Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya’dan ABD’nin Ukrayna planına ret

Yayınlanma

ABD’nin 28 maddelik Ukrayna barış planı, özellikle savunma sanayii ve dondurulan Rus varlıkları meseleleri nedeniyle Berlin’de reddedildi.

28 maddelik plan, dondurulan Rus varlıklarının Ukrayna’nın yeniden inşası için kullanılması öngörülüyor. Ayrıca, Ukrayna silahlı kuvvetlerine getirilen kısıtlamalar, bazı AB ülkelerinin ülkeye karlı silah ihracatı yapma planlarıyla çelişebilir.

AB, gelecekte sadece faiz gelirlerini değil, Rusya’nın Avrupa’da bulunan yurtdışı varlıklarının büyük bir kısmını da Ukrayna’ya aktarmak istiyor. Brüksel, 140 milyar avroyu çekip Kiev’e, öncelikle askeri harcamalarını karşılamak için sunmayı planlıyor.

Bu, Ukrayna’nın özellikle Batı Avrupa’da üretilen silahları satın almasını sağlayacak. Örneğin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy geçen pazartesi günü Paris yakınlarındaki Villacoublay hava üssünde, 100 adet Rafale savaş uçağı, insansız hava aracı, SAMP/T hava savunma sistemi ve Fransız yapımı askeri teçhizatın satın alınmasını finanse etmek için bir şekilde Rus varlıklarından yararlanabileceğini umduğunu söylemişti.

Fakat bu, 28 maddelik planla mümkün olmayacak gibi görünüyor. Bu plan, Ukrayna’nın Rus dış varlıklarından 100 milyar dolar alacağını, fakat bu parayı ABD liderliğindeki yeniden inşa projelerine yatırması gerektiğini öngörüyor. Bu kapsamda yatırımlardan elde edilen kârın da yarısı ABD’ye aktarılacak ve AB, yeniden yapılanma için 100 milyar dolar daha sağlamayı taahhüt edecek.

Fakat AB bunu yapmak istemiyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen hafta sonu, Ukrayna’da barışı sağlamada Avrupa Birliği’nin merkezi rolünün ateşkes planında “tam olarak yansıtılmasını” talep etti. Alman gazetesi faz’a göre bu, “AB’de dondurulmuş Rusya Merkez Bankası varlıklarının kullanımına atıfta bulunmak” olarak anlaşılabilir.

Savaşın sona ermesi, gelişmekte olan Alman insansız hava aracı endüstrisi için de sonuçlar doğuracak. Bu endüstri, büyük ölçüde Ukrayna’ya yapılan insansız hava aracı ihracatı ile finanse edilmekle kalmıyor, aynı zamanda Ukrayna silahlı kuvvetleri ile yakın işbirliği içinde, insansız hava aracı savaşında kazanılan deneyimi silah sistemlerinin daha da geliştirilmesinde doğrudan uygulayabilmesinden de yararlanıyor.

Ayrıca, Ukrayna silahlı kuvvetleriyle yakın işbirliği içinde, insansız hava aracı savaşında kazanılan deneyimlerden doğrudan yararlanabilmesi, bunu silah sistemlerinin daha da geliştirilmesine doğrudan dahil edebilmesi ve bu temelde dünya pazarında lider konumunu elde edip sürdürebilmesi de bir avantaj.

28 maddelik plan temelinde çatışmaların sona ermesi durumunda, Ukrayna silahlı kuvvetleriyle işbirliğini ve Ukrayna’daki üretimini ne ölçüde sürdürmesine izin verileceği belirsizdir. Bu, planın mevcut versiyonunda genel terimlerle yer alan “Ukrayna’nın silahlanmasına ilişkin kısıtlamalar”ın ifadesine bağlı: plana göre, uzun menzilli silah sistemlerine izin verilmeyecek.

The Telegraph AB’nin Ukrayna barış planını sızdırdı

28 maddelik planın şartları uyarınca, planlanan 100 adet Rafale savaş uçağının teslimatına izin verilip verilmeyeceği de belirsiz. Fransa’nın önde gelen savunma sanayi şirketlerinden biri olan Dassault için bu, önemli bir ihracat kaybı anlamına geliyor.

Bu nedenle Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa temsilcileri pazar günü (23 Kasım) Cenevre’de, esas olarak ABD ve Ukrayna arasında yürütülen müzakereleri etkilemeye çalıştılar.

ABD, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Özel Elçi Steve Witkoff’u görüşmelere gönderdi. Ukrayna ise başkanlık ofisi başkanı Andriy Yermak tarafından temsil ediliyor.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in dış ve askeri politika danışmanı Günter Sautter, Almanya adına görüşmelere katılıyor. Olası ara sonuçlarla ilgili ayrıntılar henüz açıklanmadı.

Merz, 28 maddelik planda yer alan Rus dış varlıklarının kullanımıyla ilgili hükümleri açıkça “kabul edilemez” olarak nitelendirdi; Merz, bu varlıkların AB’de bulunduğunu ve bu nedenle ABD’nin bunları elden çıkaramayacağını ileri sürdü. 

Alman şansölyesine göre, AB’nin Ukrayna’nın yeniden inşası için ek 100 milyar dolar ödemesi talebi de “kabul edilemez.”

Şansölye Ofisi Başkanı Thorsten Frei da planla ilgili haberleri “rahatsız edici” olarak nitelendirdi ve Rusya’nın “savaş alanında başaramadığı” savaş hedeflerine ulaşması halinde bunun “kabul edilemez” olacağını söyledi.

Dışişleri Bakanı Johann Wadephul daha temkinli bir tavır sergiledi ve herhangi bir ateşkes girişimini memnuniyetle karşıladığını, fakat Avrupa devletlerinin de sürece dahil olmasını istediğini belirtti.

CDU dış ve askeri politika uzmanı Roderich Kiesewetter ise planı “anlamsız” olarak nitelendirdi ve bunun yerine Ukrayna için bir “zafer planı” çağrısında bulundu. Bu, sadece Taurus seyir füzelerinin teslim edilmesini değil, aynı zamanda “istekliler koalisyonu” tarafından “Batı Ukrayna’nın hava savunmasının” derhal devralınmasını da gerektirecek.

Bild’de yer alan habere göre, Berlin, “Avro Üçlüsü” arasında en “şahin” tutumu savunan ülke olarak ortaya çıktı ve Ukrayna’nın pozisyonuna çok daha uygun bir karşı öneri geliştirdi.

Merz, pazartesi günü (24 Kasım) Angola’da düzenlenen AB ve Afrika Birliği (AU) zirvesi sırasında, “Perşembe gününe kadar bir sonuç alınacağını sanmıyorum,” dedi. Başlangıçta ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’ya barış anlaşması için bu hafta Perşembe gününü son tarih olarak belirlemişti.

Şansölye, perşembe gününe kadar bir ilerleme yerine, önümüzdeki günlerde “küçük adımlar” atılacağını beklediğini söyledi.

“Ukrayna’da barış bir gecede sağlanamaz”, diyen Merz, ABD’nin barış planının pazar günü Cenevre’de AB, Ukrayna ve ABD’nin ulusal güvenlik danışmanları arasında “önemli ölçüde değiştirildiğini” de sözlerine ekledi. 

Gözden geçirilen barış planı için şimdi hükümet başkanları arasında mutabakat sağlanacak. Merz, “Bir sonraki adım, Rusya’nın masaya oturması olacak,” dedi. Şansölye, Avrupa’nın çıkarlarını etkileyen hiçbir kararın AB olmadan alınamayacağına dikkat çekti.

AB-AU zirvesinin kenarında Antonio Costa, Ukrayna’ya AB üye ülkeleri arasında gayri resmi bir konsey toplantısı düzenledi. Merz, bu toplantıdan umutlu çıktığını söyledi ve “Avrupa, bu kader anında birleşmiş durumda,” dedi.

Öte yandan Ursula von der Leyen, savaşı sona erdirmek için ABD’nin sunduğu planla ilgili Cenevre’deki müzakerelerin sonucunu, “daha fazla ilerleme için sağlam bir temel” olarak nitelendirdi.

Angola’da düzenlenen AB-Afrika Zirvesi’nde yaptığı açıklamada, “verimli ve koordineli bir Avrupa müdahalesi” ile Cenevre’deki güçlü Avrupa varlığının önemli ilerlemeler kaydedilmesini sağladığını söyledi. Leyen, birlikte hareket etmeye devam edilmesi ve Ukrayna’nın çıkarlarının odak noktasında tutulması gerektiğini belirtti.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot da, Ukrayna savaşını sona erdirmek için ABD ile Cenevre’de yapılan görüşmeleri “yapıcı ve yararlı” olarak nitelendirdi.

Barrot, X’te yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın egemenliğini saygı duyan ve Avrupa’nın çıkarlarını ve güvenliğini garanti eden bir barış için gerekli koşulları yaratma çalışmaları devam ediyor,” diye yazdı.

Barrot, Cenevre görüşmeleri hakkında Avrupalı meslektaşları ve Ukrayna Dışişleri Bakanı ile görüştüğünü belirtti.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English