Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de sığınmacı tartışması: 42. Madde nedir?

Yayınlanma

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın en önemli seçim vaatlerinden biri de güneyden gelen göç dalgasını engellemekti. 

Bu kapsamda örülmesi planlanan duvar çeşitli engellerle karşılaşsa da pandemi Trump yönetimine bulunmaz bir fırsat verdi: ABD federal kanunlarının (USC) 42. Maddesinin 265. Paragrafında yer alan, ABD’deki kamu sağlığı uygulamalarının sığınmacıları bağlayan hükmü. Bu madde, 1944 tarihli Kamu Sağlığı Hizmet Yasası’nın içerisinde yer alıyor.

Mart 2020’de harekete geçirilen 42. Madde, kamu sağlığını ilgilendiren acil durumlarda federal hükümete yabancıların ülkeye girişini engelleme yetkisi veriyor.

Bu yetki, ABD sınırlarına gelerek iltica başvurusu yapmak isteyenlerin, kamu sağlığı gerekçesiyle, derhal geri döndürülüp sınır dışı edilmesini sağlıyor.

2020’ye gelene kadar, bu madde tarihte yalnızca 1929 yılında uygulanmıştı. Menenjit salgını nedeniyle Çin ve Filipinler’den gelen gemilerdeki yolculara 42. Madde’ye göre muamele edilmişti.

Yayınlanan kılavuz, ABD’nin kuzey ve güney sınırından, yani Kanada ve Meksika’dan gelen göçmenlerin girişine engel oluyor. Kuzeyden pek yasadışı geçiş olmadığı için, yasa fiili olarak güney sınırını kapsıyor.

Biden, Trump’ın uygulamasını devam ettirdi

Trump yönetiminin sona ermesinin ardından ‘göçmen dostu’ olduğu düşünülen Joe Biden’ın ne yapacağı merak ediliyordu. Sonuç: Yeni Beyaz Saray 42. Madde’nin uygulamasına devam etti ve Haiti, Meksika, El Salvador, Honduras ve Venezuela gibi ülkelerden gelen iltica başvurularını hızla geri çevirmeyi sürdürdü. Hatta daha doğru bir ifade şu: ABD’li yetkililer, yasa sayesinde sığınmacılar sığınma başvurusu yapmadan onları sınır dışı etme hakkına sahip, ki bu, uluslararası sözleşmelere aykırı.

Bir tahmine göre, Mart 2020’den bu yana 2,5 milyon sığınmacı Meksika’ya veya geldikleri ülkelere sınır dışı edildi.

Meksika devleti, Meksikalı, Guetamalalı, Honduraslı ve El Salvadorlu sığınmacıları ülkeye kabul ediyor. Bunlara Ekim ayında Venezuelalılar da eklendi.

Mekanizma şöyle işliyor: Kağıt üzerinde, iltica için gelen sığınmacıları hastalık yaymamaları için gözaltına alınmalı ve hemen geri gönderilmeli. 

Birçok sığınmacı ise kara yoluyla Meksika’ya geri gönderiliyor ve bu süreç birkaç saati buluyor. Çok az sayıdaki sığınmacı ise uçakla geldikleri ülkeye geri gönderiliyor.

Mahkeme kararının tetiklediği tartışma

Kasım ayında, federal bir yargıç ve mahkeme, kamu sağlığı gerekçesiyle gündeme gelen 42. Madde’nin göçmen yaptırım aracına dönüşerek kötüye kullanıldığını söyleyerek Biden yönetiminden uygulamayı 21 Aralık’a kadar bitirmesini istedi.

Beyaz Saray, bu karara uyacağını açıkladı. Fakat Cumhuriyetçilerin yönettiği 19 eyalet, Yüksek Mahkeme’ye başvurarak uygulamayı sonlandırmanın ertelenmesini istedi.

Yüksek Mahkeme, Cumhuriyetçi eyaletlerin başvurusunu yerinde bularak yerel mahkemenin kararını iptal etti. Şubat ayındaki celsede, Cumhuriyetçi eyaletlerin 42. Madde’nin savunmasını yapıp yapamayacağına dair argümanları dinleyecek. 

Yani 42. Madde, uygulanmasının hâlâ yasal olup olmadığının anlaşılmasına kadar aylar boyunca yürürlükte kalacak.

Maddenin uygulanmasını itirazlar

Geçen Mayıs ayında Temsilciler Meclisi’nin koronavirüs krizi ile ilgili alt komitesinde ifade veren Amerikan Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin (CDC) Küresel Göç ve Karantina Bölümü Direktörü Marty Cetron, 42. Madde uygulamasının ‘göçmenleri adil olmayan bir biçimde COVID-19 yayıcıları olarak damgaladığını’ söyledi.

Cetron, 42. Madde’nin uygulanmasında, ‘özel olarak kamu sağlığı gündeminin ötesinde bir motivasyonun bulunabileceğinden endişe ettiğini’ belirtti.

Cetron’a göre, 42. Madde’yi uygulama önerisi CDC’den gelmemişti. Hatta kendisi, 42. Madde’yi yürürlüğe sokacak emri imzalamayı reddetmişti. Ona göre, 42. Madde önerisi Donald Trump’ın üst düzey danışmanlarından olan Stephen Miller’dan gelmişti.

Cetron, o dönemki CDC Direktörü Robert Redfield’dan ‘affını’ istemiş, fakat Redfield, iltica arayan sığınmacıların toplu halde geri çevrilmesine yol açacak 42. Madde’yi yürürlüğe koyan emre imza atmış.

Washington 42. Madde’den memnun

Eylül 2021’de, 9 gün boyunca 4 bine yakın Haitiliyi sınır dışı eden Biden yönetimi, o güne kadarki hava yoluyla en büyük 42. Madde sınır dışı etme uygulamasını gerçekleştirmişti.

Trump yönetiminin güney sınırındaki dokuz aylık 42. Madde performansı 400 bin sınır dışı idi. Biden’ın karnesi ise selefini aşmış durumda: CBS’in Gümrük ve Sınır Koruma verilerinden elde ettiği rakamlara göre yeni başkan 2 milyonun üzerinde sığınmacıyı sınır dışı etti.

Yine de şunu hatırlatmak gerek: Trump’lı aylarda sınır dışı edilen sığınmacı oranı yüzde 83 iken, Biden’lı yıllarda bu oran yüzde 50’nin biraz üzerinde.

Ama ortak noktalar da var. Biden döneminin güney sınırlarından sınır dışı edilen sığınmacıları da tıpkı selefi döneminde olduğu gibi çocuksuz seyahat eden yetişkin göçmenler. Son 2 yılda sınırdan geçen 2,7 milyon çocuksuz yetişkinin yaklaşık üçte ikisinin sınır dışı edildiği görülüyor.

Biden yönetimi, resmi olarak 42. Madde’nin halk sağlığı amacıyla uygulandığını söylese de, CBS’e konuşan isimsiz Beyaz Saray yetkilileri güney sınırını düzenlemek ve Cumhuriyetçilerin tepkilerini azaltmak için bunu bir göç kontrol aracı olarak kullandıklarını itiraf ediyor.

‘42. Madde işlevini kaybetti’

New York Times’ın (NYT) yıl sonunda yaptığı bir habere göre, Kasım ayında sınırı geçen tüm sığınmacıların yüzde 29’u sınır dışı edildi. Sığınmacılar Kolombiya, Küba, Hindistan, Nikaragua ve Rusya gibi ülkelerden geliyordu ve bu ülkelere 42. Madde uygulanmıyordu.

Migration Policy Institute Başkanı Andrew Selee’ye göre, sığınmacı akını artık çok geniş bir ülkeler grubundan geliyordu ve bunların önemli bir kısmı da 42. Madde’ye tabi değildi. Ona göre, 42. Madde, göçü caydırma aracı olarak etkinliğini yitirmişti.

Hindistanlıların, Kübalıların, Rusyalıların ve Nikaragualıların sığınma başvuruları katlanarak artarken Guatemala ve Honduras gibi ülkelerin sığınmacı sayısı azalıyordu.

Eleştirmenler, 42. Madde’ye rağmen, ABD’nin sınırlarına yönelik göçmen akınının arttığını ileri sürüyorlar.

Cumhuriyetçi senatörlerle bazı Demokratlar 42. Madde’nin uygulanmasını destekleseler de, standart sınır koruma mevzuatı olmadığı için Meksika’ya bu madde kapsamında sınır dışı edilen sığınmacılar tekrar ABD’ye giriş yapıyorlar ve bu tip vakaların sayısı artıyor. 

Standart sınır koruma mevzuatının uygulanması durumunda bu türden sığınmacıların yargılanması veya ABD’ye girişlerinin yasaklanması gibi cezalar mümkün oluyor.

Biden yönetimi, 42. Madde’nin uygulanmasının sona ermesi durumunda kısa vadeli bir göçmen akını yaşanacağını, fakat orta vadede sınır korumanın kullanılmasıyla birlikte yasadışı göçün azalacağını öne sürüyor.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English