Bizi Takip Edin

Diplomasi

Alaska ve liderlerin kişisel ilişkisi Putin-Trump zirvesini nasıl etkileyecek?

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, dört yıl aradan sonra ilk kez bugün Alaska’da bir araya gelecek. Zirve için neden eski bir Rus toprağı olan Alaska’nın seçildiği ve liderlerin kişisel ilişkilerinin müzakerelerin seyrini ne ölçüde belirleyeceği, görüşmenin en çok merak edilen yönlerini oluşturuyor.

Rusya ve ABD devlet başkanları arasındaki dört yıl aradan sonraki ilk görüşme, bugün Alaska’da gerçekleştirilecek.

Tarafların neden bu bölgeyi seçtiği ve müzakerelerin sonucunun liderler arasındaki “kimyaya” ne kadar bağlı olduğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.

Görüşme için neden Alaska seçildi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşme, 15 Ağustos’ta Anchorage’ın kuzey ucundaki Elmendorf-Richardson Hava Üssü’nde yapılacak.

Üssün resmi internet sitesine göre, burada ABD Hava Kuvvetlerinin 673. Hava Kanadına bağlı 5,5 bin asker ve sivil personel görev yapıyor.

CNN‘in haberine göre, Trump yönetimi Rus heyetini doğrudan bir Amerikan askeri tesisinde ağırlamaktan kaçınmayı umuyordu.

Ancak Alaska’daki yaz turizmi yoğunluğu nedeniyle Beyaz Sarayın gerekli şartları karşılayan başka bir seçeneği kalmadı.

Daha önce Putin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin zirve için “oldukça uygun bir yer” olduğunu söylemişti. Ancak televizyon kanalının haberine göre, Beyaz Saray, Trump’ın kısa süre önce ziyaret ettiği Orta Doğu’ya uzun bir seyahatten kaçınmak istedi ve bu nedenle Avrupa’yı önerdi.

Bu seçenek, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Mart 2023’te Putin hakkında çıkardığı yakalama kararı nedeniyle Kremlin tarafından kabul edilmedi.

Uzlaşma seçeneklerinden biri olarak Macaristan da değerlendirildi. Başbakan Viktor Orbán’ın hem Moskova hem de Washington ile yakın ilişkileri bulunuyor ve Budapeşte, İsrail lideri Binyamin Netanyahu’nun ziyareti sırasında UCM kararını bir kez görmezden gelmişti.

Sonuç olarak ABD, görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif etti ve Moskova bu teklifi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti.

Alaska, sadece ABD’nin Rusya’ya en yakın eyaleti değil, aynı zamanda eski bir Rus toprağı. Mart 1867’de ABD, yarımadayı Rus İmparatorluğundan 7,2 milyon dolara (2025 fiyatlarıyla yaklaşık 160 milyon dolar) satın almıştı.

Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Devlet Başkanı’nın Uluslararası Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev, zirve öncesinde Alaska’nın Rus-Amerikan ilişkilerinin asırlık tarihini simgelediğini ve ABD’yi bir “Arktik ulusu” yaptığını vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise iki ülkenin ekonomik çıkarlarının Alaska ve Arktik’te kesiştiğini, bunun da büyük ölçekli ve karşılıklı fayda sağlayan projeler için fırsatlar sunduğunu belirtti.

Uşakov, “Rusya ve ABD birbirine komşu iki ülke. Heyetimizin Bering Boğazı’nı geçerek bu kadar önemli ve beklenen bir zirveyi Alaska’da yapması oldukça mantıklı görünüyor,” diye konuştu.

Zirve mekanı sembolik anlamlar taşıyor

Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO) Kuzey Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı Viktoriya Juravlyova, Putin’in müzakereler için Amerikan topraklarına gelmeyi kabul etmesinin, Trump ve iç kamuoyu için büyük önem taşıyan sembolik bir jest olduğunu düşünüyor.

Juravlyova, RBK‘ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın görüşmeyi kendi ülkesinde yapması, güçlü bir lider imajı açısından çok önemli. Müzakerelerin tüm sürecini kontrol etmesi ve kuralları belirlemesi onun için değerli bir mesaj,” dedi.

Russia in Global Affairs dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov ise RBK‘ye, mekan seçiminin Trump’ın Putin’e yönelik özel bir jesti olarak da yorumlanabileceğini söyledi. Lukyanov’a göre, geçen haftaya kadar Rus liderin herhangi bir Batı ülkesinde istenmeyen kişi olduğu düşünülüyordu ancak şimdi durum değişti.

Bununla birlikte Alaska konusuna gösterilen ilginin abartılı olduğunu belirten Lukyanov, “Bu seçimde bir anlam aranacaksa, bu, gerçekten ciddi konularda askeri-stratejik açıdan en büyük ve en önemli iki ülkenin meseleleri kendi aralarında çözdüğü şeklinde yorumlanabilir. Ciddi bir konuşma söz konusu olduğunda, aracılara, arabuluculara veya ev sahiplerine ihtiyaçları yok,” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Juravlyova, Alaska’nın bir Cumhuriyetçi eyalet olmasının da önemli olduğunu ve bu nedenle yaklaşan müzakereler nedeniyle toplumsal olayların veya protestoların yaşanma ihtimalinin düşük olduğunu kaydetti.

CNN, bazı eyalet sakinlerinin görüşmeye ev sahipliği yapmak için evlerini Beyaz Saraya teklif ettiğini bildirdi.

Trump, Putin’in davetini kabul etmesinden duyduğu memnuniyeti gizlemedi ve “Rusya Devlet Başkanı’nın bizim ülkemize gelmesinin, bizim onun ülkesine veya üçüncü bir devlete gitmemiz yerine, çok saygılı bir davranış olduğunu düşündüm,” dedi.

Liderlerin kişisel ilişkisi müzakereleri etkiler mi?

ABD ve Rusya başkanları en son Haziran 2021’de Cenevre’de bir araya gelmiş, Putin ve Joe Biden stratejik istikrar konularını ele almıştı. Trump, ilk başkanlık döneminde Putin ile altı kez görüştü.

İlk tam kapsamlı zirveleri 16 Temmuz 2018’de Helsinki’de yapıldı. Ayrıca liderler, Temmuz 2017’de Hamburg’daki G20 Zirvesi, Kasım 2017’de Da Nang’daki (Vietnam) APEC Zirvesi, Kasım 2018’de Paris’teki Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıl dönümü törenleri ve Kasım 2018’de Buenos Aires ile Haziran 2019’da Osaka’daki G20 zirveleri gibi büyük uluslararası etkinliklerde de bir araya geldi.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde Putin ile ilişkileri o kadar olumluydu ki, Rusya’nın 2016 Amerikan seçimlerine müdahale ettiği iddialarına yönelik soruşturmadan bile etkilenmedi.

The New York Times‘ın hatırlattığına göre Trump, 2017’deki ilk görüşmelerinin ardından Putin’in böyle bir müdahalenin olmadığına dair argümanlarını yeterince ikna edici bulduğunu söylemişti.

Ocak ayında Beyaz Saray’a döndükten sonra Trump, Putin ile iyi ilişkileriyle övünmeye devam etti. Ancak, Amerikan liderinin başlattığı Rusya-Ukrayna ihtilafının çözümüne yönelik müzakereler duraksayınca ve bu durum “Biden’ın savaşı” olmaktan çıkıp yeni yönetimin baş ağrısı haline gelince Trump, tutumunu sertleştirdi.

Mayıs sonunda Putin ile ilgili “bir şeyler olduğunu” söyledi, temmuzda ise Rus tarafıyla konuşmanın anlamsız olduğunu belirtti.

Trump, 14 Temmuz’da, “Başkan Putin konusunda büyük hayal kırıklığına uğradım. Onun samimi konuşan biri olduğunu düşünmüştüm. Çok güzel konuşuyor ama sonra geceleri insanları bombalamaya başlıyor. Bu hoşumuza gitmiyor,” dedi.

Aynı dönemde Trump, ateşkes sağlanmazsa Rusya’ya karşı ikincil yaptırımlar uygulamakla tehdit ederek 50 günlük bir süre belirledi; daha sonra bu süreyi 8 Ağustos’a çekti.

6 Ağustos’ta Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff, Moskova’yı beşinci kez ziyaret etti ve ardından zirve yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

Görüşme öncesinde Amerikan başkanı, belirlediği son tarihten vazgeçmiş ve açıklamalarının tonunu yumuşatmış görünüyor. Yine de Trump, müzakerelerde kararlılık göstereceğini vaat ediyor: “Ona ‘Bu savaşı bitirmelisin’ diyeceğim.”

Uzmanlar beklentilerin düşük tutulması gerektiğini belirtiyor

Bunun yanı sıra Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Başkanı İvan Timofeyev, RBK‘ye yaptığı değerlendirmede, kişisel faktörün müzakere sürecini etkilediğini belirtti.

Timofeyev, Trump’ın iktidara gelmesiyle ABD’nin Ukrayna krizine yaklaşımının önemli ölçüde değiştiğini söyledi.

Bununla birlikte uzman, liderler arasındaki kişisel ilişkilerin öneminin abartılmaması gerektiğini vurgulayan Timofeyev, “Örneğin, Vladimir Putin ile George W. Bush arasında iyi kişisel ilişkiler vardı, ancak bu durum, özellikle her iki başkanın da ikinci dönemlerinde Rus-Amerikan ilişkilerinin kötüleşmesini tamamen engellemedi,” diye hatırlattı.

ABD ve Kanada Enstitüsü Askeri-Siyasi Araştırmalar Bölümü Başkanı Oleg Krivolapov ise “Bana göre, devlet başkanlarının kişisel ilişkilerinin özellikleri mevcut aşamada önemli bir rol oynamayacaktır,” dedi.

Krivolapov’a göre, tarafların yüz yüze görüşmesi son derece önemliydi: Trump, bu görüşmede müzakerelerdeki beklentilerini anlamak, Putin ise Amerikan başkanının yalnızca şahsen dile getirmeye hazır olduğu olası teklifleri dinlemek istiyor.

Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Vasiliy Kaşin, Trump’ın iş ve kişilerarası iletişim deneyimini dış politika alanına taşıma eğiliminde olduğunu, bunun da muhataplarıyla kişisel ilişkilerin rolünü artırdığını belirtti.

Kaşin, yaptığı yorumda, “Bu rol önemli ama belirleyici değil. Deneyimli dış politika oyuncuları, kişisel olanı profesyonel olandan yüksek bir duvarla ayırmaya alışkındır; duygusal olarak mesafeli ve soğukkanlıdırlar, belirli davranış modellerini takip ederler,” dedi.

ABD yönetiminde, yaklaşan zirveye ilişkin beklentiler dikkatle düşürülüyor. Trump, görüşmeyi “tanışma” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray bunu Rus tarafını “dinlemek” için bir temas olarak tanımladı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Başkan şöyle düşünüyor: ‘Bakın, karşımdaki bu adama bakmam lazım. Onunla yüz yüze görüşmem lazım. Onu bire bir dinlemem lazım. Ona bakarak onu değerlendirmem lazım’,” şeklinde konuştu.

Hazine Bakanı Scott Bessent’e göre, ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesinden yenilerinin getirilmesine kadar tüm seçenekleri değerlendiriyor. ABD daha önce, Rus petrolü satın aldığı için Hindistan’a yüzde 25’lik “cezai” gümrük vergileri uygulamış ve başta Çin olmak üzere diğer Rus ham petrolü ithalatçılarına karşı da benzer önlemler almakla tehdit etmişti.

RBK‘nin görüşüne başvurduğu uzmanlar, ikili ilişkilerdeki uzun süreli gerileme koşullarında iki liderin bir araya gelmesinin başlı başına olumlu bir gelişme olduğunu belirtiyor, ancak yüksek beklentilere karşı da uyarıda bulunuyorlar.

Valday Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, “Zirvede çığır açan değişikliklere yönelik bir hareket olsa bile, bu tür değişiklikler olmamalıdır. Zira ABD-Rusya ilişkileri sadece Ukrayna meselesinden ibaret değil. Bu, bir zirvede kimsenin çözemeyeceği çok sayıda sorun ve mesele içeriyor,” değerlendirmesini yaptı.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English