Ortadoğu
ABD, Gazze Barış Konseyi için Riyad’a baskı yapıyor

ABD yönetimi, Gazze’nin yeniden imarı için kurulan Barış Konseyi’ndeki kaynak krizini çözmek amacıyla Suudi Arabistan nezdinde girişimlerini hızlandırdı. Washington’ın finansman arayışında Filistin Yönetimi’ne ait dondurulmuş varlıkları kullanma seçeneğini de gündeme getirdiği belirtildi. Taahhüt edilen fonların yalnızca küçük bir kısmını toplayabilen konsey, bölge ülkelerinin isteksizliği nedeniyle operasyonel zorluklar yaşıyor.
Washington yönetiminin, kaynak yetersizliği yaşayan konseyi finanse etmek amacıyla Filistin Yönetimi’nin dondurulan varlıklarını kullanma önerisini de gündeme getirdiği belirtildi.
ABD Başkanı Donald Trump tarafından hayata geçirilen ve “Barış Konseyi” olarak adlandırılan yapının, bölge ülkelerinin gönülsüzlüğü nedeniyle savaşın yerle bir ettiği Gazze’nin yeniden imarı ve gerçek bir ateşkes anlaşmasının uygulanması için gerekli fonları temin edemediği bildirildi. Bu durumun sonucunda Washington’ın, projeyi finanse etmeye yardımcı olması için Suudi Arabistan nezdinde lobi yaptığı aktarıldı.
Gazze Barış Konseyi, Hamas’ı silah bırakmayı reddederek ateşkesi engellemekle suçlarken, İsrail’in askeri eylemlerine devam etmesine ve Ekim 2025’teki ateşkes anlaşmasının şartlarını açıkça ihlal etmesine sessiz kalmayı sürdürüyor.
İngiliz The Guardian gazetesine konuşan bir kaynak, Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin açılış toplantısında 9 ülkenin, Gazze’ye yardım paketi kapsamında 7 milyar dolar taahhüt ettiğini, ancak şu ana kadar yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas’ın fon gönderdiğini ifade etti.
Aynı kaynak, konseyin operasyonel faaliyetleri için 20 milyon dolardan fazla, savaş sonrası kurulacak Filistin polis gücünü finanse etmek için ise ek olarak 100 milyon dolar aldığını belirtti. Kaynak, bu durumun, taahhüt edilen her 100 doların yalnızca 1,75 dolarının ödendiği anlamına geldiğini açıkladı.
Birleşmiş Milletler verileri ise iki yıl süren çatışmalar ve aralıksız bombardımanın ardından Gazze’nin yeniden imarı ve rehabilitasyonu için gereken toplam maliyetin 70 milyar doların üzerinde olduğunu gösterdi.
The Guardian gazetesine konuşan kaynaklar, başlangıçta konseyi finanse etme sözü veren bazı devletlerin, tıkanan diplomasi ve sahada hiçbir ilerleme kaydedilememesi nedeniyle şu an ödeme yapma konusunda isteksiz olduğunu aktardı.
Gelişmeleri değerlendiren bir diplomat, ülkelerin kendi paylarına düşen miktarları ödemekte tereddüt ettiğini söyledi. Diplomat, İran ile yaşanan savaşın ödemelerin geciktirilmesi için bir kılıf sağladığını belirterek, parası ve kaynağı olan hiç kimsenin Barış Konseyi ile çalışmak istemediğini, buna bir de İran çatışması eklenince, finansal gücü yüksek aktörlerin ödeme yapmamak için bir bahane bulduğunu vurguladı.
Middle East Eye internet sitesine konuşan Arap ve ABD’li yetkililer, Washington’ın mali açığı kapatması için Suudi Arabistan’a baskı yaptığını doğruladı. Trump’ın konseyi, başlangıçta girişime dahil olan bölgesel ve uluslararası ülkelerden 1 milyon dolarlık bir katılım payı talep etmiş, ancak birçok ülke bu talebi reddetmişti. İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin konuyu görüşmek üzere yakın zamanda Riyad’ı ziyaret ettiğini yazdı.
Batılı ve Arap yetkililer, konseyin finansmanının tamamen Körfez ülkelerine bağlı olduğunu belirtirken, Suudi Arabistan’ın ise konsey içinde daha geniş bir Filistin temsili sağlanması yönünde baskı yaptığı kaydedildi.
Dondurulan Filistin varlıkları gündemde
Reuters, geçen günlerde yayınladığı haberde, Washington’ın Barış Konseyi’ni finanse etmek amacıyla Filistin Yönetimi’ne ait dondurulmuş fonları kullanmayı değerlendirdiğini duyurdu. Middle East Eye internet sitesine konuşan kaynaklar, Suudi Arabistan’ın konseyi kendi bütçesinden finanse etmek yerine, İsrail’in Filistin Yönetimi’ne ait bu fonları serbest bırakmasını tercih ettiğini ifade etti.
Öte yandan, ABD’nin bölge ülkelerinden oluşacak Uluslararası İstikrar Gücü kurma projesi de başarısızlıkla sonuçlandı. Bazı ülkeler barış gücü olarak görev yapmaya hazır olduklarını beyan etse de ABD destekli barış planının şart koştuğu üzere, Hamas ile karşı karşıya gelmeye ve örgütü zorla silahsızlandırmaya gönüllü olmadıklarını bildirdi.
Ekim 2025’teki anlaşmanın ardından İsrail güçleri, Sarı Hat olarak adlandırdıkları bölgeye çekilmişti. Bu hattın, Hamas silahsızlanmaya başlayana kadar planın bir parçası olarak geçici bir geri çekilme sınırı işlevi görmesi öngörülüyordu.
Ancak bu hat, o tarihten bu yana İsrail güçleri tarafından yasa dışı bir şekilde genişletildi. Yıkılan evlerin ve sivil altyapının üzerine kalıcı yeni askeri karakollar kurularak bölge tamamen bir askeri alana dönüştürüldü. Sonuç olarak İsrail ordusu, şu anda Gazze Şeridi’nin yüzde 60’ını kontrol altında tutuyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik bombardımanları da hız kesmedi. Geçen yıl ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 870’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. İsrail’in kısıtlamaları, Barış Konseyi ve ateşkes sürecine dahil olan diğer ülkelerin eylemsizliği nedeniyle Gazze’deki kuşatma devam ederken, bölgeye insani yardım girişi de kritik derecede düşük seviyelerde kalmayı sürdürüyor.
Hamas ise bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar silahsızlanmayı reddediyor. Direniş hareketi, İsrail ateşkes anlaşmasındaki taahhütlerine tam olarak uyana kadar bu konuyu müzakere etmeyeceğini vurguluyor.
Ortadoğu
ABD-İran anlaşması, İsrail’e ve Hürmüz belirsizliklerine rağmen ayakta kalabilir mi?

ABD-İran anlaşması ile ilgili verileri değerlendiren analistler, Washington’ın daha fazla taviz vermiş göründüğünü söylüyor; ancak kırılgan anlaşmanın kalıcı barışı garanti etmesini pek olası görmüyor.
ABD ile İran arasındaki anlaşma, küresel ekonomiyi sarsan savaşı ve enerji tedarikindeki aksaklıkları durdurmayı amaçlıyor. Ancak gözlemciler, anlaşmanın kalıcı bir barışı garanti edemeyecek kadar sallantılı bir zemine oturduğu uyarısında bulunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşı sona erdirmek için uzun süredir beklenen mutabakat zaptını elektronik ortamda imzaladı.
Trump anlaşmayı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Fransa First Lady’si Brigitte Macron’un da katıldığı Versailles Sarayı’ndaki bir akşam yemeğinde imzaladı.
Önemli arabuluculardan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, sosyal medyada yaptığı paylaşımda “İslamabad Mutabakat Zaptı”nın derhal yürürlüğe gireceğini ve ilk adım olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı anında yeniden açacağını, ABD’nin ise “deniz ablukasını derhal kaldıracağını” belirtti.
Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırma Enstitüsü Direktörü Niu Xinchun’a göre, 14 maddelik anlaşma yüzeyde Washington’ın Tahran’dan çok daha büyük tavizler verdiği anlamına geliyor.
South China Morning Post’a konuşan Niu, “Şu anda görünen o ki ABD daha fazla taviz verdi; bunun başlıca nedeni Washington’ın kendisini savaştan kurtarmak konusunda daha çaresiz olması,” dedi.
ABD’nin çarşamba günü yayımladığı anlaşma taslağına göre mutabakat, İran açısından en kritik meselelerden bazılarını kapsıyor.
Mutabakata göre nihai bir anlaşma, ABD’nin üzerinde uzlaşılan bir takvim çerçevesinde İran’a yönelik tüm Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ve tek taraflı yaptırımları kaldırmasını gerektirecek. Washington, en azından geçici olarak İran’ın petrol ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldıracak, İran’ın dondurulan varlıklarını tamamen serbest bırakacak ve 30 gün içinde İran çevresindeki güçlerini çekecek. İran ise Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli ticari geçişi sağlayacak.
ABD, nihai anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 60 gün içinde devreye girecek İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu konusunda bölgesel ortaklarla çalışacak. Müzakereler ise karşılıklı rıza ile uzatılabilecek şekilde 60 güne kadar devam edecek.
Buna karşılık Tahran’ın çok az şeyden vazgeçmiş göründüğü belirtiliyor.
Trump, şubat sonunda savaşı başlattığında, bu adımın ana gerekçesi olarak İran’ın nükleer programını göstermişti.
Çarşamba günü yayımlanan ABD metninde, Tahran’ın nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini yeniden teyit edeceği belirtildi. Ancak İran’ın nükleer materyallerinden vazgeçmesine veya bunları ülke dışına göndermesine yönelik bir şart yer almadı.
Tahran, 1979 Devrimi’nden bu yana bu tutumunu tutarlı biçimde sürdürdü ve nükleer silah geliştirme niyetini hiçbir zaman açıkça beyan etmedi.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin olarak mutabakat, İran’ın ticari gemiler için en az 60 gün boyunca geçiş ücretinden muaf güvenli geçiş sağlamasını öngörüyor. Ancak kalıcı bir muafiyetten söz edilmiyor.
Petrol akışlarında olası bir artışın işareti olarak, altı milyon varil ham petrol taşıyan üç Suudi süpertankeri perşembe günü Hürmüz Boğazı’ndan geçti. Bunlar savaşın başlamasından bu yana boğazdan geçen ilk Suudi mülkiyetindeki ham petrol tankerleri oldu. Bloomberg’e göre ayrıca bir Çin yakıt tankeri, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir petrol tankeri ve Katar sıvılaştırılmış doğal gazı taşıyan bir geminin de boğazdan geçtiği tespit edildi.
Pekin’de konuşan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, hem İran’a hem de ABD’ye, gelecekteki müzakerelerde “olumlu sonuçlar” elde etmek için “rasyonellik ve pragmatizmi” koruma çağrısı yaptı.
Fudan Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Direktör Yardımcısı Zhang Chuchu, anlaşmayı önünde “devasa belirsizlikler” bulunan “kaba bir geçici çerçeve” olarak nitelendirdi.
South China Morning Post’a konuşan Zhang, “Orta Doğu’da barış görüşmeleri ve çatışmalar aynı anda yaşanabilir. Bunun sahada nasıl işleyeceğini izlememiz gerekiyor,” diye ekledi.
Çatışmanın sona ermesinin ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının bölgeye, özellikle de Körfez ülkelerine bir ölçüde istikrar kazandıracağı yönünde yaygın bir umut var. Son aylarda bu ülkelerin enerji gelirleri darbe aldı, ekonomik güvenleri sarsıldı ve altyapıları İran füze saldırılarıyla zarar gördü.
Ancak Çinli gözlemcilere göre asıl sınav, Washington ile Tahran’ın nükleer denetim ve kapsamlı ateşkesin uygulanması gibi kritik ayrıntıları netleştirmek zorunda kalacağı 60 günlük müzakere döneminde verilecek.
Boğazın mart ayından bu yana kapalı olması, petrol, gaz ve gübre gibi hayati malların sevkiyatını aksattı; dünya genelinde fiyatları ve enflasyonu yükseltti.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin ifadeler, ABD ve İran tarafından yayımlanan metinlerde de farklılık gösteriyor. İran versiyonunda, güvenli geçiş için “yalnızca 60 gün süreyle ücretsiz” düzenlemeler yapılacağı belirtilirken, ABD metninde “yalnızca” kelimesi yer almadı.
Kritik olarak, Tahran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürüp sürdürmeyeceği meselesi yanıtsız kalıyor.
Zhang, “ABD’nin askeri eylemlerinden önce İran zaten Hürmüz Boğazı’nı kapatmıyordu. Ancak bir çatışma turunun ardından Washington hiçbir şey kazanamadı; üstelik İran’a yönelik bazı ekonomik yaptırımları kaldırma sözü vermek zorunda kaldı,” dedi.
Washington’ın bir tavizi olarak görülebilecek şekilde, vaat edilen yaptırım hafifletmesi 2015 nükleer anlaşmasından daha ileri gidiyor gibi görünüyor. Zira ABD metni, nihai anlaşmanın parçası olarak “üzerinde mutabık kalınan bir takvim” çerçevesinde İran’a karşı “her tür yaptırımın” sona erdirilmesini taahhüt ediyor. Buna BM Güvenlik Konseyi tedbirleri ve Amerika’nın tek taraflı yaptırımları da dahil.
Trump’ın 2018’de çekildiği Obama dönemi Kapsamlı Ortak Eylem Planı ise yalnızca İran’ın nükleer programıyla bağlantılı ikincil yaptırımları kaldırmıştı.
Çarşamba günü Paris’te düzenlenen G7 zirvesi marjında Trump, “ekonomik bir felaketi” önlemek istediğini belirterek mutabakatı savundu.
Trump, 1929 borsa çöküşüne ve Büyük Buhran’a başkanlık eden eski ABD Başkanı Herbert Hoover’a benzetilmek istemediğini söyledi.
“Her zaman benzemek istemediğim kişi oydu,” diyen Trump, “Ekonomik bir felaket görmek istemedim,” ifadelerini kullandı.
Gözlemciler, nihai barış anlaşmasına ulaşmak için iki tarafın önlerindeki belirsizlikleri aşması gerektiği konusunda hemfikir.
Mutabakat, “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” çağrısı yapsa da İsrail’in saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret yok.
ABD ve İran’ın anlaşmayı imzalamasından saatler sonra, perşembe günü İsrail’e ait bir insansız hava aracı Lübnan’ın güneyinde bir aracı hedef aldı. Lübnan Ulusal Haber Ajansı’na göre saldırıda bir kişi hayatını kaybetti, bir kişi de ağır yaralandı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, pazar günü Tahran ve Washington’ın bir anlaşma imzalamasının beklendiği yönündeki haberlerin ardından, İsrail’in Trump’ın ABD-İran ateşkes anlaşmasıyla bağlı olmadığını söyledi.
İran Dışişleri Bakanlığı çarşamba günü, mutabakat zaten imzalandığı için İsviçre’de resmi bir imza töreni yapılmayacağını açıkladı.
Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın liderlik edeceği iki müzakere heyeti arasında toplantı planları devam ediyor.
İsviçre Dışişleri Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ilk müzakerelerin cuma günü İsviçre’nin Bürgenstock dağ tatil beldesinde yapılmasının beklendiğini duyurdu. Bürgenstock, 2024’te Ukrayna barış zirvesine ev sahipliği yapmıştı.
Trump, Lübnan’daki saldırılar konusunda İsrail’e baskı yapmaya çalıştı ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinin kuzey komşusuyla ilişkilerde “daha sorumlu olması gerektiğini” söyledi.
Trump salı günü, Hizbullah’a atıfta bulunarak, “İsrail’e, Hizbullah’la Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence onlar bunu daha iyi yapar,” dedi.
Trump, yine salı günü, Netanyahu ile “harika bir ilişki” sürdürdüğünü ekleyerek, “Anlaşmayı imzalamamızdan iki saat önce Lübnan’da, Beyrut’ta bir saldırı olmasından hoşlanmadım,” ifadelerini kullandı.
Zhang’a göre İsrail en büyük bilinmez.
Zhang, “Bu anlaşma yalnızca ABD ve İran açısından somut bir anlam taşıyor gibi görünüyor. Ancak sorun şu ki, Lübnan’a saldıran taraf en başta ABD değildi,” dedi.
“Dolayısıyla bu bir ikilem yaratıyor: İsrail Lübnan’daki eylemlerini sürdürürse, bunun sonraki müzakereleri etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelmesi muhtemel” diye ekledi.
Ortadoğu
ABD-İran arasındaki 14 maddelik mutabakat muhtırasının tam metni açıklandı

Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan 14 maddelik mutabakatın hükümlerini gazetecilere aktardı. Taraflar, askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini, yaptırımların kaldırılmasına yönelik müzakereleri ve deniz trafiğinin yeniden başlamasını öngören bir çerçeve üzerinde uzlaştı.
Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan anlaşmanın şartlarını çarşamba günü gazetecilerle yaptıkları görüşmede aktardı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın, mutabakat zaptının (MOU) cuma günü İsviçre’de yapılacak resmi imza töreninde ABD’yi temsil etmesi planlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, bu hafta Avrupa’da G7 Zirvesi için bulunduğunu belirterek törene kendisinin de katılabileceğini söyledi.
Taraflar askeri operasyonları sonlandırmayı taahhüt etti
Mutabakatın ilk maddesine göre ABD ile İran ve mevcut savaştaki müttefikleri, tüm cephelerde, Lübnan dahil olmak üzere, askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan ediyor. Taraflar bundan sonra birbirlerine karşı savaş ya da askeri operasyon başlatmamayı, güç kullanımı veya güç kullanma tehdidinden kaçınmayı ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almayı taahhüt ediyor. Nihai anlaşmanın bu hükümleri teyit edeceği belirtiliyor.
İkinci madde kapsamında ABD ve İran, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi üstleniyor.
Üçüncü maddeye göre taraflar, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde nihai anlaşmayı müzakere edip sonuçlandırmayı kabul ediyor.
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği yeniden başlayacak
Dördüncü madde uyarınca ABD, mutabakatın imzalanmasının hemen ardından İran’a yönelik deniz ablukasını ve tüm engelleri kaldırmaya başlayacak, deniz ablukasını ise 30 gün içinde tamamen sona erdirecek. Bu süreçte gemi trafiği, İran’ın savaş öncesindeki seviyeleri yeniden tesis etmesiyle orantılı biçimde artırılacak. ABD ayrıca nihai anlaşmadan sonraki 30 gün içinde kuvvetlerini İran’ın yakın çevresinden çekmeyi taahhüt ediyor.
Beşinci maddeye göre İran, mutabakatın imzalanmasının ardından Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi geçişlerinin 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli şekilde yapılması için azami çaba gösterecek. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak; teknik ve askeri engellerin kaldırılması ile mayın temizleme çalışmalarının gerekliliği dikkate alınarak 30 gün içinde tam olarak yeniden tesis edilecek.
İran ayrıca Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve denizcilik hizmetlerinin belirlenmesi amacıyla Umman Sultanlığı ve diğer Körfez kıyıdaş devletleriyle, uluslararası hukuk ve kıyı devletlerinin egemen hakları çerçevesinde görüşmeler yürütmeyi kabul ediyor.
300 milyar dolarlık yeniden yapılanma planı
Altıncı madde kapsamında ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık nihai bir plan geliştirmeyi taahhüt ediyor. Planın uygulanmasına ilişkin mekanizmanın, nihai anlaşmanın parçası olarak 60 gün içinde sonuçlandırılması öngörülüyor. ABD gerekli lisans, muafiyet ve izinlerin verileceğini belirtiyor.
Yedinci maddeye göre ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararları ile tüm birincil ve ikincil ABD yaptırımları dahil olmak üzere İran’a yönelik tüm yaptırımları, üzerinde uzlaşılacak bir takvim çerçevesinde kaldırmayı taahhüt ediyor. Taraflar, yaptırımların kaldırılmasının kritik önemde olduğunu belirterek bu konuyu müzakerelerde öncelikli olarak ele alma niyetlerini ifade ediyor.
Nükleer program mevcut durumda korunacak
Sekizinci madde kapsamında İran, nükleer silah edinmeyeceği veya geliştirmeyeceği yönündeki taahhüdünü yineliyor. Taraflar, zenginleştirilmiş nükleer materyal stoklarının akıbetinin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde sahada seyreltilmesini asgari yöntem olarak içeren ve karşılıklı olarak belirlenecek bir mekanizma çerçevesinde çözüleceğini kaydediyor.
Aynı maddeye göre taraflar, İran’ın nükleer ihtiyaçlarıyla ilgili zenginleştirme faaliyetleri ve diğer konuları, nihai anlaşmada kararlaştırılacak yasal çerçeve temelinde görüşecek. Taraflar nükleer konuların önemini vurgulayarak bu başlıkları müzakerelerde öncelikli olarak ele alma niyetlerini ifade ediyor.
Dokuzuncu maddeye göre nihai anlaşmaya kadar mevcut durum korunacak. İran nükleer programında mevcut uygulamaları sürdürecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ilave kuvvet konuşlandırmayacak.
Petrol ihracatı ve dondurulmuş varlıklar için düzenleme getirilecek
Onuncu madde uyarınca ABD Hazine Bakanlığı, mutabakatın imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımlar kaldırılana kadar İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı için gerekli muafiyetleri sağlayacak. Bu kapsamda bankacılık işlemleri, sigorta ve taşımacılık hizmetleri de yer alıyor.
On birinci maddeye göre ABD, İran’a ait dondurulmuş veya kullanımı kısıtlanmış fon ve varlıkların mutabakatın uygulanmasıyla birlikte kullanılabilir hale getirilmesini taahhüt ediyor. Taraflar bu fonların serbest bırakılmasına ilişkin usulleri müzakerelerde belirleyecek. Fonların, İran Merkez Bankası’nın belirleyeceği nihai yararlanıcılara ödeme yapılabilmesi için tam olarak kullanılabilir olması öngörülüyor.
On ikinci madde kapsamında mutabakatın uygulanmasını ve nihai anlaşmaya uyumu denetlemek için bir yürütme mekanizması kurulacak.
On üçüncü maddeye göre taraflar, birinci, dördüncü, beşinci, onuncu ve on birinci maddelerin uygulanmaya başlamasının ardından, nihai anlaşmanın diğer hükümlerine ilişkin müzakereleri başlatacak.
On dördüncü ve son madde ise nihai anlaşmanın bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacağını öngörüyor.
Ortadoğu
IEA: Orta Doğu barışı gelecek yıl petrol arz fazlasına yol açabilir

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Orta Doğu’daki barış anlaşmasının yürürlükte kalması halinde gelecek yıl petrol arz fazlası ortaya çıkacağını öngördü.
IEA’nın petrol piyasasına ilişkin aylık raporu, ABD ve İran’ın mevcut ateşkesi 60 gün daha uzatacak geçici bir barış anlaşmasını cuma günü imzalamaya hazırlanırken, savaşın ardından ortaya çıkan durumu ilk kez ele aldı.
IEA analistleri, ülkelerin aylardır kapalı olan petrol sahalarını yeniden faaliyete geçirmeye başlamasıyla birlikte bu yıl Körfez’den petrol akışının “kademeli” olarak yeniden başlayacağını belirtti.
Analistler, üretimin önümüzdeki yıla kadar günlük 8 milyon varil artarak 110 milyon varile ulaşacağını ve bunun, küresel petrol talebindeki “nispeten mütevazı” 2 milyon varillik artışın çok ötesinde olacağını ekledi.
Bu durum, “piyasaya hoş bir nefes aldırma ve tükenmiş stokları yenileme ya da yeni stratejik rezervler oluşturma fırsatı sunabilecek” önemli bir arz fazlası yaratacak.
Ajans, OECD ülkelerindeki petrol stoklarının şu anda 1990’dan bu yana en düşük seviyesine düştüğünü kaydetti.
Hafta sonu Washington ile Tahran arasında varılan anlaşmanın açıklanmasından bu yana petrol fiyatları keskin bir düşüş yaşadı.
Uluslararası referans olan Brent ham petrolü, çarşamba günü varil başına yaklaşık 78,50 dolardan işlem görüyordu.
Bu rakam, geçen hafta sonundaki yaklaşık 87 dolardan ve nisan sonundaki varil başına 126 dolarlık zirveden düşüşe işaret ediyor.
ABD’nin referans petrolü West Texas Intermediate (WTI) ise, 120 doların biraz altındaki zirveden gerileyerek varil başına 75 doların biraz üzerinde işlem görüyordu.
Kriz sırasında petrol üreticileri grubu OPEC’ten ayrılan Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler üretimi artırmaya hazırlanırken, Suudi Arabistan ise sadece üç hafta içinde savaş öncesi üretim seviyelerine dönebileceğini açıkladı.
Öte yandan ABD, Brezilya ve Venezuela da savaşa tepki olarak son aylarda üretimlerini artırdı.
Krizden toparlanma henüz ciddi anlamda başlamamış olsa da, petrol tüccarları pazar günü ara anlaşmanın açıklanmasından bu yana yoğun satışa geçti.
Referans Brent ham petrolü Ççrşamba günü varil başına 79 doların altında seyretti; bu, savaşın ilk günlerinden bu yana en düşük seviye.
Emtia taciri UIE, petrol fiyatlarının mayıs ile haziran ortası arasında halihazırda düşüşe geçtiğini belirtti.
Tüccarların barış anlaşmasını beklemesi ve Çin ile Japonya’nın alımlarını toplamda günde 6 milyon varil azaltmasıyla Kuzey Denizi ham petrol fiyatları varil başına 40 dolardan fazla düşerek yaklaşık 82 dolara gerilemişti.
Amerika2 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Görüş2 hafta önceİran Krizi ve Bilinçli Anlamsal Kaosun Yükselişi
Görüş1 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya3 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti











