Avrupa
Alman ekonomisinde AfD ile işbirliği eğilimi artıyor

Alman ekonomisinin içindeki birçok kesim, giderek artan bir iştahla AfD ile işbirliğine açılıyor.
German Foreign Policy’nin çevrimiçi dergi The Pioneer’ın raporundan aktardığına göre, ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) hakim olduğu “Die Familienunternehmer” (“Aile Girişimcileri”) derneği, artık Almanya için Alternatif (AfD) milletvekillerini “parlamento akşamlarına” davet ediyor. Dernek, “Güvenlik duvarlarına veda ediyoruz,” diyor.
KOBİ sektöründe, örneğin Saksonya’da, “her iki girişimciden biri” artık AfD’ye sempati duyuyor; özellikle de Hür Demokratlar’ın (FDP) bir zamanlar yaptığı gibi, iş dünyasına dostça bir tutum sergilediği için.
Büyük şirketler bile, “AfD hakkında temel bir çekinceleri olmadığını” söylüyorlar. Parti hükümete girerse, işbirliği “çok hızlı” bir şekilde gerçekleşebilir.
Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) “güvenlik duvarının” geçen hafta yıkılması, çoğunluktaki “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) lideri Manfred Weber’in de belirttiği gibi, “Avrupa ekonomisi için” olumlu bir gelişme.
AfD, koalisyonun önündeki merkezi bir engeli, yani Rusya’ya yakınlığını azaltma sürecinde ve bunun yerine Trump yönetimi ile işbirliğine yöneliyor.
Seçimler öncesinde iş dünyasındaki AfD karşıtı tepkiler
23 Şubat 2025’teki federal seçimlerden kısa bir süre önce, Alman ekonomisinin iki etkili düşünce kuruluşu AfD’ye karşı açıkça tavır almıştı.
Alman Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (DIW) başkanı Marcel Fratzscher, AfD’nin “yılda 181 milyar avroluk vergi indirimi” vaat ettiğini ve bunun ancak “devasa bir devlet borcu” ile finanse edilebileceğini söylemiş ve bu öneriyi reddetmişti.
Köln Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (IW) de, AfD’nin hâlâ avrodan ve hatta AB’den ayrılmayı (“Dexit”) düşündüğünü, fakat Dexit’in maliyetinin sadece beş yıl sonra reel gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 5,6’sına ulaşacağını, toplamda yaklaşık 690 milyar avroya mal olacağını ve “tek para biriminden ayrılmanın ekonomik sonuçlarının da buna ekleneceğini” yazmıştı.
Bir başka sorun ise “AfD’nin potansiyel göçmenler üzerindeki etkisi” idi; bu göçmenler “demografik krizi” telafi etmek için gerekliydi.
IW’ye göre, enerji politikası konusunda girişimciler AfD’ye doğrudan ‘F’ notu vermişti: Rüzgar türbinlerinin sökülmesi, nükleer enerjinin yeniden kullanıma sokulması ve Kuzey Akım 2’nin onarımı için vergi indirimi kombinasyonunu ikna edici bulmuyorlardı.
AfD, CDU’dan önce FDP’nin yerini alıyor
Bu arada, düşünce kuruluşlarında değilse de, Alman ekonomisinin KOBİ’lerin hakim olduğu dernek yapılarında ruh hali değişmeye başlıyor.
Bu durum, örneğin, çoğunluğu orta ölçekli şirketlerden oluşan, ancak Oetker’den Merck’e ve BMW’ye kadar büyük şirketleri de içeren Die Familienunternehmer (Aile Girişimcileri) derneği için geçerli.
Derneğin genel müdürü Albrecht von der Hagen, kısa süre önce AfD’nin Federal Meclis (Bundestag) üyelerine Berlin’de bir parlamento gecesi düzenledi ve “AfD’ye karşı bu güvenlik duvarı … hiçbir şey başaramadı. … Güvenlik duvarlarına veda ediyoruz,” dedi.
Saksonya’dan bir girişimci olan Mathias Hammer, bir sonraki seçimde AfD’ye oy vermeyi düşünüyor ve eyaletindeki “her iki girişimciden biri”nin AfD’ye sempati duyduğunu söylüyor.
Bunun nedeni, partinin “trafik lambası” koalisyonunda (SPD-Yeşiller-FDP) kendini yıpratan FDP ile birçok konuda aynı görüşleri paylaşması.
Dernekte, AfD başkanı Alice Weidel’in şu sözleri aktarılıyor: “Daha önce makul bir ekonomi politikası için umutlarını FDP’ye bağlayan iş dünyası temsilcilerinin artık bize yöneldiğini de giderek daha fazla fark ediyoruz.”
FDP’den ayrılan seçmenlerin neredeyse üçte biri 23 Şubat’ta AfD’ye oy verdi.
AfD ile diyalog arttı
İş dünyasında AfD’ye duyulan sempati hâlâ sınırlı. Bir yandan, bu politika seti ile ilgili.
Von der Hagen’e göre, AfD’nin yüzde 70’lik bir emeklilik seviyesi talep etmesi “karşılanamaz.” Partinin kadınları “mutfağa geri dönmeye” zorlama hedefi de, çoğu çalışan kadınlara bağımlı olan işletmeler için “son” anlamına geliyor. Bu nedenle AfD’li siyasetçilerle “uzman alışverişi” yapıyorlar.
Büyük şirketlerin önde gelen temsilcileri de itidal gösteriyor. Yakın tarihli bir rapora göre, “AfD hakkında temel bir çekinceleri yok”; sonuçta, diğer ülkelerde iş dünyasının “post-faşist Giorgia Meloni” gibi kişilerle işbirliği yaptığına dikkat çekiliyor.
Fakat şu anda, AfD ile temasları kamuoyuna duyurulursa, imajlarının ciddi şekilde zarar görmesinden çekiniyorlar. “Şu anda, itibar riski çok yüksek olduğu için kimse AfD’ye doğru ilk adımı atmak istemiyor,” diyen üst düzey bir lobici, elbette “AfD iktidara gelirse her şeyin çok hızlı gerçekleşeceği” varsayımından hareket ediyor.
Bunun bir örneği, 2021’de Donald Trump’ın hesabını Facebook’ta askıya alan, fakat 2024 sonunda yapılan seçimlerden sonra onu kamuoyuna açık bir şekilde destekleyen Meta CEO’su Mark Zuckerberg.
AP’de “güvenlik duvarı” yıkıldı
Geçen hafta, Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) grubu, iş dünyasının güvenlik duvarını yıkma istekliliğini güçlendirmeye katkıda bulundu.
Perşembe günü, Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR), Avrupa için Vatanseverler (PfE) ve Egemen Uluslar Avrupa’sı (ESN) ile birlikte, daha önce liberaller ve sosyal demokratlardan oluşan geleneksel koalisyonun üyeleri tarafından reddedilen Tedarik Zinciri Direktifi’nin büyük ölçüde gevşetilmesi lehine oy kullandı.
ESN fraksiyonu içinde, AfD milletvekilleri de lehte oy kullandı. AP aşırı sağ çoğunlukla, sınırlı öneme sahip bir karar yerine, ilk kez temel ve geniş kapsamlı bir karar aldı.
Bu hamlenin mimarı olarak görülen EPP grubu başkanı ve CSU üyesi Manfred Weber oylama hakkında, AP’nin basitçe “Avrupa ekonomisi için bir adım attığını” söyledi.
AfD’deki Rusya engeli de aşılabilir
İş dünyasındaki desteğin artması, AfD’ye karşı oluşturulan güvenlik duvarının çok da uzak olmayan bir gelecekte yıkılma olasılığını artırırken, partideki bazı kesimleri şu anda partinin iktidar koalisyonuna entegrasyonunun önündeki bir başka engeli, yani Rusya ile olan yakın ilişkilerini ortadan kaldırmaya itiyor.
Şu anda, üç AfD politikacısının Soçi’ye yaptığı ve “BRICS Avrupa” adlı bir toplantıya katıldıkları gezi şiddetli eleştirilere maruz kalıyor; isminin aksine, bu etkinlik BRICS ittifakının düzenli bir etkinliği değil.
Soçi’ye giden heyet aleyhine şiddetli bir medya kampanyası başlatılırken, AfD lideri Weidel ve diğer birkaç AfD politikacı bunu, parti içindeki Rusya yanlısı kanadı geri püskürtmek için kullanmaya çalışıyor.
Weidel, “Ben şahsen oraya gitmezdim. Kimseye de tavsiye etmem, çünkü nihai sonucun ne olacağını bilmiyorum,” dedi.
AfD parlamento grubunun savunma politikası sözcüsü emekli albay Rüdiger Lucassen ise, Rusya’nın “barışa doğru ilerleme konusunda hiçbir istek göstermediğini”, bu nedenle Soçi’ye gitmenin pek bir anlamı olmadığını savundu.
Batı Almanya’da “MAGA benzeri” politika revaçta
AfD’nin iki kanadı arasındaki çatışma şiddetleniyor. Özellikle Doğu Almanya’daki AfD bölge derneklerinde Rusya ile bağlar güçlü olarak değerlendirilirken, Batı Almanya’daki derneklerde bu bağlar daha zayıf.
Bir başka önemli nokta da, federal seçimlerin nispeten seyrek nüfuslu doğu eyaletlerinde değil, Bavyera ve Kuzey Ren-Vestfalya gibi çok daha kalabalık batı eyaletlerinde kazanılması.
Bu eyaletlerde, Trump yönetimi tarafından şu anda teşvik edilen, ABD’deki MAGA hareketi ile işbirliği oldukça popüler.
Bu nedenle Weidel çevresindeki kanat, Rusya ile ilişkileri “iletişim kanallarına” indirgemeyi ve bunun yerine ABD’deki MAGA sağıyla işbirliğine odaklanmayı hedefliyor.
“Birlik partileri ve destekçileriyle uyumlu” olma planının da bunda rol oynadığı söyleniyor.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor











