Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den milyarlarca avroluk silahlanma planı; Almanya’dan “zihniyet değişikliği” çağrısı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da barış müzakerelerine başlaması, Ukrayna’ya askeri yardımları askıya alması ve NATO ülkelerinden savunma harcamalarını artırmasını istemesinin ardından Brüksel ve Berlin’de çanlar çalmaya başladı.

Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için Avrupa çapında bir savunma bütçesini harekete geçirmek istiyor.

Leyen bu kapsamda “Avrupa’nın yeniden silahlandırılması” için bir plan önerdi. AB üyesi ülkelerin kendilerini ABD yardımından bağımsız olarak koruyabilmeleri için ortak bir savunma bütçesine yatırım yapılması gerekiyor. Leyen’e göre 800 milyar avroya kadar bir meblağ harekete geçirilebilir.

Leyen’in salı günü Brüksel’de yaptığı açıklamaya göre beş maddelik plan, borç kurallarının gevşetilmesini ve savunma harcamalarının artırılmasına yönelik teşvikleri içeriyor.

Üye devletlerin borç tuzağına düşmeden savunmaya daha fazla harcama yapmaları sağlanacak. Savunmaya yatırım yapan 27 üye ülkeyi desteklemek üzere 150 milyar avro hacminde yeni bir fon oluşturulacak.

Komisyon, 150 milyar avroluk yeni ortak borçlanmanın hava ve füze savunması, topçu sistemleri, füzeler ve mühimmat, insansız hava araçları ve anti-drone sistemleri gibi Avrupa çapında kabiliyet alanlarının inşasına ya da siberden askeri hareketliliğe kadar diğer ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olacağını söyledi.

Sosyal harcamalar silah alımına yönlendirilecek

Leyen, “Bu, Üye Devletlerin taleplerini bir araya getirmelerine ve birlikte alım yapmalarına yardımcı olacak ve maliyetleri düşürecek, parçalanmayı azaltacak, birlikte çalışabilirliği arttıracak ve savunma sanayi tabanımızı güçlendirecektir,” dedi.

Leyen, üye devletlerin savunma harcamalarını GSYİH’nin ortalama %1,5’i oranında artırmaları halinde bunun 650 milyar avroya yakın bir mali alan yaratabileceğini savundu.

Komisyon ayrıca AB ülkelerinin, Avrupa genelinde yaşam standartlarını eşitlemek için AB bütçesinden aldıkları parayı savunma amaçlı olarak kullanabilmelerini de önerdi.

Asıl sorunun “Avrupa’nın gerçek tehditlerle karşı karşıya olup olmadığı ya da güvenliği için daha fazla sorumluluk almasının gerekip gerekmediği” olmadığını savunan Leyen, “Asıl sorun, Avrupa’nın durumun gerektirdiği şekilde kararlılıkla karşılık vermeye hazır olup olmadığıdır,” dedi.

Avrupa kısa vadede Ukrayna’ya yardım etmek ama aynı zamanda uzun vadede kendini koruyabilmek için harcamalarını artırmaya hazır. Leyen, “Şimdi sorumluluk alma zamanıdır,” dedi.

Berlin’den tavsiyeler: Sosyal kesintiye gidin, halkı endoktrine edin

Berlin’deki hükümet danışmanları ve dış politika uzmanları da, bir sonraki Alman hükümetinden askeri bütçede büyük bir artış, sosyal harcamalarda ciddi kesintiler ve halkın güçlü bir şekilde endoktrine edilmesi (“zihniyet değişimi”) çağrısında bulunuyor.

Talepler, etkili Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) tarafından yayınlanan Internationale Politik (IP) dergisinin güncel sayısında yer alıyor. Derginin bu sayısının kapak konusu “seçimden sonra dünyanın Almanya’dan ne beklediği” sorusu.

Örneğin makalelerde, yeni hükümetin Alman halkını “Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olması için” hazırlaması gerektiği belirtiliyor. Bunun için de “dönüm noktasını insanların zihnine yerleştirmek” gerekiyor.

AB’nin gerilemesini tersine çevirme stratejileri

German Foreign Policy’nin aktardığı IP’nin güncel sayısına göre, AB bir süredir “giderek büyüyen bir gerileme” ile karakterize ediliyor.

On yıllardır AB’yi analiz eden DGAP uzmanı Josef Janning’e göre bunun çeşitli nedenleri var. Bu nedenlerden biri, “uluslarüstü siyasi karşılıklı bağımlılığın sonuçlarının” günlük yaşamda, özellikle de “bölüşüm çatışmaları ve krizlerinde” hissedilmeye başlanması.

Bunlar, özellikle zayıf üye devletler ve ulusal elitlere ait olmayan nüfus grupları için genellikle olumsuz. Janning, “[Bu durum] Sağcı ulusal akımların ve partilerin … ağırlık kazanmasına” katkıda bulunuyor,” diye yazıyor.

Aynı zamanda, “en geç 2004 Anayasal Antlaşmasının başarısızlığa uğramasıyla birlikte”, “Avrupa halklarının daha yakın bir birlikteliği” hedefinin reel politikadan kaybolduğunu ve en iyi ihtimalle sadece “törensel eylemlerde … ve koalisyon anlaşmalarında” dile getirildiğini belirtmek gerekir diye düşünüyor.

Buna ek olarak, muhtemelen artan çıkar farklılıkları nedeniyle artık “stratejik olarak yönlendirilmiş üye devletler arasında koalisyonlar” bulunmuyor. Son olarak, ABD’nin Trump yönetiminde “istikrarlı” ve “işbirlikçi bir Avrupa”ya olan ilgisini kaybettiğini de belirtmek gerekiyor.

AB’nin dağılması gerçekçi bir senaryo

Janning, AB gibi siyasi oluşumların “kurumsal olarak var olmaya devam edebileceğini”, ama aynı zamanda “önemlerini ve bütünlüklerini kaybedebileceklerini” belirtiyor.

AB gibi kurumlar, eğer “daha fazla gelişme” ve hatta aktif eylemde bulunma yeteneklerini kaybederlerse, “modası geçmiş” olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bu nedenle giderek artan bir şekilde, “ulusal solo çabalar” beklenmeli.

“Eğer bu eğilimler AB’nin ilk ayağı olan iç pazar ve ortak para birimine ulaşırsa,“ diye devam ediyor Janning, “O zaman Birlik, iç çatışmaların ’bolluğu’ içinde kendi kendini parçalayacak.”

1950’lerden bu yana hiçbir dönemde merkezkaç dinamiğinin mevcut durumdan daha güçlü ve daha görünür olmadığını savunan yazar, ”Kurumlar ve süreçler her zamanki gibi işlerken, entegrasyonun özü yüzeyin altında aşınıyor,” diyor ve ilk kez, Avrupa Birliği’nin başarısızlığının ve dağılmasının “gerçekçi bir senaryo gibi göründüğünü” öne sürüyor.

“Erozyondan çıkış yolları” arayışında olan DGAP uzmanı, AB’nin “siyasi birliğe doğru bir yönelime, stratejik düşünmeye” ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Savaş yeteneğine sahip bir Bundeswehr: Ordu için halka yeni vergiler

Yazara göre buna “ortak savunma sorunu” da dahil. Janning de buna inanıyor ve “Her şey olmasa da çoğu şey, Avrupa’nın merkezindeki ekonomik olarak en güçlü güç olan Almanya’ya bağlı,” diyor.

Janning AB’yi kurtarmak için “ortak savunma sorununu” ele almakta ısrar ederken, Münih’teki Bundeswehr Üniversitesinde Uluslararası Politika Profesörü Carlo Masala, gelecekteki Alman hükümetini “Almanya’nın güvenlik ve savunma politikasının temellerini yenilemesi gerektiğinin farkına varmaya” çağırıyor ki bu da “savaşabilecek bir Bundeswehr.”

Profesöre göre ihtiyaç duyulan şey, askeri bütçede önemli bir artış. Masala, diğer şeylerin yanı sıra, “Almanya’da çalışan herkes tarafından ödenmesi gereken”, örneğin “gelir vergisinin yüzde 1 ila 1,5’i” tutarında “savunma için bir dayanışma ek ücreti” öneriyor.

Bunun yanı sıra Masala, önümüzdeki birkaç yıl içinde “orantısız büyüklükte bir emeklilik dalgası” yaşanacağı için Bundeswehr’deki personel sayısının önemli ölçüde artırılmasının zorunlu olduğuna inanıyor.

Alman Savunma Bakanlığının bir iç yazışmasında bir süre önce mevcut 180.000 olan personel sayısının 440.000 askere kadar artırılması düşünülmüştü. Fakat 2+4 Anlaşması 350.000’lik bir üst sınır öngörüyor.

2+4 Anlaşması, Federal Almanya’nın Alman Demokratik Cumhuriyeti ile ve ABD-Birleşik Krallık-Fransa-SSCB ile imzaladığı ve “Alman birleşmesi”nin yolunu açan belgelere verilen isim.

Bundan bağımsız olarak, sadece zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi değil, aynı zamanda, örneğin zorunlu askerlik hizmetinin kadınları da kapsayacak şekilde genişletilmesi için Anayasada bir değişiklik yapılması gerekiyor.

Zihniyet değişimi: Alman liderliğine hazır olun

Berlin’deki Avrasya Grubu’nun Avrupa Direktörü Jan Techau da IP’de kitlesel silahlanma lehinde görüş bildiriyor.

Techau’ya göre bir sonraki Alman hükümeti “Almanları, Berlin balonunu ve kendisini … Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olmasına” hazırlamalı.

Yazara göre bu rolün kabul edilmesine giden öğrenme süreci, “her şeyin çok ama çok pahalı” olması nedeniyle “çok daha zor” olacak ve bir sonraki Federal Şansölye “dramatik bütçe kararları almak ve bunları gerekçelendirmek zorunda kalacak.”

Techau bunun “ilgili herkes için açık” olduğunu ama seçimden önce kimsenin bu konuda “gerçeği söylerken yakalanmak istemediğini” belirtiyor.

Yazara göre şimdi önemli olan muhafazakârları “yeni borçlara”, solu da “acı verici yapısal reformlara” hazırlamak: “Aksi takdirde direniş ve abluka riski var.”

Fakat Techau, halkı Berlin’in “yakın gelecekte duyulmamış bazı kararlar almak zorunda kalacağı” gerçeğine hazırlamayı da “gelecek hükümetin gerçek görevi” olarak görüyor. Yazar, bunun silah ve diğer savaş ekipmanlarının muazzam maliyetlerinin ötesinde ne anlama geldiğini açıklamıyor. Bununla birlikte, “zihniyette bir değişimin, insanların zihninde bir dönüm noktasının” gerekli olduğunu düşünüyor.

Silahlanma Almanlar için ahlaki bir sorun olmaktan çıkmalı

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden (ECFR) Ulrike Esther Franke de bu konuda tavsiyelerde bulunanlar arasında.

Franke, Almanya’daki askeri konulara ilişkin tartışmaları “ahlaki açıdan yüklü” olmakla eleştiriyor; ona göre bu nedenle askeri uzmanlar “önemli ölçüde güvensizlikle” karşı karşıya kalıyor ve bu durum “daha iyi bir tartışma ortamının oluşmasına katkıda bulunmuyor.”

Ayrıca Almanya’daki savaş tartışmalarının “korkuyla yönlendirildiğini” öne süren yazar, bunun da gelecekteki “tehlikelerle” başa çıkmak için zararlı olduğunu düşünüyor.

Franke, Ukrayna’daki savaşın “savunma konularıyla ilgilenme isteğinde bir fırsat penceresi” yarattığına inanıyor; bu nedenle bir sonraki hükümet “ruh hali” değişmeden önce önemli bir rota belirlemek için bunu kullanmalı.

Franke, yeni Alman hükümetine, ”Şimdi siyasi liderlik zamanı,” çağrısında bulunuyor.

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.

Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.

Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.

Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.

Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”

Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.

Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.

Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.

Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.

Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.

Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.

Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.

Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English