Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Lübnan ordusu İsrail ile doğrudan koordinasyonu reddediyor

Yayınlanma

Lübnan Silahlı Kuvvetleri, ABD arabuluculuğunda imzalanan anlaşma kapsamında İsrail ordusuyla doğrudan koordinasyon kurmayı kesin olarak reddediyor. Güvenlik kaynakları, ordunun işgal güçleri tamamen çekilmeden hiçbir “pilot bölgeye” girmeyeceğini ve Tel Aviv’den talimat almayacağını belirtiyor.

Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin, ülkenin güney kesimindeki İsrail işgal güçleriyle her türlü doğrudan koordinasyonu reddettiği bildirildi.

Lübnan basınına konuşan resmi kaynaklar, ordunun İsrail ordusundan talimat almayacağını ve işgal güçlerinin yeni bölgelere girmesinin önünü açmayacağını açıkladı. Yapılan değerlendirmelere göre Lübnan Silahlı Kuvvetleri, İsrail ordusu tamamen çekilmeden hiçbir pilot bölgeye intikal etmeyecek.

“Sahadaki koordinasyonu ABD denetleyecek”

Resmi bir kaynak, El-Mayadin televizyonuna yaptığı açıklamada, Lübnan ordusunun İsrail ile doğrudan koordinasyonu reddetme konusundaki kararlı tutumunu sürdürdüğünü belirtti. Aynı kaynak, sahadaki koordinasyonu ABD’nin denetleyeceğini ancak bölgede herhangi bir Amerikan askeri varlığının olmayacağını ifade etti.

Söz konusu açıklama, kısa süre önce Amerikan askeri heyetinin Lübnan’a ulaştığına dair haberlerin arkasından yapıldı. Heyetin, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını da içeren Beyrut ile Tel Aviv arasındaki anlaşmanın uygulanmasına yardımcı olmak amacıyla ülkeye geldiği belirtiliyor.

Aynı kaynak, ABD arabuluculuğundaki Lübnan-İsrail anlaşmasının parçası olan ve kamuoyunda “pilot bölgeler” şeklinde anılan plana ilişkin son haberleri de doğruladı. Pilot bölgeler mekanizmasının ne zaman başlatılacağının henüz belirlenmediğini kaydeden kaynak, Lübnan ordusunun, İsrail işgal güçleri tamamen çekilmeden hiçbir pilot bölgeye girmeyeceğini vurguladı.

“Ordu İsrail dahil hiç kimsenin emri altında hareket etmeyecek”

Lübnanlı askeri kaynaklar da El-Ahbar gazetesine benzer açıklamalarda bulunarak İsrail ordusu ile Lübnan ordusu arasında herhangi bir işbirliği yapılması ihtimalini dışladı. Haberlerde, pilot bölgeler planının İsrail’in Lübnan’daki işgalini uzatmaya yönelik yasal bir kılıf olduğu yönündeki kuşkular öne çıkıyor.

Lübnan gazetesine konuşan kaynak, herhangi bir pilot ya da model bölge konusunda uzlaşı sağlanmadığını açıkladı. Kaynak, İsrail tarafının daha önce gündeme getirdiği bu önerinin Lübnan ordusu tarafından kesin bir dille reddedildiğini bildirdi. Washington’da yapılan görüşmelerin tamamının, işgal altında olmayan ve İsrail ordusunun ulaşamadığı bölgeleri kapsadığı ifade edildi.

Askeri kaynak, ordunun İsrail dahil hiç kimsenin emri altında hareket etmeyeceğini vurguladı. Ordunun görevinin, şiddetli direniş nedeniyle düşmanın giremediği bölgelere girişini kolaylaştırmak için zemin temizlemek olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun, ülkenin daha fazla toprağının işgal edilmesine gerekçe teşkil etmeyeceğini ekledi.

Lübnan ordusu dayatmaları kabul etmeyeceğini iletti

Haberde aktarılan bilgilere göre Lübnan askeri heyeti, son Lübnan-İsrail görüşmelerinde Washington ve Tel Aviv temsilcilerine, İsrail ordusundan gelecek dayatma veya talimatları kabul etmeyeceğini doğrudan bildirdi.

Lübnan ordusunun ayrıca ülkede iç çatışmaya yol açabilecek ya da orduyu Hizbullah ve Güney Lübnan’daki yerel halkla karşı karşıya getirebilecek hiçbir planı sahada uygulamayacağını vurguladığı belirtildi. Ordunun bu kesin tutumunun, müzakereler sırasında Lübnan askeri heyeti ile Beyrut’un siyasi heyeti arasında gerginliğe yol açtığı aktarılıyor.

El-Ahbar gazetesi, pilot bölgeler planının Lübnan ordusu temsilcileri hazır bulunmadan tasarlandığını yazdı. Orduya bu plan kapsamında açık bir takvim veya İsrail’in çekilmesini gösteren haritaların sunulmadığı, yalnızca gayriresmi mesajların iletildiği ifade edildi.

Güvenlik kaynağı, Lübnan ordusunun tek bir İsrail askeri dahi kalmışsa o bölgeye girmeyi kabul etmeyeceğini, İsrail ordusuyla herhangi bir koordinasyon biçimine de onay vermeyeceğini yineledi.

Genelkurmay Başkanından çöküş uyarısı

Haberde, Lübnan Genelkurmay Başkanı Rodolphe Heykel’in Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a yönelik bir uyarısı da yer alıyor. İddiaya göre Heykel, ordunun manipüle edilemeyeceğini ve siyasi anlaşmazlıkların içine çekilemeyeceğini belirterek bunun bedelinin ordunun bölünmesi ve askeri kurumun bütünüyle çökmesi olacağını ifade etti.

Pilot bölgeler planı, Hizbullah’ın dağıtılmasının ardından Lübnan ordusunun İsrail işgal güçlerinin yerini almasını öngörüyor. Gazetedeki haberde, söz konusu anlaşmanın Lübnan hukukuna aykırı biçimde imzalandığı değerlendirmesi paylaşılıyor.

Geçen ay Lübnan, İsrail ve ABD arasındaki üçlü anlaşmanın duyurulmasının ardından Güney Lübnan’daki üç pilot bölgenin adı kamuoyuna yansımıştı. Bu bölgelerin Frun, Zevter el-Garbiye ve el-Ganduriye olduğu açıklanmıştı.

Ancak İsrail güçleri, Frun ve el-Ganduriye bölgelerini daha önce hiç işgal edemedi. Hizbullah’ın gösterdiği direniş, çatışmaların ilk haftalarında İsrail güçlerinin her iki bölgeye de sızmasını engelledi.

Gizli maddeler iddiası

ABD, Lübnan ve İsrail arasındaki anlaşma, İsrail işgal güçlerinin geri çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını koşul koşuyor. Anlaşma aynı zamanda Beyrut yönetiminin, bu yılın mart ayının başından beri 4 binden fazla Lübnan vatandaşının ölümüne yol açan ve bir milyondan fazla kişiyi yerinden eden İsrail’e karşı uluslararası hukuki şikayetlerde bulunmasının önünü kapatıyor.

Lübnan-İsrail çerçeve metninin üçüncü maddesi, gelecekteki pilot bölgelerin karşılıklı rıza ile kararlaştırılacağını belirtiyor. Bu durum, Lübnan ordusunu nereye konuşlanacağı konusunda fiilen İsrail’den onay almaya zorluyor.

Bununla birlikte, Beyrut’un talebi üzerine kamuoyundan gizlendiği ileri sürülen bazı gizli maddelerin de metinde yer aldığı iddia ediliyor. Bu maddelerden birinin, İsrail ordusuna, onlarca işgal edilmiş köyü içeren güvenlik bölgesinin güneyindeki tehditlere karşı askeri eylem özgürlüğü tanıdığı belirtiliyor. Diğer gizli maddelerin ise İsrail’e, geri çekilme sonrasında Lübnan ordusunun silahsızlandırma çabalarını yetersiz bulması durumunda bölgeye yeniden girme ve operasyon yapma yetkisi verdiği aktarılıyor.

Tüm bu gelişmelere rağmen Hizbullah direnişçileri, aylarca süren işgal ve bombardımanlara rağmen İsrail’in güvenlik bölgesi boyunca mevzilerini korumayı sürdürüyor. Lübnan direnişi, ABD aracılığıyla yürütülen bu anlaşmanın hayata geçmeyeceğini ilan etmiş durumda.

Ortadoğu

İran saldırısından kurtulan ABD’li askerlerden komutanlara suçlama

Yayınlanma

ABD’nin İran ile girdiği çatışmanın ikinci gününde Kuveyt’teki limanda konuşlu birliğe düzenlenen ve altı askerin ölümüyle sonuçlanan İHA saldırısına ilişkin iç soruşturma tamamlanma aşamasına geldi. Saldırıdan kurtulan askerler, komutanları istihbaratı göz ardı etmekle suçluyor. Soruşturmanın ise herhangi bir disiplin cezası öngörmediği belirtiliyor.

İran’ın insansız hava aracıyla (İHA) Kuveyt’teki Şuaibe Limanı’nda yer alan ABD üssüne düzenlediği saldırıdan kurtulmayı başaran Amerikalı askerler, komutanlarını ihanetle ve olası saldırı uyarılarını kulak ardı etmekle suçluyor.

The Washington Post gazetesinin askeri kaynaklara ve iç soruşturmaya aşina kişilere dayandırdığı haberine göre, askeri yetkililer saldırı öncesinde gelen kritik istihbarat verilerini dikkate almadı.

Saldırının, ABD ile İran arasında başlayan çatışmaların ikinci günü olan 1 Mart’ta düzenlendiği belirtildi. ABD Kara Kuvvetleri 103’üncü Lojistik Destek Komutanlığı bünyesinde görev yapan altı askerin hayatını kaybettiği, onlarca askerin ise yaralandığı aktarıldı.

Haber kaynakları, bu saldırıyı çatışma sürecinde Amerikan ordusunun tek seferde en çok kayıp verdiği olaylardan biri olarak nitelendiriyor.

“Limandaki güvenlik açıkları biliniyordu”

Gazeteye konuşan askeri personel, Şuaibe Limanı’nın İran için olası bir hedef olduğunu gösteren istihbarat raporlarının komuta kademesi tarafından göz ardı edildiğini ileri sürdü.

Askerler, tesisin İHA saldırılarına karşı korumasız olması sebebiyle personelin buraya yerleştirilmemesi yönünde tavsiyeler yapıldığını ancak bu uyarıların dinlenmediğini ifade etti.

Görüşlerine başvurulan bazı kaynaklar, saldırı sırasında Tugay Generali Clint Barnes’ın sergilediği tutumu da eleştirdi. İddialara göre Barnes, patlamanın ardından binadan çıkarak sığınağa yönelirken, çok sayıda asker içeride kaldı.

Yaralıların tahliyesi ve kurtarma çalışmaları ise binada kalan diğer subaylar ve erler tarafından gerçekleştirildi.

Saldırı sırasında hedef alınan binada olan Binbaşı Steven Ramsbott, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak ve hepimiz aynı yalana inanmaya devam edersek, gelecekte başka bir birlik de aynı durumu yaşayacak ve kendisini bizim düştüğümüz koşulların içinde bulacak” dedi.

Soruşturmada komutanlara ceza öngörülmüyor

ABD ordusu, askerlerin yönelttiği somut suçlamalar hakkında açıklama yapmaktan kaçınırken, komuta kademesinin kararlarını ve sahada attığı adımları savunarak bu kararların gerekçeli olduğunu bildirdi.

The Washington Post’un ulaştığı bilgilere göre, olayla ilgili başlatılan askeri iç soruşturma son aşamaya geldi.

Soruşturmanın ön raporunda, birliğin Şuaibe Limanı’na yerleştirilmesi veya saldırı sonrasındaki tıbbi yardım sürecinin yönetilmesi hususunda komutanlara yönelik herhangi bir kişisel sorumluluk yüklenmediği ve disiplin cezası uygulanmasının tavsiye edilmediği aktarıldı.

Saldırı sabah saatlerinde hazırlıksız yakaladı

CNN’in haberine göre, Şuaibe Limanı’nda taktik operasyon merkezi olarak kullanılan üç bölmeli treylere yönelik saldırı 1 Mart sabahı erken saatlerde düzenlendi. Saldırının ani gerçekleşmesi sebebiyle askeri personelin tahliye edilmeye veya sığınağa geçmeye fırsat bulamadığı kaydedildi.

Vurulan binada patlamanın ardından saatlerce yangın çıktığı, şok dalgasının duvarları yıktığı ve yapısal unsurların iskeletten ayrıldığı belirtildi.

Olayın ertesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın misilleme saldırılarında altı Amerikan askerinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonu 28 Şubat 2026 tarihinde başlamıştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Körfez’deki ABD üslerine yönelik saldırıları genişletti, Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığını açıkladı

Yayınlanma

ABD ve İran güçleri arasında pazar günü yoğun füze ve insansız hava aracı saldırıları yaşandı. Tahran, Körfez ülkelerindeki ABD tesislerini hedef alırken kritik önemdeki Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını açıkladı.

Çatışmaların yeniden tırmanması, geçen ay imzalanan geçici ABD-İran anlaşmasının geleceğine ilişkin kuşkuları artırdı. Anlaşma, boğazın yeniden açılmasını ve 60 günlük ilave müzakerelerin ardından savaşın sona erdirilmesini amaçlıyordu.

Son saldırılar, ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kabul etmediği ve Umman üzerinden İran’ı sıkıştırmaya çalıştığı, Tahran’ın ise boğazdan geçen gemiler üzerindeki kontrolünü kabul ettirmeye çalıştığı süreçte yaşanan karşılıklı saldırıların son halkası oldu.

İran’ın saldırıları, ateşkes görüşmelerinde arabuluculuk yapan ve nisandan bu yana hedef alınmayan Katar’daki ABD üslerine kadar uzandı. Mayıs başından beri saldırıya uğramayan Birleşik Arap Emirlikleri de hava savunma sistemlerinin İran’dan gelen füze ve insansız hava araçlarına müdahale ettiğini açıkladı.

ABD Merkez Komutanlığı, X sosyal medya platformunda yayımladığı açıklamada, ABD ordusunun pazar günü ABD doğu saatiyle 17.00’den itibaren İran’a yönelik yeni saldırılar başlattığını bildirdi. Açıklamada operasyonların, İran’ın “Hürmüz Boğazı’ndan serbestçe geçen sivil denizciler ile ticari gemilere saldırma kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek” amacıyla düzenlendiği belirtildi.

ABD Merkez Komutanlığı Sözcüsü Tim Hawkins, CNN’e yaptığı açıklamada, ABD uçaklarının İran’a ait bir seyir füzesi ile tek yönlü saldırı insansız hava aracını düşürdüğünü söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise pazar öğleden sonra Reuters’a verdiği kısa telefon mülakatında hafta sonu İran’a düzenlenen saldırılara değinerek, “Onları hırpalıyoruz” dedi.

İran medyası, pazar günü Hürmüz Boğazı kıyısındaki askeri tesislere ev sahipliği yapan Sirik ve Bender Abbas liman kentleri ile yakındaki Keşm Adası çevresinde füze saldırıları ve patlamalar yaşandığını bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, hafta sonu ülkeye yönelik gerçekleştirilen “saldırgan” ABD operasyonlarını kınadı. Bakanlık ayrıca İran ile Umman arasında cumartesi günü Maskat’ta yapılan ve boğazın yönetimiyle geçiş güzergâhlarına ilişkin düzenlemelere odaklanan görüşmelerde, ABD’nin Umman üzerindeki “açık ve örtülü” baskıları nedeniyle sonuç alınamadığını açıkladı.

Trump, geçen hafta ateşkesin sona erdiğini düşündüğünü söylemiş, ancak yeni görüşmelere kapıyı açık bırakmıştı.

İran’ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, pazar günü X hesabından yaptığı paylaşımda, “Tek taraflı anlaşmalar dönemi BİTTİ. Size söyledik: Sözünüzü tutun ya da bedelini ödeyin. Gerçek kapınızı çalıyor” ifadelerini kullandı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaş, İran’ın ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeleri vurduğu Körfez bölgesini istikrarsızlaştırdı. İran’ın boğazda fiilen uyguladığı abluka enerji fiyatlarının yükselmesine ve küresel enflasyonun artmasına yol açtı.

Başta benzin olmak üzere fiyatlardaki artış, kasım ayında yapılacak Kongre seçimleri öncesinde Trump açısından siyasi hassasiyet taşıyor.

Yoğun saldırı dalgası

İran, savaştan önce dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda kalıcı bir geçiş ücreti sistemi kurmaya çalışıyor. Tahran, gemileri İran’ın izni olmadan seyretmemeleri konusunda uyardı.

İran, cumartesi gecesi izinsiz bir güzergâhta ilerleyen bir gemiye uyarı ateşi açıldığını ve geminin vurulduğunu belirterek boğazı kapattığını açıkladı. Pazar günü ise ikinci bir geminin kullanılamaz hale getirildiğini bildirdi.

Hindistan, Umman açıklarında GFS Galaxy adlı konteyner gemisine düzenlenen saldırının ardından bir vatandaşının kayıp olduğunu açıkladı. Umman, 23 mürettebatın kurtarıldığını bildirdi. Katar ise eğlence tekneleri, balıkçı tekneleri ve jet skiler dahil tüm deniz araçlarına faaliyetlerini durdurma çağrısı yaptı.

İran’ın kısa süre önce kurduğu Basra Körfezi Boğaz Otoritesi, “ABD askeri güçlerinin bölgedeki son yasa dışı hareketleri” nedeniyle boğazdan geçişin şu anda mümkün olmadığını açıkladı. Kurum, “istikrar ve sükûnet yeniden sağlanır sağlanmaz” geçiş izinlerinin verileceğini belirtti.

Deniz taşımacılığına yönelik önceki saldırıların ardından salı günü İran ham petrolünün satışına izin veren ruhsatı iptal eden ABD, İran’ın “saldırganlığı, tacizi, tehditleri ve keyfî açıklamalarına” rağmen kuvvetlerinin seyrüsefer özgürlüğünü korumak üzere konuşlandırıldığını bildirdi.

ABD açıklamasında, “İran boğazı kontrol etmiyor. Deniz trafiği devam ediyor” denildi.

ABD Donanması öncülüğündeki Ortak Denizcilik Bilgi Merkezi de ciddi güvenlik tehdidine rağmen Umman yakınlarında iki yönlü trafiğe açık “genişletilmiş” bir güney rotasının kullanılabildiğine ilişkin tavsiyesini yineledi.

ABD Merkez Komutanlığı, cumartesi günü yaptığı açıklamada ABD güçlerinin 140 İran askeri hedefini vurduğunu, hafta içinde üç gece boyunca 300’den fazla hedefin “İran’ın boğazdan serbestçe geçen sivil denizcilere ve ticari gemilere saldırma kapasitesini zayıflatmak” amacıyla hedef alındığını bildirdi.

İran Devrim Muhafızları ise buna karşılık ABD’nin müttefiki Ürdün’de bir komuta-kontrol merkezi ile insansız hava aracı hangarlarını imha ettiğini, Kuveyt’te bir ABD radar tesisini ve daha sonra roketatar sistemlerini hedef aldığını açıkladı. Devrim Muhafızları ayrıca Umman’daki ABD uçak gemisi destek ve yakıt ikmal platformlarına saldırdığını, Katar’da ise bir savaş uçağı bakım merkezi ile komuta tesisini imha ettiğini duyurdu.

Daha önce saldırı altında olduğu sürece arabuluculuk yapmayacağını açıklayan Katar, aralarında bir çocuğun da bulunduğu üç kişinin düşen şarapnel parçaları nedeniyle yaralandığını bildirdi. Doha yönetimi, saldırıdan İran’ın “hukuken tamamen sorumlu” olduğunu söyledi.

Birleşik Arap Emirlikleri, sınırlarının dışında füze tehditleri tespit ettiğini bildirdi. Bahreyn, İran’ın birkaç hava saldırısını engellediğini açıklarken Ürdün füze saldırıları, Umman ise insansız hava aracı saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

Kuveyt ordusu daha sonra saldırılarda hasar meydana geldiğini, bir petrol sondaj platformunun hedef alınması sonucu bir işçinin yaralandığını açıkladı.

Umman, iki bölgesine düzenlenen insansız hava aracı saldırılarını protesto etmek üzere İran’ın Maskat Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığına çağırdı. ABD’nin Umman Büyükelçiliği de Dukm ve Musandam’daki ABD vatandaşlarına bulundukları yerde kalmaları ve güvenli alanlara sığınmaları çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Demokrat Partili Emanuel, Tel Aviv’de Netanyahu hükümetini “şoke etti”

Yayınlanma

Obama yönetimi döneminde Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmış Rahm Emanuel, Tel Aviv’de İsrail hükümetine yönelik sert mesajlar verdi.

2028 seçimlerinde Demokratların başkan adayları arasında da adı geçen Emanuel’e göre İsrail, Amerika’yı müttefiki olarak korumak istiyorsa değişmek zorunda.

Emanuel, Tel Aviv Üniversitesinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Şüphesiz ki ittifak bir dönüm noktasında. Eski haliyle ayakta kalamaz ya da varlığını sürdüremez. Bağlarımızın gücünü korumak için önemli değişikliklere ve yeni bir yöne ihtiyacımız var.”

Emanuel’e göre sorun, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimindeki İsrail’in “modern bir Sparta” haline gelmiş olması: Yani, “Filistinlileri ayakları altında ezmekten başka bir alternatif görmeyen, militarist ve yayılmacı bir devlet.”

Emanuel’e göre böyle bir ülke, ABD’den aldığı “koşulsuz desteği” hak etmiyor; hatta bu, “jeopolitik açıdan bir alkoliğe votka vermekle eşdeğer”:

“Koşulsuz destek, Gazze’deki masum Filistinlilere gıda ve tıbbi yardım sağlamayı reddetmenize olanak tanıdı; bu da dünyanın, İsraillilerin sadece Filistinlileri öldürmekle kalmayıp, onların ölümüne, yok edilmesine ve acı çekmesine tamamen kayıtsız kaldıkları sonucuna varmasına neden oldu.”

Demokrat Partili, bunun yerine, ABD’nin İsrail’i “daha iyi bir versiyonu olmaya zorlaması” gerektiğini söyledi.

Netanyahu’yu savaşı sona erdirmek için diplomatik çabaları ilerletme konusunda yeterince adım atmadığı için eleştiren Emanuel, “İsrail’e verilen destek dünya çapında hızla azalıyor” diye belirtti ve şöyle devam etti:

“Avrupa’yı kaybettiniz. Bilim insanlarınız uluslararası araştırma ağlarından dışlanma riskiyle karşı karşıya. Sanatçılarınız ve akademisyenleriniz sergilere ve konferanslara kabul edilmiyor.”

AP’nin aktardığına göre konuşmasından önce verdiği bir röportajda Emanuel, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısına karşı sürdürdüğü askeri tepkinin, “Filistinlilerin hayatına karşı pervasız ve umursamaz bir tutum sergilediğini; sadece askeri harekâtın değil, gıda ve ilacı askeri hedeflerinize ulaşmak için bir araç olarak kullanmanın da” olduğunu söyledi.

Bazı insan hakları örgütleri tarafından yöneltilen ve İsrail ile ABD hükümetleri tarafından reddedilen “İsrail’in soykırım işlediği” iddiası sorulduğunda Emanuel, bu sorunun Ukrayna ve Sudan’daki çatışmalar da incelenmeden tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi:

“Bu tartışmayı yapmaya hazırım ama bunun siyasallaştırılmaması gerektiğini ve böylece soykırım kavramının etkisinin sulandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Bu, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik terörizmi mümkün kılan İsrailli siyasi ve iş dünyası liderlerine yaptırım uygulamak, İsrail’e verilen ABD askeri yardımını sonlandırmak ve diğer Arap ülkelerinin desteğine dayalı olarak Filistinlilerle barış müzakereleri için yeni bir çerçeve oluşturmak anlamına geliyor.

Barack Obama ve Joe Biden, çeşitli konularda Netanyahu ile çatışmış olsalar da, her ikisi de bu anlaşmazlıkları çoğunlukla özel tutmaya çalışmış ve İsrail’in yanlış davranışlarını cezalandırmaya yönelik kamuoyuna açık adımlarını nispeten sınırlı tutmuşlardı.

Birçok yönetim Filistin devleti kurulmasını talep edip Batı Şeria’daki yeni yerleşim yerlerine karşı çıkmış olsa da, İsrailli liderlere yaptırım uygulamak ve askeri yardımı kesmek tamamen gündem dışı kalmıştı.

Emanuel’in bu konuşması Demokratların içine doğru yapılmış gibi görünüyor, çünkü eski Beyaz Saray yöneticisi aslında Filistinlilerin acılarını pek de önemseyen biri değil: Obama’nın danışmanı Ben Rhodes, anı kitabı The World as It Is’de, Emanuel’in yönetim içi tartışmalarda Filistinlilere yönelik endişelerini defalarca alay konusu yaptığını hatırlatıyor.

Emanuel, Rhodes’a “Hamas” lakabını takmış ve danışmanı, “çocuğumun İsrail’de lanet olası bar mitzvah törenini yapmasını imkansız hale getirmekle” suçlamış.

Emanuel gibi Yahudi bir Demokrat’ın artık bir zamanlar marjinal kabul edilen söylem ve politikalara rahatça uyum sağlaması, Demokratlar arasında eski İsrail yanlısı konsensüsün artık tamamen ortadan kalktığının bir göstergesi olarak görülüyor.

Nitekim eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Emanuel’in konuşmasını kendi X hesabından övgüyle paylaştı.

Vox’un aktardığına göre bu yılın neredeyse tamamında Rahm Emanuel, Demokrat ön seçimlerinde “merkez kanadı” ele geçirmek için kendini konumlandırdı.

Birbiri ardına verdiği röportajlarda, partinin popüler olmayan trans konularına, polisin bütçesinin kesilmesine ve kapitalizmin ortadan kaldırılmasına takıntılı solcu aktivistlerin aşırı etkisine kapıldığını savundu.

Emanuel bunun yerine, partinin “orta sınıf değerlerine” ve “iktisadi meselelere” yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor. Yani sosyal meselelerin önceliğinin azaltılması, sınır denetimlerinin güçlendirilmesi ve refah devletinin genişletilmesi.

Geçmişte, bu tür bir merkezci aday neredeyse istisnasız olarak İsrail yanlısı bir tutum sergilerdi: koşulsuz askeri yardım ve diplomatik destek.

Demokrat başkanlar, Temsilciler Meclisi başkanları ve Senato çoğunluk liderleri, AIPAC’ın yıllık konferansına düzenli olarak katılırlardı ve bu da İsrail yanlısı lobinin tutumuyla aynı çizgide olduklarını gösterirdi.

Bu eski yaklaşım kamuoyunu yansıtıyordu. Çoğu Amerikalı, ABD-İsrail ittifakını geniş ölçüde destekliyordu ve bu durum on yıllardır böyleydi.

Siyasetin “ortadaki seçmeni” kazanmaya odaklanması gerektiği şeklindeki temel merkezci eğilim, İsrail’in lehine işliyordu.

Bu da hem Obama’nın hem de Biden’ın, görev süreleri boyunca Netanyahu’ya yönelik hayal kırıklıklarını ve politika konusundaki çatışmalarını olabildiğince gizli tutmalarına yol açtı.

Fakat Gazze savaşının sonucu her şeyi değiştirdi. Şubat ayında, Gallup’un yıllık anketi, anket tarihindeki ilk kez daha fazla Amerikalının Filistinlilere sempati duyduğunu ortaya koydu.

Daha yeni bir Pew anketi, Amerikalıların yüzde 62’sinin İsrail hükümetine karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi.

Bu yeni Amerikan düşmanlığı ezici bir çoğunlukla Demokratlar tarafından besleniyor. Pew verilerine göre Demokratların yalnızca yüzde 16’sı İsrail hükümetine karşı olumlu bir bakış açısı sergiliyor.

Vox’a göre “tam bir merkezci” olan Emanuel, eskiden Demokratlar arasında “aşırı sol”un pozisyonu olarak görülen (yani Amerika’nın nüfuzunu kullanarak İsrail’i daha iyiye doğru değişmeye zorlaması gerektiği yönündeki) görüşün artık merkezin pozisyonu olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Bu, parti içindeki eski İsrail yanlısı konsensüsün ölmekte olduğunun ve onun yerine yeni bir şeyin ortaya çıktığının en son işareti.

Emanuel’in bu sözleri, bir zamanlar ABD Temsilciler Meclisi’nin ilk Yahudi başkanı olma hedefleri olan Emanuel’i “kendinden nefret eden bir Yahudi” olarak nitelendirmesiyle tanınan Netanyahu’dan benzer şekilde sert bir tepkiye yol açabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English