Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den milyarlarca avroluk silahlanma planı; Almanya’dan “zihniyet değişikliği” çağrısı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da barış müzakerelerine başlaması, Ukrayna’ya askeri yardımları askıya alması ve NATO ülkelerinden savunma harcamalarını artırmasını istemesinin ardından Brüksel ve Berlin’de çanlar çalmaya başladı.

Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için Avrupa çapında bir savunma bütçesini harekete geçirmek istiyor.

Leyen bu kapsamda “Avrupa’nın yeniden silahlandırılması” için bir plan önerdi. AB üyesi ülkelerin kendilerini ABD yardımından bağımsız olarak koruyabilmeleri için ortak bir savunma bütçesine yatırım yapılması gerekiyor. Leyen’e göre 800 milyar avroya kadar bir meblağ harekete geçirilebilir.

Leyen’in salı günü Brüksel’de yaptığı açıklamaya göre beş maddelik plan, borç kurallarının gevşetilmesini ve savunma harcamalarının artırılmasına yönelik teşvikleri içeriyor.

Üye devletlerin borç tuzağına düşmeden savunmaya daha fazla harcama yapmaları sağlanacak. Savunmaya yatırım yapan 27 üye ülkeyi desteklemek üzere 150 milyar avro hacminde yeni bir fon oluşturulacak.

Komisyon, 150 milyar avroluk yeni ortak borçlanmanın hava ve füze savunması, topçu sistemleri, füzeler ve mühimmat, insansız hava araçları ve anti-drone sistemleri gibi Avrupa çapında kabiliyet alanlarının inşasına ya da siberden askeri hareketliliğe kadar diğer ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olacağını söyledi.

Sosyal harcamalar silah alımına yönlendirilecek

Leyen, “Bu, Üye Devletlerin taleplerini bir araya getirmelerine ve birlikte alım yapmalarına yardımcı olacak ve maliyetleri düşürecek, parçalanmayı azaltacak, birlikte çalışabilirliği arttıracak ve savunma sanayi tabanımızı güçlendirecektir,” dedi.

Leyen, üye devletlerin savunma harcamalarını GSYİH’nin ortalama %1,5’i oranında artırmaları halinde bunun 650 milyar avroya yakın bir mali alan yaratabileceğini savundu.

Komisyon ayrıca AB ülkelerinin, Avrupa genelinde yaşam standartlarını eşitlemek için AB bütçesinden aldıkları parayı savunma amaçlı olarak kullanabilmelerini de önerdi.

Asıl sorunun “Avrupa’nın gerçek tehditlerle karşı karşıya olup olmadığı ya da güvenliği için daha fazla sorumluluk almasının gerekip gerekmediği” olmadığını savunan Leyen, “Asıl sorun, Avrupa’nın durumun gerektirdiği şekilde kararlılıkla karşılık vermeye hazır olup olmadığıdır,” dedi.

Avrupa kısa vadede Ukrayna’ya yardım etmek ama aynı zamanda uzun vadede kendini koruyabilmek için harcamalarını artırmaya hazır. Leyen, “Şimdi sorumluluk alma zamanıdır,” dedi.

Berlin’den tavsiyeler: Sosyal kesintiye gidin, halkı endoktrine edin

Berlin’deki hükümet danışmanları ve dış politika uzmanları da, bir sonraki Alman hükümetinden askeri bütçede büyük bir artış, sosyal harcamalarda ciddi kesintiler ve halkın güçlü bir şekilde endoktrine edilmesi (“zihniyet değişimi”) çağrısında bulunuyor.

Talepler, etkili Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) tarafından yayınlanan Internationale Politik (IP) dergisinin güncel sayısında yer alıyor. Derginin bu sayısının kapak konusu “seçimden sonra dünyanın Almanya’dan ne beklediği” sorusu.

Örneğin makalelerde, yeni hükümetin Alman halkını “Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olması için” hazırlaması gerektiği belirtiliyor. Bunun için de “dönüm noktasını insanların zihnine yerleştirmek” gerekiyor.

AB’nin gerilemesini tersine çevirme stratejileri

German Foreign Policy’nin aktardığı IP’nin güncel sayısına göre, AB bir süredir “giderek büyüyen bir gerileme” ile karakterize ediliyor.

On yıllardır AB’yi analiz eden DGAP uzmanı Josef Janning’e göre bunun çeşitli nedenleri var. Bu nedenlerden biri, “uluslarüstü siyasi karşılıklı bağımlılığın sonuçlarının” günlük yaşamda, özellikle de “bölüşüm çatışmaları ve krizlerinde” hissedilmeye başlanması.

Bunlar, özellikle zayıf üye devletler ve ulusal elitlere ait olmayan nüfus grupları için genellikle olumsuz. Janning, “[Bu durum] Sağcı ulusal akımların ve partilerin … ağırlık kazanmasına” katkıda bulunuyor,” diye yazıyor.

Aynı zamanda, “en geç 2004 Anayasal Antlaşmasının başarısızlığa uğramasıyla birlikte”, “Avrupa halklarının daha yakın bir birlikteliği” hedefinin reel politikadan kaybolduğunu ve en iyi ihtimalle sadece “törensel eylemlerde … ve koalisyon anlaşmalarında” dile getirildiğini belirtmek gerekir diye düşünüyor.

Buna ek olarak, muhtemelen artan çıkar farklılıkları nedeniyle artık “stratejik olarak yönlendirilmiş üye devletler arasında koalisyonlar” bulunmuyor. Son olarak, ABD’nin Trump yönetiminde “istikrarlı” ve “işbirlikçi bir Avrupa”ya olan ilgisini kaybettiğini de belirtmek gerekiyor.

AB’nin dağılması gerçekçi bir senaryo

Janning, AB gibi siyasi oluşumların “kurumsal olarak var olmaya devam edebileceğini”, ama aynı zamanda “önemlerini ve bütünlüklerini kaybedebileceklerini” belirtiyor.

AB gibi kurumlar, eğer “daha fazla gelişme” ve hatta aktif eylemde bulunma yeteneklerini kaybederlerse, “modası geçmiş” olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bu nedenle giderek artan bir şekilde, “ulusal solo çabalar” beklenmeli.

“Eğer bu eğilimler AB’nin ilk ayağı olan iç pazar ve ortak para birimine ulaşırsa,“ diye devam ediyor Janning, “O zaman Birlik, iç çatışmaların ’bolluğu’ içinde kendi kendini parçalayacak.”

1950’lerden bu yana hiçbir dönemde merkezkaç dinamiğinin mevcut durumdan daha güçlü ve daha görünür olmadığını savunan yazar, ”Kurumlar ve süreçler her zamanki gibi işlerken, entegrasyonun özü yüzeyin altında aşınıyor,” diyor ve ilk kez, Avrupa Birliği’nin başarısızlığının ve dağılmasının “gerçekçi bir senaryo gibi göründüğünü” öne sürüyor.

“Erozyondan çıkış yolları” arayışında olan DGAP uzmanı, AB’nin “siyasi birliğe doğru bir yönelime, stratejik düşünmeye” ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Savaş yeteneğine sahip bir Bundeswehr: Ordu için halka yeni vergiler

Yazara göre buna “ortak savunma sorunu” da dahil. Janning de buna inanıyor ve “Her şey olmasa da çoğu şey, Avrupa’nın merkezindeki ekonomik olarak en güçlü güç olan Almanya’ya bağlı,” diyor.

Janning AB’yi kurtarmak için “ortak savunma sorununu” ele almakta ısrar ederken, Münih’teki Bundeswehr Üniversitesinde Uluslararası Politika Profesörü Carlo Masala, gelecekteki Alman hükümetini “Almanya’nın güvenlik ve savunma politikasının temellerini yenilemesi gerektiğinin farkına varmaya” çağırıyor ki bu da “savaşabilecek bir Bundeswehr.”

Profesöre göre ihtiyaç duyulan şey, askeri bütçede önemli bir artış. Masala, diğer şeylerin yanı sıra, “Almanya’da çalışan herkes tarafından ödenmesi gereken”, örneğin “gelir vergisinin yüzde 1 ila 1,5’i” tutarında “savunma için bir dayanışma ek ücreti” öneriyor.

Bunun yanı sıra Masala, önümüzdeki birkaç yıl içinde “orantısız büyüklükte bir emeklilik dalgası” yaşanacağı için Bundeswehr’deki personel sayısının önemli ölçüde artırılmasının zorunlu olduğuna inanıyor.

Alman Savunma Bakanlığının bir iç yazışmasında bir süre önce mevcut 180.000 olan personel sayısının 440.000 askere kadar artırılması düşünülmüştü. Fakat 2+4 Anlaşması 350.000’lik bir üst sınır öngörüyor.

2+4 Anlaşması, Federal Almanya’nın Alman Demokratik Cumhuriyeti ile ve ABD-Birleşik Krallık-Fransa-SSCB ile imzaladığı ve “Alman birleşmesi”nin yolunu açan belgelere verilen isim.

Bundan bağımsız olarak, sadece zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi değil, aynı zamanda, örneğin zorunlu askerlik hizmetinin kadınları da kapsayacak şekilde genişletilmesi için Anayasada bir değişiklik yapılması gerekiyor.

Zihniyet değişimi: Alman liderliğine hazır olun

Berlin’deki Avrasya Grubu’nun Avrupa Direktörü Jan Techau da IP’de kitlesel silahlanma lehinde görüş bildiriyor.

Techau’ya göre bir sonraki Alman hükümeti “Almanları, Berlin balonunu ve kendisini … Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olmasına” hazırlamalı.

Yazara göre bu rolün kabul edilmesine giden öğrenme süreci, “her şeyin çok ama çok pahalı” olması nedeniyle “çok daha zor” olacak ve bir sonraki Federal Şansölye “dramatik bütçe kararları almak ve bunları gerekçelendirmek zorunda kalacak.”

Techau bunun “ilgili herkes için açık” olduğunu ama seçimden önce kimsenin bu konuda “gerçeği söylerken yakalanmak istemediğini” belirtiyor.

Yazara göre şimdi önemli olan muhafazakârları “yeni borçlara”, solu da “acı verici yapısal reformlara” hazırlamak: “Aksi takdirde direniş ve abluka riski var.”

Fakat Techau, halkı Berlin’in “yakın gelecekte duyulmamış bazı kararlar almak zorunda kalacağı” gerçeğine hazırlamayı da “gelecek hükümetin gerçek görevi” olarak görüyor. Yazar, bunun silah ve diğer savaş ekipmanlarının muazzam maliyetlerinin ötesinde ne anlama geldiğini açıklamıyor. Bununla birlikte, “zihniyette bir değişimin, insanların zihninde bir dönüm noktasının” gerekli olduğunu düşünüyor.

Silahlanma Almanlar için ahlaki bir sorun olmaktan çıkmalı

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden (ECFR) Ulrike Esther Franke de bu konuda tavsiyelerde bulunanlar arasında.

Franke, Almanya’daki askeri konulara ilişkin tartışmaları “ahlaki açıdan yüklü” olmakla eleştiriyor; ona göre bu nedenle askeri uzmanlar “önemli ölçüde güvensizlikle” karşı karşıya kalıyor ve bu durum “daha iyi bir tartışma ortamının oluşmasına katkıda bulunmuyor.”

Ayrıca Almanya’daki savaş tartışmalarının “korkuyla yönlendirildiğini” öne süren yazar, bunun da gelecekteki “tehlikelerle” başa çıkmak için zararlı olduğunu düşünüyor.

Franke, Ukrayna’daki savaşın “savunma konularıyla ilgilenme isteğinde bir fırsat penceresi” yarattığına inanıyor; bu nedenle bir sonraki hükümet “ruh hali” değişmeden önce önemli bir rota belirlemek için bunu kullanmalı.

Franke, yeni Alman hükümetine, ”Şimdi siyasi liderlik zamanı,” çağrısında bulunuyor.

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English