Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD Savunma Bakanı Hegseth, Shangri-La Diyaloğu konuşmasında ‘Tayvan’ konusuna girmekten kaçındı

Yayınlanma

Asya’nın önde gelen savunma konferansı Shangri-La Diyaloğu konferansında Çin düşük profil sergilerken, delegeler yapay zekâ, deniz tabanı güvenliği ve bölgesel kriz noktalarını tartıştı.

Pazar günü sona eren Asya’nın önde gelen savunma konferansı Shangri-La Diyaloğu önceki toplantılara göre daha az gerilimli geçti. Pekin savunma bakanını göndermezken, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Tayvan ve Çin konusunda önceki dönemlere kıyasla daha ölçülü bir ton benimsedi.

Singapur’da düzenlenen Shangri-La Diyaloğu konuşmalarında delegeler İran çatışması, kritik altyapı güvenliği — özellikle deniz tabanı kabloları — ve savaşta yapay zekânın giderek artan rolü dahil olmak üzere bilindik kriz noktalarını ele aldı.

Üç günlük forumdan öne çıkan başlıca çıkarımlar şöyle:

Hegseth Tayvan konusunda temkinli davrandı

Hegseth, hazırlanmış konuşma metninde Tayvan’dan hiç söz etmedi. Bu, Çin’i açıkça eleştirdiği geçen yılki konuşmasına kıyasla keskin bir tezat oluşturdu.

Soru-cevap bölümünde bölgeye silah satışları hakkında soru sorulduğunda, kararın sorumluluğunu geçen ay Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşen Başkan Donald Trump’a yönlendirdi. Xi, ABD’li mevkidaşını Tayvan meselesi konusunda uyarmıştı.

Economist Intelligence Unit’in Asya baş ekonomisti Nick Marro, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada, “Tayvan çok hassas bir mesele ve Trump yönetimi açıkça zirveden çıkan kırılgan istikrarı korumak istiyor,” dedi. “Bunu politikada bir değişim olarak değil, yönetimin yakın vadeli önceliklerinin nerede olduğu şeklinde yorumlamalıyız. Tayvan açısından bu, muhtemelen ABD dış politikasının kamuoyu önünde daha mesafeli bir duruş sergilemesi anlamına geliyor” diye ekledi.

Gözlemciler, Çin heyetine Ulusal Savunma Üniversitesi’nden Tümgeneral Meng Xiangqing’in liderlik ettiği bu yılki toplantıda, iki rakip güç arasındaki gerilim seviyesinin nasıl düşürüldüğüne dikkat çekti.

Çin’in Tayvan üzerindeki iddiasını yinelemenin yanı sıra, Çin’in eski dışişleri bakan yardımcısı ve eski Washington büyükelçisi Cui Tiankai, Tayvan Boğazı’ndaki Avrupa donanma gemilerinin varlığını da sorguladı ve bunun bazıları için “sömürge günlerini” çağrıştırdığını söyledi.

Birleşik Krallık ve Hollandalı askeri yetkililer ise gemileri hareket serbestisini göstermek için gönderdiklerini söyleyerek yanıt verdi.

Hollanda Başbakan Yardımcısı Dilan Yesilgoz-Zegerius, “Burada çatışma aramak için bulunmuyoruz, fırkateynlerimizle işbirliği aramak için buradayız. İki yıl önce Çin’le iyi bir işbirliği içinde aynı hareketi yaptık ve umarım bölgede bir sonraki bulunduğumuzda yine daha iyi bir karşılaşma yaşarız,” dedi.

İran, ABD’nin dikkatini başka yöne çekiyor

Hegseth, ABD’nin gerekirse İran’la savaşmak için ihtiyaç duyulan silahlara ilişkin yeterli stoklara sahip olduğunu belirterek, üç aydır süren İran savaşını Tayvan’a silah satışlarından “ayrıştırmaya” çalıştı. Aynı zamanda ABD’nin İran’la yapacağı “herhangi bir anlaşmanın” “iyi bir anlaşma” olacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD Donanması vekil sekreterinin daha önce bir Kongre oturumunda, Amerika’nın İran’a karşı operasyonlar için yeterli mühimmata sahip olmasını sağlamak amacıyla Tayvan’a satışların “askıya alındığını” söylemesinin ardından geldi.

Council on Foreign Relations’ta Güneydoğu Asya ve Güney Asya kıdemli araştırmacısı Joshua Kurlantzick, Hegseth’in sözlerini “yalnızca bir çaresizlik beyanı” olarak nitelendirdi ve bunun “ABD’nin İran’ı eskisinden daha güçlü bırakacağı fikrine katkıda bulunduğunu” söyledi.

Katar Başbakan Yardımcısı Şeyh Saoud bin Abdulrahman bin Hassan bin Ali Al Thani, diyalogda çatışmaya “sürdürülebilir bir çözüm” bulunmasını umduğunu söyledi.

“İran bugün bizim komşumuz,” dedi. “Dün de komşumuzdu, gelecekte de komşumuz olacak. Dolayısıyla güvene dayalı bir ilişkinin olduğundan emin olmamız gerekiyor” diye ekledi.

Deniz tabanı kabloları en yeni güvenlik kriz noktası

Deniz tabanı kabloları, küresel iletişim ve finans trafiğinin büyük bölümünü taşıdıkları, buna karşın fiziksel olarak korunmaları zor olduğu için önemli bir savunma ve güvenlik meselesi haline geldi.

Avustralya Başbakan Yardımcısı Richard Marles, “Deniz tabanı son 18 ayda büyük bir rekabet alanı haline geldi. Deniz altındaki kritik altyapıya karşı tarihsel olarak benzeri görülmemiş ölçekte ve sıklıkta bir dizi saldırıya tanık olduk,” dedi.

Tayvan, 2024 ve 2023’te üçer adet olmak üzere, 2025’te beş deniz altı kablo arızası bildirdi. Bu arada, 2024 ve 2025’te Baltık Denizi’nde şüpheli çapa sürükleme olayları dizisi, birden fazla fiber optik ve enerji kablosunun kopmasına yol açtı.

Marles, “Bunların tümü, açıkta bulunan, hareket edemeyen ve Baltık’ta artık gösterildiği üzere gecenin bir yarısı bir çapa ile kesilebilen altyapıya kritik ölçüde bağımlı,” dedi. Ülkesinin internet trafiğinin yaklaşık yüzde 99’unun yalnızca 15 deniz altı kablosu üzerinden aktığını da ekledi.

Singapur’da 17 ülke, deniz altı kabloları dahil kritik su altı altyapısının korunmasında savunma işbirliğini artırmak amacıyla GUIDE çerçevesini başlattı.

ABD ve Çin bu çerçeveyi imzalamazken, Washington, Londra ve Canberra üçlü AUKUS girişimleri kapsamında 2027’den itibaren su altı dronlarını ortaklaşa geliştirme planlarını ayrıca duyurdu.

Yapay zekâ savaşa girdikçe denetim çağrıları artıyor

Çin, forumu askeri yapay zekânın daha sıkı yönetişimi çağrısı yapmak için kullandı.

Meng, “Algoritmanın insanlar üzerinde yaşam ve ölüm yetkisini elinde tutmasına izin vermek, kolaylıkla teknolojinin kontrolünün kaybedilmesine yol açabilir ve hatta Amerikan filmi ‘The Terminator’daki senaryoları gerçeğe dönüştürebilir,” dedi.

Vietnam Cumhurbaşkanı ve Komünist Parti Genel Sekreteri To Lam, ulusların “ağır güvenlik sonuçları doğuran kararlarda nihai sorumluluğun insanların elinde kalmasını sağlaması” gerektiğini vurguladı.

Lam, “Savunma ve güvenlik alanında kritik soru, teknolojinin ne kadar güçlü hale gelebileceği değil, insanlığın onun üzerindeki kontrolünü ne ölçüde sürdürebileceğidir,” dedi.

ABD, İran savaşında yapay zekâyı özerk bir karar verici olarak değil, destek aracı olarak kullandığını kabul etti.

Güney Kore Ulusal Savunma Bakanı Ahn Gyu-back, “Yapay zekâ artık savaşın karar alma sürecine katılıyor; dronların ve robotların konuşlandırılması yaygınlaştıkça, duygusuz savaşın yeni bir paradigması ortaya çıkıyor,” dedi.

Güney Çin Denizi gerginliği

Güney Çin Denizi, tartışmalı resifler çevresinde Çin ve Filipin gemileri arasında tekrarlanan karşılaşmaların dünyanın en işlek su yollarından birinde tırmanma korkularını artırmasıyla Asya’da bir kriz noktası olmayı sürdürüyor.

Aynı zamanda, Çin ve Vietnam ihtilaflı oluşumlarda arazi kazanımı ve altyapı iyileştirmelerini hızlandırdı; bu da bölgesel davranış kurallarına ilişkin on yıllardır süren müzakereler uzarken, sahadaki varlıklarını pekiştirdikleri anlamına geliyor.

Filipinler Savunma Bakanı Gilberto Teodoro Jr., Çin’in Güney Çin Denizi’nde, belki de kuvvet yoluyla kazanamayacağı şeyleri müzakereler yoluyla elde etmeye yöneldiği bir “konuş ve al” stratejisi izlediğini savundu.

Teodoro, “Filipinler’in deneyimine göre müzakereler bu nedenle çatışma çözümüne giden bir yol değil, avantaj elde etmenin bir aracıdır. Biz aldatılmamalıyız ve aldatılmayacağız,” dedi.

Çin, diyalogda Güney Çin Denizi hakkında kamuya açık bir yorum yapmadı.

Bu arada, Japonya ve Filipinler, Tayvan adasının doğusundaki sularda deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelerin başlatıldığını duyurdu. 

Pekin buna sert tepki göstererek, “Japonya ve Filipinler’i, Çin’in egemenliğini ve haklarını ihlal eden tüm yasa dışı eylemleri derhal durdurmaya” çağırdı ve resmi protesto gönderdi.

Büyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

Yayınlanma

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.

29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.

AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.

Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.

Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.

Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:

“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”

Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.

Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Yayınlanma

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.

Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.

AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.

Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.

İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.

Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.

Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.

Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.

Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.

Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.

Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.

Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.

ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.

Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.

AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.

Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.

Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.

Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.

Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English