Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman ekonomisinde AfD ile işbirliği eğilimi artıyor

Yayınlanma

Alman ekonomisinin içindeki birçok kesim, giderek artan bir iştahla AfD ile işbirliğine açılıyor.

German Foreign Policy’nin çevrimiçi dergi The Pioneer’ın raporundan aktardığına göre, ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) hakim olduğu “Die Familienunternehmer” (“Aile Girişimcileri”) derneği, artık Almanya için Alternatif (AfD) milletvekillerini “parlamento akşamlarına” davet ediyor. Dernek, “Güvenlik duvarlarına veda ediyoruz,” diyor.

KOBİ sektöründe, örneğin Saksonya’da, “her iki girişimciden biri” artık AfD’ye sempati duyuyor; özellikle de Hür Demokratlar’ın (FDP) bir zamanlar yaptığı gibi, iş dünyasına dostça bir tutum sergilediği için.

Büyük şirketler bile, “AfD hakkında temel bir çekinceleri olmadığını” söylüyorlar. Parti hükümete girerse, işbirliği “çok hızlı” bir şekilde gerçekleşebilir.

Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) “güvenlik duvarının” geçen hafta yıkılması, çoğunluktaki “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) lideri Manfred Weber’in de belirttiği gibi, “Avrupa ekonomisi için” olumlu bir gelişme.

AfD, koalisyonun önündeki merkezi bir engeli, yani Rusya’ya yakınlığını azaltma sürecinde ve bunun yerine Trump yönetimi ile işbirliğine yöneliyor.

Seçimler öncesinde iş dünyasındaki AfD karşıtı tepkiler

23 Şubat 2025’teki federal seçimlerden kısa bir süre önce, Alman ekonomisinin iki etkili düşünce kuruluşu AfD’ye karşı açıkça tavır almıştı.

Alman Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (DIW) başkanı Marcel Fratzscher, AfD’nin “yılda 181 milyar avroluk vergi indirimi” vaat ettiğini ve bunun ancak “devasa bir devlet borcu” ile finanse edilebileceğini söylemiş ve bu öneriyi reddetmişti.

Köln Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (IW) de, AfD’nin hâlâ avrodan ve hatta AB’den ayrılmayı (“Dexit”) düşündüğünü, fakat Dexit’in maliyetinin sadece beş yıl sonra reel gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,6’sına ulaşacağını, toplamda yaklaşık 690 milyar avroya mal olacağını ve “tek para biriminden ayrılmanın ekonomik sonuçlarının da buna ekleneceğini” yazmıştı.

Bir başka sorun ise “AfD’nin potansiyel göçmenler üzerindeki etkisi” idi; bu göçmenler “demografik krizi” telafi etmek için gerekliydi.

IW’ye göre, enerji politikası konusunda girişimciler AfD’ye doğrudan ‘F’ notu vermişti: Rüzgar türbinlerinin sökülmesi, nükleer enerjinin yeniden kullanıma sokulması ve Kuzey Akım 2’nin onarımı için vergi indirimi kombinasyonunu ikna edici bulmuyorlardı.

AfD, CDU’dan önce FDP’nin yerini alıyor

Bu arada, düşünce kuruluşlarında değilse de, Alman ekonomisinin KOBİ’lerin hakim olduğu dernek yapılarında ruh hali değişmeye başlıyor. 

Bu durum, örneğin, çoğunluğu orta ölçekli şirketlerden oluşan, ancak Oetker’den Merck’e ve BMW’ye kadar büyük şirketleri de içeren Die Familienunternehmer (Aile Girişimcileri) derneği için geçerli.

Derneğin genel müdürü Albrecht von der Hagen, kısa süre önce AfD’nin Federal Meclis (Bundestag) üyelerine Berlin’de bir parlamento gecesi düzenledi ve “AfD’ye karşı bu güvenlik duvarı … hiçbir şey başaramadı. … Güvenlik duvarlarına veda ediyoruz,” dedi.

Saksonya’dan bir girişimci olan Mathias Hammer, bir sonraki seçimde AfD’ye oy vermeyi düşünüyor ve eyaletindeki “her iki girişimciden biri”nin AfD’ye sempati duyduğunu söylüyor.

Bunun nedeni, partinin “trafik lambası” koalisyonunda (SPD-Yeşiller-FDP) kendini yıpratan FDP ile birçok konuda aynı görüşleri paylaşması.

Dernekte, AfD başkanı Alice Weidel’in şu sözleri aktarılıyor: “Daha önce makul bir ekonomi politikası için umutlarını FDP’ye bağlayan iş dünyası temsilcilerinin artık bize yöneldiğini de giderek daha fazla fark ediyoruz.”

FDP’den ayrılan seçmenlerin neredeyse üçte biri 23 Şubat’ta AfD’ye oy verdi.

AfD ile diyalog arttı

İş dünyasında AfD’ye duyulan sempati hâlâ sınırlı. Bir yandan, bu politika seti ile ilgili.

Von der Hagen’e göre, AfD’nin yüzde 70’lik bir emeklilik seviyesi talep etmesi “karşılanamaz.” Partinin kadınları “mutfağa geri dönmeye” zorlama hedefi de, çoğu çalışan kadınlara bağımlı olan işletmeler için “son” anlamına geliyor. Bu nedenle AfD’li siyasetçilerle “uzman alışverişi” yapıyorlar.

Büyük şirketlerin önde gelen temsilcileri de itidal gösteriyor. Yakın tarihli bir rapora göre, “AfD hakkında temel bir çekinceleri yok”; sonuçta, diğer ülkelerde iş dünyasının “post-faşist Giorgia Meloni” gibi kişilerle işbirliği yaptığına dikkat çekiliyor. 

Fakat şu anda, AfD ile temasları kamuoyuna duyurulursa, imajlarının ciddi şekilde zarar görmesinden çekiniyorlar. “Şu anda, itibar riski çok yüksek olduğu için kimse AfD’ye doğru ilk adımı atmak istemiyor,” diyen üst düzey bir lobici, elbette “AfD iktidara gelirse her şeyin çok hızlı gerçekleşeceği” varsayımından hareket ediyor.

Bunun bir örneği, 2021’de Donald Trump’ın hesabını Facebook’ta askıya alan, fakat 2024 sonunda yapılan seçimlerden sonra onu kamuoyuna açık bir şekilde destekleyen Meta CEO’su Mark Zuckerberg.

AP’de “güvenlik duvarı” yıkıldı

Geçen hafta, Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) grubu, iş dünyasının güvenlik duvarını yıkma istekliliğini güçlendirmeye katkıda bulundu.

Perşembe günü, Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR), Avrupa için Vatanseverler (PfE) ve Egemen Uluslar Avrupa’sı (ESN) ile birlikte, daha önce liberaller ve sosyal demokratlardan oluşan geleneksel koalisyonun üyeleri tarafından reddedilen Tedarik Zinciri Direktifi’nin büyük ölçüde gevşetilmesi lehine oy kullandı.

ESN fraksiyonu içinde, AfD milletvekilleri de lehte oy kullandı. AP aşırı sağ çoğunlukla, sınırlı öneme sahip bir karar yerine, ilk kez temel ve geniş kapsamlı bir karar aldı.

Bu hamlenin mimarı olarak görülen EPP grubu başkanı ve CSU üyesi Manfred Weber oylama hakkında, AP’nin basitçe “Avrupa ekonomisi için bir adım attığını” söyledi.

AfD’deki Rusya engeli de aşılabilir

İş dünyasındaki desteğin artması, AfD’ye karşı oluşturulan güvenlik duvarının çok da uzak olmayan bir gelecekte yıkılma olasılığını artırırken, partideki bazı kesimleri şu anda partinin iktidar koalisyonuna entegrasyonunun önündeki bir başka engeli, yani Rusya ile olan yakın ilişkilerini ortadan kaldırmaya itiyor.

Şu anda, üç AfD politikacısının Soçi’ye yaptığı ve “BRICS Avrupa” adlı bir toplantıya katıldıkları gezi şiddetli eleştirilere maruz kalıyor; isminin aksine, bu etkinlik BRICS ittifakının düzenli bir etkinliği değil.

Soçi’ye giden heyet aleyhine şiddetli bir medya kampanyası başlatılırken, AfD lideri Weidel ve diğer birkaç AfD politikacı bunu, parti içindeki Rusya yanlısı kanadı geri püskürtmek için kullanmaya çalışıyor.

Weidel, “Ben şahsen oraya gitmezdim. Kimseye de tavsiye etmem, çünkü nihai sonucun ne olacağını bilmiyorum,” dedi.

AfD parlamento grubunun savunma politikası sözcüsü emekli albay Rüdiger Lucassen ise, Rusya’nın “barışa doğru ilerleme konusunda hiçbir istek göstermediğini”, bu nedenle Soçi’ye gitmenin pek bir anlamı olmadığını savundu.

Batı Almanya’da “MAGA benzeri” politika revaçta

AfD’nin iki kanadı arasındaki çatışma şiddetleniyor. Özellikle Doğu Almanya’daki AfD bölge derneklerinde Rusya ile bağlar güçlü olarak değerlendirilirken, Batı Almanya’daki derneklerde bu bağlar daha zayıf.

Bir başka önemli nokta da, federal seçimlerin nispeten seyrek nüfuslu doğu eyaletlerinde değil, Bavyera ve Kuzey Ren-Vestfalya gibi çok daha kalabalık batı eyaletlerinde kazanılması.

Bu eyaletlerde, Trump yönetimi tarafından şu anda teşvik edilen, ABD’deki MAGA hareketi ile işbirliği oldukça popüler.

Bu nedenle Weidel çevresindeki kanat, Rusya ile ilişkileri “iletişim kanallarına” indirgemeyi ve bunun yerine ABD’deki MAGA sağıyla işbirliğine odaklanmayı hedefliyor.

“Birlik partileri ve destekçileriyle uyumlu” olma planının da bunda rol oynadığı söyleniyor.

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English