Bizi Takip Edin

Diplomasi

Alaska ve liderlerin kişisel ilişkisi Putin-Trump zirvesini nasıl etkileyecek?

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, dört yıl aradan sonra ilk kez bugün Alaska’da bir araya gelecek. Zirve için neden eski bir Rus toprağı olan Alaska’nın seçildiği ve liderlerin kişisel ilişkilerinin müzakerelerin seyrini ne ölçüde belirleyeceği, görüşmenin en çok merak edilen yönlerini oluşturuyor.

Rusya ve ABD devlet başkanları arasındaki dört yıl aradan sonraki ilk görüşme, bugün Alaska’da gerçekleştirilecek.

Tarafların neden bu bölgeyi seçtiği ve müzakerelerin sonucunun liderler arasındaki “kimyaya” ne kadar bağlı olduğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.

Görüşme için neden Alaska seçildi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşme, 15 Ağustos’ta Anchorage’ın kuzey ucundaki Elmendorf-Richardson Hava Üssü’nde yapılacak.

Üssün resmi internet sitesine göre, burada ABD Hava Kuvvetlerinin 673. Hava Kanadına bağlı 5,5 bin asker ve sivil personel görev yapıyor.

CNN‘in haberine göre, Trump yönetimi Rus heyetini doğrudan bir Amerikan askeri tesisinde ağırlamaktan kaçınmayı umuyordu.

Ancak Alaska’daki yaz turizmi yoğunluğu nedeniyle Beyaz Sarayın gerekli şartları karşılayan başka bir seçeneği kalmadı.

Daha önce Putin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin zirve için “oldukça uygun bir yer” olduğunu söylemişti. Ancak televizyon kanalının haberine göre, Beyaz Saray, Trump’ın kısa süre önce ziyaret ettiği Orta Doğu’ya uzun bir seyahatten kaçınmak istedi ve bu nedenle Avrupa’yı önerdi.

Bu seçenek, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Mart 2023’te Putin hakkında çıkardığı yakalama kararı nedeniyle Kremlin tarafından kabul edilmedi.

Uzlaşma seçeneklerinden biri olarak Macaristan da değerlendirildi. Başbakan Viktor Orbán’ın hem Moskova hem de Washington ile yakın ilişkileri bulunuyor ve Budapeşte, İsrail lideri Binyamin Netanyahu’nun ziyareti sırasında UCM kararını bir kez görmezden gelmişti.

Sonuç olarak ABD, görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif etti ve Moskova bu teklifi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti.

Alaska, sadece ABD’nin Rusya’ya en yakın eyaleti değil, aynı zamanda eski bir Rus toprağı. Mart 1867’de ABD, yarımadayı Rus İmparatorluğundan 7,2 milyon dolara (2025 fiyatlarıyla yaklaşık 160 milyon dolar) satın almıştı.

Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Devlet Başkanı’nın Uluslararası Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev, zirve öncesinde Alaska’nın Rus-Amerikan ilişkilerinin asırlık tarihini simgelediğini ve ABD’yi bir “Arktik ulusu” yaptığını vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise iki ülkenin ekonomik çıkarlarının Alaska ve Arktik’te kesiştiğini, bunun da büyük ölçekli ve karşılıklı fayda sağlayan projeler için fırsatlar sunduğunu belirtti.

Uşakov, “Rusya ve ABD birbirine komşu iki ülke. Heyetimizin Bering Boğazı’nı geçerek bu kadar önemli ve beklenen bir zirveyi Alaska’da yapması oldukça mantıklı görünüyor,” diye konuştu.

Zirve mekanı sembolik anlamlar taşıyor

Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO) Kuzey Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı Viktoriya Juravlyova, Putin’in müzakereler için Amerikan topraklarına gelmeyi kabul etmesinin, Trump ve iç kamuoyu için büyük önem taşıyan sembolik bir jest olduğunu düşünüyor.

Juravlyova, RBK‘ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın görüşmeyi kendi ülkesinde yapması, güçlü bir lider imajı açısından çok önemli. Müzakerelerin tüm sürecini kontrol etmesi ve kuralları belirlemesi onun için değerli bir mesaj,” dedi.

Russia in Global Affairs dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov ise RBK‘ye, mekan seçiminin Trump’ın Putin’e yönelik özel bir jesti olarak da yorumlanabileceğini söyledi. Lukyanov’a göre, geçen haftaya kadar Rus liderin herhangi bir Batı ülkesinde istenmeyen kişi olduğu düşünülüyordu ancak şimdi durum değişti.

Bununla birlikte Alaska konusuna gösterilen ilginin abartılı olduğunu belirten Lukyanov, “Bu seçimde bir anlam aranacaksa, bu, gerçekten ciddi konularda askeri-stratejik açıdan en büyük ve en önemli iki ülkenin meseleleri kendi aralarında çözdüğü şeklinde yorumlanabilir. Ciddi bir konuşma söz konusu olduğunda, aracılara, arabuluculara veya ev sahiplerine ihtiyaçları yok,” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Juravlyova, Alaska’nın bir Cumhuriyetçi eyalet olmasının da önemli olduğunu ve bu nedenle yaklaşan müzakereler nedeniyle toplumsal olayların veya protestoların yaşanma ihtimalinin düşük olduğunu kaydetti.

CNN, bazı eyalet sakinlerinin görüşmeye ev sahipliği yapmak için evlerini Beyaz Saraya teklif ettiğini bildirdi.

Trump, Putin’in davetini kabul etmesinden duyduğu memnuniyeti gizlemedi ve “Rusya Devlet Başkanı’nın bizim ülkemize gelmesinin, bizim onun ülkesine veya üçüncü bir devlete gitmemiz yerine, çok saygılı bir davranış olduğunu düşündüm,” dedi.

Liderlerin kişisel ilişkisi müzakereleri etkiler mi?

ABD ve Rusya başkanları en son Haziran 2021’de Cenevre’de bir araya gelmiş, Putin ve Joe Biden stratejik istikrar konularını ele almıştı. Trump, ilk başkanlık döneminde Putin ile altı kez görüştü.

İlk tam kapsamlı zirveleri 16 Temmuz 2018’de Helsinki’de yapıldı. Ayrıca liderler, Temmuz 2017’de Hamburg’daki G20 Zirvesi, Kasım 2017’de Da Nang’daki (Vietnam) APEC Zirvesi, Kasım 2018’de Paris’teki Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıl dönümü törenleri ve Kasım 2018’de Buenos Aires ile Haziran 2019’da Osaka’daki G20 zirveleri gibi büyük uluslararası etkinliklerde de bir araya geldi.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde Putin ile ilişkileri o kadar olumluydu ki, Rusya’nın 2016 Amerikan seçimlerine müdahale ettiği iddialarına yönelik soruşturmadan bile etkilenmedi.

The New York Times‘ın hatırlattığına göre Trump, 2017’deki ilk görüşmelerinin ardından Putin’in böyle bir müdahalenin olmadığına dair argümanlarını yeterince ikna edici bulduğunu söylemişti.

Ocak ayında Beyaz Saray’a döndükten sonra Trump, Putin ile iyi ilişkileriyle övünmeye devam etti. Ancak, Amerikan liderinin başlattığı Rusya-Ukrayna ihtilafının çözümüne yönelik müzakereler duraksayınca ve bu durum “Biden’ın savaşı” olmaktan çıkıp yeni yönetimin baş ağrısı haline gelince Trump, tutumunu sertleştirdi.

Mayıs sonunda Putin ile ilgili “bir şeyler olduğunu” söyledi, temmuzda ise Rus tarafıyla konuşmanın anlamsız olduğunu belirtti.

Trump, 14 Temmuz’da, “Başkan Putin konusunda büyük hayal kırıklığına uğradım. Onun samimi konuşan biri olduğunu düşünmüştüm. Çok güzel konuşuyor ama sonra geceleri insanları bombalamaya başlıyor. Bu hoşumuza gitmiyor,” dedi.

Aynı dönemde Trump, ateşkes sağlanmazsa Rusya’ya karşı ikincil yaptırımlar uygulamakla tehdit ederek 50 günlük bir süre belirledi; daha sonra bu süreyi 8 Ağustos’a çekti.

6 Ağustos’ta Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff, Moskova’yı beşinci kez ziyaret etti ve ardından zirve yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

Görüşme öncesinde Amerikan başkanı, belirlediği son tarihten vazgeçmiş ve açıklamalarının tonunu yumuşatmış görünüyor. Yine de Trump, müzakerelerde kararlılık göstereceğini vaat ediyor: “Ona ‘Bu savaşı bitirmelisin’ diyeceğim.”

Uzmanlar beklentilerin düşük tutulması gerektiğini belirtiyor

Bunun yanı sıra Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Başkanı İvan Timofeyev, RBK‘ye yaptığı değerlendirmede, kişisel faktörün müzakere sürecini etkilediğini belirtti.

Timofeyev, Trump’ın iktidara gelmesiyle ABD’nin Ukrayna krizine yaklaşımının önemli ölçüde değiştiğini söyledi.

Bununla birlikte uzman, liderler arasındaki kişisel ilişkilerin öneminin abartılmaması gerektiğini vurgulayan Timofeyev, “Örneğin, Vladimir Putin ile George W. Bush arasında iyi kişisel ilişkiler vardı, ancak bu durum, özellikle her iki başkanın da ikinci dönemlerinde Rus-Amerikan ilişkilerinin kötüleşmesini tamamen engellemedi,” diye hatırlattı.

ABD ve Kanada Enstitüsü Askeri-Siyasi Araştırmalar Bölümü Başkanı Oleg Krivolapov ise “Bana göre, devlet başkanlarının kişisel ilişkilerinin özellikleri mevcut aşamada önemli bir rol oynamayacaktır,” dedi.

Krivolapov’a göre, tarafların yüz yüze görüşmesi son derece önemliydi: Trump, bu görüşmede müzakerelerdeki beklentilerini anlamak, Putin ise Amerikan başkanının yalnızca şahsen dile getirmeye hazır olduğu olası teklifleri dinlemek istiyor.

Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Vasiliy Kaşin, Trump’ın iş ve kişilerarası iletişim deneyimini dış politika alanına taşıma eğiliminde olduğunu, bunun da muhataplarıyla kişisel ilişkilerin rolünü artırdığını belirtti.

Kaşin, yaptığı yorumda, “Bu rol önemli ama belirleyici değil. Deneyimli dış politika oyuncuları, kişisel olanı profesyonel olandan yüksek bir duvarla ayırmaya alışkındır; duygusal olarak mesafeli ve soğukkanlıdırlar, belirli davranış modellerini takip ederler,” dedi.

ABD yönetiminde, yaklaşan zirveye ilişkin beklentiler dikkatle düşürülüyor. Trump, görüşmeyi “tanışma” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray bunu Rus tarafını “dinlemek” için bir temas olarak tanımladı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Başkan şöyle düşünüyor: ‘Bakın, karşımdaki bu adama bakmam lazım. Onunla yüz yüze görüşmem lazım. Onu bire bir dinlemem lazım. Ona bakarak onu değerlendirmem lazım’,” şeklinde konuştu.

Hazine Bakanı Scott Bessent’e göre, ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesinden yenilerinin getirilmesine kadar tüm seçenekleri değerlendiriyor. ABD daha önce, Rus petrolü satın aldığı için Hindistan’a yüzde 25’lik “cezai” gümrük vergileri uygulamış ve başta Çin olmak üzere diğer Rus ham petrolü ithalatçılarına karşı da benzer önlemler almakla tehdit etmişti.

RBK‘nin görüşüne başvurduğu uzmanlar, ikili ilişkilerdeki uzun süreli gerileme koşullarında iki liderin bir araya gelmesinin başlı başına olumlu bir gelişme olduğunu belirtiyor, ancak yüksek beklentilere karşı da uyarıda bulunuyorlar.

Valday Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, “Zirvede çığır açan değişikliklere yönelik bir hareket olsa bile, bu tür değişiklikler olmamalıdır. Zira ABD-Rusya ilişkileri sadece Ukrayna meselesinden ibaret değil. Bu, bir zirvede kimsenin çözemeyeceği çok sayıda sorun ve mesele içeriyor,” değerlendirmesini yaptı.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English