Ortadoğu
Reuters: İran’daki düğüne düzenlenen ölümcül saldırı ABD mühimmatının doğrudan isabetiydi

Salı günü İran’ın güneyindeki bir düğün kutlamasını vuran, dört kişinin ölümüne ve en az 68 kişinin yaralanmasına yol açan patlamanın, başka bir hedefe çarpıp sekerek gelen bir mühimmattan değil, büyük olasılıkla bir ABD mühimmatının doğrudan isabetinden kaynaklandığı belirlendi. Reuters tarafından doğrulanan görüntü ve videoları inceleyen silah uzmanlarının analizi bu yönde.
Küçük Kuhestak kasabasında meydana gelen olay, ABD’nin İran’la savaşında sivillerin ödediği bedele ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Olay, şubat ayında bir Amerikan füzesinin İran’daki bir ilkokula isabet ederek içerideki çoğu çocuk olmak üzere 175’i aşkın insanı katletmesinden bu yana yaşanan en çarpıcı vaka oldu.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), güçlerinin 1 Eylül’de İran’ın güneyinde, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait hava savunma tesislerini, radar sistemlerini ve iletişim altyapısını hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini açıklamıştı.
Reuters, olaya ilişkin video ve görüntüleri dört askeri silah uzmanıyla paylaştı. Uzmanlar, hasarın başka bir hedefe çarpan mühimmatın sekmesi sonucu oluşan ikincil bir hasardan ziyade doğrudan isabetle uyumlu olduğunu söyledi. Uzmanlardan üçü, mühimmatın rotasından çıkan bir İran hava savunma füzesi değil, büyük olasılıkla bir ABD silahı olduğunu belirtti.
Uzmanlardan biri, silahın hedefini basitçe ıskalamış olabileceğini söyledi.
Terörle mücadele kapsamında bomba imha konusunda uzmanlaşmış, patlayıcı mühendisliği alanında doktora sahibi emekli İngiliz Tuğgeneral Gareth Collett, “Atılan bomba sayısı göz önüne alındığında, en gelişmiş güdüm sistemlerinde bile zaman zaman bu tür olaylar yaşanabiliyor,” dedi.
Görüntülerde, saldırının ardından enkazın arasında kanlı ayakkabıların bulunduğu ve İran’ın bu bölgesinde yaygın olarak kullanılan düğün süslemelerinin etrafa saçıldığı görülüyor.
Bir görgü tanığı saldırıdan hemen sonra Reuters’a gönderdiği sesli mesajda şöyle dedi:
“Kuhestak yerle bir oldu. Dört, beş, on ev yıkıldı. Çok sayıda insan enkaz altında. Allah yardımcımız olsun.”
Bölge sakinleri isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
ABD’li iki yetkili de isimlerinin açıklanmaması koşuluyla Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ordusunun 1 Eylül’de Kuhestak bölgesinde saldırılar düzenlediğini ve özellikle kasabanın telekomünikasyon kulesini hedef aldığını savundu.
Uydu görüntülerine göre söz konusu kule, düğün kutlamasının yapıldığı yerden yaklaşık 135 metre uzakta bulunuyor. İran medyasına göre kule yerel saatle yaklaşık 21.30’da vuruldu.
ABD’li yetkililerden biri, hükümetin düğündeki can kayıplarına ilişkin çeşitli senaryoları incelediğini söyledi. Bunlar arasında kayıpların bir ABD saldırısından, İran hava savunma füzesinin sekmesinden veya hedefinden sapan bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimalleri bulunuyor. Ancak Reuters görüntüleri ve uzmanlar saldırının ABD mühimmatına ait olduğunu tespit etti.
Dört kişinin öldüğü ve 68 kişinin yaralandığı bilgisi, insan hakları ihlallerini izleyen ve belgeleyen Balochestan Human Rights Documentation Network ile Haalvsh adlı kuruluşlardan geldi.
Gruplara göre hayatını kaybedenlerden üçü düğün davetlileriydi: 43 yaşındaki Kolsoom Mollahi Najhandania, 50 yaşındaki Zarkhatoon Taheri ve dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi. Dördüncü kişi olan 16 yaşındaki Mohammad Mallahi ise telekomünikasyon kulesinin yakınında motosikletiyle giderken öldürüldü.
İsimler İran medyası tarafından da doğrulandı.
Olay, 28 Şubat’ta Minab’daki bir ilkokulun füze saldırısıyla yıkılmasından altı aydan uzun bir süre sonra meydana geldi. Saldırı, mevcut çatışmayı başlatan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından saatler sonra gerçekleşmişti. İranlı yetkililere göre saldırıda 175’ten fazla çocuk ve öğretmen hayatını kaybetmişti.
Pentagon, ABD ordusunun onlarca yıldır yol açtığı en büyük sivil kayıp vakası olan Minab saldırısına ilişkin soruşturmasının bulgularını kamuoyuna açıklamadı. Ancak Reuters, 5 Mart’ta yayımladığı haberinde, ABD ordusunun ilk iç soruşturmasının, İran’la savaşın ilk gününde gerçekleştirilen bu saldırıdan ABD güçlerinin sorumlu olduğunu gösterdiğini bildirmişti.
1 Eylül günü yerel saatle yaklaşık 21.30’da sosyal medyada yerel bir düğüne saldırı düzenlendiğine ilişkin paylaşımlar dolaşıma girmeye başladı.
Reuters, bölge sakinleriyle aracılar üzerinden görüştü.
Bir bölge sakini, düğünün vurulmasının hemen ardından gönderdiği sesli mesajda, “Düğünde çok sayıda insan vardı. Çok sayıda [yaralı] götürüldü, şu anda çok daha fazla [yaralı] götürülüyor,” dedi.
İran devlet medyası, Hürmüzgan’daki telekomünikasyon yetkililerine dayandırdığı haberinde, kulenin çevredeki Sirik ilçesinde yaşayanlara mobil iletişim, telefon ve internet hizmeti sağlayan sivil bir yapı olduğunu bildirdi.
İran’da altı aydır devam eden savaş sırasında ABD ordusu, İran ordusunun stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğini engellemek amacıyla boğaz yakınlarındaki İran radar ve iletişim tesislerini defalarca vurdu.
İran, boğazdaki enerji sevkiyatını kısıtlama kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu durum küresel enerji maliyetlerini yükseltirken, ABD’deki ara dönem Kongre seçimleri öncesinde Trump yönetimi açısından siyasi bir sorun yarattı.
ABD ordusunda eski bir patlayıcı mühimmat imha teknisyeni olan ve halen Armament Research Services’ta silah teknik analisti olarak çalışan Trevor Ball, Reuters’ın talebi üzerine fotoğraf ve videoları inceleyen uzmanlar arasındaydı.
Ball, “Görülen hasar, çatıya temas ettiği anda ya da çatının hemen üzerinde infilak eden bir mühimmattan kaynaklanmış gibi görünüyor,” diyerek bunun görünüşe göre doğrudan bir isabet olduğunu belirtti.
“Görülebilen patlama hasarının, yakındaki telekomünikasyon kulesine yapılan saldırıdan kopan parçaların bu bölgeye isabet etmesiyle oluşması mümkün değil.”
Ball, kullanılan silahın büyük olasılıkla ABD’ye ait olduğunu söyledi.
Collett de Ball’un analizine katıldı.
“Kanıtların ağırlığı, İran hava savunma füzesinden ziyade ABD’ye ait, havadan bırakılan 500 librelik bir mühimmata işaret ediyor,” dedi.
Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma profesörü olan Sebastian Schutte de görsel materyalleri inceledi. Schutte, mevcut kanıtlara dayanarak çatıdaki deliğin telekomünikasyon kulesinden seken bir mühimmat sonucu oluşmadığı görüşüne katıldı.
Üç uzman da hedefinden sapan bir İran füzesinin evi yıkmış olmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.
Schutte, isabet açısının bir hava savunma füzesiyle uyumlu olmadığını belirtirken, Collett ise bir hava savunma füzesinin harp başlığında normalde görülmesi beklenen türden parçalanmaya ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.
İran medyasında çeşitli silah parçalarının görüntüleri de yayımlandı. Ball, “bu kalıntılardan bazılarının”, ABD ordusu tarafından yaygın olarak kullanılan bir tür süzülen bomba olan Joint Standoff Weapon’a (JSOW) ait olduğunu tespit etti.
3 Eylül’de Hürmüzgan eyaletinin Sirik kasabasında, dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi için düzenlenen cenaze töreninde yas tutanlar son görevlerini yerine getirmek üzere bir araya geldi.
Perşembe günü Kuhestak sakinleri saldırıda hayatını kaybedenler için cenaze töreni düzenledi. Cenaze duası okunurken kalabalık korteji doldurdu; insanlar tabutu taşıdı ve ellerinde posterler tuttu.
Bir görgü tanığı, “Sirik’te durum hüzünlü ve matem havası hâkim. İnsanlar hâlâ şok içinde,” dedi.
Ortadoğu
Süveyş’teki petrol trafiğindeki toparlanma, gerçek sorunları gizliyor

Süveyş Kanalı trafiği Kızıldeniz krizi başladığından bu yana en yoğun seviyesine ulaştı ama artan tanker hareketleri, çatışmalar ve yaptırımların şekillendirdiği dengesiz bir toparlanmayı gölgeliyor.
AGBI’nin denizcilik haber kaynağı Lloyd’s List’ten aktardığına göre, ham petrol tanker tonajı Ekim ayında 2023 yılı aylık ortalamasını aştı.
Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılardan kaçınmak için Yanbu üzerinden yön değiştiren Suudi ihracatı ile Hindistan’a giden Rus petrolü, ham petrol tanker tonajının üç yıl önce Ensarullah saldırılarının başlamasından önceki seviyelerin üzerine çıkmasına katkıda bulundu.
Lloyd’s List’in genel yayın yönetmeni Richard Meade, o ay kanal üzerinden geçen büyük ham petrol tankerlerinin yaklaşık onda dördünün yaptırım uygulanan gemiler olduğunu belirtti.
Tonaj rakamları, taşınan petrol miktarından ziyade gemilerin taşıma kapasitesini ölçer ve balastla seyreden gemileri de içerir.
Sektör kaynaklarına göre, yeniden faaliyete geçen konteyner seferleri de trafiği artırıyor. Fakat tüm gemi türlerine ait toplam tonaj, isyancıların saldırıları nedeniyle nakliye şirketlerinin rotalarını Güney Afrika’nın güneyinden geçecek şekilde değiştirmeye başlamasından önceki Ekim 2023 seviyelerinin yaklaşık üçte biri altında kaldı.
Lloyd’s List’in denizcilik istihbarat ve araştırma direktörü Bridget Diakun, brifingde “Süveyş Kanalı, Husi milislerinin Kızıldeniz’de gemilere saldırmaya başladığından bu yana en yoğun dönemini yaşıyor. Özellikle konteyner gemileri arasında bir toparlanma görüyoruz,” dedi.
Diakun, tonaj açısından tanker trafiğinin kriz öncesi seviyelerin bile üzerine çıktığını da sözlerine ekledi.
Kanal, Eylül ayındaki 1.228 ve bir yıl önceki 998 geçiş sayısından artış göstererek Ekim ayında 1.338 geçiş kaydetti.
Toplam gemi tonajı, bir önceki aya göre yüzde 18, bir önceki yıla göre ise yüzde 63 artışla 126 milyon detveyt ton seviyesine ulaştı.
Ekim ayında ham petrol tankerlerinin tonajı 47 milyon detveyt ton olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2023 yılının Ocak ile Kasım ayları arasındaki aylık ortalama 44 milyon detveyt ton ile karşılaştırıldığında daha yüksek.
Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattını kullanarak ham petrolü Hürmüz Boğazı’nı atlayarak Kızıldeniz’deki Yanbu’ya yönlendiriyor.
1.200 km uzunluğundaki bu hat, o ayın başlarında meydana gelen bir drone saldırısının ardından Eylül ayında yeniden faaliyete geçti ve tanker yüklemeleri de kısa süre sonra yeniden başladı.
Suudi Arabistan’ın Yanbu’dan yaptığı ihracat, Süveyş Kanalı üzerinden kuzeye doğru ilerliyor.
Rus ham petrolü ise ters yönde, Hindistan’a doğru sevk ediliyor. Süveyş Kanalı, Rusya’nın Karadeniz ve Baltık limanlarından Güney Afrika’nın etrafından dolaşmaya kıyasla daha kısa bir rota sunuyor.
Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar ise yoğunlaştı. Diakun, saldırılardaki artışın boğazdan geçen trafiği bir miktar yavaşlattığını ama tanker seferlerini durdurmadığını belirtti.
Lloyd’s List Intelligence’a göre, İran ile bağlantısı olmayan gemilerin boğazdan geçiş sayısı, 19-25 Ekim haftasında önceki haftaki 122’den 110’a düştü. Eylül ayındaki haftalık ortalama ise 115 idi.
Daha önce yaptırım uygulanan ticarete dahil olmuş 50’den fazla yaptırım dışı tanker ve gaz gemisi, Körfez’den kurallara uygun yük taşımaya yönelerek, bölgeden uzak duran ana akım gemi sahipleri ve işletmecilerinin bıraktığı boşluğu doldurdu.
Diakun, “Bu aslında normal bir durum değil. Bunun nedeni jeopolitik aksaklıklar,” dedi.
Meade, yaptırım uygulanan tankerlerin çoğunlukla Aframax ve Suezmax sınıfında (yani çok büyük ham petrol tankerlerinden daha küçük sınıfta) olduğunu belirtti.
Konuşmacıya göre, Kızıldeniz’in güney girişi olan Bab el-Mendeb’de büyümenin ana itici gücü, konteyner seferlerinin yeniden başlaması oldu.
Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Domínguez bu hafta, Suudi Arabistan’a bağlı gemilerin bu boğazda hâlâ tek başına hedef alınmaya devam ettiğini söyledi.
Fakat Diakun, toparlanmanın ne kadar daha ilerleyebileceğini, bunun konteyner gemilerinin geri dönüşüne ve Süveyş Kanalı üzerinden ham petrol tankerlerinin hareketlerine bağlı olduğunu göz önünde bulundurarak sorguladı.
Asıl soru, trafiğin Husi saldırıları öncesindeki seviyelerini koruyup koruyamayacağı ya da toparlanmanın durup durmayacağıydı. “Şu anda Süveyş ve Bab el-Mendeb’e ne kadar geminin geri dönebileceğine dair bir sınır olmalı,” dedi.
Ortadoğu
İsrail basını ABD ara seçimlerini nasıl değerlendirdi?

ABD’deki Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu kazanması, İsrail basınında askeri yardımlar ve ikili işbirliğinin geleceğine dair derin endişelere yol açtı.
ABD’de 3 Kasım’da düzenlenen Kongre ara seçimlerinde Demokratların Senato ve Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesi, İsrail basınında Washington ile ilişkilerin geleceğine yönelik endişelerle karşılandı.
İsrail basınındaki haber ve yorumlarda, sandıktan çıkan sonuçların yalnızca Donald Trump ve Cumhuriyetçiler açısından bir yenilgi olmadığı, aynı zamanda İsrail’e sağlanan Amerikan desteği bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceği kaydedildi.
Maariv gazetesi, seçim sonuçlarının İsrail’de derin endişelere yol açtığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Trump tek kaybeden değil; seçim sonuçları İsrail’de de derin endişelere yol açıyor. Cumhuriyetçi Parti büyük bir darbe aldı. Bu sonuçlar Washington ile İsrail arasındaki ilişkiler üzerinde de önemli sonuçlar doğurabilir.”
Gazete, Maine eyaletinde Demokrat Troy Jackson’ın, 1997 yılından bu yana görev yapan ve İsrail’e desteğiyle tanınan Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’i mağlup etmesini öne çıkardı.
Jackson’ın İsrail’e yönelik ABD askeri yardımının sona erdirilmesini savunduğunu hatırlatan Maariv, Demokratların zaferini parti içinde İsrail konusundaki dengelerin değiştiğinin göstergesi olarak nitelendirdi.
Israel Hayom gazetesi, Cumhuriyetçilerin Trump’tan uzaklaşmaya başlamasıyla İsrail’in daha eleştirel bir Kongre ile karşılaşacağını aktararak, “Dostane olmayan bir Kongre, Trump’ın İsrail’e verdiği desteğin siyasi maliyetini artırabilir ve işbirliği gerektiren girişimleri engelleyebilir” ifadelerine yer verdi.
Gazetenin analizinde, Trump’ın İsrail’e yönelik desteği sürse dahi Kongrenin takınacağı tutumun ikili işbirliğini zorlaştırabileceği vurgulandı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise seçimleri “hem Trump’a hem İsrail’e büyük bir darbe” şeklinde tanımladı.
Kanal, dışişleri, savunma ve bütçe ödenek komitelerinin denetimini devralacak Demokratların, İsrail’e dönük silah satışlarını ve askeri sevkiyatları daha sıkı bir incelemeye tabi tutmasını beklediğini bildirdi.
Yedioth Ahronoth gazetesi, seçim tablosunu “tarihi bir mavi tsunami” ve Trump için küçük düşürücü bir yenilgi olarak yorumladı.
Gazete, Demokratların, Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim çevrelerinde de zafer kazandığına dikkati çekti.
Haaretz gazetesi, Michigan eyaletinde ilerici Demokrat Abdul El-Sayed’in, İsrail yanlısı Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı mağlup ederek ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman siyasetçi olmasını öne çıkardı.
Gazete değerlendirmesinde, “İlerici aday Abdul El-Sayed’in İsrail yanlısı aday Mike Rogers’a karşı kazandığı zafer, İsrail’e karşı sert muhalefetin bile başa baş federal yarışları kazanmasına engel olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Jerusalem Post gazetesi, Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilginin başlıca gerekçesi olarak ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşı işaret etti.
Seçimlerin İsrail açısından yaratacağı etkilerin Cumhuriyetçilerin Kongredeki denetimi kaybetmesinin ötesine geçebileceğini belirten gazete, şu analizi paylaştı:
“İsrail’i eleştiren kampın genişlemesi ve nüfuz sahibi konumlara erişiminin artması, İsrail’in görmezden gelemeyeceği bir değişimi temsil ediyor.”
Öte yandan, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Michigan’daki Demokrat Parti Senato ön seçiminde 30 milyon dolardan fazla harcama yapmasına karşın Abdul El-Sayed’in adaylığını engelleyemedi. Bu harcama, AIPAC’ın tek bir seçim yarışı için kaydettiği en yüksek harcama tutarı oldu.
AIPAC daha sonraki süreçte ise Rogers’ı destekleyen bir bağımsız siyasi eylem komitesine (süper PAC) 9 milyon dolara kadar kaynak aktardı.
Sludge’ın aktardığı bilgilere göre kuruluşun siyasi eylem komitesi ve süper siyasi eylem komitesi kanalıyla ara seçimler boyunca yaptığı toplam harcama 100 milyon doları aştı.
Ortadoğu
Haredi müttefiklerinden Netanyahu’ya destek gelmedi

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog hükümeti kurma görevi için istişareleri sürdürürken, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un 56, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alması bekleniyor. Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı desteklememe kararı alırken, askerlik muafiyeti tartışması görüşmelerin ana gündem maddesi oldu.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, yeni hükümeti kurma görevini tevdi edeceği ismi belirlemek amacıyla siyasi parti temsilcileriyle yürüttüğü istişareleri sürdürüyor.
Haredi müttefiklerinin desteğini sağlayamayan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yerine, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un cumhurbaşkanına daha fazla milletvekili tarafından önerilmesi bekleniyor.
Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, 120 sandalyeli parlamentoda (Knesset) Eisenkot’un 56, Netanyahu’nun ise 46 milletvekilinin desteğini alacağı öngörülüyor.
Çarşamba günü başlayan ve perşembe akşamı tamamlanması beklenen görüşmeler sonucunda en çok öneriyi alan ismin doğrudan görevlendirilmesi gerekmiyor.
Herzog’un hükümeti kurmak için parlamentoda çoğunluğu sağlama ihtimali en yüksek gördüğü adayı belirleme yetkisi var.
İstişarelerin ilk gününde Dini Siyonizm, Zehut ve Şas partileri başbakanlık görevi için Netanyahu’yu önerirken, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz partisi Eisenkot’tan yana tercih bildirdi.
Ra’am, Demokratlar, Birlikte ve Yashar partileri de Eisenkot’a destek vereceklerini duyurdu. İktidardaki Likud partisinin Netanyahu’yu önermesi beklenirken, aşırı sağcı Yahudi Gücü partisi başbakana desteğini bildirdi.
Beklenen bu dağılım Eisenkot’u öneri sayısında öne geçirse de 56 milletvekili desteği, hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye çoğunluğunun gerisinde kalıyor. Arap seçmenleri temsil eden Ortak Liste ise henüz tutumunu açıklamadı.
Netanyahu’nun milletvekillerini ikna etme çabalarına rağmen Haredi partisi Birleşik Tevrat Yahudiliği hiçbir adayı önermeme kararını sürdürdü.
İttifakı meydana getiren Agudat Yisrael ve Degel HaTorah başlangıçtaki tavrını korurken, Netanyahu’nun temaslarının ardından Meir Porush ve Eliakim Stark’ın ortak kararın dışına çıkarak başbakanı destekleyebileceği yönündeki iddialar karşılık bulmadı.
Cumhurbaşkanı Herzog ile görüşen parti temsilcisi Yitzhak Goldknopf, “Hiçbir bloka karşı yükümlülüğümüz yok” dedi. Bu tutum, partinin olası bir hükümet seçeneğindeki tavrının dini ve diğer politika başlıklarındaki pazarlıklara bağlı olacağını gösterdi.
Birleşik Tevrat Yahudiliği heyetiyle yapılan temaslarda, Haredi erkeklerin zorunlu askerlik hizmetinden muafiyeti konusu öne çıktı.
Uzun süren çatışmaların ardından ordunun asker açığıyla karşı karşıya kalması tartışmanın boyutunu derinleştirdi.
Parti temsilcisi Yitzhak Pindrus, Haredi toplumuna yönelik kışkırtmalardan ve dini eğitim gören öğrencilerin durumundan şikayet ederek, kurulacak hükümetin “Tevrat öğrencilerinin baskı gördüğü” ortama çözüm üretmesi gerektiğini savundu.
Cumhurbaşkanı Herzog ise heyete dini eğitim almayan Haredi kesimin askere gitmesine ilişkin yaklaşımını sorarak, “Bir askerlik çerçeveniz var mı? Öğrenim görmeyenlerin askere gitmesi gerektiğini kabul ediyor musunuz?” ifadesini kullandı. Pindrus, partisinin geleneksel tutumunun Tevrat öğrenimini tam zamanlı olarak sürdürenlerin muafiyetine dayandığını belirtti.
Buna karşılık Herzog, geniş toplumsal uzlaşmayı sağlayacak yeni bir askerlik düzenlemesine ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
Haredi askerlerin dini yaşantılarını muhafaza ederek orduya katılabilecekleri modellerin bulunduğuna işaret eden Herzog, bu kapsamda teşkil edilen Haşmonay Tugayı’nı örnek verdi.
Görüşmede Haredi okullarında matematik ve İngilizce gibi temel derslerin müfredata alınması başlığı da ele alınırken, Pindrus “toplumsal değişim” yerine “ekonomik değişim” beklediklerini kaydetti.
Aşırı sağcı Yahudi Gücü heyeti ise Herzog ile görüşmesinde hükümeti kurma görevi için Netanyahu’yu önerdi.
Parti temsilcisi Yitzhak Wasserlauf, istişare sürecine dahil olan bütün partilerden Hamas’ın terör örgütü olarak açıkça tanınmasının istenmesini talep etti.
Seçimlere yönelik yabancı müdahale soruşturmasına işaret eden Wasserlauf, Arap partilerinin satın alınan oylardan faydalandığını ileri sürdü.
Herhangi bir kanıt sunmayan Wasserlauf, bazı oyların Hamas’ı terör örgütü kabul etmeyen listeler lehine parayla temin edildiğini savundu.
İddialara itiraz eden Herzog, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bunların hepsi spekülasyon. Ortada delil veya kanıt yok. Hukuk sisteminde şüphelerin temellendirilmesi gerekir. Dikkatli olmalıyız; insanlar bazen sonunda hiçbir karşılığı çıkmayan iddialarda bulunuyor.”
Herzog, meselenin incelenmesi amacıyla önde gelen hukukçulardan bir heyet oluşturulduğunu ve soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Yahudi Gücü Milletvekili Limor Son Har-Melech’in kamuoyunun seçim sonuçlarına inanmadığı yönündeki sözleri üzerine Herzog, parti mensuplarını Arap toplumunun geneline yönelik toptancı yaklaşımlardan kaçınmaları konusunda uyardı.
Herzog, Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılım göstermesinin, parti lideri Itamar Ben-Gvir’in Ulusal Güvenlik Bakanlığı dönemindeki icraatlarına bir tepki olabileceğini dile getirerek, usulsüzlük iddialarının bu ihtimalin üzerini örtüp örtmediğini sordu.
Yahudi Gücü temsilcisi Yitzhak Kroizer ise katılım oranının Ben-Gvir’in icraatlarının etkinliğini kanıtladığını savunarak, “Bu, Bakan Ben-Gvir için bir onur nişanıdır” dedi ve bakanın geçmişte uygulanmayan mevzuatı hayata geçirdiğini öne sürdü.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Asya2 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Dünya Basını1 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Dr. Hudson: Trump aynı anda iki petrol cephesinde savaşamaz









