Avrupa
İtalyan hükümeti Marx’ı müfredattan çıkarmak istiyor

İtalya’nın okul müfredatında, Karl Marx’ın öğretilmesini kaldırırken muhafazakâr İtalyan düşüncesini öne çıkaracak şekilde önerilen değişiklikler şiddetli tepkilerle karşılandı.
İtalyan öğrencilerin yarısından fazlasının ders aldığı ortaöğretim felsefe müfredatına ilişkin eğitim bakanlığının önerileri, Marx, Fichte, Schelling veya Spinoza gibi düşünürleri kapsamıyor.
Öte yandan, müfredatta yer alması planlanan isimler arasında, Benito Mussolini döneminde eğitim bakanlığı görevini üstlenen ve 1932 yılında diktatörle birlikte “Faşizm Doktrini” adlı eseri kaleme alan filozof Giovanni Gentile de bulunuyor.
Bu öneriler, Giorgia Meloni liderliğindeki aşırı sağcı hükümetin, İtalya’nın “kültürel hegemonyasını” ya da egemen ideolojik normlarını değiştirmeye çalıştığı yönünde suçlamalara yol açtı.
Bu kavram, müfredattan çıkarılan düşünürlerden biri olan İtalyan Marksist Antonio Gramsci tarafından geliştirilmişti.
Örneğin Venedik Ca’ Foscari Üniversitesi’nde siyaset felsefesi profesörü olan Giorgio Cesarale, “Bunun arkasında siyasi bir motivasyon olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Cesarale, çevrimiçi ortamda 14.000’den fazla destekçi toplayan ve söz konusu önerilere itiraz eden açık mektubu imzalayan 60 filozoftan biri.
Cesarale şöyle konuştu:
“Meloni hükümeti, birkaç yıldır kendilerinin ‘yeni kültürel hegemonyası’ olarak adlandırdıkları şeyi çeşitli yollarla dayatmaya çalışıyor. Solcu ya da Katolik-demokratik hegemonyayı muhafazakâr düşüncenin hegemonyasıyla değiştirmemiz gerektiğine inanıyorlar ve bunu, kültür kurumlarındaki üst düzey pozisyonları işgal ederek ve felsefe öğretimine modern dünyanın büyük rasyonalist, seküler, ateist, materyalist ve Marksist düşüncesine doğrudan zıt bir yaklaşımı dahil ederek gerçekleştiriyorlar.”
Kültürel hegemonya fikri, İtalyan düşünür Gramsci tarafından, Mussolini’nin faşist rejimi tarafından hapsedildiği sırada yazdığı Hapishane Defterleri’nde geliştirilmişti.
Hükümetin kültür bakanı Alessandro Giuli, eski bir gazeteci ve aşırı sağcı bir aktivist olup, kültürel hegemonyayı sağcı bir bakış açısıyla ele alan “Gramsci Yaşıyor” adlı kitabın yazarı.
2010 yılında son müfredat kılavuzuna dahil edilen ve Gramsci’yi de içeren bir modül, yeni versiyonda ortadan kalktı.
Roma Tre Üniversitesi’nde doçent olan Francesco Toto, “Marx olmadan hiçbir şey anlayamazsınız, çünkü o zamandan beri felsefenin büyük bir kısmı Marx ile veya Marx hakkında bir diyalogdur. Moderniteyi, işçilerin veya sömürge halklarının özgürlük için verdikleri çeşitli mücadeleleri anlayamazsınız. Onu kaldırmak, tarihin önemli bir bölümünü ortadan kaldırmak anlamına gelir, ama aynı zamanda son iki yüzyıldaki özgürlük ve eşitlik umutlarını da ortadan kaldırmak anlamına gelir,” dedi.
Öneriler yeni olarak ayrıca felsefede kadınların etkisini de içeriyor fakat önerilen düşünürler listesi yüzeysel ve dini mistiklere odaklandığı için eleştirildi.
Planları savunmak için, bunların hazırlanmasından sorumlu bakanlık komisyonu başkanı Loredana Perla, bunların “demokratik bir danışma” sürecinin parçası olduğunu ve “her katkının dikkate alınacağını” söyledi.
İtalyan anayasasında öğretim özgürlüğü korunuyor ve öğretmenler bu önerilerden sapma özgürlüğüne sahip olacaklar, zira öneriler “zorunlu bir liste dayatma niyeti olmaksızın” kılavuz niteliğinde tasarlanıyor.
Bununla birlikte eleştirmenler, ders kitabı yayıncılarının bu kılavuzlara yine de harfiyen uyacağını ve öğretmenlerin okullar içinde bu kılavuzlara uymak için baskı altında kalacağını belirtiyorlar.
Örneğin Urbino Üniversitesi’nden doçent Stefano Visentin şunları söyledi:
“Bakanlık kılavuzları, elbette ki sadece kılavuz niteliğinde. Bununla birlikte, özellikle okul yönetimi bu baskıyı artırırsa, öğretmenlerin buna direnemeyebileceği ve bu durumun öğretmenler üzerinde baskı yaratacağı açık.”
Felsefe, İtalyan klasik liselerinde zorunlu bir temel ders. Okul öğrencilerinin yarısından biraz fazlası bu okullara devam ederken, geri kalanı teknik veya mesleki okullara gidiyor.
Bu, idealist bir filozofken faşist dönemde bakan olan Gentile’nin mirası sayılıyor. Gentile, 1923’teki bir reformla bu sistemi getirmiş ve klasik liselerin, egemen sınıfların çocuklarına klasik eserler ve felsefi düşünce konusunda bir temel kazandırmasını amaçlamıştı.
Cesarale şu noktaya dikkat çekiyor:
“Bu nedenle felsefe öğretimini değiştirmek çok önemli bir siyasi adımdır. Bu, hassas bir noktaya dokunuyor; eğitimi bir bütün olarak farklı bir yöne yönlendiriyor ve geleceğin yöneticileri olacak genç erkek ve kadınları şekillendiriyor.”
Tartışma, ulusal okul müfredatında önerilen revizyonla ilgili son patlak veren tartışma.
Öneriler, dünya tarihi ve diğer medeniyetlerin daha kapsamlı incelenmesinin aksine, İtalyan, Avrupa ve Batı tarihini tarih müfredatının merkezine geri yerleştiriyor. Bu, planda çok bilinçli bir seçim olarak tanımlanıyor.
Tekliflere göre bu karar, “bu tarihin dünya meselelerinde sahip olduğu ve sahip olmaya devam ettiği muazzam öneme” dayanıyor:
“Bu tarih, evrensel olarak benimsenen modern devlet biçimlerini, bilimsel araştırma ve ilerlemenin teorik öncüllerini, insan hakları ve özgürlüklerinin temellerini ve hatta tarih kavramının kendisini sağlamıştır.”
Öğretmenler ve eski üniversite öğretim üyeleri, liselerdeki yeni felsefe müfredatlarından memnun değil: Massimo Cacciari, Giuseppe Licata ve Gaetano Lettieri’nin de aralarında bulunduğu 60 profesör ve entelektüel, açık mektupta Marx, Spinoza, Fichte ve Schelling gibi yazarların müfredatta yer almadığından şikayet ediyor.
Bu düşünürlerin müfredattan çıkarılmasını öğrencilerin kültürel ve eleştirel eğitimi açısından bir “felaket” olarak gören grup, eleştirel düşünceyi ve karmaşıklığı anlamayı geliştirmek için felsefenin gerekli olduğunu ve bu nedenle müfredatta önemli ve kaliteli bir yer alması gerektiğini savunuyor.
Açık mektubu imzalayanlara göre, yeni müfredatlarda yer alan yazarlar listesi, “geri çekilmekte olan bir hükümetin, yasama dönemi neredeyse sona ererken okullar dünyasına, öğretmenlere ve her şeyden önce yeni nesillere zehirli bir köfte olarak bırakmaya çalıştığı o hayali ‘kültürel hegemonyası’ projesine fazlasıyla borçlu.”
Okul Müfredatını Gözden Geçirme Komisyonu Başkanı ve eğitimci Loredana Perla, yanıtında öncelikle çağrıyı imzalayanlara düşünceleri için teşekkür ediyor ve şöyle diyor:
“Aslında şu anda. Ulusal Yönergelerin en iyi şekilde formüle edilmesiyle ilgilenen tüm kişilerle demokratik bir istişare süreci yürütülüyor ve her türlü katkı dikkate alınacak.”
Ardından, son günlerde İtalya’da felsefe ile ilgilenen tüm derneklerle uzun bir toplantı yapıldığını ekliyor ve “Bu toplantı kapsamında, Yönergelerin formülasyonuna yönelik takdirin yanı sıra, değişiklikler için yararlı önerilerde bulunuldu,” diyor.
Taslak, 31 Mayıs’a kadar çevrimiçi olarak görüşe açık. Hedef, reformu 2027/28 öğretim yılından itibaren uygulamaya koymak.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını4 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Diplomasi1 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Dünya Basını3 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Asya2 hafta önceRusya’nın benzin talebine Hindistan’dan ret
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor











