Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, özel mesajları gözetlemek istiyor: Yeni ‘sohbet kontrolü’ yasasında neler var?

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin çocuk cinsel istismarı materyallerinin (CSAM) dağıtımını engellemek amacıyla hazırladığı sohbet denetimi yasa taslağı Konsey, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu arasındaki üçlü müzakerelere giriyor.

Taslak, daha önceki zorunlu gözetim planından vazgeçiyor. Bunun yerine WhatsApp ve Signal gibi mesajlaşma servislerinin otomatik sohbet izleme yazılımını “gönüllü” olarak kurmasına izin verilirken, bu izlemenin kapsamı daha da genişletilebiliyor.

Berliner Zeitung‘un haberine göre taslak aynı zamanda kullanıcıların CSAM içerdiğinden şüphelenilen sohbetleri bildirmesini kolaylaştırmayı ve kullanıcılar için zorunlu yaş doğrulaması getirmeyi hedefliyor.

Avrupa Komisyonu, çocuk cinsel istismarıyla mücadele düzenlemesini 2022 yılında başlattı. Fakat üye ülkeler arasında henüz bir fikir birliğine varılamadı. Komisyon verilerine göre yalnızca 2023 yılında 3,4 milyondan fazla görsel ve video içeren 1,3 milyondan fazla çocuk cinsel istismarı raporu kayda geçti.

Bu yasal belirsizlik, özellikle Apple gibi marka kimliğini mahremiyet vaatleri üzerine kuran ve Avrupa pazarında şifreli mesajlaşma hizmetleri sunan teknoloji şirketleri için ciddi bir zorluk yaratıyor.

Şirketler yakın gelecekte yasalara uyum ile temel güvenlik ilkeleri arasında imkânsız seçimler yapmak zorunda kalabilir. Avrupa Parlamentosu, orijinal taslağın en kapsamlı kısımlarını ciddi ölçüde daraltan adımlar attı. Buna rağmen mevcut müzakere metinleri, şifreli iletişimin çalışma biçimini temelden değiştirecek hükümler içeriyor.

Uçtan uca şifreli mesajlaşma platformları aracılığıyla metin mesajlarının taranması, şifrelemenin korumayı amaçladığı özün kendisine bir müdahale anlamına geliyor.

Teklif, tüm e-posta ve mesajlaşma sağlayıcılarının, içerikleri kullanıcıların cihazlarında şifrelenmeden önce yapay zekâ kullanarak incelemesini ve çocuk cinsel istismarı materyallerini tespit etmesini zorunlu kılıyor. Bu, yalnızca bir tarama değil, mesajların iletim için güvenli hale getirilmeden önce denetleneceği bir ön şifreleme analizi anlamına geliyor.

Öte yandan 27 üye ülke arasında altı ülke tedbirlere karşı çıkarken, altı ülke kararsız. Fransa, İspanya ve İtalya gibi büyük oyuncuların da aralarında bulunduğu on beş ülke ise tasarıyı destekliyor.

AB Konseyinin önceki gün yaptığı yazılı açıklama şöyle:

“AB, çocuk cinsel istismarıyla mücadele çabalarını artırıyor. Bugün üye ülke temsilcileri, çocuk cinsel istismarını önleme ve bununla mücadele etmeye yönelik bir düzenleme konusundaki Konsey pozisyonu üzerinde anlaştı.

Yeni yasa kabul edildiğinde, dijital şirketlere çocuk cinsel istismarı materyallerinin yayılmasını ve çocukların ayartılmasını önleme yükümlülükleri getiriyor. Yetkili ulusal makamlar, şirketleri içeriği kaldırmaya ve erişimi engellemeye veya arama motorları söz konusu olduğunda arama sonuçlarını listeden çıkarmaya zorlama yetkisine sahip olacak. Düzenleme ayrıca, üye ülkelere ve çevrim içi sağlayıcılara yasanın uygulanmasında destek olmak üzere yeni bir AB kurumu olan AB Çocuk Cinsel İstismarı Merkezini kuruyor.

Risk değerlendirmesi ve azaltılması

Yeni kurallar kapsamında çevrim içi hizmet sağlayıcıları, hizmetlerinin çocuk cinsel istismarı materyallerinin yayılması veya çocukların ayartılması amacıyla kötüye kullanılma riskini değerlendirmek zorunda kalacak. Bu değerlendirmeye dayanarak, söz konusu riske karşı azaltıcı tedbirleri hayata geçirmeleri gerekecek. Bu tedbirler arasında kullanıcıların çevrim içi çocuk cinsel istismarını bildirmesini, kendileri hakkında paylaşılan içerikleri kontrol etmesini sağlayan araçların sunulması ve çocuklar için varsayılan gizlilik ayarlarının devreye sokulması yer alabilir.

Üye ülkeler, bu risk değerlendirmelerini ve azaltıcı tedbirleri incelemekten sorumlu ulusal makamları (‘koordinatör ve diğer yetkili makamlar’) belirleyecek; bu makamlar sağlayıcıları azaltıcı tedbirler almaya zorlayabilecek. Kurallara uyulmaması durumunda sağlayıcılar para cezalarıyla karşı karşıya kalabilir.

Risk kategorileri

Konsey, çevrim içi hizmetler için üç risk kategorisi getiriyor. Bir hizmet, bir dizi nesnel kritere (örneğin türüne) dayanarak yüksek, orta veya düşük riskli olarak sınıflandırılacak. Yetkililer bu sınıflandırmaya dayanarak, yüksek risk kategorisinde sınıflandırılan çevrim içi hizmet sağlayıcılarını, hizmetleriyle ilgili riskleri azaltacak teknolojilerin geliştirilmesine katkıda bulunmaya zorlayabilecek.

Mağdurlara yardım

Çevrim içi şirketler, kendilerini gösteren çocuk cinsel istismarı materyallerinin kaldırılmasını veya bu tür materyallere erişimin engellenmesini isteyen mağdurlara yardım sağlamak zorunda. Mağdurlar bu amaçla AB Merkezinden de destek talep edebilir. AB Merkezi, örneğin ilgili şirketlerin bir mağdurun kaldırılmasını istediği ögeleri kaldırıp kaldırmadığını veya bunlara erişimi engelleyip engellemediğini kontrol edecek.

Sağlayıcıların gönüllü faaliyetleri

Konsey ayrıca, şirketlerin hizmetlerini çocuk cinsel istismarına karşı (gönüllü olarak) taramasına izin veren ve şu anda geçici olan bir tedbiri kalıcı hale getirmek istiyor. Mevcut durumda örneğin mesajlaşma hizmeti sağlayıcıları, platformlarında paylaşılan içerikleri çevrim içi çocuk cinsel istismarı materyalleri açısından gönüllü olarak kontrol edebilir, bunları raporlayabilir ve kaldırabilir. Bu durum, elektronik haberleşme sektörüne özgü belirli kurallardan sağlanan bir muafiyet sayesinde mümkün oluyor. Bu muafiyetin süresi 3 Nisan 2026’da dolacak olsa da Konsey pozisyonuna göre uygulanmaya devam edecek.

AB Merkezi

Yeni yasa, düzenlemenin uygulanmasını desteklemek amacıyla yeni bir AB kurumu olan AB Çocuk Cinsel İstismarı Merkezinin kurulmasını öngörüyor.

AB Merkezi, hizmetlerde tespit edilen çocuk cinsel istismarı materyalleri hakkında çevrim içi sağlayıcılar tarafından sunulan bilgileri değerlendirip işleyecek ve sağlayıcılar tarafından kendisine iletilen raporlar için bir veri tabanı oluşturup bunu yönetecek. Merkez ayrıca, hizmetlerin çocuk cinsel istismarı materyallerini yaymak için kullanılma riskini değerlendirme konusunda ulusal makamlara destek verecek.

Merkez, şirketlerin bilgilerini Europol ve ulusal kolluk kuvvetleriyle paylaşmaktan da sorumlu. Ayrıca, şirketlerin gönüllü faaliyetlerinde kullanabileceği bir çocuk cinsel istismarı göstergeleri veri tabanı oluşturacak.

Konsey pozisyonu, AB Merkezinin yerini belirlemiyor; buna ayrı bir prosedürle Avrupa Parlamentosu ile birlikte karar verilecek.

Sonraki adımlar

Konsey, bugünkü anlaşma temelinde nihai düzenleme üzerinde uzlaşmak amacıyla Avrupa Parlamentosu ile müzakerelere başlayabilir. Avrupa Parlamentosu kendi pozisyonunu Kasım 2023’te belirlemişti.”

Mevcut AB metinleri, “zorlayıcı rıza” anlamına gelen mekanizma sunuyor. Bu mekanizma, kullanıcıları zor seçimler yapmaya itiyor. Şifreli mesajlaşma hizmeti kullanıcılarının, görsel içeriklerin ve bağlantıların CSAM için taranmasını kabul etmesi gerekecek. Bu da mahremiyetin temel iletişim işlevlerini sınırlayan bir lüks özellik haline geldiği, kullanışsız bir durum yaratıyor.

Özellikle Apple’ın iMessage hizmeti için teknik uygulama zorlukları oldukça büyük. Mesele iMessage, WhatsApp ve Signal gibi şifreli hizmetleri kapsıyor ve Apple’ın, şifrelemesinin çalışma şeklini temelden değiştirecek istemci tarafı tarama veya diğer ön şifreleme analiz yöntemlerini uygulamasını gerektirebilir.

“Avrupa’nın gizliliğe karşı savaşı”

Bunun yanı sıra Avrupa’nın önde gelen siber güvenlik akademisyenlerinden 18’inin imzaladığı açık mektup, taslağın “çocuklar için net faydalar sağlamaksızın toplum için yüksek riskler” oluşturduğu uyarısında bulundu. Akademisyenlere göre bu risklerin ilki, belirsiz “tuzağa düşürme” (grooming) davranışlarını tespit etmek için yapay zeka kullanan otomatik metin analizi de dâhil olmak üzere, “gönüllü” taramanın kapsamının genişletilmesi.

Uzmanlar bu yaklaşımın temelden kusurlu olduğunu ifade ediyor. Mevcut yapay zeka sistemleri, masum sohbetler ile istismarcı davranışları birbirinden doğru şekilde ayırt etme kapasitesine sahip değil. Uzmanların açıkladığı üzere yapay zeka destekli istismar tespiti, çok sayıda normal ve özel sohbeti geniş bir tarama ağına sürükleme, soruşturmacıları hatalı tespitlere boğma ve mahrem iletişimleri üçüncü taraflara ifşa etme riski taşıyor.

İtalyan gazeteci Thomas Fazi, Unherd sitesinde kaleme aldığı makalede şu değerlendirmeyi yaptı:

“Yeni uzlaşı teklifinin, sağlayıcıların ‘tüm uygun risk azaltma tedbirlerini’ uygulamasını şart koşan 4. Maddesi’nden başka endişeler de doğuyor. Bu madde, temel güvenlik modellerini zayıflatsa dahi, yetkililerin şifreli mesajlaşma hizmetlerine taramayı etkinleştirmeleri için baskı yapmasına olanak tanıyabilir. Pratikte bu durum, WhatsApp, Signal veya Telegram gibi sağlayıcıların, mesajları şifreleme uygulanmadan önce kullanıcıların cihazlarında taramasının zorunlu kılınması anlamına gelebilir.

Electronic Frontier Foundation, bu yaklaşımın kalıcı bir güvenlik altyapısı oluşturma riski taşıdığını ve bunun zamanla evrensel hale gelebileceğini belirtti. Meta, Google ve Microsoft şifrelenmemiş içerikleri hâlihazırda gönüllü olarak tarıyor; bu uygulamanın şifreli içerikleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ise yalnızca teknik değişiklikleri gerektirir. Üstelik platformlar yetkililerle ‘işbirliği’ yapmaları yönünde itibar, hukuk ve piyasa baskısıyla karşılaştıkça, gönüllü bir seçenek olarak başlayan uygulama pratikte kolayca zorunluluğa dönüşebilir. Dahası bu durum sadece AB’deki insanları değil, Amerika Birleşik Devletleri de dâhil olmak üzere dünyadaki herkesi etkiliyor. Platformlar AB’de kalmaya karar verirse, birlik içindeki herkesin konuşmalarını taramak zorunda kalacak. AB’de olmasanız bile orada bulunan biriyle sohbet ediyorsanız, sizin gizliliğiniz de tehlikeye girmiş oluyor.“

“Yeni yasa çocukları korumaz, sahte ihbarları artırır”

Diğer taraftan söz konusu açık mektubun imzacıları arasında yer alan Max Planck Güvenlik ve Mahremiyet Enstitüsü Direktörü Carmela Troncoso, mevcut teklifin pek çok unsurunun CSAM ile mücadeleye çok az yardımcı olacağı ve istenmeyen yan etkilere yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Yeni sohbet denetimi teklifi ile önceki versiyonlar arasındaki en önemli farkların ne olduğu sorusuna yanıt veren Troncoso, “Yeni teklifin artık genel bir sohbet izlemesi talep etmemesi çok cesaret verici. Bu, çocukların çevrim içi ortamda korunması ile bu önlemlerin toplumun geneli için oluşturduğu güvenlik ve mahremiyet riskleri arasında bir denge kurma yolunda atılmış büyük bir adımdır” dedi.

Bununla birlikte Troncoso, tasarının bazı unsurlarının çocuklar için somut faydalar sunmadan ciddi riskler oluşturmaya devam ettiğini belirtti.

Troncoso, “Örneğin, izlenebilecek içeriklerin kapsamı önemli ölçüde genişletildi. Daha önce sadece bağlantılar ve görseller taranabilirken, yeni teklif bunu metin mesajları ve videoları da kapsayacak şekilde genişletiyor. Bu durum, temel mahremiyet haklarımızı daha da ihlal edecek ve çok daha fazla yanlış ihbara yol açarak koruyucu önlemlerin etkinliğini baltalayacaktır” diye konuştu.

Tasarı ayrıca iki durumda zorunlu yaş doğrulaması getiriyor: Birincisi, kullanıcılar CSAM dağıtımı veya çocukları grooming açısından yüksek riskli olarak sınıflandırılan mesajlaşma servisleri, sohbet entegreli oyunlar ve X, Bluesky veya Facebook gibi sosyal medya platformlarını indirmek istediğinde; ikincisi ise bu hizmetlere veya içlerindeki belirli özelliklere erişmeden önce.

Sohbet hizmetlerinde CSAM tespitinin teknik olarak nasıl uygulandığını açıklayan Troncoso, mesajlaşma servislerindeki sohbetlerin e-postalardan temel olarak farklı bir şekilde izlendiğini vurguladı.

E-posta servislerinin çoğunun uçtan uca şifreleme (E2EE) kullanmadığını belirten Troncoso, “Bu servisler mesajı yalnızca aktarım sırasında şifreler. Bu, servis sağlayıcının e-posta içeriğini sunucusunda dururken CSAM gibi suç unsuru materyaller için tarayabileceği anlamına gelir ve birçoğu bunu zaten yapıyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık WhatsApp veya Signal gibi mesajlaşma servislerindeki sohbetlerin uçtan uca şifrelendiğini hatırlatan Troncoso, “Bu, bir mesajın göndericinin cihazında şifrelendiği ve yalnızca alıcının cihazında şifresi çözülene kadar karmaşık kaldığı anlamına gelir. Yetkililerin bu mesajları CSAM için aramasını sağlamak amacıyla teklif, ‘istemci taraflı tarama’ olarak bilinen tartışmalı bir teknolojiye dayanıyor” dedi.

Troncoso, istemci taraflı taramanın veri korumasını neden ihlal ettiğini ise şu sözlerle açıkladı:

“İstemci taraflı tarama ile uçtan uca şifreleme yerinde kalır, ancak temelden işlevsiz kılınır. CSAM’i tespit etmek için içeriğin şifrelenmeden önce göndericinin cihazında kontrol edilmesi gerekir. Tespit yazılımı, sohbet içeriğini taramak ve yasak olarak işaretlenen herhangi bir materyali otomatik olarak kolluk kuvvetlerine iletmek için mesajlaşma uygulamasına veya işletim sistemine yerleştirilir. İçerik, gönderici veya alıcı dışındaki bir tarafın erişimine açıldığında, şifrelemenin sağladığı koruma ortadan kalkar.”

İstemci taraflı taramanın CSAM tespitinde etkili olup olmadığı sorusuna Troncoso, “Kısa cevap hayır” yanıtını verdi.

Araştırmaların, bu tür yazılımları kullanmanın bilinen CSAM’leri tespit etmede etkili olmadığını gösterdiğini söyleyen Troncoso, “Tespit mekanizması, fotoğraftaki birkaç pikseli değiştirerek kolayca atlatılabilir” dedi.

Yapay zekanın bilinmeyen istismar tasvirlerini aramak için kullanıldığında ise tamamen zararsız görüntülerin de sorunlu olarak işaretlenme riskinin çok yüksek olduğunu belirten Troncoso, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunlar arasında sahildeki çocukların fotoğrafları veya ebeveynler tarafından bir çocuk doktoruna gönderilen cilt rahatsızlıklarının görüntüleri olabilir. Mevcut teknoloji, istismar görüntülerini güvenilir bir şekilde tanımlama yeteneğine sahip değil. Bu nedenle, bu yasanın potansiyel faydaları, kullanıcıların mahremiyetine yönelik risklerden daha ağır basmıyor.”

Troncoso, aynı durumun metin mesajları için de geçerli olduğunu vurguladı.

Yeni teklifin, bir failin çocuğu istismar etmek amacıyla duygusal bir bağ kurduğu “grooming” gibi faaliyetler için metin mesajlarını analiz etmek üzere yapay zeka kullanma olasılığını geri getirdiğini belirten Troncoso, “Tespit kusurludur. Ayrıca, ‘grooming’ ile ilgili metin iletişimi, akrabalarla veya yakın arkadaşlarla yapılan sohbetler ya da ilişkiye başlayan gençler arasındaki yazışmalar gibi dostane bir bağlamda tamamen kabul edilebilir diğer etkileşimlere çok benzeyebilir. Bu durum, birçok vaka yanlış yorumlanacağı için sahte suçlamalarda artışa yol açacaktır” dedi.

“Yaş doğrulaması mahremiyet için yeni bir tehdit”

Troncoso, yaş doğrulamasının çocukları daha iyi koruyup korumayacağı sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Yaş doğrulaması, reşit olmayanların belirli içeriklere veya uygulamalara erişmesini engellemeye yardımcı olabilir. Ancak etkinliği garanti değil ve önemli mahremiyet riskleri ile ayrımcılık potansiyeli taşıyor. Doğrulama, kimlik kartı gibi bir belgenin taranmasını gerektiriyorsa, güvenlik ve mahremiyet riskleri açıktır ve orantısızdır. Çünkü bu, bir kişinin yaşından çok daha fazla kişisel bilgiyi ortaya çıkarır.”

Ayrıca, yaş doğrulamasının ne kadar etkili olduğunun belirsiz olduğunu, çünkü kolayca aşılabileceğini ifade eden Troncoso, “Örneğin Birleşik Krallık’ta kullanıcılar, söz konusu hizmetlere erişmek için giderek daha fazla alternatif sağlayıcılara veya VPN’lere yöneliyor. Zorunlu yaş doğrulaması çocukları iletişimlerini alternatif, güvensiz ve hatta şifrelenmemiş kanallara kaydırmaya iterse, bu platformlar onları istismar etmek isteyen kötü niyetli aktörler tarafından işletilebileceği için risklere maruz kalmaları artabilir” uyarısında bulundu.

Çocuk güvenliğini sağlamak için artan internet kontrolüne daha iyi bir alternatif olup olmadığı sorusuna yanıt veren Troncoso, mevcut teklifin öncelikle istismar içeriğini internetten kaldırmayı veya önüne engeller koymayı amaçlayan teknik çözümlere dayandığını, bunun da iletişim güvenliği ve mahremiyet pahasına yapıldığını söyledi.

Troncoso, sözlerini şu şekilde tamamladı:

“Mevcut teknolojinin sınırlamaları göz önüne alındığında, bu yaklaşımın çocuk istismarını önlemeye önemli bir katkı sağlaması olası değil. CSAM’in varlığının, çocuk cinsel istismarının varlığından kaynaklandığını hatırlamak çok önemli. Bu nedenle CSAM’in ortadan kaldırılması, yalnızca dijital dağıtımını önlemeye değil, nihayetinde istismarın kendisine bağlıdır. Güvenliği ve mahremiyeti önemli ölçüde zayıflatan sohbet izleme ve yaş doğrulama gibi etkinliği şüpheli teknolojilere güvenmeye devam etmek yerine, Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların önerdiği önlemleri uygulamaya odaklanmalıyız. Bunlar arasında rıza, normlar ve değerler hakkında eğitim, dijital okuryazarlık ve çevrim içi güvenlik ile kapsamlı cinsellik eğitimi ve travma bilgisine sahip ihbar hatları bulunmaktadır.”

Avrupa

Draghi: Faiz politikası büyümeyi sürekli kılmaz

Yayınlanma

Eski Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, Avrupa’nın uzun vadeli büyümeye dönmek için yeni teknolojileri geliştirmesi ve yaygınlaştırması gerektiğini söyledi.

Draghi, Zürih’teki İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nde, İsviçre Merkez Bankası’nın Karl Brunner Seçkin Konuşma Serisi kapsamında bir konuşma yaptı.

“Büyüme, tüm hükümetler tarafından paylaşılan açık bir hedef haline gelmelidir,” diyen eski ECB Başkanı, “Her ülkenin kendi başına hareket ettiği Avrupa’nın alışılagelmiş tepkisi, şu anda karşı karşıya olduğu dünyada yeterli olmayacaktır. Ulusal reformlar hâlâ önemlidir ama teknoloji –ve dolayısıyla büyüme– için artık gerekli olan ölçeği sağlayamazlar. Bunu ancak entegrasyon sağlayabilir,” diye konuştu.

Draghi, konuşmasına bu konferans dizisinin adandığı ekonomist Karl Brunner’in fikirlerinden alıntı yaparak başladı ve “Merkez bankası tek başına fiyat istikrarını sağlayamazdı. Kendi teşvikleriyle uyumlu bir mali otoriteye ihtiyacı vardı,” diye hatırlattı.

Bu yaklaşımın, ECB’ye bağımsızlık tanıyan ve fiyat istikrarını birincil hedef olarak belirleyen, aynı zamanda parasal finansmanı yasaklayan, kurtarma yasağı hükmünü ve aşırı açıklarla ilgili prosedürleri getiren Maastricht Antlaşması’nda açıkça görüldüğünü açıkladı.

Mario Draghi’den iç talep için “yaratıcı yıkım” önerileri

Fakat ona göre bu ayrımın uygulamada geçerli olup olmadığı, sadece kurallara bağlı değildi. Eski İtalya Başbakanına göre bu, “r eksi g” olarak adlandırdığı borç maliyeti ile büyüme arasındaki ilişkiye bağlı:

“Bir hükümetin borcuna ödediği faiz oranı ekonomik büyüme oranını aşarsa, hükümet birincil fazla vermedikçe borç-GSYİH oranı otomatik olarak yükselir. Aradaki fark ne kadar genişse, o kadar büyük bir fazla gerekir ve borcu paraya çevirmek için merkez bankasına baskı yapma eğilimi o kadar artar.”

Burada “r” faiz/iskonto oranı; “g” ise büyüme oranını simgeliyor.

ECB’nin eski Başkanı’na göre, Avrupa çerçevesi iki örtük varsayım içeriyordu. Birincisi, “büyümenin diğer politikalarla sağlanacağı” idi. İkincisi ise, “görevini yerine getirmeye kararlı bir merkez bankası ile kurallara uyan hükümetlerin birlikte faiz oranlarını düşüreceği” idi.

Draghi, bir süre için işlerin bu şekilde yürüdüğünü belirtti ve genel hatlarıyla “Büyük Ilımlılık” döneminde bunun yaşandığını vurguladı.

1990’larda, gelişmiş ekonomilerin hükümetleri açıklarını azaltırken, merkez bankaları enflasyon beklentilerini sabit tuttu. Avroya geçiş hazırlığı yapan ülkeler de yakınsamadan faydalandı.

Ardından, avronun ilk on yılında büyüme gerçekleşti. 1999’dan 2007’ye kadar Avro bölgesi, yıllık bazda reel olarak yüzde 2’nin biraz üzerinde büyüdü ve bu büyüme, “r’yi g’ye yakın tuttu.”

Draghi, o yıllarda “merkez bankasının yalnızca referans faiz oranını kullanarak görevini yerine getirebildiğini ve bağımsızlığının ciddi bir şekilde sınanmadığını” savundu.

Fakat ona göre “yapıda” uyarı işaretleri vardı. Draghi, “Büyüme, çerçevenin dayandığı tek pazar reformlarından çok, krediden ve yakınsamadan kaynaklanıyordu,” dedi.

Draghi: Avrupa daha hızlı entegre olmalı

Böylece finansal kriz ve devlet borcu krizi bir sınav haline geldi: “Krediye dayalı büyüme sona erdi ve ülkeler arasındaki faiz oranları yeniden birbirinden uzaklaşmaya başladı.”

Daghi, 2008 ile 2011 arasında, Avro bölgesi borç faiz farkının 2,8 puana yükseldiğini hatırlattı ve şöyle dedi:

“Büyümenin çökmesi ve r ile g’nin birbirinden kopmasıyla birlikte, makroekonomik politikadan sorumlu yetkililer müdahale etmek ve büyüme konusunda sorumluluk almak zorunda kaldı.”

Önce hükümetler, ardından da her şeyden önce merkez bankası devreye girdi. Draghi, 2010 ile 2013 yılları arasında “maliye politikası duruşunun bu nedenle belirgin şekilde kısıtlayıcı hale geldiğini” söyledi. 

Fakat sonuç olarak, mali konsolidasyonun faiz oranları üzerindeki etkisinden çok büyüme üzerindeki etkisi daha büyük oldu. 2011’in ikinci çeyreğinden 2013’ün ilk çeyreğine kadar, büyüme sekiz çeyrek üst üste sıfır ya da negatif oldu.

Zayıf talep, para politikasına da yansıdı. Draghi, “Fiyat istikrarını yeniden sağlamak için para politikasının son derece genişlemeci hale gelmesi gerekiyordu,” dedi.

Faiz oranları sıfıra, ardından sıfırın altına indirildi ve ECB, başta devlet tahvilleri olmak üzere finansal varlıklar satın almaya başladı.

Draghi’ye göre bu önlemler “hedeflerine ulaştı.” En yoğun dönemlerinde, “uzun vadeli faiz oranlarını yaklaşık 140–150 baz puan düşürdüler”.

ECB tahminleri de, bu önlemlerin 2015 ile 2019 yılları arasında Avro bölgesindeki büyümenin dörtte birinden fazlasına katkıda bulunduğunu gösteriyor.

Mario Draghi’den AB için kritik konuşma: Radikal bir değişime ihtiyacımız var

Draghi, “Projeyi koruyan ve para ile maliye politikasını ayrı tutan, doğru bir şekilde uygulanan bağımsızlıktı,” dedi.

Ne var ki Draghi, bu dönemin bir daha tekrarlanamayacağına inandığnı söyledi. Eski ECB Başkanı, “Merkez bankasının büyümeden sorumlu olduğu bir sistem sürdürülebilir değildir ve bugün artık geçerliliğini yitirmiştir,” diye konuştu.

Ona göre bugünün sorunu, her şeyden önce küresel faiz oranları. “Avro bölgesindeki uzun vadeli faiz oranları, giderek Avrupa’nın kontrolü dışındaki nedenlerle yükseliyor,” diyen Draghi, son aylarda ABD Hazine tahvillerinin getirileri ile paralel artışlara dikkat çekti.

Draghi, bu artışın bir kısmının enflasyonu yansıttığını söyledi:

“Küresel arz tarafındaki şoklar, en son İran ile yaşanan çatışma ve Rusya ile Orta Doğu’daki rafineri kapasitesi kaybının yol açtığı enerji fiyatları artışı yoluyla, fiyatları bir kez daha yukarı çekmiştir.”

Fakat artışın büyük kısmı aynı zamanda borç arzını da yansıtıyor. Draghi, bu yıl ABD’nin GSYİH’nin yüzde 6’sına yakın bir açık kaydedeceğini ve politikaların değişmemesi durumunda 2030 yılına kadar borcunun savaş sonrası zirveyi aşacağını belirtti.

Yapay zekaya yapılan yatırımlar da sermaye talebini artırıyor. Draghi şöyle devam etti:

“Sadece büyük ABD teknoloji şirketlerinin bu yıl, ağırlıklı olarak yapay zeka veri merkezlerine yaklaşık 800 milyar dolar yatırım yapacağı tahmin ediliyor.”

Draghi, veri merkezlerine yönelik küresel yatırımın 2030 yılına kadar 3 trilyon doları aşabileceğine işaret etti.

Draghi beklenen raporunu sundu: AB’nin yılda ilave 800 milyar avro yatırıma ihtiyacı var

Avrupa’da da borç seviyesi yükseliyor. Draghi, “Bu eğilimin tersine dönmesi olası görünmüyor,” dedi.

IMF tahminlerine göre, 2040 yılına kadar gelişmiş Avrupa ekonomileri, yaşlanan nüfus, savunma ve iklim geçişi nedeniyle GSYİH’nin yaklaşık yüzde 4,5’i tutarında ek harcama ile karşı karşıya kalacak.

Öte yandan Draghi’ye göre sorun, Avro bölgesindeki büyümenin, küresel piyasalarda şu anda karşı karşıya olduğu faiz oranlarının seviyesinin gerisinde kalmış olması.

Dolayısıyla Avrupa faiz artışlarının tüm etkisini üstlenirken, büyümenin sadece bir kısmını üstleniyor.

Verimlilik, ABD ile en büyük uçurumun yaşandığı alanlardan biri. 1999’dan bu yana, çalışılan saat başına üretim, ABD’ninkinin yaklaşık yarısı oranında artmış. 2019’dan bu yana ise Avro bölgesinde yıllık yüzde 0,3’lük bir artış görülürken, ABD’de bu oran yüzde 1,8 olmuş.

Draghi, Avrupa’daki reformların da bu hızı yakalayamadığını belirtti:

“Hizmetler için tek pazar, 1985’ten beri bir hedef olmuştur; fakat son yirmi yılda, Avrupa içindeki hizmet ticaretindeki engeller, AB dışındaki işletmelerin karşılaştığı engellerden daha hızlı bir şekilde ortadan kalkmamıştır.”

Bu nedenle büyüme konusu, kamu maliyesi açısından da merkezi bir öneme sahip hale geliyor.

Draghi’ye göre “hükümetlerin mali konsolidasyonu gerçekleştirme kabiliyeti büyümeye bağlı.”

ABD, yapay zeka yatırımlarında Avrupa ile arasındaki farkı artırıyor

Faiz oranlarının ise “giderek Avrupa dışında belirlendiğini” söyledi ve “Büyüme, Avrupa’nın hâlâ fark yaratabileceği tek alan,” dedi:

“2040 yılına kadar sürdürülen ve artan gelirin bir kısmının bir kenara ayrıldığı, yıllık yarım puanlık ek büyüme, Avrupa’nın sürdürülebilir bir borç seyrine ulaşmak için gereken yolun yaklaşık üçte birini kat etmesini sağlayacaktır.”

Draghi’ye göre bu ölçekte bir büyüme mümkün. Yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi önümüzdeki on yıl içinde toplam faktör verimliliği artışına 0,4 yüzde puan ekleyebilir. Ayrıca bir de ulusal reformlar ve tek pazar reformları bir arada değerlendirildiğinde, yılda yaklaşık yarım puanlık bir artış daha sağlayabilir.

Bununla birlikte, Draghi’ye göre mali konsolidasyon gerekli olmaya devam edecek. Hükümetler, ilave konsolidasyon önlemleri veya reformlar olmaksızın artan harcamaları finanse ederse, 2040 yılına kadar ortalama Avrupa borç-GSYİH oranı yüzde 130’a ulaşacak. Ekonomilerin büyüklüğüne göre ağırlıklandırıldığında, bu oran yüzde 155’e ulaşacak.

Draghi, orta vadede kamu maliyesinde belirli bir düzeyde konsolidasyonun kaçınılmaz olduğunu savundu.

Ona göre, bunun yalnızca harcama kesintileri ve vergi artışları yoluyla gerçekleştirilmesi halinde, gerekli sonuçların elde edilmesi olası değil.

Para politikası söz konusu olduğunda en önemli önceliğin enflasyonu kontrol altında tutmak olduğunu savunan Draghi’ye göre ikinci öncelik ise “büyümeyi gereğinden fazla zayıflatmaktan kaçınmak.”

Enflasyonist şoklarla karşı karşıya kalındığında, “Günümüzde para politikası büyümeden sorumlu tutulamaz fakat temel faiz oranlarının seyrinin, orta vadede enflasyonu istikrara kavuşturmak için gerekenden daha dik olmamasını sağlayabilir” diye açıkladı.

Draghi: AB, rehavet nedeniyle küresel rakiplerinin gerisinde kalıyor

Draghi’nin aktardığı tahminlere göre, geçen yılın sonundan bu yana öngörülen kısa vadeli faiz oranlarındaki artış, 2026–2028 döneminde genel büyümeyi 1,1–1,3 puan düşürecek.

Draghi, bu tahminlerin “Ağustos ortasından bu yana kaydedilen beklenen faiz oranlarındaki ilave artıştan önceye ait” olduğunu vurguladı.

Ayrıca, sıkılaştırmanın etkileri daha uzun süreli olabilir ve “yatırım ve inovasyonu olumsuz etkileyerek, kısıtlayıcı bir politika bir süre boyunca verimliliği ve potansiyel üretimi düşürebilir.”

Potansiyel büyümenin “yüzde 1’in biraz üzerinde” olduğu göz önüne alındığında, Avrupa’nın hata payı çok az gibi görünüyor.

Bu nedenle merkez bankasının iletişimi de önemli:

“Özellikle küresel faktörlerin Avrupa’daki getirileri yukarı çekmede daha önemli bir rol oynadığı bir dönemde, para politikası faiz oranlarının beklenen seyrinin, merkez bankasının niyetlerini yansıtmasını ve nasıl tepki vereceğine dair belirsizliği yansıtmamasını sağlamak önemli.”

Fakat ona göre uzun vadeli büyüme, ECB’nin kontrolü dışında: “Uzun vadeli büyümenin ana itici gücü– yani yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve yaygınlaşması– merkez bankaslarının etki alanı dışındadır.”

Bu nedenle farklı bir ölçekte düşünmek gerekiyor ve her ülkenin kendi başına hareket ettiği Avrupa’nın alışılagelmiş tepkisi yeterli olmayacak. Draghi’ye göre bunu ancak entegrasyon sağlayabilir.

Draghi’ye göre, tek pazarın ve sermaye piyasaları birliğinin tamamlanması, sermaye getirisini artırmayı ve Avrupa tasarruflarının daha büyük bir kısmını harekete geçirmeyi mümkün kılacak.

Draghi’nin “deregülasyon” çağrısına patronlardan destek

Eski ECB Başkanı, “Daha hızlı büyüme ise, büyüme ile faiz oranları arasındaki ilişkiyi iyileştirerek, borç sürdürülebilirliğini zedelemeden kamu yatırımları için alan yaratacak,” dedi.

Yapay zeka, en bariz örneklerden biri. AB’nin yapay zeka için küresel bilgi işlem kapasitesinin yüzde 5’inden azını oluşturduğunu hatırlatan iktisatçı, bu payı 2030 yılına kadar yüzde 15’e çıkarmak için yaklaşık 1.300 trilyon avroluk yatırım gerekeceğinin altını çizdi.

fakat riski azaltmak için gerekli kamu müdahalesi yaklaşık 100 milyar avro tutarında olacak.

Draghi’ye göre sonuç olarak, yine Brunner’in dersine geri dönülüyor:

“Brunner’in koşulu hâlâ geçerli: Bir merkez bankası, ancak hükümetler borçlarını kontrol altında tutarsa para biriminin istikrarını sağlayabilir. [Ancak] değişen şey, bu koşulun nasıl yerine getirilebileceğidir. Entegrasyon ne kadar ilerlerse, büyüme faiz oranlarının üzerinde o kadar sağlam kalabilir ve merkez bankası siyasi baskılardan o kadar fazla korunur. Böylece büyüme ve bağımsızlık birbirini güçlendirir.”

Draghi’ye göre görev artık yasama organlarına düşüyor: “Anayasanın kalıcı olabilmesi için, ulusal ve Avrupa yasama organları artık Birliğin hedefi olarak büyüme konusunda tam sorumluluk üstlenmelidir. Bunu yaparlarsa, Avrupa’yı yenilenme yoluna sokacaklardır.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukrayna’ya bütçe desteği çıkmadı: AB kredileri öne çekmeye yanaşmıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği, artan askeri harcamalar nedeniyle ek bütçe desteği isteyen Ukrayna’nın talebini geri çevirerek Kiev’i diğer müttefiklere yönlendirdi. Ukrayna tarafı 27 milyar euroluk yeni finansman açığı bildirirken Brüksel kredilerin öne çekilmesinin 2027 yılında dengeleri bozacağı görüşünde.

Avrupa Birliği (AB), artan askeri harcamalar nedeniyle bütçesinde 27 milyar euroluk ayeni bir açıkla karşılaşan Ukrayna’nın ek finansman talebini geri çevirdi.

Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre Brüksel, kredilerin öne çekilerek erken ödenmesinin 2027 yılında mali sorunlar yaratacağını belirterek Kiev yönetimini Kanada, Norveç ve Japonya gibi diğer ortaklara yönlendirdi.

Ukrayna yönetimi, tırmanan savaş maliyetleri sebebiyle 27 milyar euro (yaklaşık 30,4 milyar dolar) düzeyinde ek finansman açığı oluştuğunu bildirmiş ve AB’den kredi dilimlerinin serbest bırakılmasını hızlandırmasını istemişti.

Habere göre AB yetkilileri, 2027 yılı için planlanan kredi paketinden 45 milyar euroluk kısmı süratle tahsis etmeyi planlıyor; fakat bu aktarım en erken gelecek yılın başında yapılabilecek.

Birlik bünyesinde Ukrayna’nın ek bütçe ve savunma ihtiyaçlarının tespitine yönelik çalışmaların da eş zamanlı yürütülmesi öngörülüyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasında geçen hafta yapılan görüşmede finansman başlığının gerginliğe yol açtığı aktarıldı.

Von der Leyen, temasın ardından yaptığı açıklamada Ukrayna’ya ek savunma desteği sağlanacağını teyit ederken bütçe yardımlarının devamının Ukrayna Parlamentosu’ndaki reform sürecine bağlı olduğunu kaydetti.

Von der Leyen, AB’nin elinde yıl sonuna kadar kullanılabilecek 37 milyar euro kaldığını dile getirdi.

Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy eylül ayında yaptığı değerlendirmede kamu maliyesinin durumunu kritik seviyeye yakın olarak nitelendirmişti.

Ukrayna Maliye Bakanlığı, 2026 ile 2029 yılları arasında yaklaşık 146 milyar dolarlık dış finansmana ihtiyaç duyulacağını hesaplıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ise Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Buna karşılık AB Komisyonu’nun Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis, Ukrayna’nın 2026 yılı bütçe ihtiyaçlarının büyük ölçüde güvence altına alındığını savundu.

Dombrovskis, sahadaki gereksinimin Kiev’in iddia ettiği kadar acil olmayabileceğini belirterek Avrupa Komisyonu ile IMF’nin 27 milyar dolarlık açık hesabını henüz teyit etmediğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’ye geri dönüş Londra’ya serbest ticaret anlaşmalarını feda ettirebilir

Yayınlanma

İngiltere’de yeni Başbakan Andy Burnham’ın AB’ye geri dönüş olasılığını gündeme alması, İşçi Partili eski hükümet yetkililerinin maliyet uyarılarına yol açtı. Bloomberg’ün haberinde, Margaret Thatcher döneminde kazanılan bütçe indiriminin kalkması halinde Londra’nın yıllık 5 milyar sterlin ek harcamayla karşılaşacağı ve Brexit sonrası imzalanan üçüncü ülke anlaşmalarının iptal edileceği kaydedildi.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olarak geri dönmesi durumunda, ülkenin her yıl yaklaşık 5 milyar sterlin (6,6 milyar dolar) ek harcama yapmak zorunda kalabileceği belirtildi.

Bloomberg’in eski Başbakan Keir Starmer yönetiminde görev almış İşçi Partili yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir geri dönüş Londra açısından ciddi bir mali yük ve ticari tavizler getirecek.

Söz konusu maliyet artışının temel nedenlerinden birini, eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde elde edilen bütçe indiriminin kaldırılma ihtimali oluşturuyor.

İngiltere’nin ortak AB bütçesine yaptığı net katkıyı yüzde 66 oranında düşüren bu mekanizmanın yürürlükten kalkması, Starmer’ın eski çalışma arkadaşlarına göre İngiliz ekonomisine doğrudan ek yük getirecek.

Yetkililer mali faturaya karşılık Brüksel’in bazı başlıklarda taviz verebileceğini dile getiriyor.

Bu kapsamda AB yönetiminin, İngiltere’yi Schengen Bölgesi’ne katılmaya ya da euro para birimine geçmeye zorlamayabileceği değerlendiriliyor.

Buna karşın üyeliğe dönüş doğrudan mali harcamaların ötesinde kapsamlı ticari zorunlulukları da beraberinde getirecek.

Haberde, Londra’nın AB’den ayrıldıktan sonra üçüncü ülkelerle imzaladığı bütün bağımsız ticaret anlaşmalarını iptal etmek zorunda kalacağına dikkat çekildi.

Temmuz ayı sonunda başbakanlık görevinden ayrıldığını duyuran Keir Starmer’ın yerine geçen yeni Başbakan Andy Burnham, bir sonraki genel seçimlerde İngiltere’nin birliğe geri dönüşü için kampanya başlatabileceğini açıklamıştı.

Yıl sonunda düzenlenmesi planlanan zirvede ele alacağı üç seçeneği paylaşan Burnham; tam üyelik, AB tek pazarına erişim ve gümrük birliğine katılım başlıklarını değerlendireceğini bildirdi.

Starmer da başbakanlığı öncesinde Brexit sürecine destek vermemiş, ayrılık koşullarının yumuşatılmasını savunarak sürecin iptalini de seçenekler arasına alan ikinci bir teyit referandumu düzenlenmesi için çaba göstermişti.

İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 51,9’u birlikten ayrılma yönünde oy kullanmıştı.

Ülke, 47 yıllık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020’de AB’den resmen ayrıldı. Londra, üyelik sürecinde çeşitli ayrıcalıklar ve istisnalar içeren özel bir statüye sahipti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English