Amerika
ABD’nin çip savaşı genişliyor

Geçtiğimiz ay, ABD Başkanı Joe Biden, kendisinden pek beklenmedik şekilde bir fabrika ziyareti yaptı.
Ziyaretin hedefi, Arizona eyaletinin Phoenix kentinde bulunan bir yarı iletken fabrikasıydı. Fabrikayı yapan şirket, yarı iletkenler ve çip konusunda dünyanın sayılı firmalarından Tayvanlı TSMC.
TSMC, ikinci fabrika inşasına başlayacağını ve Phoenix’teki yatırımını 40 milyar dolara çıkaracağını açıklamıştı.
“Bunlar gezegendeki en gelişmiş yarı iletken çipler,” diyen Biden, yatırımın Apple için de iyi haber olduğunun altını çizdi: “Apple bütün gelişmiş çipleri dış ülkelerden satın almak zorundaydı. Şimdi, daha fazla tedarik zincirini memlekete getirecekler. Bu çığır açabilir.”
TSMC, fabrikasında 2 bin işçiyi istihdam edeceğini açıklamıştı ama Biden’ın ziyareti öncesinde bu sayının 4 bin 500’e çıkacağını ilan etti.
Arizona Devlet Üniversitesi de TSMC’nin işgücü ihtiyacını karşılamak için yoğun bir faaliyet yürütüyor. Arizona eyaleti, toplamda 30 bin kişilik mühendislik öğrencisine sahip ve bu ABD’nin en yüksek rakamı.
Arizona, Biden yönetiminin yeni sanayi politikası kapsamında federal fonları almak için de yarışıyor. Arizona Devlet Üniversitesi mühendislik fakültesi dekanı Kyle Squires, Biden’ın imzaladığı Çip ve Bilim Yasası için ‘ömürde bir ele geçen fırsat’ olarak nitelendiriyor ve “Kapasitemizi ABD’ye geri getiriyoruz,” diyor.
ABD’nin yeni çip atılımı
Joe Biden’ın geçen Ağustos ayında imzaladığı Çip ve Bilim Yasası (ÇBY) kapsamında yarı iletken üretimi ve inovasyon yatırımları için özel sektöre teşvik verilmeye başlandı.
Bu yılın başında, Yarı İletken Sanayi Birliği (SIA), ÇBY’nin 4 aylık bilançosunu açıkladı. SIA’nın verdiği bilgiye göre, ABD çapında 40’ın üzerinde yarı iletken ekosistem projesi açıklandı. Bunlara yeni yarı iletken fabrikaları, mevcut tesislerin ve imalat için gerekli malzeme ve ekipman tedarik eden tesislerin genişletilmesi de dahil.
Tüm bu projeler, 16 eyalette toplam 200 milyar dolarlık yatırıma tekabül ediyor. Bu kapsamda, 40 bin civarında yüksek kalifikasyon gereken istihdama da yer açılıyor.
Projelerin kimi en erken 2024 sonunda başlayacak ama bazıları da 2023’te tamamlanacak. ÇBY’nin desteklediği projelerin daha da hızlı tamamlanması bekleniyor.
Devlet teşviklerinin sınırları
Biden yönetimi, yerel çip üretimini teşvik etmek için 52 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı.
ÇBY kapsamında yarı iletken sektörüne yatırım yapan şirketlerin yüzde 25’lik bir vergi indirimi elde etmesi planlanıyor.
Tüm bunlara rağmen, verili bütçe ve teşvik performansı ile 2030 yılına kadar ABD küresel yarı iletken üretiminin ancak yüzde 14’üne ulaşabiliyor.
Bunun yanı sıra, yatırım yapılacak yeni tesislerin üretime başlaması yıllar alabilir. Ayrıca şirketler, Beyaz Saray’dan yeterli teşvik görmediklerini düşünürlerse yatırımlarını iptal edebilirler.
ABD, 1950’lerde başlayan çip üretimini uzun yıllar lider götürmüştü. 1990’da küresel üretimin yüzde 37’sine sahip olan ABD’nin payı, imalatın Asya ülkelerine kayması ile birlikte yüzde 12’ye kadar geriledi.
Gelişmiş çipler söz konusu olduğunda, TSMC’nin ABD’deki yatırımlarında bu çiplerin üretilip üretilmeyeceği de henüz belli değil. TSMC’nin ilk açıklamasında, Phoenix’teki fabrikanın 5nm’lik çipler üreteceği bildirilmişti. Daha sonra, 2024 yılında 4nm’lik çiplerin üretileceği, 2026’da ise 3nm’lik çiplere başlayacaklarını söylemişti.
Ama TSMC’nin Tayvan’daki fabrikaları, 2022’nin sonunda 3nm’lik çiplerin üretimine başladı bile. 2025’e gelindiğinde, Tayvan’daki fabrikaların Apple’a 2nm’lik çip tedariğine başlaması bekleniyor.
ABD’ye yatırım yapan Samsung ve Intel gibi devlerin ise TSMC kadar ince çipler üretip üretemeyeceği henüz belli değil. Intel şu anda 7nm’lik çip üretebiliyor. Fakat şirket, ABD’deki fabrikalarının 2024 yılında 3nm’lik çip üretebileceğini söylüyor.
Elbette, çip üretimini gerçekleştirecek yetişmiş eleman meselesi de orta yerde duruyor. ÇBY’de teşviklerin işgücü eğitimini de içerdiği ve şirketler bu konuda da yatırım yapmalarının istendiği biliniyor. Bu kapsamda Intel, üniversitelerde ve diğer eğitim kurumlarında eğitim ve araştırma için 100 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı. Yeni bir yarı iletken araştırma laboratuvarı kuran Purdue Üniversitesi, yılda 1.000 mühendis mezun etmeyi planlıyor. Bunun ardından çip üreticisi SkyWater da üniversitenin Indiana’da kampusunun yakınlarına 1,8 milyar dolarlık bir fabrika inşa etmeye karar verdi.
Tayvan’ın nazik durumu
Dünyadaki çip üretiminin yüzde 22’si Tayvan’da. Ama daha çarpıcı bir istatistik, gelişmiş çipler söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor: Dünyadaki gelişmiş çiplerin yüzde 90’ı Tayvan’da üretiliyor.
Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan’ı Çin anakarasının ayrılmaz bir parçası kabul ediyor ve gerek diplomatik, gerekse de askeri yollarla Tayvan’ı yeniden anavatana bağlamayı hedefliyor.
Tayvan’ın tekrar Çin’e bağlanmasından ve yarı iletkenler/çip endüstrisinde tedarik zincirlerinin zarar görmesinden endişe eden ABD ve müttefikleri, Tayvan’daki üretimde kendi paylarını artırmak için harekete geçmiş durumdalar.
Örneğin TSMC, yalnızca ABD’deki değil, Japonya’daki yatırımlarını da son yıllarda bir hayli artırdı ve artırmaya devam etmeyi de düşünüyor.
Geçen Ekim ayında Wall Street Journal’da (WSJ) yayınlanan haberde, Japonya’da halihazırda inşa edilen TSMC fabrikasının otomobillerde kullanılan daha düşük teknolojili çipleri üreteceği, yapılması düşünülen yeni yatırımla birlikte gelişmiş çip üretiminin de Japonya’da yapılmasının hedeflendiği belirtiliyordu.
İktidardaki Liberal Demokrat Parti milletvekili Yoshihiro Seki, Aralık ayında yaptığı açıklamada TSMC’nin yeni fabrika kurma planlarını doğrulamış ve hükümeti TSMC’ye devlet teşviklerini artırmaya çağırmıştı.
TSMC, 2024’ün sonunda üretime geçmesi beklenen fabrikayı Sony ve Denso ile birlikte yapıyor.
ABD, TSMC’yi cepte tutuyor
Temsilciler Meclisi Başkanı ve Demokratların ağır toplarından Nancy Pelosi’nin fırtınalar koparan Tayvan ziyaretinin önemli bir bölümü de yarı iletken meselesine ayrılmıştı.
Pelosi, Tayvan ziyaretinde TSMC’nin CEO’su Mark Liu ve 91 yaşındaki kurucusu Morris Chang ile görüşmüştü.
Daha sonra, Massachusetts’in Demokrat senatörü Edward J. Markey’in liderliğindeki bir heyet Tayvan’a giderek şirket yetkilileri ile buluşmuş ve yatırımlarla yarı iletken tedarik zincirlerini geliştirmek konuları hakkında görüşmüştü.
TSMC, ABD’ye yatırımı gereksiz buluyordu
TSMC kurucusu Morris Chang, geçen Nisan ayında Brookings Institution’a verdiği bir mülakatta, ABD’nin yerel çip üretimini artırma hedefini ‘müsrif, faydasız ve pahalı bir egzersiz’ olarak nitelendirmişti.
Chang, ABD’de imalat için yeterince kalifiye eleman bulunmadığını ileri sürmüş ve çip üretiminin ABD’de, Tayvan’a göre yüzde 50 daha pahalı olacağını söylemişti.
Fakat çip üretiminin yüzde 50 değil, yüzde 15 ila 20 arasında pahalı olması bekleniyor. Devlet teşvikleri ile birlikte bu rakamın Tayvan seviyesine gelmesi hesaplanıyor.
Aynı söyleşide Chang, Arizona’ya yapılan fabrikanın kendi kararı olmadığını, buna Amerikan hükümetinin çağrısı üzerine başladıklarını da sözlerine ekledi.
TSMC’ye karşı ABD-Japonya ortaklığı
Öte yandan bu iki ülke yalnızca Tayvan merkezli TSMC’nin yatırımlarını kendilerine çekmekle kalmıyor, yerel yarı iletken sektöründe de atılım planlıyor.
Geçen yaz aylarında, iki ülkenin ortak bir girişimle 2 nanometrelik çip üretimini hedefledikleri Nikkei Asia tarafından iddia edilmişti.
Karşılaştırma için, Apple’ın kullandığı M1 çiplerinin 5 nanometre olduğunu hatırlatalım. 2 nanometrelik çiplerin kuantum bilgisayarlar, veri merkezleri ve akıllı telefonlarda kullanılması amaçlanıyor. Bu ince çipler, çok daha hızlı işlem yapacak ama daha az enerji harcayacak.
Kasım ayında ise planın ayrıntıları belli olmaya başladı. Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığının internet sitesinde, yerel yarı iletken sanayisine 70 milyar yen (503 milyar dolar) yatırım yapılarak 2 nanometrelik çip üretimi hedeflendiğine ilişkin bir belge görüldü.
Belgede, Japonya’nın bu üretim için ABD’li IBM ile ortaklığa gideceği ve EUV litografi ithalatına başlayacağı da belirtiliyordu.
Japonya’nın inşa edeceği Modern Yarı İletken Teknoloji Merkezi (LSTC) tarafından kurulacak Rapidus isimli bir şirket, LSTC’nin ABD’deki muadili NSTC, IBM ve Belçika merkezli Interuniversity Microelectronics Centre ile ortaklık kurarak gelişmiş çiplerin tasarımı ve imalatına odaklanacak.
Sony, Kioxia ve Soft Bank gibi şirketlerin de Rapidus’a yatırım yapması bekleniyor.
Japonya, yarı iletken pazarının 2025’te 75 trilyon yene, 2030’da ise 100 trilyon yene yükselmesini hedefliyor.
Bu projenin, ABD’nin “Chip 4” isimli yarı iletken ittifakının bir parçası olup olmadığı henüz bilinmiyor. Bu kapsamda ABD’nin yanı sıra Güney Kore, Japonya ve Tayvan’ın kendi aralarında bir tedarik zinciri oluşturması hedefleniyor.
Japonya Ticaret Bakanı Yasutoshi Nishimura’nın, 5-10 Ocak tarihlerinde ABD’ye giderek burada yetkililerle Çin’e çip ihracatına yönelik kısıtlamalar meselesini görüşmesi bekleniyor. Görüşmelerde yüksek teknolojili çiplerin araştırılması ve geliştirilmesi de masaya yatırılacak.
TSMC Çin’den vazgeçebilir mi?
Tüm bunlar olurken, TSMC’nin Çin’de de büyük yatırımlarının olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
ABD-Çin geriliminde ABD tarafı ağır bassa da, Tayvanlı şirketlerin birçoğu yaşamak için Çin ile olan ilişkilerinin sürmesine muhtaç.
Dahası, TSMC’nin Nanjing’de bulunan fabrikasını genişletmek için yatırım yaptığını da akılda tutmak gerekiyor. Yine de, TSMC’nin gelirlerinin yalnızca yüzde 10’u Çin kaynaklı. ABD’den gelen gelirler ise yüzde 50 civarında.
Çin’in çip atılımı yeni başlıyor
Öte yandan Çin’in yarı iletkenler ve çip alanında ileri teknolojili yatırımları meyvelerini henüz vermeye başlıyor.
Çinli çip şirketi Semiconductor Manufacturing International Corporation (SMIC) belirli ilerlemeler kaydederken devlet şirketi Tsinghua Unigroup 2020 yılında iflas ilan etmişti.
SMIC’nin ilerleme kaydetmesine rağmen TSMC’nin hâlâ gerisinde olduğu belirtiliyor.
2025’e kadar Çin’in yarı iletken fabrikaları kapasite genişletmelerinin küresel yarı iletken kapasitesine yüzde 6’lık bir ekleme yapacağı tahmin ediliyor. Bu yatırımlar, 68 milyar dolara mal olacak.
ABD yaptırımlarının şu an için Çin’in yarı iletken sektörünü vurmaktan ziyade bu sektörü kamçıladığı görülüyor. Pekin, ABD yaptırımlarına karşılık kendi yarı iletken sektörüne Aralık ayında 142 milyar dolarlık bir teşvik paketi hazırladı. Bu teşvikle birlikte Çin’in piyasayı 28 nanometrelik çiplere ‘boğması’ bekleniyor.
TSMC, 28nm’lik ilk fabrikasını 2011’de açmıştı. Ama şirket bu çiplerin üretildiği fabrikaları hâlâ açmaya devam ediyor. Nedeni ise 28nm’lik çiplerin CPU’larda, GPU’larda, yüksek hızlı ağ oluşturma çiplerinde, akıllı telefonlarda ve uygulama işlemcilerinde, tabletlerde, tüketici elektroniğinde, otomotivde ve şeylerin internetinde kullanılması.
Huawei’den batıyı korkutan patent
Bununla birlikte, Huawei’nin yakın zamanda yaptığı bir patent başvurusu, şirketin mikroçip tasarımında, şimdiye kadar batılı şirketlerin tekelinde gibi görülen bir alanda büyük bir ilerleme kat ettiğini gösteriyor.
EUV teknolojisi kullanarak çip üretmeyi tasarlayan Huawei, bu sayede transistörleri nano ile ölçülen boyutlara kadar küçültebilecek.
Bu türden bir teknoloji, şimdiye kadar yalnızca Hollanda merkezli çip devi ASML tarafından kullanılabiliyordu. ASML’nin çip imal eden makineleri TSMC, Intel ve Samsung gibi devlet tarafından kullanılıyor. Ocak 2022’de Intel, yeni çip yapım fabrikası için beş EUV makinesi sipariş etmişti. Bir otobüs büyüklüğündeki EUV makinelerinin fiyatları 150 ila 300 milyon dolar arasında değişiyor.
ABD ve müttefikleri, Çin’e yönelik yaptırımlar kapsamında EUV teknolojisi ithalatını kesinkes yasaklamışlardı. Huawei’nin bu patenti, Amerikan yaptırımlarını boşa düşürebilir.
ASML kıymığı
ABD, Avrupa’daki müttefiklerini Çin’e karşı hizaya sokmaya çalışırken, Hollanda merkezli ASML buna direniyor.
ASML CEO’su Peter Wennink, geçen ay yaptığı açıklamada Amerikan şirketlerinin Çin’e gelişmiş teknoloji satmaya devam ederek avantaj sağladığını, fakat ASML’den yalnızca eski tip litografi makineleri satmasını istediklerini söylemişti.
Wennink, ASML’nin satışlarının yalnızca yüzde 15’inin Çin’e olduğunu, Amerikan çip ekipmanı tedarikçileri için ise bu payın yüzde 25, hatta bazen yüzde 30’un üzerinde olduğunu savundu.
Hollanda hükümeti de ABD’nin baskıları söz konusu olduğunda ‘kendi ulusal çıkarlarını korumaları gerektiğini’ söylemişti.
Huawei’nin yeni EUV litografi patent başvurusu ile birlikte ASML’nin hisseleri düştü. Yine de, Huawei’nin bu teknolojiyi kağıt üzerinde olmaktan çıkarması için biraz zaman geçmesi gerekiyor.
Çin yatırımları yavaşlatacak mı?
Bloomberg’in haberine göre, sıfır COVID politikasını gevşeten Çin, artan vakalar nedeniyle devasa çip yatırımlarını durduruyor.
Yayına konuşan ‘konu hakkında bilgi sahibi yetkililer’, 142 milyar dolarlık yatırım teşvikinin yerine, yerel çip üreticilerine yardım etmenin alternatiflerinin arandığını söyledi.
Bu alternatiflerin arasında yarı iletken malzemelerinin maliyetini düşürmek gibi önlemler yer alıyor.
Britanya’da Sunak hükümetine çip eleştirisi
ABD ve Çin’in yarı iletkenler ve çip teknolojilerinde devlet teşviklerine başvurmaları ve ABD’nin yeni yatırımlar çekmesi, Washington’ın müttefiklerinde, özellikle de Avrupa’da endişe yaratıyor.
Birleşik Krallık merkezli yarı iletken devi IQE CEO’su Americo Lemos, Britanya’nın teknoloji merkezi olma özelliğini ABD ve AB’deki rakiplerine kaptırma riski ile karşı karşıya olduğunu savundu.
The Telegraph’a konuşan Lemos, 2023’ün küresel yarı iletkenler piyasasında Britanya’nın kendi rolünü oynayıp oynamayacağına karar verdiği bir yıl olacağını söyledi.
Lemos, yatırımları kaydırma tehdidini de savurarak, “Benim için soru, ABD’ye geçmeden önce Birleşik Krallık hükümetine ne kadar süre verebileceğimdir,” dedi.
IQE CEO’su, Londra bürokrasisinin, Başbakan Rishi Sunak’ın dikkatini konuya çekmesini engellediğini de öne sürdü.
Lemos, yeni çip üretimi tesislerin yapım yatırımlarında ‘üçte bir’ modelini savunduğunu da söyledi. Buna göre yeni yatırımların üçte birini devlet, üçte birini şirket, üçte birini de potansiyel çip müşterileri finanse edecek.
Güney Kore’den yeni devlet teşvikleri
Güney Kore de yeni yılda ABD’nin çip yasasının izinden giderek yarı iletken firmalarına yönelik yeni bir vergi kesintisi paketi açıkladı.
Bu ülkeye yatırım yapacak şirketler yüzde 35 civarında bir vergi indiriminden yararlanacak. Maliye Bakanlığının açıklamasına göre, bu kesintiler sayesinde şirketler 2024 yılında 2,85 milyar dolarlık bir vergi yükünden kurtulacak.
Asya’nın dördüncü büyük ekonomisi Güney Kore, bellek çipleri üretiminde dünyanın bir numarası. Güney Koreli Samsung ve SK Hynix birlikte dünya piyasasının yüzde 70’ini kontrol ediyor.
Amerika
Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.
Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.
Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.
Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.
Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.
America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.
Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.
En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı
Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.
Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.
Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.
Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.
SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.
The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.
Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.
Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.
Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










