kritik noktadır”

Hava ve füze savunma sistemleri grubunda ise Standart Füze 3 (SM-3), Standart Füze 6 (SM-6), THAAD ve Patriot sistemleri incelendi. Bu mühimmatların Batı Pasifik’te hayati öneme sahip olduğu, ancak yüksek maliyetleri ve kıtlıkları nedeniyle dronlara karşı savunma için uygun olmadıkları belirtildi.

Özellikle THAAD sistemi hakkında raporda, “Yedi kritik mühimmat arasında THAAD durdurucuları, düşük envanterleri ve alternatiflerinin olmaması nedeniyle en kritik olanıdır” değerlendirmesi yapıldı.

THAAD durdurucu füzelerinin teslimatlarının Ağustos 2023’ten bu yana yapılmadığı ve ancak Nisan 2027’ye kadar yeniden başlamasının beklendiği kaydedildi.

Ayrıca, füzelerin ötesinde, THAAD bataryalarına hedefleme verisi sağlayan radar sistemlerinin (AN/TPY-2) olası hasar veya kaybının bir yetenek açığı yaratacağı ve bunların yerine konulmasının uzun zaman alacağı uyarısı yapıldı. Raporda, Amerika Birleşik Devletleri’nin şu ana kadar sadece 13 adet radar teslim aldığı bilgisi verildi.

“Ortadoğu’da atılan her Patriot, Ukrayna için bir kayıptır”

Patriot hava savunma sistemi üzerindeki baskı, raporun en dikkat çekici kısımlarından birini oluşturuyor. Mevcut sürüm olan PAC-3 MSE füzelerinin 18 farklı ülke tarafından kullanıldığı ve bu nedenle yüksek talep gördüğü belirtildi.

Yıllık üretimin yaklaşık yarısının müttefiklere destek için gittiği hatırlatılan raporda, Ukrayna’nın da büyük bir kullanıcı olduğu ve savaş boyunca 600’den fazla füze aldığı kaydedildi.

Lockheed Martin’in yıllık üretim kapasitesini 600’den 2 bin adede çıkarmayı planladığı ancak bu artış gerçekleşene kadar ABD’nin zorlu tercihlerle karşı karşıya kalacağı ifade edildi.

Raporda, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin şu sözlerine atıfta bulunuldu: “Devlet Başkanı Zelenskiy, Ortadoğu’da ateşlenen her Patriot’un, Ukrayna’nın elde edebileceği bir füze eksiği olduğuna dikkat çekti.” Bu durumun, İsviçre gibi diğer müttefikleri alternatif sistemler aramaya ittiği bildirildi.

“Teslimat süreleri dört yılı aşan bir süreci kapsıyor”

Bütçe taleplerinin fiili füzeye dönüşme sürecindeki lojistik ve endüstriyel zorluklar raporun teknik analiz kısmında ayrıntılandırıldı. Kongre’nin ödenek ayırmasından sonra bile füzelerin sahaya ulaşmasının yıllar aldığı belirtildi.

Tarihsel olarak üretim teslim süresinin yaklaşık 24 ay olduğu, ancak son yıllarda talebin kapasiteyi aşmasıyla bu sürenin 36 ay ve üzerine çıktığı saptandı.

Bütün bir partinin üretim süresi de eklendiğinde, toplam teslimat süresinin yaklaşık 52 ayı, yani dört yılı bulduğu belirtildi.

Raporda, “Birçok sistem üretim kapasitesiyle sınırlıdır, bu nedenle imalat teslim süresi daha da uzundur” denildi. Öte yandan, önceki hükümet döneminden bu yana devam eden finansman desteğinin üretim oranlarını artırdığı ve döngü süresinin kısalacağı yönünde iyimser bir not da düşüldü.

“LUCAS düşük maliyetli ve hassas saldırı imkanı sağlıyor”

Yüksek maliyetli ve düşük envanterli sistemlerin yarattığı dinamikler, uzmanları düşük maliyetli sistemler inşa etmeye yöneltti.

Raporda, ABD ordusunun İran’ın Şahid-136 dronunu kopyalayarak geliştirdiği Düşük Maliyetli Mürettebatsız Muharebe Saldırı Sistemi (LUCAS) hakkında bilgiler verildi. Yaklaşık 35 bin dolar maliyeti olan bu sistemin, yaklaşık 800 kilometrelik bir menzile sahip olduğu ancak yaklaşık 18 kilogramlık küçük bir harp başlığı taşıdığı belirtildi.

Dronlara karşı koyma konusunda ise APKWS, Roadrunner ve Coyote gibi düşük maliyetli yöntemlerin geliştirildiği, ancak ABD’nin hala yeterli sayıda ucuz durdurucuya sahip olmadığı saptandı.

Raporda, “Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkeleri, durdurma işlemlerini gerçekleştirmek için silahlı helikopterler, sabit kanatlı uçaklar ve hava-hava füzeleri kullanmıştır; bu füzelerin (AIM-120) bazılarının tanesi 1 milyon dolara mal olmaktadır” bilgisi verildi.

Ucuz bir dronu durdurmak için 1 milyon dolarlık füze kullanmanın uzun vadeli bir çözüm olmadığı vurgulandı.

“Risk, bir sonraki savaşta ortaya çıkacaktır”

CSIS raporu, mühimmat stoklarının bu kadar tükenmiş olmasına rağmen ABD’nin mevcut savaşı nasıl sürdürebildiği sorusuna da yanıt verdi. Bu durumun, savaşın ilk günlerindeki yoğun harcamanın dramatik bir şekilde düşmesinden kaynaklandığı açıklandı.

İran’ın dron ve füze saldırılarının ilk haftadan sonra yüzde 80’den fazla azaldığı, ABD’nin de kara saldırılarında pahalı sistemlerin yerine daha bol bulunan ucuz mühimmatlara geçtiği belirtildi.

Buna rağmen, azalan stokların yakın vadeli bir risk oluşturduğu yinelendi. Raporda, “Çin gibi yetenekli ve denk bir rakibe karşı yapılacak bir savaş, mühimmatı bu savaştakinden daha yüksek oranlarda tüketecektir” uyarısı yapıldı.

Savaş öncesi stokların zaten yetersiz olduğu, bugünkü seviyelerin ise gelecekteki bir çatışmada ABD operasyonlarını ciddi şekilde kısıtlayacağı savunuldu.

Sonuç olarak rapor, mevcut hükümetin “şu an içinde bulunulan savaşı kararlı bir şekilde kazanmanın, asla gerçekleşmeyebilecek gelecekteki bir savaş için kapasite saklamaktan daha önemli olduğu” teorisini benimsediğini belirtti.

İran’a yönelik saldırılar sona erdiğinde, Ortadoğu’ya gönderilen deniz varlıklarının Pasifik’e döneceği ancak mühimmat stoklarının istenilen seviyelere ulaşmasının uzun yıllar alacağı ifade edildi.

Raporda, “Mühimmat envanterleri toparlanmaya başlayacaktır, ancak tükenmiş stokları geri getirmek ve ardından istenen seviyelere ulaşmak uzun yıllar alacaktır” denilerek stratejik sabır ve endüstriyel dönüşümün gerekliliğine vurgu yapıldı.

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English