Avrupa
AB’den milyarlarca avroluk silahlanma planı; Almanya’dan “zihniyet değişikliği” çağrısı

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da barış müzakerelerine başlaması, Ukrayna’ya askeri yardımları askıya alması ve NATO ülkelerinden savunma harcamalarını artırmasını istemesinin ardından Brüksel ve Berlin’de çanlar çalmaya başladı.
Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için Avrupa çapında bir savunma bütçesini harekete geçirmek istiyor.
Leyen bu kapsamda “Avrupa’nın yeniden silahlandırılması” için bir plan önerdi. AB üyesi ülkelerin kendilerini ABD yardımından bağımsız olarak koruyabilmeleri için ortak bir savunma bütçesine yatırım yapılması gerekiyor. Leyen’e göre 800 milyar avroya kadar bir meblağ harekete geçirilebilir.
Leyen’in salı günü Brüksel’de yaptığı açıklamaya göre beş maddelik plan, borç kurallarının gevşetilmesini ve savunma harcamalarının artırılmasına yönelik teşvikleri içeriyor.
Üye devletlerin borç tuzağına düşmeden savunmaya daha fazla harcama yapmaları sağlanacak. Savunmaya yatırım yapan 27 üye ülkeyi desteklemek üzere 150 milyar avro hacminde yeni bir fon oluşturulacak.
Komisyon, 150 milyar avroluk yeni ortak borçlanmanın hava ve füze savunması, topçu sistemleri, füzeler ve mühimmat, insansız hava araçları ve anti-drone sistemleri gibi Avrupa çapında kabiliyet alanlarının inşasına ya da siberden askeri hareketliliğe kadar diğer ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olacağını söyledi.
Sosyal harcamalar silah alımına yönlendirilecek
Leyen, “Bu, Üye Devletlerin taleplerini bir araya getirmelerine ve birlikte alım yapmalarına yardımcı olacak ve maliyetleri düşürecek, parçalanmayı azaltacak, birlikte çalışabilirliği arttıracak ve savunma sanayi tabanımızı güçlendirecektir,” dedi.
Leyen, üye devletlerin savunma harcamalarını GSYİH’nin ortalama %1,5’i oranında artırmaları halinde bunun 650 milyar avroya yakın bir mali alan yaratabileceğini savundu.
Komisyon ayrıca AB ülkelerinin, Avrupa genelinde yaşam standartlarını eşitlemek için AB bütçesinden aldıkları parayı savunma amaçlı olarak kullanabilmelerini de önerdi.
Asıl sorunun “Avrupa’nın gerçek tehditlerle karşı karşıya olup olmadığı ya da güvenliği için daha fazla sorumluluk almasının gerekip gerekmediği” olmadığını savunan Leyen, “Asıl sorun, Avrupa’nın durumun gerektirdiği şekilde kararlılıkla karşılık vermeye hazır olup olmadığıdır,” dedi.
Avrupa kısa vadede Ukrayna’ya yardım etmek ama aynı zamanda uzun vadede kendini koruyabilmek için harcamalarını artırmaya hazır. Leyen, “Şimdi sorumluluk alma zamanıdır,” dedi.
Berlin’den tavsiyeler: Sosyal kesintiye gidin, halkı endoktrine edin
Berlin’deki hükümet danışmanları ve dış politika uzmanları da, bir sonraki Alman hükümetinden askeri bütçede büyük bir artış, sosyal harcamalarda ciddi kesintiler ve halkın güçlü bir şekilde endoktrine edilmesi (“zihniyet değişimi”) çağrısında bulunuyor.
Talepler, etkili Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) tarafından yayınlanan Internationale Politik (IP) dergisinin güncel sayısında yer alıyor. Derginin bu sayısının kapak konusu “seçimden sonra dünyanın Almanya’dan ne beklediği” sorusu.
Örneğin makalelerde, yeni hükümetin Alman halkını “Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olması için” hazırlaması gerektiği belirtiliyor. Bunun için de “dönüm noktasını insanların zihnine yerleştirmek” gerekiyor.
AB’nin gerilemesini tersine çevirme stratejileri
German Foreign Policy’nin aktardığı IP’nin güncel sayısına göre, AB bir süredir “giderek büyüyen bir gerileme” ile karakterize ediliyor.
On yıllardır AB’yi analiz eden DGAP uzmanı Josef Janning’e göre bunun çeşitli nedenleri var. Bu nedenlerden biri, “uluslarüstü siyasi karşılıklı bağımlılığın sonuçlarının” günlük yaşamda, özellikle de “bölüşüm çatışmaları ve krizlerinde” hissedilmeye başlanması.
Bunlar, özellikle zayıf üye devletler ve ulusal elitlere ait olmayan nüfus grupları için genellikle olumsuz. Janning, “[Bu durum] Sağcı ulusal akımların ve partilerin … ağırlık kazanmasına” katkıda bulunuyor,” diye yazıyor.
Aynı zamanda, “en geç 2004 Anayasal Antlaşmasının başarısızlığa uğramasıyla birlikte”, “Avrupa halklarının daha yakın bir birlikteliği” hedefinin reel politikadan kaybolduğunu ve en iyi ihtimalle sadece “törensel eylemlerde … ve koalisyon anlaşmalarında” dile getirildiğini belirtmek gerekir diye düşünüyor.
Buna ek olarak, muhtemelen artan çıkar farklılıkları nedeniyle artık “stratejik olarak yönlendirilmiş üye devletler arasında koalisyonlar” bulunmuyor. Son olarak, ABD’nin Trump yönetiminde “istikrarlı” ve “işbirlikçi bir Avrupa”ya olan ilgisini kaybettiğini de belirtmek gerekiyor.
AB’nin dağılması gerçekçi bir senaryo
Janning, AB gibi siyasi oluşumların “kurumsal olarak var olmaya devam edebileceğini”, ama aynı zamanda “önemlerini ve bütünlüklerini kaybedebileceklerini” belirtiyor.
AB gibi kurumlar, eğer “daha fazla gelişme” ve hatta aktif eylemde bulunma yeteneklerini kaybederlerse, “modası geçmiş” olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklar. Bu nedenle giderek artan bir şekilde, “ulusal solo çabalar” beklenmeli.
“Eğer bu eğilimler AB’nin ilk ayağı olan iç pazar ve ortak para birimine ulaşırsa,“ diye devam ediyor Janning, “O zaman Birlik, iç çatışmaların ’bolluğu’ içinde kendi kendini parçalayacak.”
1950’lerden bu yana hiçbir dönemde merkezkaç dinamiğinin mevcut durumdan daha güçlü ve daha görünür olmadığını savunan yazar, ”Kurumlar ve süreçler her zamanki gibi işlerken, entegrasyonun özü yüzeyin altında aşınıyor,” diyor ve ilk kez, Avrupa Birliği’nin başarısızlığının ve dağılmasının “gerçekçi bir senaryo gibi göründüğünü” öne sürüyor.
“Erozyondan çıkış yolları” arayışında olan DGAP uzmanı, AB’nin “siyasi birliğe doğru bir yönelime, stratejik düşünmeye” ihtiyacı olduğunu savunuyor.
Savaş yeteneğine sahip bir Bundeswehr: Ordu için halka yeni vergiler
Yazara göre buna “ortak savunma sorunu” da dahil. Janning de buna inanıyor ve “Her şey olmasa da çoğu şey, Avrupa’nın merkezindeki ekonomik olarak en güçlü güç olan Almanya’ya bağlı,” diyor.
Janning AB’yi kurtarmak için “ortak savunma sorununu” ele almakta ısrar ederken, Münih’teki Bundeswehr Üniversitesinde Uluslararası Politika Profesörü Carlo Masala, gelecekteki Alman hükümetini “Almanya’nın güvenlik ve savunma politikasının temellerini yenilemesi gerektiğinin farkına varmaya” çağırıyor ki bu da “savaşabilecek bir Bundeswehr.”
Profesöre göre ihtiyaç duyulan şey, askeri bütçede önemli bir artış. Masala, diğer şeylerin yanı sıra, “Almanya’da çalışan herkes tarafından ödenmesi gereken”, örneğin “gelir vergisinin yüzde 1 ila 1,5’i” tutarında “savunma için bir dayanışma ek ücreti” öneriyor.
Bunun yanı sıra Masala, önümüzdeki birkaç yıl içinde “orantısız büyüklükte bir emeklilik dalgası” yaşanacağı için Bundeswehr’deki personel sayısının önemli ölçüde artırılmasının zorunlu olduğuna inanıyor.
Alman Savunma Bakanlığının bir iç yazışmasında bir süre önce mevcut 180.000 olan personel sayısının 440.000 askere kadar artırılması düşünülmüştü. Fakat 2+4 Anlaşması 350.000’lik bir üst sınır öngörüyor.
2+4 Anlaşması, Federal Almanya’nın Alman Demokratik Cumhuriyeti ile ve ABD-Birleşik Krallık-Fransa-SSCB ile imzaladığı ve “Alman birleşmesi”nin yolunu açan belgelere verilen isim.
Bundan bağımsız olarak, sadece zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi değil, aynı zamanda, örneğin zorunlu askerlik hizmetinin kadınları da kapsayacak şekilde genişletilmesi için Anayasada bir değişiklik yapılması gerekiyor.
Zihniyet değişimi: Alman liderliğine hazır olun
Berlin’deki Avrasya Grubu’nun Avrupa Direktörü Jan Techau da IP’de kitlesel silahlanma lehinde görüş bildiriyor.
Techau’ya göre bir sonraki Alman hükümeti “Almanları, Berlin balonunu ve kendisini … Almanya’nın diplomatik ve askeri açıdan Avrupa’nın lider gücü olmasına” hazırlamalı.
Yazara göre bu rolün kabul edilmesine giden öğrenme süreci, “her şeyin çok ama çok pahalı” olması nedeniyle “çok daha zor” olacak ve bir sonraki Federal Şansölye “dramatik bütçe kararları almak ve bunları gerekçelendirmek zorunda kalacak.”
Techau bunun “ilgili herkes için açık” olduğunu ama seçimden önce kimsenin bu konuda “gerçeği söylerken yakalanmak istemediğini” belirtiyor.
Yazara göre şimdi önemli olan muhafazakârları “yeni borçlara”, solu da “acı verici yapısal reformlara” hazırlamak: “Aksi takdirde direniş ve abluka riski var.”
Fakat Techau, halkı Berlin’in “yakın gelecekte duyulmamış bazı kararlar almak zorunda kalacağı” gerçeğine hazırlamayı da “gelecek hükümetin gerçek görevi” olarak görüyor. Yazar, bunun silah ve diğer savaş ekipmanlarının muazzam maliyetlerinin ötesinde ne anlama geldiğini açıklamıyor. Bununla birlikte, “zihniyette bir değişimin, insanların zihninde bir dönüm noktasının” gerekli olduğunu düşünüyor.
Silahlanma Almanlar için ahlaki bir sorun olmaktan çıkmalı
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden (ECFR) Ulrike Esther Franke de bu konuda tavsiyelerde bulunanlar arasında.
Franke, Almanya’daki askeri konulara ilişkin tartışmaları “ahlaki açıdan yüklü” olmakla eleştiriyor; ona göre bu nedenle askeri uzmanlar “önemli ölçüde güvensizlikle” karşı karşıya kalıyor ve bu durum “daha iyi bir tartışma ortamının oluşmasına katkıda bulunmuyor.”
Ayrıca Almanya’daki savaş tartışmalarının “korkuyla yönlendirildiğini” öne süren yazar, bunun da gelecekteki “tehlikelerle” başa çıkmak için zararlı olduğunu düşünüyor.
Franke, Ukrayna’daki savaşın “savunma konularıyla ilgilenme isteğinde bir fırsat penceresi” yarattığına inanıyor; bu nedenle bir sonraki hükümet “ruh hali” değişmeden önce önemli bir rota belirlemek için bunu kullanmalı.
Franke, yeni Alman hükümetine, ”Şimdi siyasi liderlik zamanı,” çağrısında bulunuyor.
Avrupa
Hamburg, Alman militarizminin odak noktası haline geliyor

Perşembe gününden bu yana, Hamburg’daki Alman Silahlı Kuvvetleri ve sivil kuruluşlar, birliklerin NATO’nun doğu kanadına sevkini simüle eden tatbikatlar yürütüyor.
“Red Storm Charlie” tatbikatının temel senaryosu, bir Rusya saldırısından önce (dolayısıyla olağanüstü hal veya savunma alarmı ilan edilmeden önce) Baltık ülkelerine yönelik bir seferberlik.
German Foreign Policy’ye göre bu da, ülke içinde baskıların büyük ölçüde artırılmasına imkân tanıyan olağanüstü hal yasalarının yürürlüğe konmaması anlamına gelecek.
İki yıl önce Red Storm Alpha ile başlayan ve geçen yıl Red Storm Bravo ile devam eden Red Storm tatbikat serisinin merkezinde, Rusya’ya yönelik askeri seferberlik için “sivil destek hizmetlerinin” seferber edilmesi yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) göre, Doğu Cephesi’ne sevk edilmek üzere toplam 500 asker, ağır teçhizatla eğitim görüyor.
Tatbikat sadece askeri eğitim alanlarında değil, aynı zamanda sivil yaşamın tam ortasında da gerçekleştiriliyor.
Sorumlu Hamburg Bölge Komutanlığı’ndan Yarbay Jürgen Bredtmann, Red Storm Bravo’nun ardından, askerlerin “gülümsediğini” ve “nihayet böyle bir şeyi tatmin edici bir şekilde uygulayabildikleri [için] son derece heyecanlandıklarını” söylüyor.
Sivil yerleşimlerde bu türden “serbest alan” tatbikatları giderek daha sık gerçekleştiriliyor.
Ne barış ne savaş
Yarbay Bredtmann’a göre, ordu bu askeri konvoy seferlerini Hamburg’un kentsel alanında ağırlıklı olarak gece saatlerinde gerçekleştirmeyi planlıyor.
Alman subay, barış zamanında “bir cuma öğleden sonra, yoğun saat trafiğinde bir araç konvoyunu geçirmenin zor olacağını” kabul ediyor.
Alman Anayasası, savaş durumunda devlet kurumlarının, sivilleri ve işletme sahiplerini ordunun hizmetinde işgücü ve malzeme katkısı sağlamaya zorlamak için geniş kapsamlı olağanüstü yetkiler kullanmasına izin veriyor.
Örneğin, şirket binalarını askeri araçlar için dinlenme alanlarına dönüştürmek, sivil kamyonlara el koymak veya sağlık personelini askeri hastanelerde çalışmaya zorlamak bunlar arasında.
Bu tür durumlarda baskıcı önlemlerin kapsamı da genişler; buna, isyancılara karşı anayasal olarak izin verilen ordunun sevk edilmesi de dahil.
Fakat Red Storm Charlie tatbikatıyla ordu, artık açıkça “askeri güçlerin doğu ittifak topraklarına yönelik ihtiyati yeniden konuşlandırılması” için eğitim görüyor.
Yani, sık sık bahsedilen “Rus saldırısı” gerçekleşmeden önce doğuya doğru seferberlik yapılıyor.
Bundeswehr, Red Storm Charlie ile ilgili olarak şunları belirtiyor:
“Tasvir edilen senaryoda, Alman Federal Meclisi tarafından belirlenen bir gerginlik durumu veya savunma durumu henüz mevcut değildir; bu nedenle, hukuki açıdan barış halinde kalmaya devam ediyoruz.”
“Sivil” güçler orduya entegre ediliyor
Berlin, iç ulusal savunmasında, Doğu Cephesi’ndeki çatışmalar için mümkün olduğunca çok sayıda askeri serbest bırakabilmek amacıyla öncelikle sivil güçlere güveniyor.
Geride sadece birkaç asker kalacak; geri kalan işler “vatan savunma güçleri” (yani askeri yedek kuvvetler) ve siviller tarafından üstlenilecek.
Red Storm’un amacının “tüm katılımcıların operasyonel yeteneklerini geliştirmek” olduğu söyleniyor.
Federal Polise ek olarak, katılımcılar arasında Hamburg, Aşağı Saksonya ve Schleswig-Holstein’dan polis güçleri; itfaiye ve Federal Teknik Yardım Ajansı (THW); Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezi; Alman Kızılhaçı; havaalanı, liman ve Hamburg yüksek raylı sistemi; Ticaret ve Zanaat Odaları; Lufthansa; Airbus; Blohm + Voss; Philips; Hamburg Ticaret Fuarı ve Edeka yer alıyor.
Yerel medya da desteğini esirgemiyor: Tatbikat vesilesiyle NDR, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi’nin (BBK) tavsiyelerini yayınlıyor.
Bu tavsiyelere göre tüm Almanlar, nükleer silaha sahip Rusya ile bir savaşa hazırlık amacıyla 20 litre su, 14 günlük yiyecek, ilaç, acil durum kiti ve el kranklı bir radyo stoklamalı.
Savaş hazırlığına perakende zinciri de katıldı
Edeka perakende zinciri, sadece bu yılki Red Storm tatbikatını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda BBK’nın savaş hazırlık önlemlerinin uygulanmasına da katılıyor.
Savaş hazırlığını teşvik eden halkla ilişkiler çabalarının ve konvoy kampanyasına katılımın yanı sıra, Edeka ve Edeka Grubu’na ait indirimli market zinciri Netto, savaş tatbikatının bir parçası olarak, “özel olarak geliştirilmiş acil durum sırt çantası”nı, “özel kriz hazırlığı için kompakt bir temel” olarak pazarlıyor. Çantaya, bir paketleme listesi ve el kranklı bir radyo da dahil.
Ayrıca Edeka, Bundeswehr’in açıkça dahil olmadığı bir Ticaret Odası girişimi olan Red Storm Business’e de katılıyor.
Ticaret Odası, sivil bir eğitim programı olan Red Storm Business ile şirketlerin “kendi eylem yeteneklerini” test etmek amacıyla “kendi operasyonları kapsamında belirli bir kriz senaryosunu uygulamalı olarak deneyimlemelerini” sağlamayı hedefliyor.
Tatbikat, uzun süreli bir elektrik kesintisini simüle ediyor. Edeka’nın yanı sıra Airbus, Rheinmetall, Deutsche Bahn, Unilever ve Hamburger Hochbahn gibi şirketlerin yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere 160’tan fazla şirket bu tatbikata gönüllü olarak kaydoldu.
Alman ordusu olası protestolara hazırlanıyor
Fakat sivil halk sadece destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda muhalefetini de dile getiriyor.
GEW gibi sendikalardan Disarm Rheinmetall gibi gruplara kadar uzanan, giderek büyüyen savaş karşıtı hareketin çok sayıda örgütü, tatbikata karşı protesto ve direniş çağrısında bulunuyor.
Öte yandan sivil protestolarla başa çıkmak da elbette Red Storm tatbikat serisinin açık bir parçası: Geçen yıla ait görüntülerde, kırmızı piroteknik malzemelerle simüle edilmiş bir oturma eylemi ablukası ve kendilerini yere yapıştırmış kişiler görülüyordu.
Tatbikatta Bundeswehr askerleri bu ablukayı aşmak zorundaydı.
Buna bağlı olarak, federal hükümet bir seferberlik durumunda halkın, tırmanan gösterilerden ve abluka eylemlerinden sabotaja kadar uzanan kitlesel protestolar düzenleyeceğini öngörüyor.
Ukrayna savaşını eleştirenler iç istihbaratın takibinde
Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı (Anayasa Koruma Federal Dairesi – BfV) başkanı Sinan Selen’e göre, “memnuniyetsizlik” ya da sadece “mevcut sisteme yönelik eleştiri” bile, “Rus anlatılarına” karşı “zayıf noktalar” oluşturduğu için şüpheli olarak değerlendirilmeli.
Selen’e göre, BfV ve polis tarafından ortaklaşa yürütülen “Tek Kullanımlık Ajan Olma” kampanyası, “Ukrayna çatışmasına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan… ve Rusya’yla ilgilenen” kişileri hedef almayı amaçlıyor.
Son zamanlarda birkaç trafo merkezine yönelik saldırılar meydana geldiğinde, polis sadece şüpheli bir “aşırı sol arka plan”ı değil, aynı zamanda olayların “yabancı bir devlet tarafından yönlendirilmiş sabotaj” olup olmadığını da soruşturdu.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, “aşırılık unsurları ile devlet terörizmi arasında” bağlantılar olabileceğini öne sürdü; “birinin diğerine bağlı olup olmadığı”nın, “soruşturmaların bir parçası olarak her zaman incelendiğini” de ekledi.
Sivil-askeri işbirliğinin genişlemesiyle birlikte, devlet kurumları orduyla polis, iç ve dış istihbarat servisleri arasındaki sınırları giderek daha da bulanıklaştırıyor.
Avrupa
ABD, yapay zekada İngiltere’nin erken erişimini engellemek istiyor

Beyaz Saray, OpenAI ve Anthropic’ten yeni yapay zeka modellerini ABD hükümetinin testlerinden geçmeden İngiltere’deki kurumlara açmamasını istedi. Washington’ın bu adımı, teknoloji şirketlerini İngiliz denetçiler ile Donald Trump yönetimi arasında bıraktı.
Beyaz Saray, yapay zeka geliştiricileri OpenAI ve Anthropic’ten, yeni geliştirdikleri modelleri ABD hükümetinin denetimindeki testler tamamlanmadan İngiltere’deki test kurumuna iletmemelerini istedi.
Politico’nun üst düzey bir Washington yetkilisine ve konuyu yakından takip eden bir kaynağa dayandırdığı habere göre talep, yeni modellerin denetim süreçlerini doğrudan hedef alıyor.
ChatGPT’yi geliştiren OpenAI ile Claude’un arkasındaki Anthropic, Washington’ın bu girişimiyle zorlu bir tercihle karşı karşıya kaldı.
Şirketler, küresel çaptaki önemli bir kamu denetçisini geri çevirmek ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ilişkileri bozma riski arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ABD hükümeti yetkilisi, yapay zeka geliştiricilerine iletilen talebi şu sözlerle savundu:
“Bunlar Amerikan şirketleridir ve geleceğe dönük her yeni model için benimsediğimiz politika budur.”
İngiltere Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü (AISI), kamu kaynakları bakımından dünyanın en donanımlı resmi test kurumları arasında gösteriliyor ve daha önce geliştirilen modeller üzerinde ayrıcalıklı erken erişim hakkına sahipti.
Anthropic’in Washington’ın getirdiği şartı benimsediği görülüyor.
Şirket, eylül ayı başında yeni modeli Claude Mythos 5.1’i tanıtırken, sistemin şu anda sadece “ABD’deki belirli kuruluşların” kullanımına açık olduğunu duyurdu.
Şirket açıklamasında, “Yerli ve uluslararası ortaklardan oluşan daha geniş bir çevreye erişimi en kısa sürede sağlamak adına ABD hükümetiyle koordinasyon halindeyiz” ifadelerine yer verdi.
İngiliz Parlamentosu’na bir mektup gönderen AISI Direktörü Henry de Zoete, kurumun yeni modellerin güvenliğini artırmak amacıyla ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) gibi Amerikalı meslektaşlarıyla yakın temas içinde çalıştığını kaydetti.
De Zoete, enstitü uzmanlarının ChatGPT-6 Astra modeline, OpenAI’ın sistemi eylül ayı başında kamuoyuna duyurmasından bir ay önce erken erişim sağladığı bilgisini paylaştı.
ABD Başkanı Trump daha önce OpenAI yöneticisi Sam Altman, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve xAI yöneticisi Elon Musk’ın küresel güvenlik tehditlerini önlemek amacıyla yapay zekanın gelişim hızını yavaşlatma yönündeki çağrılarını geri çevirmişti.
Trump, ABD’nin bu alanda Çin’in önünde yer aldığını vurgulayarak Washington’ın teknoloji yarışında geriye düşmesine izin veremeyeceğini savunuyor.
Avrupa
AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.
Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.
Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.
Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.
Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.
Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.
Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.
Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.
AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.
Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.
Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.
Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.
AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.
Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.
Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.
Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.
Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Asya2 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”









