Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den milyarlarca avroluk silahlanma planı; Almanya’dan “zihniyet değişikliği” çağrısı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da barış müzakerelerine başlaması, Ukrayna’ya askeri yardımları askıya alması ve NATO ülkelerinden savunma harcamalarını artırmasını istemesinin ardından Brüksel ve Berlin’de çanlar çalmaya başladı.

Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için Avrupa çapında bir savunma bütçesini harekete geçirmek istiyor.

Leyen bu kapsamda “Avrupa’nın yeniden silahlandırılması” için bir plan önerdi. AB üyesi ülkelerin kendilerini ABD yardımından bağımsız olarak koruyabilmeleri için ortak bir savunma bütçesine yatırım yapılması gerekiyor. Leyen’e göre 800 milyar avroya kadar bir meblağ harekete geçirilebilir.

Leyen’in salı günü Brüksel’de yaptığı açıklamaya göre beş maddelik plan, borç kurallarının gevşetilmesini ve savunma harcamalarının artırılmasına yönelik teşvikleri içeriyor.

Üye devletlerin borç tuzağına düşmeden savunmaya daha fazla harcama yapmaları sağlanacak. Savunmaya yatırım yapan 27 üye ülkeyi desteklemek üzere 150 milyar avro hacminde yeni bir fon oluşturulacak.

Komisyon, 150 milyar avroluk yeni ortak borçlanmanın hava ve füze savunması, topçu sistemleri, füzeler ve mühimmat, insansız hava araçları ve anti-drone sistemleri gibi Avrupa çapında kabiliyet alanlarının inşasına ya da siberden askeri hareketliliğe kadar diğer ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olacağını söyledi.

Sosyal harcamalar silah alımına yönlendirilecek

Leyen, “Bu, Üye Devletlerin taleplerini bir araya getirmelerine ve birlikte alım yapmalarına yardımcı olacak ve maliyetleri düşürecek, parçalanmayı azaltacak, birlikte çalışabilirliği arttıracak ve savunma sanayi tabanımızı güçlendirecektir,” dedi.

Leyen, üye devletlerin savunma harcamalarını GSYİH’nin ortalama %1,5’i oranında artırmaları halinde bunun 650 milyar avroya yakın bir mali alan yaratabileceğini savundu.

Komisyon ayrıca AB ülkelerinin, Avrupa genelinde yaşam standartlarını eşitlemek için AB bütçesinden aldıkları parayı savunma amaçlı olarak kullanabilmelerini de önerdi.

Asıl sorunun “Avrupa’nın gerçek tehditlerle karşı karşıya olup olmadığı ya da güvenliği için daha fazla sorumluluk almasının gerekip gerekmediği” olmadığını savunan Leyen, “Asıl sorun, Avrupa’nın durumun gerektirdiği şekilde kararlılıkla karşılık vermeye hazır olup olmadığıdır,” dedi.

Avrupa kısa vadede Ukrayna’ya yardım etmek ama aynı zamanda uzun vadede kendini koruyabilmek için harcamalarını artırmaya hazır. Leyen, “Şimdi sorumluluk alma zamanıdır,” dedi.

Berlin’den tavsiyeler: Sosyal kesintiye gidin, halkı endoktrine edin

Berlin’deki hükümet danışmanları ve dış politika uzmanları da, bir sonraki Alman hükümetinden askeri bütçede büyük bir artış, sosyal harcamalarda ciddi kesintiler ve halkın güçlü bir şekilde endoktrine edilmesi (“zihniyet değişimi”) çağrısında bulunuyor.

Talepler, etkili Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) tarafından yayınlanan Internationale Politik (IP) dergisinin güncel sayısında yer alıyor. Derginin bu sayısının kapak konusu “seçimden sonra dünyanın Almanya’dan ne beklediği” sorusu.

Örneğin makalelerde, yeni hükümetin Alman halkını “Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olması için” hazırlaması gerektiği belirtiliyor. Bunun için de “dönüm noktasını insanların zihnine yerleştirmek” gerekiyor.

AB’nin gerilemesini tersine çevirme stratejileri

German Foreign Policy’nin aktardığı IP’nin güncel sayısına göre, AB bir süredir “giderek büyüyen bir gerileme” ile karakterize ediliyor.

On yıllardır AB’yi analiz eden DGAP uzmanı Josef Janning’e göre bunun çeşitli nedenleri var. Bu nedenlerden biri, “uluslarüstü siyasi karşılıklı bağımlılığın sonuçlarının” günlük yaşamda, özellikle de “bölüşüm çatışmaları ve krizlerinde” hissedilmeye başlanması.

Bunlar, özellikle zayıf üye devletler ve ulusal elitlere ait olmayan nüfus grupları için genellikle olumsuz. Janning, “[Bu durum] Sağcı ulusal akımların ve partilerin … ağırlık kazanmasına” katkıda bulunuyor,” diye yazıyor.

Aynı zamanda, “en geç 2004 Anayasal Antlaşmasının başarısızlığa uğramasıyla birlikte”, “Avrupa halklarının daha yakın bir birlikteliği” hedefinin reel politikadan kaybolduğunu ve en iyi ihtimalle sadece “törensel eylemlerde … ve koalisyon anlaşmalarında” dile getirildiğini belirtmek gerekir diye düşünüyor.

Buna ek olarak, muhtemelen artan çıkar farklılıkları nedeniyle artık “stratejik olarak yönlendirilmiş üye devletler arasında koalisyonlar” bulunmuyor. Son olarak, ABD’nin Trump yönetiminde “istikrarlı” ve “işbirlikçi bir Avrupa”ya olan ilgisini kaybettiğini de belirtmek gerekiyor.

AB’nin dağılması gerçekçi bir senaryo

Janning, AB gibi siyasi oluşumların “kurumsal olarak var olmaya devam edebileceğini”, ama aynı zamanda “önemlerini ve bütünlüklerini kaybedebileceklerini” belirtiyor.

AB gibi kurumlar, eğer “daha fazla gelişme” ve hatta aktif eylemde bulunma yeteneklerini kaybederlerse, “modası geçmiş” olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bu nedenle giderek artan bir şekilde, “ulusal solo çabalar” beklenmeli.

“Eğer bu eğilimler AB’nin ilk ayağı olan iç pazar ve ortak para birimine ulaşırsa,“ diye devam ediyor Janning, “O zaman Birlik, iç çatışmaların ’bolluğu’ içinde kendi kendini parçalayacak.”

1950’lerden bu yana hiçbir dönemde merkezkaç dinamiğinin mevcut durumdan daha güçlü ve daha görünür olmadığını savunan yazar, ”Kurumlar ve süreçler her zamanki gibi işlerken, entegrasyonun özü yüzeyin altında aşınıyor,” diyor ve ilk kez, Avrupa Birliği’nin başarısızlığının ve dağılmasının “gerçekçi bir senaryo gibi göründüğünü” öne sürüyor.

“Erozyondan çıkış yolları” arayışında olan DGAP uzmanı, AB’nin “siyasi birliğe doğru bir yönelime, stratejik düşünmeye” ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Savaş yeteneğine sahip bir Bundeswehr: Ordu için halka yeni vergiler

Yazara göre buna “ortak savunma sorunu” da dahil. Janning de buna inanıyor ve “Her şey olmasa da çoğu şey, Avrupa’nın merkezindeki ekonomik olarak en güçlü güç olan Almanya’ya bağlı,” diyor.

Janning AB’yi kurtarmak için “ortak savunma sorununu” ele almakta ısrar ederken, Münih’teki Bundeswehr Üniversitesinde Uluslararası Politika Profesörü Carlo Masala, gelecekteki Alman hükümetini “Almanya’nın güvenlik ve savunma politikasının temellerini yenilemesi gerektiğinin farkına varmaya” çağırıyor ki bu da “savaşabilecek bir Bundeswehr.”

Profesöre göre ihtiyaç duyulan şey, askeri bütçede önemli bir artış. Masala, diğer şeylerin yanı sıra, “Almanya’da çalışan herkes tarafından ödenmesi gereken”, örneğin “gelir vergisinin yüzde 1 ila 1,5’i” tutarında “savunma için bir dayanışma ek ücreti” öneriyor.

Bunun yanı sıra Masala, önümüzdeki birkaç yıl içinde “orantısız büyüklükte bir emeklilik dalgası” yaşanacağı için Bundeswehr’deki personel sayısının önemli ölçüde artırılmasının zorunlu olduğuna inanıyor.

Alman Savunma Bakanlığının bir iç yazışmasında bir süre önce mevcut 180.000 olan personel sayısının 440.000 askere kadar artırılması düşünülmüştü. Fakat 2+4 Anlaşması 350.000’lik bir üst sınır öngörüyor.

2+4 Anlaşması, Federal Almanya’nın Alman Demokratik Cumhuriyeti ile ve ABD-Birleşik Krallık-Fransa-SSCB ile imzaladığı ve “Alman birleşmesi”nin yolunu açan belgelere verilen isim.

Bundan bağımsız olarak, sadece zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi değil, aynı zamanda, örneğin zorunlu askerlik hizmetinin kadınları da kapsayacak şekilde genişletilmesi için Anayasada bir değişiklik yapılması gerekiyor.

Zihniyet değişimi: Alman liderliğine hazır olun

Berlin’deki Avrasya Grubu’nun Avrupa Direktörü Jan Techau da IP’de kitlesel silahlanma lehinde görüş bildiriyor.

Techau’ya göre bir sonraki Alman hükümeti “Almanları, Berlin balonunu ve kendisini … Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olmasına” hazırlamalı.

Yazara göre bu rolün kabul edilmesine giden öğrenme süreci, “her şeyin çok ama çok pahalı” olması nedeniyle “çok daha zor” olacak ve bir sonraki Federal Şansölye “dramatik bütçe kararları almak ve bunları gerekçelendirmek zorunda kalacak.”

Techau bunun “ilgili herkes için açık” olduğunu ama seçimden önce kimsenin bu konuda “gerçeği söylerken yakalanmak istemediğini” belirtiyor.

Yazara göre şimdi önemli olan muhafazakârları “yeni borçlara”, solu da “acı verici yapısal reformlara” hazırlamak: “Aksi takdirde direniş ve abluka riski var.”

Fakat Techau, halkı Berlin’in “yakın gelecekte duyulmamış bazı kararlar almak zorunda kalacağı” gerçeğine hazırlamayı da “gelecek hükümetin gerçek görevi” olarak görüyor. Yazar, bunun silah ve diğer savaş ekipmanlarının muazzam maliyetlerinin ötesinde ne anlama geldiğini açıklamıyor. Bununla birlikte, “zihniyette bir değişimin, insanların zihninde bir dönüm noktasının” gerekli olduğunu düşünüyor.

Silahlanma Almanlar için ahlaki bir sorun olmaktan çıkmalı

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden (ECFR) Ulrike Esther Franke de bu konuda tavsiyelerde bulunanlar arasında.

Franke, Almanya’daki askeri konulara ilişkin tartışmaları “ahlaki açıdan yüklü” olmakla eleştiriyor; ona göre bu nedenle askeri uzmanlar “önemli ölçüde güvensizlikle” karşı karşıya kalıyor ve bu durum “daha iyi bir tartışma ortamının oluşmasına katkıda bulunmuyor.”

Ayrıca Almanya’daki savaş tartışmalarının “korkuyla yönlendirildiğini” öne süren yazar, bunun da gelecekteki “tehlikelerle” başa çıkmak için zararlı olduğunu düşünüyor.

Franke, Ukrayna’daki savaşın “savunma konularıyla ilgilenme isteğinde bir fırsat penceresi” yarattığına inanıyor; bu nedenle bir sonraki hükümet “ruh hali” değişmeden önce önemli bir rota belirlemek için bunu kullanmalı.

Franke, yeni Alman hükümetine, ”Şimdi siyasi liderlik zamanı,” çağrısında bulunuyor.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English