Ortadoğu
Lübnan ordusu İsrail ile doğrudan koordinasyonu reddediyor

Lübnan Silahlı Kuvvetleri, ABD arabuluculuğunda imzalanan anlaşma kapsamında İsrail ordusuyla doğrudan koordinasyon kurmayı kesin olarak reddediyor. Güvenlik kaynakları, ordunun işgal güçleri tamamen çekilmeden hiçbir “pilot bölgeye” girmeyeceğini ve Tel Aviv’den talimat almayacağını belirtiyor.
Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin, ülkenin güney kesimindeki İsrail işgal güçleriyle her türlü doğrudan koordinasyonu reddettiği bildirildi.
Lübnan basınına konuşan resmi kaynaklar, ordunun İsrail ordusundan talimat almayacağını ve işgal güçlerinin yeni bölgelere girmesinin önünü açmayacağını açıkladı. Yapılan değerlendirmelere göre Lübnan Silahlı Kuvvetleri, İsrail ordusu tamamen çekilmeden hiçbir pilot bölgeye intikal etmeyecek.
“Sahadaki koordinasyonu ABD denetleyecek”
Resmi bir kaynak, El-Mayadin televizyonuna yaptığı açıklamada, Lübnan ordusunun İsrail ile doğrudan koordinasyonu reddetme konusundaki kararlı tutumunu sürdürdüğünü belirtti. Aynı kaynak, sahadaki koordinasyonu ABD’nin denetleyeceğini ancak bölgede herhangi bir Amerikan askeri varlığının olmayacağını ifade etti.
Söz konusu açıklama, kısa süre önce Amerikan askeri heyetinin Lübnan’a ulaştığına dair haberlerin arkasından yapıldı. Heyetin, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını da içeren Beyrut ile Tel Aviv arasındaki anlaşmanın uygulanmasına yardımcı olmak amacıyla ülkeye geldiği belirtiliyor.
Aynı kaynak, ABD arabuluculuğundaki Lübnan-İsrail anlaşmasının parçası olan ve kamuoyunda “pilot bölgeler” şeklinde anılan plana ilişkin son haberleri de doğruladı. Pilot bölgeler mekanizmasının ne zaman başlatılacağının henüz belirlenmediğini kaydeden kaynak, Lübnan ordusunun, İsrail işgal güçleri tamamen çekilmeden hiçbir pilot bölgeye girmeyeceğini vurguladı.
“Ordu İsrail dahil hiç kimsenin emri altında hareket etmeyecek”
Lübnanlı askeri kaynaklar da El-Ahbar gazetesine benzer açıklamalarda bulunarak İsrail ordusu ile Lübnan ordusu arasında herhangi bir işbirliği yapılması ihtimalini dışladı. Haberlerde, pilot bölgeler planının İsrail’in Lübnan’daki işgalini uzatmaya yönelik yasal bir kılıf olduğu yönündeki kuşkular öne çıkıyor.
Lübnan gazetesine konuşan kaynak, herhangi bir pilot ya da model bölge konusunda uzlaşı sağlanmadığını açıkladı. Kaynak, İsrail tarafının daha önce gündeme getirdiği bu önerinin Lübnan ordusu tarafından kesin bir dille reddedildiğini bildirdi. Washington’da yapılan görüşmelerin tamamının, işgal altında olmayan ve İsrail ordusunun ulaşamadığı bölgeleri kapsadığı ifade edildi.
Askeri kaynak, ordunun İsrail dahil hiç kimsenin emri altında hareket etmeyeceğini vurguladı. Ordunun görevinin, şiddetli direniş nedeniyle düşmanın giremediği bölgelere girişini kolaylaştırmak için zemin temizlemek olmadığını belirten kaynak, Lübnan ordusunun, ülkenin daha fazla toprağının işgal edilmesine gerekçe teşkil etmeyeceğini ekledi.
Lübnan ordusu dayatmaları kabul etmeyeceğini iletti
Haberde aktarılan bilgilere göre Lübnan askeri heyeti, son Lübnan-İsrail görüşmelerinde Washington ve Tel Aviv temsilcilerine, İsrail ordusundan gelecek dayatma veya talimatları kabul etmeyeceğini doğrudan bildirdi.
Lübnan ordusunun ayrıca ülkede iç çatışmaya yol açabilecek ya da orduyu Hizbullah ve Güney Lübnan’daki yerel halkla karşı karşıya getirebilecek hiçbir planı sahada uygulamayacağını vurguladığı belirtildi. Ordunun bu kesin tutumunun, müzakereler sırasında Lübnan askeri heyeti ile Beyrut’un siyasi heyeti arasında gerginliğe yol açtığı aktarılıyor.
El-Ahbar gazetesi, pilot bölgeler planının Lübnan ordusu temsilcileri hazır bulunmadan tasarlandığını yazdı. Orduya bu plan kapsamında açık bir takvim veya İsrail’in çekilmesini gösteren haritaların sunulmadığı, yalnızca gayriresmi mesajların iletildiği ifade edildi.
Güvenlik kaynağı, Lübnan ordusunun tek bir İsrail askeri dahi kalmışsa o bölgeye girmeyi kabul etmeyeceğini, İsrail ordusuyla herhangi bir koordinasyon biçimine de onay vermeyeceğini yineledi.
Genelkurmay Başkanından çöküş uyarısı
Haberde, Lübnan Genelkurmay Başkanı Rodolphe Heykel’in Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a yönelik bir uyarısı da yer alıyor. İddiaya göre Heykel, ordunun manipüle edilemeyeceğini ve siyasi anlaşmazlıkların içine çekilemeyeceğini belirterek bunun bedelinin ordunun bölünmesi ve askeri kurumun bütünüyle çökmesi olacağını ifade etti.
Pilot bölgeler planı, Hizbullah’ın dağıtılmasının ardından Lübnan ordusunun İsrail işgal güçlerinin yerini almasını öngörüyor. Gazetedeki haberde, söz konusu anlaşmanın Lübnan hukukuna aykırı biçimde imzalandığı değerlendirmesi paylaşılıyor.
Geçen ay Lübnan, İsrail ve ABD arasındaki üçlü anlaşmanın duyurulmasının ardından Güney Lübnan’daki üç pilot bölgenin adı kamuoyuna yansımıştı. Bu bölgelerin Frun, Zevter el-Garbiye ve el-Ganduriye olduğu açıklanmıştı.
Ancak İsrail güçleri, Frun ve el-Ganduriye bölgelerini daha önce hiç işgal edemedi. Hizbullah’ın gösterdiği direniş, çatışmaların ilk haftalarında İsrail güçlerinin her iki bölgeye de sızmasını engelledi.
Gizli maddeler iddiası
ABD, Lübnan ve İsrail arasındaki anlaşma, İsrail işgal güçlerinin geri çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını koşul koşuyor. Anlaşma aynı zamanda Beyrut yönetiminin, bu yılın mart ayının başından beri 4 binden fazla Lübnan vatandaşının ölümüne yol açan ve bir milyondan fazla kişiyi yerinden eden İsrail’e karşı uluslararası hukuki şikayetlerde bulunmasının önünü kapatıyor.
Lübnan-İsrail çerçeve metninin üçüncü maddesi, gelecekteki pilot bölgelerin karşılıklı rıza ile kararlaştırılacağını belirtiyor. Bu durum, Lübnan ordusunu nereye konuşlanacağı konusunda fiilen İsrail’den onay almaya zorluyor.
Bununla birlikte, Beyrut’un talebi üzerine kamuoyundan gizlendiği ileri sürülen bazı gizli maddelerin de metinde yer aldığı iddia ediliyor. Bu maddelerden birinin, İsrail ordusuna, onlarca işgal edilmiş köyü içeren güvenlik bölgesinin güneyindeki tehditlere karşı askeri eylem özgürlüğü tanıdığı belirtiliyor. Diğer gizli maddelerin ise İsrail’e, geri çekilme sonrasında Lübnan ordusunun silahsızlandırma çabalarını yetersiz bulması durumunda bölgeye yeniden girme ve operasyon yapma yetkisi verdiği aktarılıyor.
Tüm bu gelişmelere rağmen Hizbullah direnişçileri, aylarca süren işgal ve bombardımanlara rağmen İsrail’in güvenlik bölgesi boyunca mevzilerini korumayı sürdürüyor. Lübnan direnişi, ABD aracılığıyla yürütülen bu anlaşmanın hayata geçmeyeceğini ilan etmiş durumda.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









