Ortadoğu
ABD’nin Hark Adası işgaline karşı İran’ın olası misilleme seçenekleri

Ortadoğu’daki ABD birliklerinin tahkimatı, İran topraklarına, özellikle de kritik petrol deposu Hark Adası’na yönelik olası bir kara saldırısına ilişkin spekülasyonları artırdı.
Başkan Trump, dünyanın ham petrol arzının beşte birinin geçtiği hayati bir nakliye güzergahı olan Hürmüz Boğazı’nı kapattığı gerekçesiyle Tahran’a tepki göstermişti. Trump, İran’ın su yolunu yeniden trafiğe açmaması durumunda savaşı daha da tırmandırma tehdidinde bulundu.
Ancak, Hark Adası’nın Tahran için ekonomik bir can damarı olması ve ülkenin ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirmesi nedeniyle, ABD’nin adaya asker çıkarmasının çatışmada büyük bir tırmanmayı tetiklemesi ve İran’dan önemli bir yanıt alması muhtemel görülüyor.
The Hill gazetesine konuşan eski ABD’li yetkililer ve bölge analistlerine göre, İran hala Basra Körfezi bölgesindeki Amerikan birliklerine, üslerine ve müttefiklerine zarar verebilecek ve küresel ekonomiyi daha da sarsabilecek silah ve taktiklere sahip bulunuyor.
Tahran’ın muhtemel yanıt senaryoları şu şekilde sıralanıyor:
ABD birliklerine doğrudan saldırı düzenlenebilir
Gerçekleşmesi en muhtemel senaryo, ABD kuvvetlerinin İran toprağına ayak basması durumunda bu güçlere doğrudan saldırı düzenlenmesi. İran kıyısından yaklaşık 20 mil açıkta bulunan Hark Adası, ana karadan fırlatılan insansız hava araçları ve füzelerle kolayca vurulabilir. Hudson Enstitüsü kıdemli uzmanı Bryan Clark’a göre, adada halen İslam Devrim Muhafızları Ordusu güçlerinin bulunması kuvvetle muhtemel.
Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Sahada bir miktar direniş ve doğrudan silahlı çatışma göreceksiniz” dedi. Clark ayrıca, “Adanın tuzaklanmış olduğunu da tahmin ediyorum. Oraya giden ABD birlikleri için muhtemelen çok sayıda el yapımı patlayıcı ve başka sürprizlerin beklediğini düşünüyorum; zira İranlıların perspektifine göre, ABD adayı bir kez ele geçirmeye çalıştığında üretim kısa sürede normale dönmeyecektir, bu yüzden ABD için kayıplar yaratarak Trump için içeride siyasi sorun oluşturmayı tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’den Joe Costa, İran’ın Amerikan birliklerini hala roketler, insansız hava araçları, mayınlar ve hızlı hücum botlarıyla vurabileceğini belirtti.
Biden yönetimi sırasında savaş planlamasının denetlenmesine yardımcı olan eski bir Pentagon yetkilisi olan Costa, “Bunu zaman içinde yapabilmek için ne kadar kapasiteye sahip oldukları belirsizliğini koruyor, ancak bölgedeki altyapıyı başarıyla vurmaları… Komuta ve kontrol yapılarının hala işler durumda olduğunu gösteriyor” dedi.
Costa, İran’ın 190 binden fazla kişiden oluşan ordusunun, adayı veya Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmeye yönelik herhangi bir askeri girişimin “çok hızlı bir şekilde ayaklanmaya karşı mücadele tipi bir savaşa dönüşebileceği” anlamına geldiğini de sözlerine ekledi.
Ortadoğu Enstitüsü kıdemli uzmanı Jason Campbell ise İranlıların ateş güçlerinin büyük bir kısmını Hark Adası’na ve yakındaki diğer olası ABD mevzilerine yönelteceklerinden “şüphe olmadığını” ifade etti. Campbell, “Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kamuoyunun önemini ve bunun Başkan Trump’a verebileceği zararı çok iyi biliyorlar. Zaten düşük olan kamuoyu desteğini daha da azaltmanın, zayiat sayısını artırmaktan daha hızlı bir yolu yoktur” değerlendirmesinde bulundu.
Körfez’deki petrol merkezlerine saldırılar yoğunlaşabilir
ABD’nin kara harekatı, bölgedeki, özellikle de Körfez’deki petrol ve diğer enerji altyapısına yönelik İran saldırılarının artmasını da muhtemelen tetikleyecektir.
Cato Enstitüsü’nde savunma ve dış politika araştırmacısı olan Jon Hoffman, “Şimdiye kadar bunlardan bazılarını vurma konusunda bir miktar itidal gösterdiler, ancak gerilimi tırmandırabileceklerini kanıtladılar” dedi. Hoffman, petrol tesislerine, enerji santrallerine ve tuzdan arındırma tesislerine saldırılar düzenlenebileceğini belirtti.
Hoffman şunları ekledi: “Onların en kazançlı misilleme biçimi, uluslararası enerji piyasası olan o ilmiği Trump’ın boynunda sıkmaya devam etmektir.”
Trump, ABD’deki yükselen akaryakıt maliyetlerini büyük ölçüde hafife alarak ekonomik sıkıntının geçici olacağını savunsa da piyasa analistleri, savaş uzadıkça veya tırmandıkça küresel enerji endüstrisine yönelik şokun daha da derinleşeceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Öte yandan Campbell, Tahran’ın Körfez genelindeki daha savunmasız ve hassas kritik enerji altyapısının yanı sıra limanlar ve havaalanları gibi diğer sivil hedefleri vurma niyetini halihazırda gösterdiğini kaydetti.
Örneğin bu hafta bir İran balistik füzesi, İsrail’in en büyük enerji santralini hedef aldığı anlaşılan bir saldırıda ülkenin kuzeyindeki boş bir araziye isabet etti. Campbell, “Bunun kesinlikle tepkilerinin bir parçası olacağından şüpheleniyorum” dedi.
Vekil güçlerin saldırılarında artış yaşanabilir
Savaşın başlangıcından bu yana, Direniş Ekseni güçleri İsrail’e, Körfez ülkelerine ve bölgedeki ABD mevzilerine misilleme saldırıları düzenledi; bu saldırıların çoğunluğu Irak’taki milis gruplar ve Lübnan’daki Hizbullah tarafından gerçekleştirildi.
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Irak’taki Amerikan askeri hedefleri, bu ay içinde Irak milislerine atfedilen roket ve insansız hava aracı saldırılarıyla birden fazla kez hedef alındı. Hoffman, bu grupların müdahilliklerini her zaman artırabileceklerini ifade etti.
Hoffman, “Irak milisleri aslında çatışmaya daha fazla dahil olma isteği gösterdi. Hizbullah ise hala İsrail’e füze fırlatma yeteneğine sahip olduğunu kanıtladı” dedi. ABD çatışmayı daha da tırmandırdıkça, Yemen’deki Husilerin de “füzelerini hızla Kızıldeniz’e çevirdiğinin” görülebileceğini sözlerine ekledi.
Nitekim cuma günü Husilerin İran’ı desteklemek amacıyla çatışmaya dahil olmak için kırmızı çizgilerini belirlemesiyle bu durumun gerçekleşme ihtimali güçlendi.
Washington daha önce geçtiğimiz mayıs ayında Husilere yönelik hava saldırılarıyla bu güce zarar vermeye çalışmıştı ancak Clark, ABD’nin şimdi nakliyeyi daha da sekteye uğratmak için isyancı grup tarafından döşenen mayınlarla uğraşmak zorunda kalabileceğini belirtti.
Vekil gruplar hakkında konuşan Costa, “Bir süredir kendilerini biraz frenlediklerine dair bir görüş vardı ve kesinlikle sorun çıkarma kapasitesine sahipler. Bu durum, işlerin daha da kötüleşip ciddileşmesini beklemek üzere tasarlandıklarını ve bir tırmanma sarmalına girdiğimizi gösterebilir” dedi.
Husiler Kızıldeniz geçişini kapatabilir
İran’ın hedef alabileceği tek hayati nakliye yolu Hürmüz Boğazı değildir. Kızıldeniz, küresel enerji piyasaları için kritik öneme sahip olan ve İran ile vekil güçleri tarafından kapatılabilecek bir başka su yoluna, Babülmendep Boğazı’na ev sahipliği yapıyor.
İran ordusu geçen haftanın sonundan itibaren, ABD ve İsrail’in Tahran’ın enerji altyapısına saldırmaya devam etmesi halinde ülkenin “Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz de dahil olmak üzere diğer boğazlardaki güvensizliği artıracağı” uyarısında bulundu.
İran’ın Tesnim Haber Ajansı’na çarşamba günü konuşan bir askeri kaynak, “Düşman İran adalarında veya topraklarımızın herhangi bir yerinde karadan harekete geçmek ya da Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki deniz hareketliliğiyle İran’a maliyet yüklemek isterse, onlara sürpriz olması için başka cepheler açacağız; böylece eylemleri kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağı gibi maliyetlerini de ikiye katlayacaktır” dedi.
Dünya petrol ve doğalgaz arzının yaklaşık yüzde 10’u, Yemen’in güneybatısında yer alan 20 mil genişliğindeki bu geçitten aktarılıyor. Babülmendep daha önce de gemilere insansız hava araçları ve füzelerle saldırarak boğazı bloke eden Husiler tarafından hedef alınmıştı.
Costa, “Husilerle uzun süre boyunca çok büyük zorluklar yaşadık ve onlar İran kadar yetenekli değillerdi. Kesinlikle sorun çıkarma kapasitesine sahipler. Tıpkı bir buçuk yıl önce yaptıkları gibi Kızıldeniz’deki trafiği taciz etme ve durdurma yeteneğine kesinlikle sahip olduklarını kanıtladılar” dedi.
Costa son olarak, “Bu durum, ABD kuvvetlerinin, İsrail kuvvetlerinin ve diğerlerinin artık bu iki parçalı sorunla başa çıkmak zorunda kalacağı ikinci bir ikilem yaratıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor











