Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Demokrat Partili Emanuel, Tel Aviv’de Netanyahu hükümetini “şoke etti”

Yayınlanma

Obama yönetimi döneminde Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmış Rahm Emanuel, Tel Aviv’de İsrail hükümetine yönelik sert mesajlar verdi.

2028 seçimlerinde Demokratların başkan adayları arasında da adı geçen Emanuel’e göre İsrail, Amerika’yı müttefiki olarak korumak istiyorsa değişmek zorunda.

Emanuel, Tel Aviv Üniversitesinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Şüphesiz ki ittifak bir dönüm noktasında. Eski haliyle ayakta kalamaz ya da varlığını sürdüremez. Bağlarımızın gücünü korumak için önemli değişikliklere ve yeni bir yöne ihtiyacımız var.”

Emanuel’e göre sorun, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimindeki İsrail’in “modern bir Sparta” haline gelmiş olması: Yani, “Filistinlileri ayakları altında ezmekten başka bir alternatif görmeyen, militarist ve yayılmacı bir devlet.”

Emanuel’e göre böyle bir ülke, ABD’den aldığı “koşulsuz desteği” hak etmiyor; hatta bu, “jeopolitik açıdan bir alkoliğe votka vermekle eşdeğer”:

“Koşulsuz destek, Gazze’deki masum Filistinlilere gıda ve tıbbi yardım sağlamayı reddetmenize olanak tanıdı; bu da dünyanın, İsraillilerin sadece Filistinlileri öldürmekle kalmayıp, onların ölümüne, yok edilmesine ve acı çekmesine tamamen kayıtsız kaldıkları sonucuna varmasına neden oldu.”

Demokrat Partili, bunun yerine, ABD’nin İsrail’i “daha iyi bir versiyonu olmaya zorlaması” gerektiğini söyledi.

Netanyahu’yu savaşı sona erdirmek için diplomatik çabaları ilerletme konusunda yeterince adım atmadığı için eleştiren Emanuel, “İsrail’e verilen destek dünya çapında hızla azalıyor” diye belirtti ve şöyle devam etti:

“Avrupa’yı kaybettiniz. Bilim insanlarınız uluslararası araştırma ağlarından dışlanma riskiyle karşı karşıya. Sanatçılarınız ve akademisyenleriniz sergilere ve konferanslara kabul edilmiyor.”

AP’nin aktardığına göre konuşmasından önce verdiği bir röportajda Emanuel, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısına karşı sürdürdüğü askeri tepkinin, “Filistinlilerin hayatına karşı pervasız ve umursamaz bir tutum sergilediğini; sadece askeri harekâtın değil, gıda ve ilacı askeri hedeflerinize ulaşmak için bir araç olarak kullanmanın da” olduğunu söyledi.

Bazı insan hakları örgütleri tarafından yöneltilen ve İsrail ile ABD hükümetleri tarafından reddedilen “İsrail’in soykırım işlediği” iddiası sorulduğunda Emanuel, bu sorunun Ukrayna ve Sudan’daki çatışmalar da incelenmeden tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi:

“Bu tartışmayı yapmaya hazırım ama bunun siyasallaştırılmaması gerektiğini ve böylece soykırım kavramının etkisinin sulandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Bu, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik terörizmi mümkün kılan İsrailli siyasi ve iş dünyası liderlerine yaptırım uygulamak, İsrail’e verilen ABD askeri yardımını sonlandırmak ve diğer Arap ülkelerinin desteğine dayalı olarak Filistinlilerle barış müzakereleri için yeni bir çerçeve oluşturmak anlamına geliyor.

Barack Obama ve Joe Biden, çeşitli konularda Netanyahu ile çatışmış olsalar da, her ikisi de bu anlaşmazlıkları çoğunlukla özel tutmaya çalışmış ve İsrail’in yanlış davranışlarını cezalandırmaya yönelik kamuoyuna açık adımlarını nispeten sınırlı tutmuşlardı.

Birçok yönetim Filistin devleti kurulmasını talep edip Batı Şeria’daki yeni yerleşim yerlerine karşı çıkmış olsa da, İsrailli liderlere yaptırım uygulamak ve askeri yardımı kesmek tamamen gündem dışı kalmıştı.

Emanuel’in bu konuşması Demokratların içine doğru yapılmış gibi görünüyor, çünkü eski Beyaz Saray yöneticisi aslında Filistinlilerin acılarını pek de önemseyen biri değil: Obama’nın danışmanı Ben Rhodes, anı kitabı The World as It Is’de, Emanuel’in yönetim içi tartışmalarda Filistinlilere yönelik endişelerini defalarca alay konusu yaptığını hatırlatıyor.

Emanuel, Rhodes’a “Hamas” lakabını takmış ve danışmanı, “çocuğumun İsrail’de lanet olası bar mitzvah törenini yapmasını imkansız hale getirmekle” suçlamış.

Emanuel gibi Yahudi bir Demokrat’ın artık bir zamanlar marjinal kabul edilen söylem ve politikalara rahatça uyum sağlaması, Demokratlar arasında eski İsrail yanlısı konsensüsün artık tamamen ortadan kalktığının bir göstergesi olarak görülüyor.

Nitekim eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Emanuel’in konuşmasını kendi X hesabından övgüyle paylaştı.

Vox’un aktardığına göre bu yılın neredeyse tamamında Rahm Emanuel, Demokrat ön seçimlerinde “merkez kanadı” ele geçirmek için kendini konumlandırdı.

Birbiri ardına verdiği röportajlarda, partinin popüler olmayan trans konularına, polisin bütçesinin kesilmesine ve kapitalizmin ortadan kaldırılmasına takıntılı solcu aktivistlerin aşırı etkisine kapıldığını savundu.

Emanuel bunun yerine, partinin “orta sınıf değerlerine” ve “iktisadi meselelere” yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor. Yani sosyal meselelerin önceliğinin azaltılması, sınır denetimlerinin güçlendirilmesi ve refah devletinin genişletilmesi.

Geçmişte, bu tür bir merkezci aday neredeyse istisnasız olarak İsrail yanlısı bir tutum sergilerdi: koşulsuz askeri yardım ve diplomatik destek.

Demokrat başkanlar, Temsilciler Meclisi başkanları ve Senato çoğunluk liderleri, AIPAC’ın yıllık konferansına düzenli olarak katılırlardı ve bu da İsrail yanlısı lobinin tutumuyla aynı çizgide olduklarını gösterirdi.

Bu eski yaklaşım kamuoyunu yansıtıyordu. Çoğu Amerikalı, ABD-İsrail ittifakını geniş ölçüde destekliyordu ve bu durum on yıllardır böyleydi.

Siyasetin “ortadaki seçmeni” kazanmaya odaklanması gerektiği şeklindeki temel merkezci eğilim, İsrail’in lehine işliyordu.

Bu da hem Obama’nın hem de Biden’ın, görev süreleri boyunca Netanyahu’ya yönelik hayal kırıklıklarını ve politika konusundaki çatışmalarını olabildiğince gizli tutmalarına yol açtı.

Fakat Gazze savaşının sonucu her şeyi değiştirdi. Şubat ayında, Gallup’un yıllık anketi, anket tarihindeki ilk kez daha fazla Amerikalının Filistinlilere sempati duyduğunu ortaya koydu.

Daha yeni bir Pew anketi, Amerikalıların yüzde 62’sinin İsrail hükümetine karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi.

Bu yeni Amerikan düşmanlığı ezici bir çoğunlukla Demokratlar tarafından besleniyor. Pew verilerine göre Demokratların yalnızca yüzde 16’sı İsrail hükümetine karşı olumlu bir bakış açısı sergiliyor.

Vox’a göre “tam bir merkezci” olan Emanuel, eskiden Demokratlar arasında “aşırı sol”un pozisyonu olarak görülen (yani Amerika’nın nüfuzunu kullanarak İsrail’i daha iyiye doğru değişmeye zorlaması gerektiği yönündeki) görüşün artık merkezin pozisyonu olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Bu, parti içindeki eski İsrail yanlısı konsensüsün ölmekte olduğunun ve onun yerine yeni bir şeyin ortaya çıktığının en son işareti.

Emanuel’in bu sözleri, bir zamanlar ABD Temsilciler Meclisi’nin ilk Yahudi başkanı olma hedefleri olan Emanuel’i “kendinden nefret eden bir Yahudi” olarak nitelendirmesiyle tanınan Netanyahu’dan benzer şekilde sert bir tepkiye yol açabilir.

Ortadoğu

Süveyş’teki petrol trafiğindeki toparlanma, gerçek sorunları gizliyor

Yayınlanma

Süveyş Kanalı trafiği Kızıldeniz krizi başladığından bu yana en yoğun seviyesine ulaştı ama artan tanker hareketleri, çatışmalar ve yaptırımların şekillendirdiği dengesiz bir toparlanmayı gölgeliyor.

AGBI’nin denizcilik haber kaynağı Lloyd’s List’ten aktardığına göre, ham petrol tanker tonajı Ekim ayında 2023 yılı aylık ortalamasını aştı.

Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılardan kaçınmak için Yanbu üzerinden yön değiştiren Suudi ihracatı ile Hindistan’a giden Rus petrolü, ham petrol tanker tonajının üç yıl önce Ensarullah saldırılarının başlamasından önceki seviyelerin üzerine çıkmasına katkıda bulundu.

Lloyd’s List’in genel yayın yönetmeni Richard Meade, o ay kanal üzerinden geçen büyük ham petrol tankerlerinin yaklaşık onda dördünün yaptırım uygulanan gemiler olduğunu belirtti.

Tonaj rakamları, taşınan petrol miktarından ziyade gemilerin taşıma kapasitesini ölçer ve balastla seyreden gemileri de içerir.

Sektör kaynaklarına göre, yeniden faaliyete geçen konteyner seferleri de trafiği artırıyor. Fakat tüm gemi türlerine ait toplam tonaj, isyancıların saldırıları nedeniyle nakliye şirketlerinin rotalarını Güney Afrika’nın güneyinden geçecek şekilde değiştirmeye başlamasından önceki Ekim 2023 seviyelerinin yaklaşık üçte biri altında kaldı.

Lloyd’s List’in denizcilik istihbarat ve araştırma direktörü Bridget Diakun, brifingde “Süveyş Kanalı, Husi milislerinin Kızıldeniz’de gemilere saldırmaya başladığından bu yana en yoğun dönemini yaşıyor. Özellikle konteyner gemileri arasında bir toparlanma görüyoruz,” dedi.

Diakun, tonaj açısından tanker trafiğinin kriz öncesi seviyelerin bile üzerine çıktığını da sözlerine ekledi.

Kanal, Eylül ayındaki 1.228 ve bir yıl önceki 998 geçiş sayısından artış göstererek Ekim ayında 1.338 geçiş kaydetti.

Toplam gemi tonajı, bir önceki aya göre yüzde 18, bir önceki yıla göre ise yüzde 63 artışla 126 milyon detveyt ton seviyesine ulaştı.

Ekim ayında ham petrol tankerlerinin tonajı 47 milyon detveyt ton olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılının Ocak ile Kasım ayları arasındaki aylık ortalama 44 milyon detveyt ton ile karşılaştırıldığında daha yüksek.

Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattını kullanarak ham petrolü Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Kızıldeniz’deki Yanbu’ya yönlendiriyor.

1.200 km uzunluğundaki bu hat, o ayın başlarında meydana gelen bir drone saldırısının ardından Eylül ayında yeniden faaliyete geçti ve tanker yüklemeleri de kısa süre sonra yeniden başladı.

Suudi Arabistan’ın Yanbu’dan yaptığı ihracat, Süveyş Kanalı üzerinden kuzeye doğru ilerliyor.

Rus ham petrolü ise ters yönde, Hindistan’a doğru sevk ediliyor. Süveyş Kanalı, Rusya’nın Karadeniz ve Baltık limanlarından Güney Afrika’nın etrafından dolaşmaya kıyasla daha kısa bir rota sunuyor.

Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar ise yoğunlaştı. Diakun, saldırılardaki artışın boğazdan geçen trafiği bir miktar yavaşlattığını ama tanker seferlerini durdurmadığını belirtti.

Lloyd’s List Intelligence’a göre, İran ile bağlantısı olmayan gemilerin boğazdan geçiş sayısı, 19-25 Ekim haftasında önceki haftaki 122’den 110’a düştü. Eylül ayındaki haftalık ortalama ise 115 idi.

Daha önce yaptırım uygulanan ticarete dahil olmuş 50’den fazla yaptırım dışı tanker ve gaz gemisi, Körfez’den kurallara uygun yük taşımaya yönelerek, bölgeden uzak duran ana akım gemi sahipleri ve işletmecilerinin bıraktığı boşluğu doldurdu.

Diakun, “Bu aslında normal bir durum değil. Bunun nedeni jeopolitik aksaklıklar,” dedi.

Meade, yaptırım uygulanan tankerlerin çoğunlukla Aframax ve Suezmax sınıfında (yani çok büyük ham petrol tankerlerinden daha küçük sınıfta) olduğunu belirtti.

Konuşmacıya göre, Kızıldeniz’in güney girişi olan Bab el-Mendeb’de büyümenin ana itici gücü, konteyner seferlerinin yeniden başlaması oldu.

Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez bu hafta, Suudi Arabistan’a bağlı gemilerin bu boğazda hâlâ tek başına hedef alınmaya devam ettiğini söyledi.

Fakat Diakun, toparlanmanın ne kadar daha ilerleyebileceğini, bunun konteyner gemilerinin geri dönüşüne ve Süveyş Kanalı üzerinden ham petrol tankerlerinin hareketlerine bağlı olduğunu göz önünde bulundurarak sorguladı.

Asıl soru, trafiğin Husi saldırıları öncesindeki seviyelerini koruyup koruyamayacağı ya da toparlanmanın durup durmayacağıydı. “Şu anda Süveyş ve Bab el-Mendeb’e ne kadar geminin geri dönebileceğine dair bir sınır olmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.

ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.

İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.

Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”

Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.

Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.

Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.

Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.

Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.

Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.

Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.

Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.

Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.

Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:

“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”

Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.

AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.

Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

Yayınlanma

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.

Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.

Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.

Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.

İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.

Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.

Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.

Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.

İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.

Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.

Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.

Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.

Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.

Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.

Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.

Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.

Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.

İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”

Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.

Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.

Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English