Diplomasi
Alaska ve liderlerin kişisel ilişkisi Putin-Trump zirvesini nasıl etkileyecek?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, dört yıl aradan sonra ilk kez bugün Alaska’da bir araya gelecek. Zirve için neden eski bir Rus toprağı olan Alaska’nın seçildiği ve liderlerin kişisel ilişkilerinin müzakerelerin seyrini ne ölçüde belirleyeceği, görüşmenin en çok merak edilen yönlerini oluşturuyor.
Rusya ve ABD devlet başkanları arasındaki dört yıl aradan sonraki ilk görüşme, bugün Alaska’da gerçekleştirilecek.
Tarafların neden bu bölgeyi seçtiği ve müzakerelerin sonucunun liderler arasındaki “kimyaya” ne kadar bağlı olduğu uzmanlar tarafından değerlendiriliyor.
Görüşme için neden Alaska seçildi?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşme, 15 Ağustos’ta Anchorage’ın kuzey ucundaki Elmendorf-Richardson Hava Üssü’nde yapılacak.
Üssün resmi internet sitesine göre, burada ABD Hava Kuvvetlerinin 673. Hava Kanadına bağlı 5,5 bin asker ve sivil personel görev yapıyor.
CNN‘in haberine göre, Trump yönetimi Rus heyetini doğrudan bir Amerikan askeri tesisinde ağırlamaktan kaçınmayı umuyordu.
Ancak Alaska’daki yaz turizmi yoğunluğu nedeniyle Beyaz Sarayın gerekli şartları karşılayan başka bir seçeneği kalmadı.
Daha önce Putin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin zirve için “oldukça uygun bir yer” olduğunu söylemişti. Ancak televizyon kanalının haberine göre, Beyaz Saray, Trump’ın kısa süre önce ziyaret ettiği Orta Doğu’ya uzun bir seyahatten kaçınmak istedi ve bu nedenle Avrupa’yı önerdi.
Bu seçenek, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Mart 2023’te Putin hakkında çıkardığı yakalama kararı nedeniyle Kremlin tarafından kabul edilmedi.
Uzlaşma seçeneklerinden biri olarak Macaristan da değerlendirildi. Başbakan Viktor Orbán’ın hem Moskova hem de Washington ile yakın ilişkileri bulunuyor ve Budapeşte, İsrail lideri Binyamin Netanyahu’nun ziyareti sırasında UCM kararını bir kez görmezden gelmişti.
Sonuç olarak ABD, görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif etti ve Moskova bu teklifi şaşırtıcı bir şekilde kabul etti.
Alaska, sadece ABD’nin Rusya’ya en yakın eyaleti değil, aynı zamanda eski bir Rus toprağı. Mart 1867’de ABD, yarımadayı Rus İmparatorluğundan 7,2 milyon dolara (2025 fiyatlarıyla yaklaşık 160 milyon dolar) satın almıştı.
Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı ve Devlet Başkanı’nın Uluslararası Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriyev, zirve öncesinde Alaska’nın Rus-Amerikan ilişkilerinin asırlık tarihini simgelediğini ve ABD’yi bir “Arktik ulusu” yaptığını vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise iki ülkenin ekonomik çıkarlarının Alaska ve Arktik’te kesiştiğini, bunun da büyük ölçekli ve karşılıklı fayda sağlayan projeler için fırsatlar sunduğunu belirtti.
Uşakov, “Rusya ve ABD birbirine komşu iki ülke. Heyetimizin Bering Boğazı’nı geçerek bu kadar önemli ve beklenen bir zirveyi Alaska’da yapması oldukça mantıklı görünüyor,” diye konuştu.
Zirve mekanı sembolik anlamlar taşıyor
Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO) Kuzey Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı Viktoriya Juravlyova, Putin’in müzakereler için Amerikan topraklarına gelmeyi kabul etmesinin, Trump ve iç kamuoyu için büyük önem taşıyan sembolik bir jest olduğunu düşünüyor.
Juravlyova, RBK‘ye yaptığı açıklamada, “Trump’ın görüşmeyi kendi ülkesinde yapması, güçlü bir lider imajı açısından çok önemli. Müzakerelerin tüm sürecini kontrol etmesi ve kuralları belirlemesi onun için değerli bir mesaj,” dedi.
Russia in Global Affairs dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov ise RBK‘ye, mekan seçiminin Trump’ın Putin’e yönelik özel bir jesti olarak da yorumlanabileceğini söyledi. Lukyanov’a göre, geçen haftaya kadar Rus liderin herhangi bir Batı ülkesinde istenmeyen kişi olduğu düşünülüyordu ancak şimdi durum değişti.
Bununla birlikte Alaska konusuna gösterilen ilginin abartılı olduğunu belirten Lukyanov, “Bu seçimde bir anlam aranacaksa, bu, gerçekten ciddi konularda askeri-stratejik açıdan en büyük ve en önemli iki ülkenin meseleleri kendi aralarında çözdüğü şeklinde yorumlanabilir. Ciddi bir konuşma söz konusu olduğunda, aracılara, arabuluculara veya ev sahiplerine ihtiyaçları yok,” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Juravlyova, Alaska’nın bir Cumhuriyetçi eyalet olmasının da önemli olduğunu ve bu nedenle yaklaşan müzakereler nedeniyle toplumsal olayların veya protestoların yaşanma ihtimalinin düşük olduğunu kaydetti.
CNN, bazı eyalet sakinlerinin görüşmeye ev sahipliği yapmak için evlerini Beyaz Saraya teklif ettiğini bildirdi.
Trump, Putin’in davetini kabul etmesinden duyduğu memnuniyeti gizlemedi ve “Rusya Devlet Başkanı’nın bizim ülkemize gelmesinin, bizim onun ülkesine veya üçüncü bir devlete gitmemiz yerine, çok saygılı bir davranış olduğunu düşündüm,” dedi.
Liderlerin kişisel ilişkisi müzakereleri etkiler mi?
ABD ve Rusya başkanları en son Haziran 2021’de Cenevre’de bir araya gelmiş, Putin ve Joe Biden stratejik istikrar konularını ele almıştı. Trump, ilk başkanlık döneminde Putin ile altı kez görüştü.
İlk tam kapsamlı zirveleri 16 Temmuz 2018’de Helsinki’de yapıldı. Ayrıca liderler, Temmuz 2017’de Hamburg’daki G20 Zirvesi, Kasım 2017’de Da Nang’daki (Vietnam) APEC Zirvesi, Kasım 2018’de Paris’teki Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıl dönümü törenleri ve Kasım 2018’de Buenos Aires ile Haziran 2019’da Osaka’daki G20 zirveleri gibi büyük uluslararası etkinliklerde de bir araya geldi.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde Putin ile ilişkileri o kadar olumluydu ki, Rusya’nın 2016 Amerikan seçimlerine müdahale ettiği iddialarına yönelik soruşturmadan bile etkilenmedi.
The New York Times‘ın hatırlattığına göre Trump, 2017’deki ilk görüşmelerinin ardından Putin’in böyle bir müdahalenin olmadığına dair argümanlarını yeterince ikna edici bulduğunu söylemişti.
Ocak ayında Beyaz Saray’a döndükten sonra Trump, Putin ile iyi ilişkileriyle övünmeye devam etti. Ancak, Amerikan liderinin başlattığı Rusya-Ukrayna ihtilafının çözümüne yönelik müzakereler duraksayınca ve bu durum “Biden’ın savaşı” olmaktan çıkıp yeni yönetimin baş ağrısı haline gelince Trump, tutumunu sertleştirdi.
Mayıs sonunda Putin ile ilgili “bir şeyler olduğunu” söyledi, temmuzda ise Rus tarafıyla konuşmanın anlamsız olduğunu belirtti.
Trump, 14 Temmuz’da, “Başkan Putin konusunda büyük hayal kırıklığına uğradım. Onun samimi konuşan biri olduğunu düşünmüştüm. Çok güzel konuşuyor ama sonra geceleri insanları bombalamaya başlıyor. Bu hoşumuza gitmiyor,” dedi.
Aynı dönemde Trump, ateşkes sağlanmazsa Rusya’ya karşı ikincil yaptırımlar uygulamakla tehdit ederek 50 günlük bir süre belirledi; daha sonra bu süreyi 8 Ağustos’a çekti.
6 Ağustos’ta Trump’ın özel elçisi Steve Witkoff, Moskova’yı beşinci kez ziyaret etti ve ardından zirve yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı duyuruldu.
Görüşme öncesinde Amerikan başkanı, belirlediği son tarihten vazgeçmiş ve açıklamalarının tonunu yumuşatmış görünüyor. Yine de Trump, müzakerelerde kararlılık göstereceğini vaat ediyor: “Ona ‘Bu savaşı bitirmelisin’ diyeceğim.”
Uzmanlar beklentilerin düşük tutulması gerektiğini belirtiyor
Bunun yanı sıra Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Başkanı İvan Timofeyev, RBK‘ye yaptığı değerlendirmede, kişisel faktörün müzakere sürecini etkilediğini belirtti.
Timofeyev, Trump’ın iktidara gelmesiyle ABD’nin Ukrayna krizine yaklaşımının önemli ölçüde değiştiğini söyledi.
Bununla birlikte uzman, liderler arasındaki kişisel ilişkilerin öneminin abartılmaması gerektiğini vurgulayan Timofeyev, “Örneğin, Vladimir Putin ile George W. Bush arasında iyi kişisel ilişkiler vardı, ancak bu durum, özellikle her iki başkanın da ikinci dönemlerinde Rus-Amerikan ilişkilerinin kötüleşmesini tamamen engellemedi,” diye hatırlattı.
ABD ve Kanada Enstitüsü Askeri-Siyasi Araştırmalar Bölümü Başkanı Oleg Krivolapov ise “Bana göre, devlet başkanlarının kişisel ilişkilerinin özellikleri mevcut aşamada önemli bir rol oynamayacaktır,” dedi.
Krivolapov’a göre, tarafların yüz yüze görüşmesi son derece önemliydi: Trump, bu görüşmede müzakerelerdeki beklentilerini anlamak, Putin ise Amerikan başkanının yalnızca şahsen dile getirmeye hazır olduğu olası teklifleri dinlemek istiyor.
Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Kapsamlı Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Vasiliy Kaşin, Trump’ın iş ve kişilerarası iletişim deneyimini dış politika alanına taşıma eğiliminde olduğunu, bunun da muhataplarıyla kişisel ilişkilerin rolünü artırdığını belirtti.
Kaşin, yaptığı yorumda, “Bu rol önemli ama belirleyici değil. Deneyimli dış politika oyuncuları, kişisel olanı profesyonel olandan yüksek bir duvarla ayırmaya alışkındır; duygusal olarak mesafeli ve soğukkanlıdırlar, belirli davranış modellerini takip ederler,” dedi.
ABD yönetiminde, yaklaşan zirveye ilişkin beklentiler dikkatle düşürülüyor. Trump, görüşmeyi “tanışma” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray bunu Rus tarafını “dinlemek” için bir temas olarak tanımladı.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Başkan şöyle düşünüyor: ‘Bakın, karşımdaki bu adama bakmam lazım. Onunla yüz yüze görüşmem lazım. Onu bire bir dinlemem lazım. Ona bakarak onu değerlendirmem lazım’,” şeklinde konuştu.
Hazine Bakanı Scott Bessent’e göre, ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesinden yenilerinin getirilmesine kadar tüm seçenekleri değerlendiriyor. ABD daha önce, Rus petrolü satın aldığı için Hindistan’a yüzde 25’lik “cezai” gümrük vergileri uygulamış ve başta Çin olmak üzere diğer Rus ham petrolü ithalatçılarına karşı da benzer önlemler almakla tehdit etmişti.
RBK‘nin görüşüne başvurduğu uzmanlar, ikili ilişkilerdeki uzun süreli gerileme koşullarında iki liderin bir araya gelmesinin başlı başına olumlu bir gelişme olduğunu belirtiyor, ancak yüksek beklentilere karşı da uyarıda bulunuyorlar.
Valday Kulübü Program Direktörü Timofey Bordaçev, “Zirvede çığır açan değişikliklere yönelik bir hareket olsa bile, bu tür değişiklikler olmamalıdır. Zira ABD-Rusya ilişkileri sadece Ukrayna meselesinden ibaret değil. Bu, bir zirvede kimsenin çözemeyeceği çok sayıda sorun ve mesele içeriyor,” değerlendirmesini yaptı.
Diplomasi
Ermenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı

Ermenistan ve ABD, “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Güzergahı” (TRIPP) projesine ilişkin stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını imzaladı. Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından da imzalanan belgenin Ermenistan’a ulaştığını ve onay sürecine hazır olduğunu bildirdi.
Ermenistan ve ABD, Ermenistan topraklarında gerçekleştirilmesi planlanan “Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Güzergahı” (Trump Route for International Peace and Prosperity – TRIPP) projesine yönelik stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını imzaladı. Gelişme, Ermenistan Dışişleri Bakanlığının resmi internet sitesi üzerinden duyuruldu.
Ermenistan Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın ilgili belgeyi imzaladığı anlara ait bir video paylaşıldı.
İmza töreninin ardından açıklamalarda bulunan Bakan Mirzoyan, “TRIPP projesine ilişkin çerçeve anlaşmasını az önce imzaladım. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da anlaşmayı imzalayarak belgeyi Ermenistan’a gönderdi. Böylece anlaşma onaylanmaya hazır hale geldi” ifadelerini kullandı.
Mirzoyan ve Rubio, 26 Mayıs’ta Ermenistan’ın başkenti Erivan’da TRIPP projesine yönelik stratejik işbirliği çerçeve anlaşmasını parafe etmişti.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ağustos 2025’te ortak bir deklarasyona imza atmıştı. Söz konusu deklarasyonda, Erivan yönetiminin Ermenistan topraklarında TRIPP projesinin çerçevesini oluşturmak üzere Washington ve üçüncü taraflarla birlikte çalışacağı taahhüt edilmişti.
Proje kapsamında Ermenistan topraklarında karayolu, demiryolu ile petrol ve doğalgaz boru hattı altyapısının inşa edilmesi planlanıyor. TRIPP projesi, Azerbaycan’ın ana topraklarını Ermenistan üzerinden geçecek 42 kilometre uzunluğundaki bir hatla Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne ve ardından Türkiye’ye bağlamayı hedefliyor.
Mayıs ayında, Amerikan mühendislik ve danışmanlık şirketi AECOM yetkilileri, TRIPP projesinin hayata geçirileceği sahada inceleme çalışmalarına başlamıştı. AECOM ekibinin, ABD Dışişleri Bakanlığı Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı Fonu adına Erivan’a geldiği bildirilmişti.
Diplomasi
OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.
Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.
Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.
Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.
OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.
Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.
Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.
Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.
Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.
Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.
ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.
Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.
Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.
Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.
Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.
Diplomasi
İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.
İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.
Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.
Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.
Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.
Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.
Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.
Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.
Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.
Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor







