Bizi Takip Edin

DÜNYA BASINI

Amerikan muhafazakârları soruyor: Neden hala Suriye’deyiz?

Yayınlanma

Çevirmenin notu: Batılı ülkelerin Suriye’de rejim değişikliği projesini yürürlüğe koyduğu zamandaki dünya ile şimdiki dünya aynı değil. Ve Şam, bu uzun süreli savaştan sağ çıkmayı başardı. Bugün ise Arap ülkeleri, teker teker Suriye ile ilişkileri normalleştirme yoluna gidiyor. Bununla beraber Suriye, ABD ve AB’nin ağır ambargosuyla baş başa ve Amerikan güçleri, Suriye topraklarındaki yasa dışı varlığını sürdürmekte. Her savaşın bir maliyeti var ve Washington yönetiminin attığı taşın ürküttüğü kuşa değmediği artık daha yüksek sesle dile getiriliyor. Çevirisini verdiğimiz makalenin, ABD’nin önemli muhafazakâr yayınlarından The American Conservative’de (TAC) yayınlandığını da hatırlatalım; TAC, biraz ‘dışarlıklı’ bir muhafazakâr yayındır, 2003 yılındaki Irak işgaline karşı çıkan ender ‘sağ’ unsurlardan olduğunu hatırlatmak yeter.


Neden hala Suriye’deyiz?

Doug Bandow — The American Conservative

30 Mart 2023

İran ile çatışmadan kaçınmak için ABD güçlerinin Suriye’den tamamen çekilmesi gerekiyor.

Göründüğü kadarıyla ABD’nin savaş alanında güneşi hiç batmıyor. En azından Amerikan güçlerinin İran ile müttefik milislerin ateşi altında kaldığı ve bir Amerikalının öldüğü, birkaçının da yaralandığı Suriye’de. Biden yönetimi, Suriye’deki İran üslerine misilleme saldırısı düzenleyerek yeni saldırıları tetikledi.

Suriye’deki iç savaş, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın zaferiyle son erdi. En azından hem Rus hem de İran güçlerinin yardımına bel bağlayarak ayakta kalan galiba son savaşçı. Ülkesinin yaklaşık üçte ikisini kontrol ediyor, kentler harabeye dönmüş ve halk yoksullaşmış durumda. Yüz binlerce Suriyeli hayatını kaybetti.

Türkiye’nin desteklediği cihatçılar ülkenin kuzeybatısındaki İdlib kenti civarındaki bölgeyi kontrol ediyor. Şam’ın onayı olmadan orada bulunduğu aşikâr olan Amerikan birliklerinin yanı sıra Suriyeli Kürtler de kalan bölenin büyük bir kısmını dolduruyor. Başkan Joe Biden, ABD askerlerinin orada tutmaya “kesinlikle” kararlı. Fakat Ankara, bazı Kürt bölgelerini ele geçirdi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerikalıları riske atacak yeni bir işgal tehdidinde bulundu.

Washington’un Lübnan, Afganistan ve Libya’dan ve onlardan bir nesil evvel Vietnam’dan sonra kendisine ait olmayan bir iç savaşa yine uzun süreli bir şekilde müdahale etmesi aptalcaydı. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, önce Esad’ı reformcu ilan etti, ardından da şaşırtıcı bir siyasi manevra yaparak Esad’ın görevden alınması gerektiğini açıkladı. Bu hem Esad’ın hem de muhaliflerinin müzakere şevkini kırdı, zira Esad’ın görevi bırakmaya niyeti yoktu ve muhalifleri Washington’un işi bitirmesini bekliyordu.

Obama yönetimi, ihtilafı bir ahlak meselesi olarak sunarken kötü adamların bol olduğu bir ortamda taraf seçti. İsyancı güçlerin desteklenmesi İslam Devleti’nin yükselişinin önünü açtı. ABD, 11 Eylül’de binlerce Amerikalı sivilin ölümünden sorumlu olan El Kaide’nin yerel koluyla bile ittifak kurdu. Washington’un tek başarısı, ortaya çıkmasına yardım ettiği kötücül güçleri yenmeleri için Suriye’deki Kürtlere yardım etmesi oldu.

ABD’nin bu çatışmada ciddi bir çıkarı yoktu. Suriye uzun süredir Moskova’nın müttefikiydi ve Amerika’ya, hatta ezici bir askeri üstünlüğe sahip olan İsrail’e karşı herhangi bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya ve İran’ın Esad’ın hayatta kalmasında, Amerika’nın Esad’ın devrilmesinde olduğundan çok daha fazla çıkarı vardı.

Esad zalim bir haydut ama Amerika’nın Ortadoğu’daki müttefiklerinin çoğu da öyle. Arap halklarını özgürleştirmek, diğer ülkelerin yanı sıra Mısır, Suudi Arabistan ve Bahreyn’deki gaddar otokrasileri destekleyen Washington için hiçbir zaman öncelik olmadı. ABD, İran’ı işgal ettikten sonra Irak’ın Saddam Hüseyin’ine bile yardım etti. Washington, bundan evvel de İran Şahı ile müttefikti.

Suriye’deki çatışma IŞİD’in rolünü öne çıkarmış olsa da IŞİD’in amacı Amerika’ya saldırmak değil, Ortadoğu’da bir “halifelik” ya da devlet kurmaktı. Dolayısıyla bu örgüte bölgedeki her ülke karşı çıktı. Dahası, daha önce de belirtildiği üzere Washington’un Esad’ı devirme çabası İslam Devleti’ni güçlendirdi.

Savaş istikrarsızlaştırıcıydı ama ABD’nin müdahalesi, istikrarlı ve demokratik bir hükümet kurmak bir yana, Esad’ı devirmeden çatışmaları uzattı. Washington’un başka bölgelerdeki tutumu IŞİD’inkinden çok daha yıkıcıydı. II. Bush yönetimi Irak’ı havaya uçurdu ve İslam Devleti’ne dönüşen Irak El Kaidesine karşı mağlup oldu. Obama yönetimi, Libya’da Muammer Kaddafi’nin devrilmesine ön ayak olarak on yıl süren inişli çıkışlı çatışmaları tetikledi.

Amerika’nın Suriye’ye müdahalesi bugün hiçbir anlam ifade etmiyor. New York Times muhabiri Edward Wong’a göre; “Çok az insan bu konuda konuşmaktan hazzediyor ama ABD, yıllardır Irak ve Suriye’de İran ile bir vekalet savaşı yürütüyor. […] Arada bir çatışma şiddet kamuoyunun gözleri önüne seriliyor”. Ve Amerikalılar ölüyor. Tek iyi haber, İran destekli milislerin yıllar içinde gerçekleştirdiği 70’den fazla saldırı düşünüldüğünde kayıpların az olması.

Başkan Donald Trump, Suriye’den çekilmek istedi ama Trump yönetiminin güvenini, Amerika’nın askeri varlığı konusunda Başkan’ı yanıltarak anlaşılmaz bir şekilde boşa çıkaran, “asla yılmayan” Büyükelçi James Jeffrey gibiler tarafından engellendi. Jeffrey’in dürüst olmayan politikası başarısızlıkla sonuçlanınca, zaten yoksulluk içinde olan Suriye halkına yönelik ekonomik yaptırımlara destek verdi ve bunları Rusya için bir “bataklık” yaratma aracı olarak değerlendirdi. Moskova bunu fark etmemiş gibi görünse de Suriye halkı büyük acılar çekmeye devam ediyor.

Suriye ile ilgilenmekle görevlendirilen bir diğer eski diplomat Joel Rayburn de Washington’un yol açtığı ekonomik yıkım karşısında bayram etmiş görünüyor, paylaştığı tweet: “Esad’ın ekonomisi ve devleti çöküyor: Yakıt yok, elektrik yok, ticaret yok, sokaklar bomboş. Esad, sadece maaşları/faturaları ödemek için para basıyor. Sonuç: Enflasyon temel ihtiyaçları karşılanamaz hale getirdi. Lira, dolar başına 5 bin 900’e düştü ve ithalatı imkânsız hale getirdi”. İnsanın aklına Madeleine Albright’ın Irak’a uygulanan yaptırımların insani maliyeti sorulduğunda verdiği duygusuz yanıt geliyor: “Bedelinin buna değdiğini düşünüyoruz”.

Jeffrey’in halkı cezalandırmanın on yıl süren iç savaştan sağ çıkan Esad’ı gitmeye zorlayacağı iddiası gülünç olmanın ötesinde. Suriye’ye uygulanan yaptırımların, hedef hükümetin tavırlarını değiştirmede İran’a uygulananlardan daha etkili olmadığı ispatlandı. Daha da inandırıcı olmayan bir şekilde yönetim, siyasi müzakerelerin Esad’ı gitmeye zorlayabileceğini düşünmeye devam ediyor.

Galiba Amerikalılar açısından en kötüsü, ilk olarak 2015 yılında gelen 900 kadar Amerikan askeri personeli ve yüzlerce sözleşmelinin Suriye’nin kuzeydoğusunda görev yapmaya devam ediyor olması. Kongre’nin onayı dışında oradalar ve Suriye petrolünü yağmalıyorlar. Ve Suriye, Türkiye, İran ve Rus güçlerinin saldırılarına maruz kalıyorlar.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, Amerikalıların “IŞİD’in mutlak bir yenilgiye uğratılması ve bölgedeki dost ve müttefiklerimizi desteklemeye devam edilmesi” konusunda kararlı olduklarını açıkladı. Biden yönetiminden bir yetkili ise, “insani acıların azaltılması, insani erişimin genişletilmesi, IŞİD’e karşı harekatın sürdürülmesi ve Suriye’deki çatışmada rejim ve diğer aktörler tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlallerine karşı hoşgörüsüzlüğümüzün açıkça ortaya konulması” hedeflerini ortaya koydu.

Fakat savunma önceliklerine göre dört yıl önce “halifeliğini” kaybeden İslam Devleti’nden geriye kalanlar, “kayda değer miktarda fazladan bölgeyi ele geçirme ve elde tutma kabiliyetinden ve kaynaklarından yoksun”. Sonuç olarak mevcut durum “makul olarak beklenebilecek zafere en yakın durum”. Başkan’ın başka bir ülkeyi istila etme, kalıcı olarak işgal etme ve bir zamanlar düşman bir güç vardı diye sonsuza kadar savaş açma yetkisi yok. Müttefiklerin, dostların, insani yardımın ve insan haklarının tahkim edilmesi de savaş açması konusunda anayasal gerekçeler değil.

Şam, yasal hakkı olmasına rağmen ABD ordusuyla karşı karşıya gelmemeyi tercih etti. Beş yıl önce Rusya’nın yarı resmi Vagner Grubu’nun feci askeri saldırısından sonra Moskova da doğrudan temastan kaçındı, ancak uçakları düzenli olarak Amerikan güçlerinin üzerinde vızıldıyor; ne de olsa hava sahası Suriye’nin, Amerika’nın değil. Buna karşılık İran destekli güçler, geçen hafta olduğu gibi füze ve insansız hava araçlarıyla ABD tesislerini ve personelini düzenli olarak vuruyor.

Yönetim, askeri müdahalesine dair çok söz söyledi. Savunma Bakanı Lloyd Austin, göze görkem bir açıklama yaptı: “Hiçbir örgütün askerlerimize saldırısı cezasız kalmayacak”. Başkan, yönetimin “halkımızı korumak için güçlü bir şekilde harekete geçmeye” hazır olduğunu iddia etti. Elbette bunu yapmanın en iyi yolu onları Suriye’den çıkarmak olur. Şimdiye dek yönetimin misillemeleri ABD üslerine yönelik saldırıları caydırmadı ve bu da müzmin şahinlerin daha sert bir eylem, “sert ve ölümcül yanıt” taleplerini tetikledi.

Fakat Başkan’ın, Amerikalılara ateş açtığından şüphelenilse bile çeşitli yabancı güçlere karşı tek taraflı olarak savaş açma konusunda yasal bir yetkisi yok. Anayasa yürütmenin saldırılara karşı savunma yapmasına izin verir, ancak başkanlar rutin olarak bu sınırlamanın çok ötesine geçtiler. Biden’ın saldırısı gibi daha doğru bir ifadeyle misilleme olarak adlandırılan eylemler Kongre’nin onayını gerektirir. Thomas Jefferson şöyle yazmıştı: “Eğer durum misilleme gerektirecek kadar önemliyse ve bu adım için olgunlaşmışsa, Kongre bu adımı atmaya çağrılmalı, misilleme hakkı anayasa tarafından yürütmeye değil, açık biçimde onlara verildi”. Ancak karar alıcılar herhangi bir askeri müdahalede sorumluluk almadan hiç hoşlanmıyor. Temsilciler Meclisi üyeleri kısa bir süre önce ABD işgalini sona erdirmeye yönelik çift taraflı çabayı engelledi ama hala kalmak için yasal bir yetki vermeyi reddediyorlar.

Amerikalılar haklı olarak on yılı aşkın bir süredir çatışmalarla boğuşan uzak bir Ortadoğu ülkesini yasa dışı olarak işgal etmek gibi aptalca, hatta anlamsız maksatlar uğruna verilen sonu gelmeyen savaşlardan bıkmış haldeler. Kalmaya yönelik tek argüman, batık maliyet safsatası. Bu kadar çok yatırım yaptıktan sonra birbirini izleyen yönetimler, birileri başarıya ulaştığını iddia edene kadar kalmaya kararlı ki bu sonsuza kadar ya da daha uzun sürebilir.

Ancak beklemek isteyen başka kimse yok. Rusya, Ankara ile Şam arasında Türkiye’nin çekilmesi ve Suriye’nin sınırlarının kontrolünü yeniden ele geçirmesiyle sonuçlanabilecek müzakereleri teşvik etti. Suriyeli Kürtler ve Esad hükümeti arasında bir modus vivendi ülkeyi yeniden birleştirebilir, Kürtlerin özerkliğini bir ölçüde koruyabilir ve Şam’ın Tahran’a daha az bel bağlamasını sağlayabilir.

Son olarak Körfez monarşileri Esad hükümetiyle diplomatik ilişkilerini yeniden kurma yolunda ilerliyor. Nitekim Esad kısa süre önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı ikinci ziyaretten de döndü. Sırada Suudi Arabistan olabilir ki bu da kısa süre önce Tahran ve Riyad arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulduğunun açıklanmasıyla uyumlu, bölgesel barışa yönelik henüz kırılgan olsa da memnuniyet verici bir adım olacak.

Doğal olarak Washington, müttefiklerinin kendi emirlerine karşı gelmesine öfkeleniyor. Bugünkü başarısız politikanın baş mimarları olan iki eski yetkili, Biden yönetiminden Suriye’nin komşularının Amerika’nın pisliğini temizlemesini engellemek için bir şeyler yapmasını talep eden bir açıklama yayımladı. Kendi kendileriyle alay edercesine şunu söylediler: “Rejimin normalleşmesine sadece lafta karşı çıkmak yeterli değil, zira buna zımnen izin vermek dar görüşlülüktür ve bölgesel güvenlik ve istikrar umutlarına zarar verir”.

ABD, son yirmi yılda Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarının altını oymak için herkesten fazla şey yaptı. Washington askeri olarak geri adım atmalı ve Suriye’yi komşularına bırakmalı. İlişkilerini yeniden kurmalarına, yardım teklif etmelerine ve siyasi reformlar yapmalarına izin vermeli. Yönetim ayrıca Suriye halkına yönelik ekonomik yaptırımlardan da vazgeçmeli ve Kongre’ye de aynı şekilde davranması için baskı yapmalı. ABD, rejim liderlerini ve güvenlik kurumlarını cezalandırmaya devam ederken halkın geri kalanının uzun bir toparlanma ve yeniden inşa sürecine başlamasına imkân tanıyabilir.

Amerika Suriye’de savaş halinde. Peki neden? Başkan Biden, “ABD İran ile savaş peşinde değil, altını çiziyorum, değil” diyor. O halde tüm Amerikan güçlerini Suriye’den çekmeli. Amerikan varlığının devam etmesi için hiçbir gerekçe yok. Gereksiz, ilan edilmemiş ve sonsuza dek sürecek bir savaşı daha sona erdirmenin zamanı geldi.

DÜNYA BASINI

Batı basını, Putin’in Çin ziyaretini nasıl değerlendirdi?

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı’nın Çin ziyareti yabancı basında en çok tartışılan gündem maddeleri arasına girdi. Gazeteler, iki lider arasındaki yakın kişisel ilişkileri ve Çin’in Batı ile ilişkilerinde kendisine pek çok sorun çıkaran ‘sınır tanımayan dostluk’ taahhüdü üzerine spekülasyonlarda bulundu.

Wall Street Journal:

“Çin lideri Xi Jinping’e göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD egemenliğindeki dünya düzeniyle mücadelede faydalı bir ortak. Ancak bu ilişki Çin açısından zahmetli, zira ABD’li ve Avrupalı yetkililer Çin’i Rusya’nın ordusunu yeniden inşa etmesine yardım etmemesi konusunda uyarmıştı.

İki lider, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya girmesinden kısa bir süre önce ‘sınır tanımayan dostluk’ ilan etti. O zamandan bu yana Çin, Rus ekonomisine can simidi atmış olsa da daha az genişlemiş durumda. Putin, Rusya’nın Batı’nın kendisini tecrit etme çabalarına direnmesine yardımcı olan bu desteği genişletmek isteyecektir. Üstelik bu ziyaret, Rusya halkına hala etkili dostları olduğunu göstermesine de olanak sağlayacak…

Putin’in Çin’in kuzeydoğusuna yaptığı ziyaret, Ukrayna’daki çatışmaların patlak vermesinden bu yana Rusya’nın özellikle yakınlaştığı Kuzey Kore’yi de ziyaret edebileceği yönündeki spekülasyonları artırdı. Bu, Rusya’nın Kuzey Kore ile artan bağları Çin’de bazı rahatsızlıklara neden oldu.”

Le Temps:

“Bu iki adam hiç ayrı düşmeyecek gibi görünüyor. Bu, 2012’den bu yana devlet başkanları olarak gerçekleştirdikleri 43. görüşme. Çin Devlet Başkanı için bu sayı Hintli mevkidaşlarının iki katı, Japon mevkidaşlarının dört katı ve ABD başkanları ya da Avrupalı yetkililerden çok daha fazla yüz yüze görüşme anlamına geliyor. İki ülke arasındaki ilişkiler Stalin döneminden bu yana hiç bu kadar sıcak olmamıştı.”

Le Figaro:

“Xi Jinping en iyisini sona sakladı. Çin Devlet Başkanı, perşembe günü ‘eski dostunu’ kabul etti. Vladimir Putin, Elysee Sarayı’nda Emmanuel Macron’a gülümsemesinden sadece on gün sonra Pekin’de… Yeni ‘seçilmiş’ Rusya Devlet Başkanı onuruna düzenlenen bu iki günlük resmi ziyaret, Ukrayna’daki savaşın arifesinde iki güç merkezi arasında kurulan ‘sınır tanımayan ortaklığın’ gücünü teyit etmeli ve tarafsızlık görüntüsünü korumaya çalışan ikinci dünya gücünün sempatilerine parlak bir ışık tutmalı.”

Sueddeutsche Zeitung:

“Devlet Başkanı Xi, Putin ile yaptığı görüşmede Avrupa’da barış arzusunu vurguladı. Putin müzakere isteğini yineledi. Ancak belli ki sonuç hakkında kendi fikirleri var. Pekin, Rusya’nın yer almadığı İsviçre’deki barış konferansına katılmayı henüz kabul etmedi. İyi ilişkileri ve Moskova üzerindeki etkisi nedeniyle Çin belirleyici bir katılımcı olarak görülüyor. Ancak Rusya bununla pek ilgilenmiyor.”

Les Echos:

“Ukrayna’daki savaş için destek arayan Rusya Devlet Başkanı, mart ayında yeniden seçilmesinden bu yana ilk yurt dışı gezisini Çin’e yaptı. Çinli mevkidaşı da geçen yıl aynı şeyi yaptı ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından kısa bir süre önce Şubat 2022’de imzalanan ‘sınır tanımayan’ dostluğu daha da pekiştirmek istercesine, eşi benzeri görülmemiş bir üçüncü dönem için göreve başlamasından kısa bir süre sonra Moskova’yı ziyaret etti.

Eğer Vladimir Putin, ‘sınır tanımayan dostluğu’ test etmeye geldiyse, Xi Jinping de Rusya’ya desteğini azaltması için Batı’nın artan baskısı altında bir ipte yürümek zorunda.

Pekin, Rusya ile stratejik ortaklığının ‘en önemli’ ortaklık olduğunu düşünüyor ancak Çin’in durgun ekonomisini canlandırabilecek kilit bir ticaret ortağı olan Avrupa’dan daha fazla uzaklaşmak istemiyor. Pekin aynı zamanda ABD ile olan ilişkilerini de zor da olsa istikrara kavuşturmaya çalışıyor.

Aslında Rusya ile ‘sınır tanımayan dostluğun’ hala sınırları var: Çin, Rusya’ya doğrudan silah tedarik ederek kırmızı çizgiyi aşmayı reddediyor. Washington’un baskısı altında, birkaç küçük Çin bankası yakın zamanda Rus müşterileriyle olan işlemlerini durdurdu ya da azalttı. Çin, devasa Sibirya’nın Gücü-2 doğalgaz boru hattı projesine ilişkin nihai anlaşmayı geciktirmeye devam ediyor. Ancak Kim Jong-un’un uluslararası alanda dışlanan Kuzey Kore’si, sorgusuz sualsiz Rusya ile askeri iş birliğini artırıyor ve Batı tarafından Ukrayna’daki savaş için mühimmat tedarik etmekle suçlanıyor. Vladimir Putin, Asya turu sırasında Pyongyang’ı ziyaret ederek bu desteği takdir edebilir.”

Der Spiegel:

“Çin Devlet Başkanı Xi, Pekin’de ‘eski dostunu’ kabul etti. Putin. İki devlet başkanı karşılıklı iltifatlarda bulunurken aynı zamanda Batı’ya karşı ittifaklarını güçlendirmek istiyorlar. İki günlük ziyaret öncelikle ilişkilerin kalitesini kamuoyuna göstermeyi amaçlıyor. Berlin merkezli bir Çin araştırma enstitüsü olan Merics’in analistlerinden Helena Legarda, ‘Moskova ile Pekin, bu vesileyle yakın ortaklıklarını ve küresel düzeni reforme etme ve ABD’ye karşı bir kutup oluşturma yönündeki ortak hedeflerini vurguluyor’ diyor.

Elbette Putin için öncelikle Batı’ya karşı ittifakı güçlendirmek önemli. Bir yandan böyle bir uyum, Moskova’nın yalnız olmadığını göstermek için dünyanın geri kalanına bir jest olarak önemli.”

Neue Zuercher Zeitung:

“Rusya Devlet Başkanı, Çin’de harika bir şekilde karşılanıyor. Kremlin, Ukrayna’daki çatışmalarda büyük komşusu Çin kadar başka hiçbir ülkeye güvenmiyor. Daha Şubat 2022’de, Ukrayna’daki çatışmalar başlamadan birkaç gün önce Vladimir Putin ve Xi Jinping ‘sınır tanımayan dostluk’ yemini etmişlerdi. Şimdi iki devlet başkanının iki ülke arasındaki ilişkileri daha da yüksek bir seviyeye taşımak istedikleri anlaşılıyor. Uzmanlara göre, ikili ilişkilerin gelişimi (çatışmanın) gidişatına bağlı.

Pekin’deki Çin Halk Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler uzmanı olan Shi Yinhong, ‘Rusya daha fazla ilerleme kaydederse, ilişkiler daha da derinleşecektir’ dedi.

Xi’nin gözünde Rusya’nın Ukrayna’ya karşı kazanacağı bir zafer, Çin’in başlıca rakibi olan ABD için bir yenilgi anlamına gelecektir. İşte bu yüzden Çin,Ukrayna savaşında Putin’i destekliyor. Fakat Çin, Rusya’yı destekleme konusunda ihtiyatlı davranmak zorunda… Çin yönetimi, ABD’nin Çin bankalarının dolar ödemelerini kesmesinden korkuyor. Bu nedenle Çin hükümeti, büyük Çin bankalarının Rusya ile iş yapmadığından emin olmak için yakından izliyor.”

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Çin ziyareti başladı: ‘Kapsamlı ortaklığın derinleştirilmesi’ mesajı

Okumaya Devam Et

DÜNYA BASINI

WSJ: İsrail Refah’a saldırsa da Hamas, Gazze’de varlığını sürdürecek

Yayınlanma

İsrail, Hamas’ın son kalesi olarak ilan ettiği Refah’a uluslararası baskılara rağmen geniş çaplı saldırıya hazırlanırken diğer yandan Hamas’tan temizlediğini ilan ettiği Gazze’nin diğer bölgelerinde Hamas saldırılarıyla boğuşuyor. Dün Cibaliya Mülteci Kampı’nda İsrail’e göre 5, Hamas’a göre 12 İsrail askeri öldürüldü. Temizlendiği iddia edilen bölgelerde Hamas’ın yeniden “dirilmesi” İsrail içinde siyasi bölünmelere de yol açıyor.

Aşağıda çevirisini okuyacağınız haber, güncel gelişmeler ışığında Netanyahu’nun “Hamas’ı ortadan kaldırma” hedefinin neden mümkün olmadığına odaklanıyor:

***

WSJ: Hamas’ın gerilla taktiklerine geçişi İsrail için sonsuz savaş tehlikesini artırıyor

İslamcı militan grup, vur-kaç taktiklerini ve daha küçük savaşçı gruplarını kullanarak ‘yıllarca olmasa bile aylarca’ savaşabileceğini gösteriyor.

Jared Malsin ve Summer Said

Savaşın üzerinden yedi ay geçmesine rağmen Hamas yenilmekten çok uzak ve bu durum İsrail’de sonsuza dek sürecek bir savaşa girdiği korkusunu körüklüyor.

ABD tarafından terörist ilan edilen grup, tünel ağını, küçük savaşçı hücrelerini ve geniş toplumsal etkisini sadece hayatta kalmak için değil, İsrail güçlerini taciz etmek için de kullanıyor. Cibaliya’da savaşan 98. komando tümeninden bir İsrailli yedek asker, Hamas’ın daha agresif saldırdığını, evlerde barınan askerlere ve İsrail askeri araçlarına her gün daha fazla tanksavar füzesi ateşlediğini söyledi.

Hamas’ın dayanıklılığı, Filistinli İslamcı grubun tamamen yok edilmesinin temel savaş hedeflerinden biri olduğunu söyleyen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için stratejik bir sorun teşkil ediyor. İsrail’in Hamas’ın yerini almak için inandırıcı bir planı olmadığı ve ordunun elde ettiği kazanımların azalacağı endişesi güvenlik kurumları da dahil İsrail içinde giderek artıyor.

Görgü tanıklarına göre İsrail ordusu, Hamas’ın son kalesi olarak ilan ettiği Refah’a tank ve asker sevk ederken Hamas da Gazze’nin kuzeyindeki İsrail güçlerine bir dizi vur-kaç saldırısı düzenledi. İsrail salı günü yaptığı açıklamada, düzinelerce militanla girdiği çatışmalarda destek için tank birlikleri çağırdığını ve Gazze’nin merkezinde Hamas’ın savaş odası olarak adlandırdığı bir yer de dahil 100’den fazla hedefi havadan vurduğunu söylerken, nispeten sessiz olan bölgeler savaş alanına dönüştü.

Bir çatışma çözümü kuruluşu olan International Crisis Group’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika programı başkanı Joost Hiltermann “Hamas Gazze’nin her yerinde. Hamas yenilmiş olmaktan çok uzak” dedi.

Bunun sonucu olarak İsrail de Netanyahu’nun tam zafer hedefine ulaşmaktan uzak görünüyor. Mevcut ve eski İsrailli askeri yetkililere ve ABD istihbarat tahminlerine göre, İsrail Refah’a geniş çaplı bir saldırı düzenlese de düzenlemese de Hamas’ın hayatta kalması ve Gazze’nin diğer bölgelerinde varlığını sürdürmesi muhtemel.

Netanyahu pazartesi günü yaptığı açıklamada Hamas’ın 7 Ekim saldırısına atıfta bulunarak, “Hamas terör rejiminin çöküşünü sağlayana kadar durmayacağız. Saldırıyı düzenleyenlerden sonuncusuna kadar intikam alacağız” dedi.

İsrail başbakanlık ofisi Hamas’ın Gazze’de yeniden ortaya çıkışıyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

İsrailli yetkililere göre çoğu sivil bin 200 kişinin ölümüne yol açan 7 Ekim saldırılarının emrini veren Hamas’ın Gazze’deki en üst düzey lideri Yahya Sinvar’ın, örgütün Gazze’nin altındaki tünellerinde saklanarak İsrail saldırısından kurtulmayı başarması da zorlukları artırıyor. Tünel ağının beklenenden daha geniş olduğu ortaya çıktı ve daha önce deniz suyuyla doldurmayı denedikten sonra patlayıcı kullanarak tünelleri temizlemeye çalışan İsrail ordusu için özel bir zorluk olarak önünde duruyor.

Grubun uzun vadede savaştan sağ çıkabileceğine olan inancını yansıtan Sinvar, ateşkes görüşmelerindeki arabuluculara Hamas’ın Refah’ta savaşa hazır olduğu ve Netanyahu’nun Hamas’ı dağıtabileceğine olan inancının saflık olduğu mesajını iletti.

Bir Arap müzakereci Sinvar için “O her zaman Hamas’ın hâlâ komutada olduğunu ve savaş alanını terk etmediklerini ve aylarca, hatta yıllarca devam edebileceklerini göstermek istedi” dedi.

Hamas tünellerini, savaşçılarını ve silah stoklarını kullanarak 2006’da parlamento seçimlerini kazanıp 2007’de askeri olarak yönetimi ele geçirdiğinden beri Gazze Şeridi’nin hükümeti olarak hareket eden bir gruptan gerilla savaş gücüne dönüştü.

Bu değişim kısmen grubun 1980’lerdeki ilk Filistin intifadası ya da ayaklanması sırasında Batı Şeria ve Gazze’deki İsrail askeri işgaline karşı muhalefeti örgütleyen bir grup olarak köklerine dönüşünü yansıtıyor. Gazze’deki güvenlik analistleri ve tanıklara göre, mevcut savaşta bu, vur-kaç taktikleri kullanmak ve daha küçük savaşçı grupları halinde faaliyet göstermek anlamına geliyor.

Grup savaşma konusunda isteksiz olduğuna dair hiçbir işaret göstermedi. İsrail ateşkes görüşmelerinin son turunda, ilerleme kaydedilmemesi halinde, Hamas’a taleplerini yumuşatması için baskı yapmak amacıyla bir milyondan fazla yerinden edilmiş Filistinlinin barındığı Refah’a gireceği uyarısında bulundu. Hamas yetkilileri, müzakerecilere ateşkese varmak için yeterince esneklik gösterdiklerini ve Netanyahu’nun Refah’ı işgal etme tehditlerine göz yummayacaklarını söyledi.

Üst düzey Hamas yetkilisi Musa Ebu Marzuk, 6 Mayıs’ta Dubai merkezli MBC kanalına verdiği mülakatta “İsrail Refah’a saldırmakla tehdit ediyor ve operasyonlarını orada bitirmeleri gerektiğini söylüyor. Sizi kim durduruyor? Devam edin, saldırınızı gerçekleştirin ve işinizi bitirin” dedi.

Arap müzakereci, ateşkes görüşmelerinin kilit anlarında Sinvar’ın bazen ateş açmayı tercih ettiğini söyledi. Son görüşmeler, Hamas’ın insani yardım için önemli bir sınır kapısına saldırarak dört İsrail askerini öldürmesiyle sekteye uğradı.

Filistinli yetkililere göre savaşın başlamasından bu yana Gazze’de çoğu sivil 35 binden fazla kişi öldürüldü. Bu sayı Hamas savaşçıları ve siviller arasında ayrım yapmıyor.

İsrail geçen yıl Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırılarına karşılık kuzey Gazze’yi işgal ettiğinde, İsrailli askeri yetkililer kendilerine kuzey Gazze’den başlayarak şeridin bazı bölgelerini Hamas militanlarından temizleme talimatı verildiğini, ancak İsrail güçleri çekildikten sonra bu bölgelerin kontrolünü kimin alacağına dair bir plan yapılmadığını söyledi. İsrail bu yılın başlarında Gazze’nin orta ve güney kesimlerindeki operasyonlara ağırlık verdiğinden güçlerinin büyük bir kısmını kuzey Gazze’den çekmiş ve Hamas’ın yeniden nüfuz kazanması için bir açık kapı bırakmıştı.

Bazı İsrailli güvenlik yetkilileri ve analistler Netanyahu hükümetini Hamas’ın yerini alacak bir otorite için plan yapmamakla suçladı. Diğerleri ise Hamas’ın İsrail ordusuyla işbirliği yapan herkese saldırmakla tehdit ettiği savaşın ortasında alternatif bir Filistin hükümeti kurmanın mümkün olup olmadığını sorguladı.

İsrail askeri sözcüsü Daniel Hagari salı günü yaptığı açıklamada “Hamas’ın yerini neyin alacağına gelince, Hamas’a alternatif bir yönetimin Hamas üzerinde baskı yaratacağına şüphe yok, ancak bu siyasi kademenin yanıtlayacağı bir soru” dedi.

Cibaliya, İsrail’in son günlerde Hamas savaşçılarından temizlemek üzere kuvvet gönderdiği bölgelerden biriydi. İsrail ordusu daha önce de Gazze’nin kuzeyinde örgütün komuta yapılarını çökerttiğini açıklamıştı.

ABD’li yetkililer, İsrail ordusunun kuzeye dönme ihtiyacından endişe duyduklarını belirterek, Biden yönetiminin uzun süredir savaş sonrası bir yönetim planı istediğini kaydetti. ABD’li bir savunma yetkilisi, çatışmaların yeniden başlamasının ordunun orada yaşayan Filistinliler için yeterince çaba göstermediğini ve Hamas ile diğer militanlara geri dönmeleri için alan açtığını gösterdiğini söyledi.

Netanyahu Gazze’de Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi ile çalışmayı reddediyor ve yönetimi Filistinli militan grupları desteklemekle suçluyor.

Hamas ise Gazze’nin bazı bölgelerinde fiili yönetim rolünden vazgeçmiş değil ve militanlarını üniformasız gönderiyor. İsrailli yetkililer Hamas’ın, Hamas liderliğindeki içişleri bakanlığının kontrolü altındaki polis ve sivil savunma organları aracılığıyla nüfuzunu yeniden güçlendirdiğini düşünüyor. Grup aynı zamanda toplumsal bir hareket olarak da varlığını sürdürüyor.

İsrail askeri istihbaratının eski başkanlarından Tümgeneral Tamir Hayman, “Terör faaliyetlerini azaltsanız bile toplumsal yapılar, İslami kardeşlik duygusu, ideolojik ve dini unsurlar hâlâ var. Bu kökten kazınabilecek bir şey değil” dedi.

-Bu makaleye Anat Peled, Fatima AbdulKarim ve Nancy A. Youssef katkıda bulundu.

Okumaya Devam Et

DÜNYA BASINI

Riyad, mega projelerinin ölçeğini küçültüyor

Yayınlanma

Suudi Arabistan maliyetlerinin 1 trilyon doları aşacağı tahmin edilen mega projelerini finansman sıkıntısı nedeniyle yeniden gözden geçiyor. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Riyad’ın Vizyon 2030 kapsamındaki dünyanın en büyük petrol üretici için bile iddialı olan projelerin son durumuna odaklanıyor:  

***

Suudi Arabistan amiral gemisi projelerinin maliyeti konusunda zorlu seçimlerle boğuşuyor

Riyad önceliklerini ve sayısız yatırımını en iyi şekilde nasıl finanse edeceğini yeniden gözden geçirirken The Line projesi küçüldü.

Ahmed Al Omran

Muhammed bin Selman 2017’de, Suudi Arabistan’ı, beraberindeki gösterişten yararlanmak isteyen finansçılar ve şirketler için bir mıknatıs haline getiren kapsamlı ekonomik çeşitlendirme planını “Sınır gökyüzüdür” diyerek ilan etti.

Ancak Veliaht Prens’in planları, iddialı Vizyon 2030 programı orta noktasına ulaşmasıyla birlikte, yerel projeler ve küresel finans yoluyla dalgalanabilecek dış harcamalar üzerindeki yansımalarıyla birlikte bir gerçeklik kontrolüyle karşı karşıya.

Doğrudan yabancı yatırımların beklentilerin altında kalması ve küresel faiz oranlarının hala yüksek olması nedeniyle, krallığın liderleri önceliklerini ve sayısız yatırımlarını en iyi nasıl finanse edeceklerini yeniden gözden geçiriyor.

Planlar hakkında bilgi sahibi kişiler, The Line adı verilen bir “yatay şehir” planını da içeren fütüristik bir bölge olan Neom’daki inşaatın açıklanandan daha küçük olacağını, Riyad’ın nüfusunu 15 milyona çıkarma hedefinin ise 10 milyona düşürüldüğünü söyledi.

The Line’ın 170 km boyunca uzanması ve sonunda 1,5 milyon kişiye ev sahipliği yapması planlanıyordu, ancak proje yetkilileri kısa süre önce ziyaretçilere, “ilk modüle” öncelik verdiklerini ve bu modülün çok daha kısa olacağını ve bu sayının çok azını barındıracağını söyledi.

Planın arkasındaki devlet varlık fonu olan Kamu Yatırım Fonu’nun düşünce tarzına aşina bir kişi, Prens Muhammed’in hangi projelerin ilerlemesi gerektiği ve hangilerinin bekleyebileceği konusunda “bazı zorlu konuşmalar yapmaya hazır olabileceğini” söyledi.

IMF’nin Suudi Arabistan misyonu başkanı Amine Mati, “Yetkililerin bunun bilincinde olduğunu düşünüyorum,” dedi: “Bazı harcamaların ertelenmesinin gerekip gerekmediğini değerlendirmek için yeniden ayarlama yapıyorlar.”

IMF’nin bu yıl %2,6 olarak tahmin ettiği GSYH’nin 2025’te %6’ya yükseleceği öngörüsüyle ülke ekonomisi hala iyi performans gösteriyor. Hükümet, ekonomik reformların performansını değerlendirirken kilit bir gösterge olarak gördüğü petrol dışı büyümenin orta vadede yüzde 5’in üzerinde olmasını bekliyor.

Geçen ay Riyad’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu etkinliğinde konuşan Suudi Arabistan yetkilileri de iyimser olmaya çalışırken finansman konusunda “zorluklar” olduğunu ve yerel bankaların likiditesinde sıkışma yaşandığını kabul ettiler.

Maliye Bakanı Mohammed el-Jadaan etkinlikte “Egomuz yok” dedi: “Rotayı değiştireceğiz, ayarlamalar yapacağız, bazı projeleri uzatacağız, bazı projelerin ölçeğini küçülteceğiz, bazı projeleri hızlandıracağız.”

Yetkililer hangi projelerin Jadaan’ın listelediği farklı kategorilere yerleştirileceğini söylemedi, ancak bu tür bir karar, borçlanma limitlerinden İsrail’in Gazze’deki savaşını sona erdirmek ve bölgesel istikrarı sağlamak için diplomatik çabaların bir parçası olarak dış yardım için ne kadar harcayabileceklerine kadar kritik seçimler üzerinde etkili olacak.

Ekonomiyi çeşitlendirmek ve madencilik, turizm ve eğlence gibi yeni sektörlerin kilidini açmak için üstlenilen farklı projeler arasında, Neom muhtemelen Prens Muhammed ile en yakından ilişkili ve en iddialı olanı.

Neom, The Line ve Sindalah tatil adası için mevcut planlara ek olarak Ekim ayından bu yana Akabe Körfezi’nde bir düzine farklı proje açıkladı. Özel bölge başlangıçta 500 milyar dolarlık bir proje olarak lanse edilmişti, ancak bankacılar ve analistler maliyetlerin çok daha yüksek olacağını söylüyor.

Neom’un nihai olarak ne getireceği konusunda uzun zamandır kuşkular vardı ve birçok analist planların her zaman aşırı iddialı olduğuna inanıyordu. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olsa bile Suudi Arabistan’ın son yıllarda açıkladığı ve maliyetlerinin 1 trilyon doları aşacağı tahmin edilen tüm projeleri nasıl finanse edeceğine dair sorular vardı.

Suudi Varlık Fonu, Prens Muhammed’in hırsları için ana araç haline geldi. Yönetiminde 925 milyar dolarlık varlık bulunan fonun diğer girişimleri arasında küp şeklinde bir gayrimenkul geliştirme ve başkent Riyad’da bu ay açılışı yapılan bölgenin en büyük su parkını da içeren bir eğlence kompleksi yer alıyor.

Varlık Fonu büyük ölçüde hükümetin nakit transferleri, borçlar, portföy şirketlerinden elde edilen gelirler ve özelleştirmelerle finanse ediliyor. Saudi Aramco’nun özelleştirilmesinin ana alıcısı oldu ve o zamandan beri devlet petrol şirketinin hisselerinin yüzde 12’sini devraldı. Bankacılar Saudi Aramco’nun bir başka hisse satışının Varlık Fonu’nun kasasını desteklemek için kullanılabileceğini düşünüyor.

Suudi Arabistan yakın zamanda önemli yatırımlar gerektirecek birkaç büyük etkinliğe ev sahipliği yapma hakkı kazandı.

Krallık 2024 Asya Futbol Kupası ve Expo 2030’a ev sahipliği yapacak ve 2034 FİFA Dünya Kupası için tek teklif veren ülke oldu. Ayrıca 2029 Asya Kış Oyunları’na ev sahipliği yapmak için bir kayak merkezinin parçası olarak tatlı su gölü geliştirmek üzere İtalyan WeBuild ile 4.7 milyar dolarlık bir sözleşme imzalandı.

Uluslararası bir bankacı “Her şey için yeterli para yok” dedi: “Yatırılan para ile bu yatırımlardan elde edilen getiriler arasında bir boşluk olacak. Bu da soru işaretleri ve şüpheler yaratacak ve şimdiden bazı yatırımları küçültmeye başladılar.”

Açıkça, planların küçültülmesi ilgili her türlü konuşma, krallığın itibarının ve bu tür büyük girişimleri başarma yeteneğinin zedeleneceği korkusuyla hızla reddediliyor

The Line’ın ölçeğinin daraltıldığı iddiası sorulan Ekonomi Bakanı Faysal Ali İbrahim, “Tüm projeler tam gaz ilerliyor. Daha önce benzeri görülmemiş bir şey yapmak için yola çıktık ve yine benzeri görülmemiş bir şey yapıyoruz” dedi.

Suudi Arabistan’ın Dünya Ticaret Örgütü’ne katılma çabalarına öncülük eden eski bir hükümet yetkilisi olan Fawaz Alamy’e göre ülkenin agresif bir şekilde iddialı hedefler peşinde koşması, liderliğin ekonomiyi çeşitlendirme hedeflerinde geride kalındığı ve kaybedilen zamanın telafi edilmesi gerektiği yönündeki telaşından kaynaklanıyor.

Alamy, “Petrol sonsuza dek var olmayacak. Dikkatli olmak [ve] çeşitlendirmek zorundasınız” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English