Bizi Takip Edin

Diplomasi

Alaska ve liderlerin kişisel ilişkisi Putin-Trump zirvesini nasıl etkileyecek?

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, dört yıl aradan sonra ilk kez bugün Alaska’da bir araya gelecek. Zirve için neden eski bir Rus toprağı olan Alaska’nın seçildiği ve liderlerin kişisel ilişkilerinin müzakerelerin seyrini ne ölçüde belirleyeceği, görüşmenin en çok merak edilen yönlerini oluşturuyor.

Rusya ve ABD devlet başkanları arasındaki dört yıl aradan sonraki ilk görüşme, bugün Alaska’da gerçekleştirilecek.

Tarafların neden bu bölgeyi seçtiği ve müzakerelerin sonucunun liderler arasındaki “kimyaya” ne kadar bağlı olduğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.

Görüşme için neden Alaska seçildi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşme, 15 Ağustos’ta Anchorage’ın kuzey ucundaki Elmendorf-Richardson Hava Üssü’nde yapılacak.

Üssün resmi internet sitesine göre, burada ABD Hava Kuvvetlerinin 673. Hava Kanadına bağlı 5,5 bin asker ve sivil personel görev yapıyor.

CNN‘in haberine göre, Trump yönetimi Rus heyetini doğrudan bir Amerikan askeri tesisinde ağırlamaktan kaçınmayı umuyordu.

Ancak Alaska’daki yaz turizmi yoğunluğu nedeniyle Beyaz Sarayın gerekli şartları karşılayan başka bir seçeneği kalmadı.

Daha önce Putin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin zirve için “oldukça uygun bir yer” olduğunu söylemişti. Ancak televizyon kanalının haberine göre, Beyaz Saray, Trump’ın kısa süre önce ziyaret ettiği Orta Doğu’ya uzun bir seyahatten kaçınmak istedi ve bu nedenle Avrupa’yı önerdi.

Bu seçenek, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Mart 2023’te Putin hakkında çıkardığı yakalama kararı nedeniyle Kremlin tarafından kabul edilmedi.

Uzlaşma seçeneklerinden biri olarak Macaristan da değerlendirildi. Başbakan Viktor Orbán’ın hem Moskova hem de Washington ile yakın ilişkileri bulunuyor ve Budapeşte, İsrail lideri Binyamin Netanyahu’nun ziyareti sırasında UCM kararını bir kez görmezden gelmişti.

Sonuç olarak ABD, görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif etti ve Moskova bu teklifi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti.

Alaska, sadece ABD’nin Rusya’ya en yakın eyaleti değil, aynı zamanda eski bir Rus toprağı. Mart 1867’de ABD, yarımadayı Rus İmparatorluğundan 7,2 milyon dolara (2025 fiyatlarıyla yaklaşık 160 milyon dolar) satın almıştı.

Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Devlet Başkanı’nın Uluslararası Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev, zirve öncesinde Alaska’nın Rus-Amerikan ilişkilerinin asırlık tarihini simgelediğini ve ABD’yi bir “Arktik ulusu” yaptığını vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise iki ülkenin ekonomik çıkarlarının Alaska ve Arktik’te kesiştiğini, bunun da büyük ölçekli ve karşılıklı fayda sağlayan projeler için fırsatlar sunduğunu belirtti.

Uşakov, “Rusya ve ABD birbirine komşu iki ülke. Heyetimizin Bering Boğazı’nı geçerek bu kadar önemli ve beklenen bir zirveyi Alaska’da yapması oldukça mantıklı görünüyor,” diye konuştu.

Zirve mekanı sembolik anlamlar taşıyor

Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO) Kuzey Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı Viktoriya Juravlyova, Putin’in müzakereler için Amerikan topraklarına gelmeyi kabul etmesinin, Trump ve iç kamuoyu için büyük önem taşıyan sembolik bir jest olduğunu düşünüyor.

Juravlyova, RBK‘ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın görüşmeyi kendi ülkesinde yapması, güçlü bir lider imajı açısından çok önemli. Müzakerelerin tüm sürecini kontrol etmesi ve kuralları belirlemesi onun için değerli bir mesaj,” dedi.

Russia in Global Affairs dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov ise RBK‘ye, mekan seçiminin Trump’ın Putin’e yönelik özel bir jesti olarak da yorumlanabileceğini söyledi. Lukyanov’a göre, geçen haftaya kadar Rus liderin herhangi bir Batı ülkesinde istenmeyen kişi olduğu düşünülüyordu ancak şimdi durum değişti.

Bununla birlikte Alaska konusuna gösterilen ilginin abartılı olduğunu belirten Lukyanov, “Bu seçimde bir anlam aranacaksa, bu, gerçekten ciddi konularda askeri-stratejik açıdan en büyük ve en önemli iki ülkenin meseleleri kendi aralarında çözdüğü şeklinde yorumlanabilir. Ciddi bir konuşma söz konusu olduğunda, aracılara, arabuluculara veya ev sahiplerine ihtiyaçları yok,” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Juravlyova, Alaska’nın bir Cumhuriyetçi eyalet olmasının da önemli olduğunu ve bu nedenle yaklaşan müzakereler nedeniyle toplumsal olayların veya protestoların yaşanma ihtimalinin düşük olduğunu kaydetti.

CNN, bazı eyalet sakinlerinin görüşmeye ev sahipliği yapmak için evlerini Beyaz Saraya teklif ettiğini bildirdi.

Trump, Putin’in davetini kabul etmesinden duyduğu memnuniyeti gizlemedi ve “Rusya Devlet Başkanı’nın bizim ülkemize gelmesinin, bizim onun ülkesine veya üçüncü bir devlete gitmemiz yerine, çok saygılı bir davranış olduğunu düşündüm,” dedi.

Liderlerin kişisel ilişkisi müzakereleri etkiler mi?

ABD ve Rusya başkanları en son Haziran 2021’de Cenevre’de bir araya gelmiş, Putin ve Joe Biden stratejik istikrar konularını ele almıştı. Trump, ilk başkanlık döneminde Putin ile altı kez görüştü.

İlk tam kapsamlı zirveleri 16 Temmuz 2018’de Helsinki’de yapıldı. Ayrıca liderler, Temmuz 2017’de Hamburg’daki G20 Zirvesi, Kasım 2017’de Da Nang’daki (Vietnam) APEC Zirvesi, Kasım 2018’de Paris’teki Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıl dönümü törenleri ve Kasım 2018’de Buenos Aires ile Haziran 2019’da Osaka’daki G20 zirveleri gibi büyük uluslararası etkinliklerde de bir araya geldi.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde Putin ile ilişkileri o kadar olumluydu ki, Rusya’nın 2016 Amerikan seçimlerine müdahale ettiği iddialarına yönelik soruşturmadan bile etkilenmedi.

The New York Times‘ın hatırlattığına göre Trump, 2017’deki ilk görüşmelerinin ardından Putin’in böyle bir müdahalenin olmadığına dair argümanlarını yeterince ikna edici bulduğunu söylemişti.

Ocak ayında Beyaz Saray’a döndükten sonra Trump, Putin ile iyi ilişkileriyle övünmeye devam etti. Ancak, Amerikan liderinin başlattığı Rusya-Ukrayna ihtilafının çözümüne yönelik müzakereler duraksayınca ve bu durum “Biden’ın savaşı” olmaktan çıkıp yeni yönetimin baş ağrısı haline gelince Trump, tutumunu sertleştirdi.

Mayıs sonunda Putin ile ilgili “bir şeyler olduğunu” söyledi, temmuzda ise Rus tarafıyla konuşmanın anlamsız olduğunu belirtti.

Trump, 14 Temmuz’da, “Başkan Putin konusunda büyük hayal kırıklığına uğradım. Onun samimi konuşan biri olduğunu düşünmüştüm. Çok güzel konuşuyor ama sonra geceleri insanları bombalamaya başlıyor. Bu hoşumuza gitmiyor,” dedi.

Aynı dönemde Trump, ateşkes sağlanmazsa Rusya’ya karşı ikincil yaptırımlar uygulamakla tehdit ederek 50 günlük bir süre belirledi; daha sonra bu süreyi 8 Ağustos’a çekti.

6 Ağustos’ta Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff, Moskova’yı beşinci kez ziyaret etti ve ardından zirve yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.

Görüşme öncesinde Amerikan başkanı, belirlediği son tarihten vazgeçmiş ve açıklamalarının tonunu yumuşatmış görünüyor. Yine de Trump, müzakerelerde kararlılık göstereceğini vaat ediyor: “Ona ‘Bu savaşı bitirmelisin’ diyeceğim.”

Uzmanlar beklentilerin düşük tutulması gerektiğini belirtiyor

Bunun yanı sıra Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Başkanı İvan Timofeyev, RBK‘ye yaptığı değerlendirmede, kişisel faktörün müzakere sürecini etkilediğini belirtti.

Timofeyev, Trump’ın iktidara gelmesiyle ABD’nin Ukrayna krizine yaklaşımının önemli ölçüde değiştiğini söyledi.

Bununla birlikte uzman, liderler arasındaki kişisel ilişkilerin öneminin abartılmaması gerektiğini vurgulayan Timofeyev, “Örneğin, Vladimir Putin ile George W. Bush arasında iyi kişisel ilişkiler vardı, ancak bu durum, özellikle her iki başkanın da ikinci dönemlerinde Rus-Amerikan ilişkilerinin kötüleşmesini tamamen engellemedi,” diye hatırlattı.

ABD ve Kanada Enstitüsü Askeri-Siyasi Araştırmalar Bölümü Başkanı Oleg Krivolapov ise “Bana göre, devlet başkanlarının kişisel ilişkilerinin özellikleri mevcut aşamada önemli bir rol oynamayacaktır,” dedi.

Krivolapov’a göre, tarafların yüz yüze görüşmesi son derece önemliydi: Trump, bu görüşmede müzakerelerdeki beklentilerini anlamak, Putin ise Amerikan başkanının yalnızca şahsen dile getirmeye hazır olduğu olası teklifleri dinlemek istiyor.

Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Vasiliy Kaşin, Trump’ın iş ve kişilerarası iletişim deneyimini dış politika alanına taşıma eğiliminde olduğunu, bunun da muhataplarıyla kişisel ilişkilerin rolünü artırdığını belirtti.

Kaşin, yaptığı yorumda, “Bu rol önemli ama belirleyici değil. Deneyimli dış politika oyuncuları, kişisel olanı profesyonel olandan yüksek bir duvarla ayırmaya alışkındır; duygusal olarak mesafeli ve soğukkanlıdırlar, belirli davranış modellerini takip ederler,” dedi.

ABD yönetiminde, yaklaşan zirveye ilişkin beklentiler dikkatle düşürülüyor. Trump, görüşmeyi “tanışma” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray bunu Rus tarafını “dinlemek” için bir temas olarak tanımladı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Başkan şöyle düşünüyor: ‘Bakın, karşımdaki bu adama bakmam lazım. Onunla yüz yüze görüşmem lazım. Onu bire bir dinlemem lazım. Ona bakarak onu değerlendirmem lazım’,” şeklinde konuştu.

Hazine Bakanı Scott Bessent’e göre, ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesinden yenilerinin getirilmesine kadar tüm seçenekleri değerlendiriyor. ABD daha önce, Rus petrolü satın aldığı için Hindistan’a yüzde 25’lik “cezai” gümrük vergileri uygulamış ve başta Çin olmak üzere diğer Rus ham petrolü ithalatçılarına karşı da benzer önlemler almakla tehdit etmişti.

RBK‘nin görüşüne başvurduğu uzmanlar, ikili ilişkilerdeki uzun süreli gerileme koşullarında iki liderin bir araya gelmesinin başlı başına olumlu bir gelişme olduğunu belirtiyor, ancak yüksek beklentilere karşı da uyarıda bulunuyorlar.

Valday Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, “Zirvede çığır açan değişikliklere yönelik bir hareket olsa bile, bu tür değişiklikler olmamalıdır. Zira ABD-Rusya ilişkileri sadece Ukrayna meselesinden ibaret değil. Bu, bir zirvede kimsenin çözemeyeceği çok sayıda sorun ve mesele içeriyor,” değerlendirmesini yaptı.

Diplomasi

ABD, Grönland’da iki yeni askeri üs açacak

Yayınlanma

ABD, Grönland’ın güneyinde Soğuk Savaş döneminden kalma bir askeri üssü yeniden faaliyete geçirmeyi ve şu anda Danimarka köpek kızağı devriyesi tarafından kullanılan doğu kıyısında bir başka üs kurmayı planlıyor.

Reuters’a bilgi veren kaynaklara göre, söz konusu yerler, 1950’lerde ABD’nin Bluie West One askeri üssünü kapatmasından bu yana nüfusu hayli azalan Narsarsuaq ile Danimarka özel kuvvetleri birimi olan Sirius Köpek Kızak Devriyesi tarafından kullanılan bir askeri karakol olan Mestersvig.

Danimarka, Grönland ve ABD’nin, salı günü (22 Eylül) New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yeni anlaşmalarını imzalamaları bekleniyor.

Anlaşmanın metni henüz kamuoyuna açıklanmadı. Anlaşma hakkında bilgi sahibi olan ve isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üç kişi, ayrıntıların anlaşma imzalanana kadar kesinleşmeyeceğini belirtti.

Bir Beyaz Saray sözcüsü, anlaşmanın ayrıntıları hakkında yorum yapmaktan kaçındı ve salı günü imzalanacak olan anlaşmanın “Grönland ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlayacağı ve koruyacağı” yönündeki daha önceki açıklamayı yineledi.

ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

Danimarka, bu anlaşmanın Arktik güvenliğini yalnızca ABD ve Danimarka’ya bırakmak yerine, NATO’nun denetimi altına aldığını belirtiyor.

Anlaşma, uzun süredir ABD’nin Grönland’ı kontrol etmesini istediğini belirten ve zaman zaman bu yarı özerk Danimarka toprağını ele geçirmek için askeri veya iktisadi güç kullanma olasılığını da masaya koyan ABD Başkanı Donald Trump’ın aylar süren baskısının ardından geldi.

Ocak ayında zirveye ulaşan Trump’ın tehditleri, NATO içinde bir diplomatik krize yol açmış ve Danimarka ile Grönland’ı, bu baskıyı hafifletmek amacıyla Washington ile müzakerelere itmişti.

Soğuk Savaş döneminde ABD, Grönland’da 17 askeri üs ve 10.000’den fazla personel bulunduruyordu.

Günümüzde ise sadece Pituffik Uzay Üssü kalmış durumda ve burada yaklaşık 150 ABD askeri personeli görev yapıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

THY, Pegasus ve AJet, İran uçuşlarını iptal etti

Yayınlanma

Türkiye’nin ulusal havayolu şirketi Türk Hava Yolları (THY) ile düşük maliyetli havayolları AJet ve Pegasus, ABD’nin yaptırımlarının yürürlüğe girmesiyle birlikte 21 Eylül’den itibaren İran’a ve İran’dan yapılan uçuşları iptal etti.

Middle East Eye’ın (MEE) araştırmasına göre THY ve AJet’in internet sitelerinde Mart ayına kadar İran’a giden hiçbir uçuş bulunmazken, Pegasus ise öngörülebilir bir gelecekte bu ülkeye yönelik tüm uçuşları rezervasyon sisteminden kaldırmış görünüyor.

Iran International yayınladığı habere göre, bir Türk Hava Yolları temsilcisi kanala, Mart 2027’den sonra bile uçuşların yeniden başlayacağının garantisi olmadığını söyledi.

Konuya yakın bir kaynak MEE’ye, ABD Hazine Bakanlığı’nın İran havacılık sektörüne uyguladığı yaptırımların çok ağır olduğunu ve Türk havayolu şirketlerinin uçuşlarını askıya almak zorunda kaldığını belirtti.

Bu kişi, Boeing uçakları gibi ABD menşeli uçaklara yönelik kısıtlamaların anlaşılabilir olduğunu fakat yeni yaptırımların, ABD menşeli bileşenler içerdikleri için Airbus uçaklarının da İran’a uçmasını engellediğini belirtti.

Bu kaynağa göre havayolu şirketlerinin başka seçeneği yoktu.

Bir Türk yetkili, pazartesi (21 Eylül) itibarıyla Mahan Air’in Türkiye’ye uçuşları yasaklanan tek İranlı havayolu şirketi olduğunu, diğer İranlı havayollarının ise şimdilik iki ülke arasındaki seferlerini sürdürmekte serbest olduğunu belirtti.

Türkiye ve İran, ABD’nin Tahran’a uyguladığı arka arkaya yaptırımlara rağmen istikrarlı bir ilişki ve kapsamlı enerji ve ticari bağlar sürdürmüştü.

Fakat MEE’ye göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran üzerindeki iktisadi baskıyı artırmaya başlamasından bu yana Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan farklı bir yaklaşım benimsemeye başladı.

Hafta sonu Türkiye, ülkede onlarca yıldır faaliyet gösteren İranlı Bank Mellat’ın bankacılık lisansını iptal etti.

Türkiye’nin bankacılık düzenleme kurumu da, ABD’nin İran hükümetine fon aktardığı iddiasıyla bu kuruma yaptırım uygulamasının ardından geçen hafta Golden Global Investment Bank’ı devraldı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere, Suudi Arabistan’a “savunma” desteği sağlayacak

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Suudi Arabistan’a “savunma amaçlı havada yakıt ikmali” desteği sağlayacağını açıkladı.

Bu desteğin önümüzdeki günlerde başlamasının muhtemel olduğu ve Kıbrıs’taki RAF Akrotiri üssünde konuşlanmış tek bir İngiliz uçağı, yani bir Voyager’ın görev alacağı anlaşılıyor.

Başbakan, bu kararın Suudi Arabistan’ın “askeri destek” talebinin ardından alındığını ve Savunma Bakanı Wes Streeting ile Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın tavsiyesi üzerine bu talebi kabul ettiğini belirtti.

Hükümet yetkilileri, bu teklifin “süre sınırlı” olduğunu ve ilk etapta muhtemelen “haftalarca” süreceğini belirtti.

Son günlerde, Yemen’deki Ensarullah (Husiler) direniş güçleri, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a ve ülkenin Kızıldeniz kıyısındaki enerji tesislerine insansız hava aracı ve balistik füze saldırıları düzenlediklerini iddia ediyor.

İngiliz yetkililer, savunma desteğini, Suudi Hava Kuvvetleri jetlerinin yaklaşan Yemen füzelerini ve insansız hava araçlarını düşürmesine yardım etmeyi de içerebilecek bir faaliyet olarak tanımlıyor.

Tek başına bulunan bu Voyager uçağı, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin (RAF) kayıtlarında yer alan dokuz uçaktan oluşan ana filonun bir parçası.

RAF’ın ayrıca gerektiğinde askeri görev için çağrılabilecek beş uçağı daha bulunuyor.

New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na giderken kendisiyle birlikte seyahat eden gazetecilere konuşan Burnham, bu kararı “yaşam maliyeti” baskılarıyla ilişkilendirdi:

“Yaşam maliyeti baskıları ve İngiltere ile daha geniş bölgenin çıkarlarını güvence altına almak için harekete geçme konusundaki görüşüme geri dönmek istiyorum. Çünkü elbette Suudi Arabistan saldırılara maruz kalıyor, potansiyel olarak daha fazla aksaklıklarla karşı karşıya kalabilir ve bu güzergâhları açık tutmamız gerekiyor; dolayısıyla talebi kabul ettik.”

Kızıldeniz’den geçen deniz ticaret yolları, dünya ekonomisinin hayati damarlarından biri.

Ensarullah milisleri, Suudi Arabistan’ın kullandığı önemli bir deniz ticaret yolu olan Kızıldeniz’e açılan kapı niteliğindeki stratejik liman kenti Muha ve Perim Adası’nın kontrolünü kısa süre önce ele geçirdi.

“Askeri destek” söz konusu olduğunda, İngiltere’nin tek bir Voyager yakıt ikmal uçağı teklif etmesi, bu yelpazenin en hafif ucunda yer alıyor.

Hatta BBC’ye göre bazıları bunu, zor durumda olan bir müttefike yönelik göstermelik bir jest olarak görebilir.

İngiliz yetkililer, bu teklifin kendi ifadesiyle “süre sınırlı” olduğunu, belki de sadece birkaç haftalık olacağını belirttiler.

Burada İngiltere için risk sınırlı olsa da, savaşlar genellikle ülkeleri giderek artan bir katılımla içine çekme eğiliminde. Bu durum Suudiler için uygun olabilir fakat İngiltere’deki çoğu insanı memnun etmesi pek olası değildir.

Geçen hafta BBC’ye verdiği bir röportajda, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa’nın Suudi Arabistan’a destek vermesinin de muhtemel olduğuna işaret etti.

Rutte şöyle dedi:

“Avrupalı müttefikler arasında ‘hey, bu konuyu nasıl ele alacağız?’ şeklinde telefon görüşmeleri yapılıyor olsa şaşırmam. Bakalım ne olacak; NATO yardımcı olabilirse, her zaman yardımcı olacağız.”

Enerji Bakanı Martin McCluskey geçen hafta milletvekillerine, Birleşik Krallık’ın mevcut savunma ortaklığı kapsamında Suudi Arabistan’a “hava savunma desteği sağladığını” söyledi ama operasyonel askeri faaliyetlerle ilgili sorulara yanıt vermekten kaçındı.

Ocak 2024’te, Birleşik Krallık, ABD ile birlikte Yemen genelindeki Ensarullah hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenledi.

O dönemin Başbakanı Rishi Sunak, Husilerin Kraliyet Donanmasına ait bir savaş gemisi de dahil olmak üzere gemileri hedef almasının ardından Birleşik Krallık’ın “meşru müdafaa kapsamında hareket ettiğini” söylemişti.

Ayrıca, saldırıların canları ve ticari gemiciliği korumak için “gerekli, orantılı ve hedefli” olduğunu da belirtmişti.

Birleşik Krallık ve ABD tarafından gerçekleştirilen diğer ortak hava saldırıları 2024 yılında devam etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English