Bizi Takip Edin

Amerika

ABD dışişlerinde İsrail gerilimi

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı, Trump yönetiminin önemli politikalarının nasıl tanımlanacağına ilişkin çok sayıda anlaşmazlığın ardından, İsrail-Filistin ilişkilerinden sorumlu üst düzey basın sözcüsünü görevden aldı.

Washington Post’un (WP) incelediği ABD’li yetkililerin açıklamaları ve belgelere göre, bu politikalar arasında eleştirmenlerin etnik temizlik olarak nitelendirdiği, Gazze Şeridinden yüz binlerce Filistinlinin yerinden edilmesini öngören tartışmalı plan da yer alıyor.

Pazartesi günü gerçekleşen görevden alma, “Gazze’deki Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini desteklemiyoruz,” ifadesinin yer aldığı bir basın açıklaması yayınlanıp yayınlanmayacağına ilişkin iç tartışmaların ardından gerçekleşti.

Shahed Ghoreishi, bu cümleyi, şubat ayında ABD’nin Gazze için bir “tahliye planı” uygulamayacağını söyleyen Başkan Donald Trump ve Orta Doğu özel temsilcisi Steve Witkoff’un önceki açıklamalarına benzer şekilde kaleme almıştı.

Geçen hafta tarihli bir notta, Dışişleri Bakanlığı yönetimi bu hamleyi veto ederek yetkililere “kırmızı ile işaretlenen cümleyi silin” talimatını verdi.

ABD’li yetkililer, Ghoreishi’nin kovulmasının Dışişleri Bakanlığı çalışanlarına, ateşli İsrail yanlısı mesajlardan sapmanın, uzun süredir devam eden ABD politikasına uygun olsa bile, hoş görülmeyeceği yönünde “ürpertici bir mesaj gönderdiğini” söylediler.

Dışişleri Bakanlığı, Ghoreishi’nin kovulmasının nedenini açıklamadı. Bakanlık sözcüsü Tommy Pigott, “Sızdırılan e-postalar veya iddialar hakkında yorum yapmıyoruz. Bakanlık, sızdırma yoluyla suistimalde bulunan çalışanlara karşı sıfır tolerans gösterir. … Federal çalışanlar, kişisel siyasi ideolojilerini, usulüne uygun olarak seçilmiş başkanın gündeminin önüne asla koymamalıdır,” dedi.

Ghoreishi, WP’ye verdiği demeçte işten çıkarılma nedeninin kendisine açıklanmadığını, fakat sözleşmeli çalışan statüsü nedeniyle Dışişleri Bakanlığının açıklama yapmak zorunda olmadığını söyledi.

Kovulan sözcü, olayın, Gazze’den Filistinlilerin sınır dışı edilme olasılığı konusunda bakanlığın tutumuna ilişkin endişe verici sorular ortaya çıkardığını belirtti.

“Güçlü itibarım ve birçok meslektaşımla yakın çalışma ilişkilerime rağmen, bu anlaşmazlıklardan kurtulamadım,” diyen Ghoreishi, Trump’ın 20 Ocak’ta göreve gelmesinden bu yana medya açıklaması için önerdiği ifadelere Dışişleri Bakanlığının önceleri onay verdiğini belirtti.

Bu ayın başlarında, İsrail’in Gazze Şehrinde Al Jazeera muhabiri Enes el-Şerif ve diğer birkaç gazeteciyi hedefli bir şekilde öldürmesi üzerine Dışişleri Bakanlığı içinde bir başka anlaşmazlık yaşandı.

İsrail, el-Şerif’in Hamas üyesi olduğunu iddia etmiş ama Al Jazeera bu iddiayı yalanlamıştı. 

Yetkililer Dışişleri Bakanlığının olaya nasıl yaklaşması gerektiğini tartışırken, Ghoreishi, “Gazetecilerin kaybını üzüntüyle anıyor ve ailelerine başsağlığı diliyoruz,” ifadesinin eklenmesini önerdi.

Dışişleri Bakanlığı yönetimi 10 Ağustos’ta gönderilen bir e-postayla bu öneriye itiraz etti. E-postada, “Yanıt vermenize gerek yok. Bu kişinin eylemlerinden emin olmadığımız için başsağlığı dileklerini iletemeyiz,” denildi.

Ghoreishi’nin departman içindeki en önemli rakibi, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey danışmanı David Milstein’dı. Konuya yakın yetkililer, Milstein’ın İsrail hükümetini savunmak için departman genelinde çalışanlarla çatışmasıyla tanındığını söylediler.

Dışişleri Bakanlığı içinde Milstein’ı eleştirenler, onun İsrailli yetkilileri memnun etmek için aşırı istekli göründüğünü ve sık sık sorumluluklarının ötesindeki meselelere karıştığını iddia ediyor. Bir yetkili, “Milstein bir büyükelçinin danışmanı. Hepsi bu ama her şeye burnunu sokuyor,” dedi.

Milstein ve diğer Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Milstein’ın Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun adına, Batı Şeria’daki yasadışı İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklayacak bir yasa tasarısını değerlendiren İrlanda’yı kınayan bir açıklama yayınlamak istediğinde de ayrı düştüler.

Bu girişim, Avrupa’daki ABD diplomatlarını alarma geçirdi. Diplomatlar, ülkenin eylemlerini kamuoyuna kınamadan önce İrlandalı yetkililerle özel olarak görüşmenin uygun bir adım olacağı görüşündeydi.

Sonunda, Avrupa ve Orta Doğu’dan sorumlu ABD diplomatları Milstein’a karşı galip geldi ve açıklamanın yayınlanmasını engelledi.

Daha yakın zamanda Milstein ve Ghoreishi, Milstein’ın Dışişleri Bakanlığının Batı Şeria’yı İsrail’de yaygın olarak kullanılan Eski Ahit’teki adı olan “Yahudiye ve Samiriye” olarak adlandırması yönündeki baskısı konusunda anlaşmazlığa düştü.

Bu bölge uluslararası alanda Batı Şeria olarak tanınıyor ve Filistinliler, Yahudiye ve Samiriye adının İsrail yerleşimlerini ve olası ilhakı meşrulaştırmak için kullanılmasını reddediyor. Bu endişe, iki devletli çözümü savunanlar tarafından da paylaşılıyor.

WP tarafından incelenen Milstein’ın notu, Associated Press’in Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın bölgeye yaptığı ziyaretle ilgili sorularına yanıt olarak hazırlanmıştı. Notta Johnson, “Yahudiye ve Samiriye’ye giden en üst düzey ABD’li yetkili ve ilk Temsilciler Meclisi Başkanı olarak tarihe geçtiği” için övülüyordu.

Ghoreishi, bu cümle medyaya ulaşmadan önce onu kesmeyi başardı ve daha önce onaylanmış olan Dışişleri Bakanlığı metnini ekledi. Bu metinde “Batı Şeria” ifadesi kullanılırken, Johnson’ın gezisiyle ilgili diğer sorular için “daha fazla bilgi için ofisine” yönlendiriliyordu.

Ghoreishi’nin bakanlıktaki destekçileri, sözcü Pigott’un Ghoreishi’nin Trump’ın gündemine karşı çalıştığı yönündeki iddiasını yalanladı. Bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Ghoreishi’nin önerilerini her zaman kurum içinde onaylattığını ve “Başkan Trump ve Rubio’nun kamuoyuna yönelik açıklamalarında etkili olduğu kanıtlanmış bir geçmişe sahip olduğunu” belirterek, “Gazze’yi Yeniden Güzel Yapalım” başlıklı tweet’i yazan kişinin Ghoreishi olduğunu kaydetti.

Ghoreishi, Trump karşıtı duygularla hareket etmediğini ve Trump’ın Orta Doğu hakkında yaptığı mayıs konuşmasından ilham aldığını söyledi. Ghoreishi, bazı üst düzey Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin bu konuşmaya direnmeye devam ettiğini belirtti.

Kovulan yetkili, “Trump, Orta Doğu’da başarısız olan neoconları ve Batılı müdahaleci güçleri eleştirdi ve bölgeye yeni bir yol açmak istediğini söyledi. Dışişleri Bakanlığının yedinci katındaki şahinler bu vizyonla uyuşmuyor,” iddiasında bulundu.

Çarşamba günü Ghoreishi, muhafazakâr yayıncı ve Trump’ın gayri resmi danışmanı Laura Loomer’ın hücumuna uğradı. Sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda Ghoreishi’yi “NIAC ile bağlantılı İran rejimi yanlısı cihatçı Müslüman” olarak nitelendirdi. NIAC, 2015 İran nükleer anlaşmasını destekleyen bir grup.

Ghoreishi, 2013 sonbaharında bu kuruluşta staj yaptığını söyledi.

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

Yayınlanma

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.

Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.

Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.

Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.

Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.

Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.

Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.

Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.

İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.

Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor

Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.

Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.

Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.

Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.

Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.

Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.

Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.

Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti

Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.

Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.

San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.

Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.

Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.

Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.

Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.

Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.

Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.

ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.

Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.

Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”

Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.

Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.

Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.

Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.

İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.

Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.

Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor

Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.

Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.

Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.

Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.

Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.

Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.

WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.

Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English