Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, 800 milyar avroluk yeniden silahlanma bütçesini nasıl finanse edecek?

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brüksel’in savunma kapasitesini artırmayı amaçlayan 800 milyar avroluk ‘ReArm Europe’ (Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma) planını duyurdu. ABD’nin Ukrayna’ya askeri yardımını askıya aldığı yönündeki haberlerin ardından açıklanan plan, üye ülkelerin savunma harcamalarını artırmasını, ortak silah alımlarını teşvik etmesini ve Avrupa savunma sanayisini güçlendirmesini öngörüyor. Uzmanlar, planın AB’nin niyet beyanı olduğunu ve hayata geçirilmesinin zor olduğuna işaret ediyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 4 Mart tarihinde, Avrupa Birliği’nin (AB) yeniden silahlanmasını öngören ve toplamda 800 milyar avro değerindeki “ReArm Europe” planını duyurdu.

Von der Leyen, Avrupa’nın “en tehlikeli döneminde” yaşadığını belirterek, bu nedenle Avrupa’nın “kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk alması” gerektiğini vurguladı.

Avrupa Komisyonu Başkanı, 6 Mart’ta Brüksel’de yapılması planlanan ve güvenlik ile Ukrayna’daki çatışmaya odaklanacak zirve öncesinde, tekliflerini birlik üyesi ülkelerin liderlerine iletti.

Von der Leyen, “NATO’daki ortaklarımızla yakın iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu, Avrupa için önemli bir an ve hızlanmaya hazırız,” şeklinde konuştu.

Aynı gün içerisinde, Bloomberg ve Fox News gibi Amerikan medya kuruluşları, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kiev’e askeri yardımı askıya alma talimatı verdiğini bildirdi.

Öğleden sonra Polonya Başbakanı Donald Tusk, TVP Info‘ya yaptığı açıklamada, Washington’ın Rzeszow’daki Jasionka havaalanında bulunan lojistik merkezi aracılığıyla Ukrayna’ya askeri malzeme sevkiyatını durdurduğunu doğruladı.

Trump, 4 Mart için “muhteşem bir akşam” duyurusu yaparak, göreve başlamasından bu yana ilk defa Kongre’nin her iki kanadının ortak oturumunda konuşacağını açıkladı. Cumhuriyetçi lider, “her şeyi olduğu gibi” anlatacağını belirtti.

AB, kaynakları nasıl toplamayı planlıyor?

Von der Leyen tarafından sunulan plan, üç temel teklif içeriyor.

Planın ilk maddesi, AB ülkelerinin savunma harcamalarını yüzde 1,5 artırarak silah üretimi için 650 milyar avro toplamak amacıyla AB’nin mali kurallarının gevşetilmesini öngörüyor.

Bu maddeye göre, üye ülkeler, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 3’ü oranındaki devlet borcu sınırından ayrılabilecekler.

İkinci olarak, üye ülkelere savunma yatırımları için 150 milyar avro tutarında kredi verilmesi planlanıyor. Bu fonların hava savunma sistemleri, füzeler, topçu sistemleri ve insansız hava araçları alımına yönlendirilmesi ve Ukrayna’nın savaşma kabiliyetini de güçlendirmesi bekleniyor.

Son olarak, AB bütçesinin, yakın gelecekte savunma yatırımlarına daha fazla fon aktarılabilecek şekilde kullanılması hedefleniyor.

Bu, üye ülkeler arasındaki ekonomik uçurumu azaltmayı amaçlayan uyum politikası programı kapsamında tahsis edilen fonların gönüllü olarak bu alana yönlendirilmesini de içeriyor.

Planın diğer iki maddesi, tasarruf-yatırım birliği çalışmalarının hızlandırılması ve Avrupa Yatırım Bankası’nın fon ve mekanizmalarının kullanılması yoluyla özel sermayenin harekete geçirilmesiyle ilgili.

Politico, AB’nin 1945’ten bu yana en ciddi krizle karşı karşıya olduğunu, çünkü “ABD’nin Rusya’nın yanında yer aldığını” ve şimdi bloğun, Washington’ın bölgesel savunmaya yaptığı katkıyla karşılaştırıldığında çok küçük kalan savunma harcamalarını artırmanın yollarını aradığını belirtiyor.

Yayın organı, 6 Mart zirvesinde henüz karara bağlanması gereken yeniden silahlanma planının, pandemi sırasındaki kriz önlemlerine benzediğini, fakat tek farkın tamamen borçlardan oluşması olduğunu ifade ediyor.

Birkaç Avrupalı yetkili de yayına, AB’nin pandemi sonrası toparlanma fonu kapsamında krediler için ayrılan 93 milyar avronun savunmaya aktarılabileceğini söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce, AB’nin savunma harcamalarının finansmanı konusuna “daha yaratıcı” bir şekilde yaklaşması gerektiğini belirtmişti.

Macron, Ukrayna’ya destek konulu Londra’daki Avrupa liderleri zirvesine giderken Le Figaro‘ya, mevcut durumda Avrupa devletlerinin savunmaya GSYİH’lerinin yüzde 3 ila yüzde 3,5’ini harcaması gerektiğini söyledi.

Macron’a göre, bu amaçla Avrupa İstikrar Mekanizması’nın kullanımı da dahil olmak üzere çeşitli seçeneklerin değerlendirilmesi gerekiyor.

Şu anda AB üyesi ülkeler savunmaya yılda yaklaşık 325 milyar avro harcıyor ve bu, toplam GSYİH’lerinin yaklaşık yüzde 1,8’ine denk geliyor.

NATO’nun askeri harcamalar için belirlediği GSYİH’nin yüzde 2’si hedefine, ittifak üyelerinin üçte ikisi ulaştı.

Bu göstergede ilk 5’te Polonya (yüzde 4,12), Estonya (yüzde 3,43), Letonya (yüzde 3,15), Yunanistan (yüzde 3,08) ve Litvanya (yüzde 2,85) yer alıyor.

İtalya, İspanya, Hırvatistan ve Belçika’nın askeri harcamaları, ittifak tarafından belirlenen seviyenin altında kalıyor.

Londra’daki zirvede bulunan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bazı ülkelerin özel olarak savunma harcamalarını artırma sözü verdiğini, ancak ayrıntıları açıklamaktan kaçındı.

Amerikan yönetiminin eylemleri nedeniyle harcamalarını artırmaya hazırlanan bir diğer ülke de, ABD’den sonra Ukrayna’ya en çok askeri yardım sağlayan ikinci ülke olan Almanya.

Erken seçimleri kazanan CDU/CSU bloğunun lideri Friedrich Merz, savunma harcamalarını ve ilgili altyapıyı finanse etmek için yeni “özel fonlar” konusunu çözmek üzere 10 Mart’ta olağanüstü bir Bundestag toplantısı çağrılması önerisinde bulundu.

Tagesspiegel, neredeyse tüm NATO’nun doğu ve güneydoğu kanatlarına giden yolların Almanya topraklarından geçtiğini, ancak köprülerin içler acısı durumunun kritik bir anda ittifakı tehlikeye atabileceğini belirtiyor.

Bild‘in aktardığına göre, önde gelen Alman ekonomistleri Bundeswehr’in ihtiyaçlarını 400 milyar avro, altyapının ihtiyaçlarını ise 500 milyar avro olarak tahmin ediyor.

AB, ABD olmadan adım atmaya ne kadar hazır?

Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesinden önce bile, AB’de savunma kabiliyetini güçlendirme ihtiyacı aktif olarak konuşuluyordu.

Geçen yılın baharında, Avrupa Komisyonu, AB içindeki askeri alımları artırmayı amaçlayan yeni bir Avrupa Savunma Sanayii Stratejisi (EDIS) sundu.

Bu girişim, AB ülkelerinin savunmaya ortak yatırımlar yapmasını, kritik tedariklerin güvenliğini sağlamayı ve Avrupa Yatırım Bankası’nın kredi politikasında değişiklikler yapılmasını öngörüyor.

Belgede, “Jeopolitik olaylar, Avrupa’nın kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk almasının acil bir gereklilik olduğunu gösteriyor,” ifadeleri yer aldı.

Eylül ayında, eski Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, AB’nin 2024-2029 dönemi için rekabet gücüne ilişkin bir rapor sundu ve burada ABD olmadan savunma sanayisini güçlendirme çağrısında bulundu.

Draghi, İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş mirası nedeniyle AB ülkelerinin askeri teçhizatı Amerika’dan almaya alıştığını belirtti.

Sonuç olarak, Haziran 2022’den Haziran 2023’e kadar AB’nin savunma alımlarına yaptığı harcamaların yüzde 78’i blok dışı ülkelerden tedarikçilere gitti ve bunların yüzde 63’ü ABD şirketlerine aitti.

Amerikan yönetiminin Ukrayna’ya yardımı askıya aldığı yönündeki haberlerin ardından çoğu Avrupalı lider, savunmaya daha fazla yatırım yapmaya hazır olduklarını dile getirdi.

Çekya Başbakanı Petr Fiala, Avrupa politikasında “temelden bir değişim” çağrısında bulundu.

Fiala, “Bu, savunma yatırımlarında artış gerektiriyor. Güvenliğimizi sağlamak, aynı zamanda Ukrayna’ya desteğimizi güçlendirmek anlamına geliyor. Hepimizi tehdit eden Rusya’nın saldırgan politikasının başarılı olmasına izin veremeyiz,” dedi.

Polonya Başbakanı Tusk, “Kemerlerinizi bağlayın, türbülans bölgesine giriyoruz diyebiliriz,” diyerek, Polonya’nın acilen savunma kabiliyetini artırmaya başlama konusunda kararlı olduğunu belirtti.

Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen, Ukraynalıların Amerikalılara tamamen bağımlı olduğu bazı şeyler olduğunu belirtti.

Poulsen, “Bunlara Amerikan Patriot hava savunma sistemi için füzeler de dahil. Bu, Avrupa’yı Ukrayna’ya yardım etmek için gerçekten daha fazlasını yapmamız gereken bir duruma sokacaktır,” değerlendirmesini yaptı.

The Economist, Avrupa’nın Ukrayna’ya destek harcamalarının “iç karartıcı” olduğunu belirtiyor.

Ocak 2022’den bu yana AB, mali, askeri ve insani yardım için 113 milyar avro harcadı, bu da birliğin GSYİH’sinin yüzde 0,2’sinden biraz fazlasına denk geliyor.

Derginin hesaplamalarına göre, ABD’nin desteğinin yerini almak için AB’nin katkısını yaklaşık iki katına çıkarması gerekiyor.

Makalede, “GSYİH’nin yüzde 0,4’ü, Danimarka ve Finlandiya tarafından Kiev’e sağlanan yardımın yalnızca yarısı kadar. Bu, bunun mümkün olduğunu ve Ukrayna’ya desteğin, Avrupa’nın kendi savunma harcamalarını artırma gibi çok daha büyük bir görevin sadece küçük bir parçası olduğunu gösteriyor,” ifadeleri kullanıldı.

The Economist, bu nedenle Avrupalı liderlerin seçmenlerini sosyal harcamaları ve tarımsal sübvansiyonları azaltma gerekliliği konusunda ikna etmeleri gerekeceğini vurguluyor.

Valday Uluslararası Tartışma Kulübü’nden Andrey Bistritskiy, RBK‘ya yaptığı açıklamada, şimdilik Brüksel’in planlarının daha ziyade bir niyet beyanı ve “kötü oyunda iyi bir yüz” sergileme çabası olarak algılanması gerektiğini söyledi.

Uzman, “Mevcut Avrupalı liderler gerçekten savaşçı bir tutum içindeler. Onlar için Ukrayna’ya destek, birleşme ve konsolidasyonun bir yolu. Bu anlamda, Avrupa Komisyonu’nun planı, kendilerine özgü bir görev olarak gördükleri Rusya ile ebedi bir çatışmaya doğru atılan adımlardan biri. Ancak 800 milyar avroluk bir meblağın Avrupalılar için karşılanabilir olması pek mümkün değil. Bu planlar daha çok Washington’a bir mesaj olarak algılanabilir. Bunun Trump’ın Kongre’deki konuşmasından önce yapılması tesadüf değil. Bence AB’nin yeniden silahlanma planının kendisi ile hayata geçirilmesi arasında büyük bir mesafe var,” dedi.

Ayrıca Bistritskiy, ABD’nin AB’ye karşı gümrük vergisi uygulaması durumunda, kaynak bulmanın daha da zorlaşacağını belirtti.

Bistritskiy, aynı zamanda, başta Fransa ve İngiltere olmak üzere mevcut Avrupalı liderlerin yeni bir Avrupa savunma birliği kurma planları olduğunu da kabul ediyor.

Uzman, “Bu anlamda Ukrayna’yı AB içinde konsolidasyon için bir yol olarak görüyorlar ve bu nedenle oradaki askeri eylemleri sonuna kadar desteklemeye hazırlar. Bu nedenle, gerçek bir tehlike ve tırmanma riski çok yüksek, ancak AB içindeki havanın homojen olduğu söylenemez. Aynı Fransa ve Almanya’daki birçok kişi tırmanmaya kesinlikle karşı, bu da bir iç sınırlama faktörü olabilir,” ifadesini kullanıd.

Diğer yandan Avrupa Bilgi Merkezi Direktörü Nikolay Topornin de AB’nin yeniden silahlanma amacıyla ek kaynak sağlama olanaklarının sınırlı olduğunu düşünüyor.

Uzman, RBK‘ya verdiği demeçte, “Şu anda bu planların gerçekçi olduğunu düşünmüyorum, özellikle de askeri harcamalar konusunun AB’nin yetki alanına girmediği düşünüldüğünde, her ülke ne kadar para ayırabileceğine kendisi karar veriyor,” dedi.

Üye ülkelerinin hepsinin ek harcamalara hazır olmadığını kaydeden Topornin, “Ve açıkçası, yalnızca birkaç AB ülkesi modern silah türleri üretebiliyor. Diğerleri, tüm isteklerine rağmen, kendileri hiçbir şey yapamazlar,” yorumunu yaptı.

Avrupa

Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.

Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”

Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”

Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.

Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.

Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.

Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.

Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”

Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.

Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Yayınlanma

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.

Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.

Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.

Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.

Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.

Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:

“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”

Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:

“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:

“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”

Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”

Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.

Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.

Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.

Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.

Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:

Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.

Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.

Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.

Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.

Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.

Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.

Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.

Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Yayınlanma

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.

Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.

Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.

Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.

Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.

Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.

Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.

2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.

İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.

Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.

Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English