Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa, Rusya’nın nükleer yakıtından vazgeçemiyor

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Rusya’dan fosil yakıt ithalatını durdurmaya yönelik bir plan sunarken, nükleer yakıt konusunda benzer bir adım atmakta zorlanıyor. Rus devlet şirketi Rosatom’un sektördeki ezici hakimiyeti, 19’u Sovyet yapımı olmak üzere AB’deki reaktörlerin Rus uranyumuna ve teknik hizmetlerine olan bağımlılığı, Brüksel için büyük bir engel teşkil ediyor.

Avrupa Komisyonu, Rusya’dan fosil yakıt ithalatını tamamen sona erdirmek için bir plan açıklamasına rağmen, bir başka kritik enerji kaynağı olan nükleer yakıttan vazgeçmekte büyük zorluk yaşıyor.

Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom’un küresel pazardaki ezici hakimiyeti nedeniyle Brüksel, bu alandaki bağları koparmanın ne kadar süreceğini henüz öngöremiyor.

Avrupa Birliği (AB) topraklarında faaliyette olan 101 nükleer reaktörden 19’u Sovyet tasarımı olan su-su enerji reaktörleri (VVER) tipi.

Birlik, doğal, dönüştürülmüş ve zenginleştirilmiş uranyum tedarikinde yüzde 20 ila yüzde 25 oranında Rusya’ya bağımlı durumda.

Ayrıca, bu reaktörler için sıkça Rusya’dan yedek parça temin ediliyor ve teknik bakım hizmetleri alınıyor.

Rosatom’un pazar hakimiyeti Brüksel’i zorluyor

Bruegel düşünce kuruluşunun iklim ve enerji bölümünden araştırmacı Ben MacWilliams, Financial Times‘a verdiği demeçte, “Teknik açıdan, uranyum söz konusu olduğunda tedarik zinciri çok karmaşık,” ifadelerini kullandı.

Sivil toplum kuruluşu Bellona’dan nükleer enerji danışmanı Dmitriy Gorçakov da, “Rosatom, nükleer pazarın tüm sektörlerindeki en büyük şirketlerden biri,” diyerek bu durumu teyit etti.

Rosatom, küresel uranyum zenginleştirme pazarının yüzde 55’ini elinde bulunduruyor. Bu durum, AB’nin alternatif kaynaklar bulmasını oldukça güçleştiriyor.

Almanya, nükleer enerjiye karşı tutumunu değiştirdi

‘Bağımsızlığın’ maliyeti 241 milyar avro

Bruegel’in verilerine göre, AB 2024 yılında Rusya’ya enerji kaynakları için ödediği 22 milyar avronun sadece 700 milyon avrosunu nükleer yakıt için harcadı.

Ancak MacWilliams, Rusya’dan gelen malzemelerden vazgeçmenin kademeli olmak zorunda olduğunu belirtiyor.

AB yetkilileri, bu süreci önümüzdeki on yılın başına kadar tamamlamayı hedeflese de, Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı belgede, bağımsız bir nükleer enerji sektörü oluşturmanın 241 milyar avro tutarında yatırım gerektireceği uyarısında bulunuldu.

Macaristan ve Slovakya’dan plana sert tepki

Tıpkı petrol ve doğalgazda olduğu gibi, nükleer enerji alanında da Rusya’ya en bağımlı ülkeler Macaristan ve Slovakya.

Macaristan ve Slovakya’nın AB işlerinden sorumlu bakanları, yaptıkları ortak açıklamada, böyle bir adımın “daha yüksek ve istikrarsız fiyatlara” yol açacağını ve enerji arz güvenliklerini tehlikeye atacağını savundu.

VVER tipi reaktörler ayrıca Çekya, Bulgaristan ve Finlandiya’da da faaliyet gösteriyor.

Avrupa Komisyonu, AB’nin Rus nükleer yakıtına olan bağımlılığını sınırlamaya yönelik tedbirler geliştirmeyi planladığını ancak bu tekliflerin ne zaman sunulacağına dair bir tarih vermediğini açıkladı.

Avrupa

Avrupa başkentleri Moskova ile kimin konuşacağı konusunda bölündü

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre Avrupa ülkeleri, Ukrayna müzakerelerinde ABD ve Rusya’nın kendi güvenliklerini ilgilendiren kararları AB olmadan alabileceği endişesiyle Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağını tartışıyor. 

Financial Times’ın (FT) diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupa ülkeleri Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki görüş ayrılıkları yüzünden bir “ikilem” yaşıyor.

Avrupa başkentlerindeki kaygılar, Rusya, ABD ve Ukrayna’nın Abu Dabi’de yürüteceği üçlü müzakereler öncesinde arttı.

Gazetenin vurguladığı üzere Avrupa’da, Washington ile Moskova’nın НАТО’ya kısıtlamalar getirilmesiyle sonuçlanabilecek Rusya’ya güvenlik garantileri meselesi dahil, Avrupa Birliği’nin (AB) güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda AB’nin katılımı olmadan anlaşabileceği endişesi hakim.

FT’ye konuşan kaynaklara göre yaptırımlar, 200 milyar avrodan fazla dondurulmuş Rus varlığı ve Ukrayna’nın AB’ye üyelik perspektifi gibi kozlara rağmen Avrupa hükümetleri şimdilik müzakerelerin dışında kalıyor.

Bu kaygı, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ile Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’yi, öncesinde Avrupa Birliği’nin desteğini almadan Putin ile telefon görüşmesi yapmaya yöneltti.

İki liderin girişimi Danimarka, İtalya ve Litvanya dahil bir dizi Avrupa ülkesinin eleştirilerine yol açtı.

Rusya Devlet Başkanı ile temas kurmanın gerekliliğini açıklayan Støre, “[Putin’in] fikrini değiştireceğini sanmıyorum ama bizim tutumumuzu çok net duyacak. Amerikalılar onunla konuşurken bu sinyallerin bazılarının kendisine ulaşmamasından endişe duyuyorum” dedi.

Buna karşılık Litvanya Dışişleri Bakanı Kęstutis Budrys, Rusya ile kurulacak her türlü temasın ortak bir Avrupa tutumuna, gerçek kozlara ve somut bir talep listesine dayanması gerektiğini söyledi.

Budrys, “Putin ile tek başına ve net bir gündem olmadan temas kurmak Avrupa’ya hiçbir zaman fayda sağlamadı. Bir kez bile” diye vurguladı.

Kıtayı kimin temsil edeceği konusunda da çatlak var

FT’ye konuşan dört Avrupalı diplomat, ABD ve Ukrayna’nın müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu gördüğünü anlattı.

Ancak gazetenin belirttiğine göre küçük devletler kendi çıkarlarının gözetilmeyeceğinden endişe ettiği için bu seçenek Avrupa içinde anlaşmazlık yaratıyor.

Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını daha önce The Guardian da yazmıştı.

Gazete bu tabloyu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurmanın gerekliliği konusunda değil, kendi adlarına kimin konuşması gerektiği üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Politico’nun ocak ayındaki haberine göre AB ülkeleri, Ukrayna konusunda Moskova ile müzakereler için özel bir temsilci atanmasını tartışıyor.

Bu girişime Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni destek verdi.

Daha sonra ekim ayında The Telegraph, Avrupalı müzakereci rolü için beş olası adayın adını sıraladı: Meloni, Stubb, Støre, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen.

Kremlin ise barışçıl çözüme odaklıysa Avrupa Birliği’nden bir müzakereci atanmasını Moskova’nın destekleyeceğini açıkladı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise yalnızca Rusya, Ukrayna ve ABD temsilcilerinin katılacağı üçlü müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını, Avrupa’nın bu görüşmelerde yer almasının öngörülmediğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce Moskova’nın Avrupa ülkeleriyle teması reddetmediğini söylemişti.

Putin, tercih ettiği Avrupalı müzakereci olarak eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in adını vermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Baltık’ın 500 milyon avroluk hava savunma kalkanına Brüksel’den ret

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Litvanya, Letonya ve Estonya’nın ortak dron savunma sistemi geliştirmek için acil koduyla talep ettiği 500 milyon avroluk ek bütçeyi geri çevirdi. Savunma Komiseri Andrius Kubilius, başkentlere kasasında 21 milyar avro bulunan SAFE aracını işaret etti.

Avrupa Komisyonu, Litvanya, Letonya ve Estonya’nın insansız hava araçlarına karşı savunma sistemleri geliştirmek amacıyla talep ettiği 500 milyon avroluk bütçe desteğini geri çevirdi.

LRT’nin haberine göre üç Baltık ülkesinin savunma bakanları, eylül ayı sonunda Avrupa Komisyonu’na ortak bir mektup göndererek dron savunmasını güçlendirmek için acil mali destek istedi.

Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas, bu kaynakla dron tespit teknolojilerini, yapay zekayı ve önleme sistemlerini entegre bir hava savunma ağı altında birleştirmeyi hedeflediklerini açıkladı.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, Avrupa Komisyonu’nun mektuba yanıt verdiğini ancak mevcut bütçenin ötesinde ek bir finansman sunamayacağını dile getirdi.

Kubilius, söz konusu projenin finansmanı için ilk çağrının ardından kasasında 21 milyar avro kalan SAFE aracı kapsamındaki kaynakların değerlendirilebileceğini önerdi.

Yine LRT’nin aktardığına göre projenin Entegre Sınır Yönetimi Fonu üzerinden de destek alabileceği, ancak buradan aktarılacak kaynağın talep edilen 500 milyon avronun fazlasıyla gerisinde kalacağı kaydedildi.

Diğer taraftan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Baltık ülkelerini “çok küçük ama çok gürültücü” olarak nitelendirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde NATO ve Litvanya birlikleri, 19-30 Ekim tarihleri arasında ülkenin batısında, Baltık Denizi sularında ve Klaipeda Limanı çevresinde hibrit tehditlere karşı ortak askeri tatbikat yürütüyor.

Moskova yönetimi ise Avrupa ülkeleriyle savaşma yönünde herhangi bir planı olduğuna yönelik iddiaları defalarca reddetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 1 Ekim’de Valday Forumu’nda yaptığı konuşmada Rusya’nın kimseyi tehdit etmediğini belirterek “Ne 2029’da, ne 2030’da, ne de 2050’de kimseye saldırma niyetimiz var” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Neofaşist Kasidiaris Selanik’te miting yaptı

Yayınlanma

Gelecek yılın başlarında Yunanistan’da yapılacak seçimler öncesinde, eski Altın Şafak üyesi İlias Kasidiaris Selanik’te gövde gösterisi yaptı.

Bir anket uzmanı ve siyasi analist, Rapporteur’e verdiği demeçte, Yunanistan’daki ana akım partilerin artık neofaşistlerin yükselişini görmezden gelip seçim gününde şaşırmış gibi davranamayacağını söyledi.

Kasidiaris, 2013 yılında, üyeleri bir antifaşist müzisyeni öldüren neofaşist Altın Şafak partisinde liderlik rolü üstlendiği için aldığı 13 buçuk yıllık hapis cezasının yaklaşık yedi yılını çektikten sonra geçen ay serbest bırakılmıştı.

Yüzlerce destekçisi, çarşamba günü Selanik’te yaptığı ve “siyasi deprem” olarak nitelendirdiği konuşmaya katıldı.

Kasidiaris burada yaptığı konuşmada, “Geliyoruz ve yükselen siyasi güç biziz,” dedi.

Muhalefet partileri mitingi kınadı. PASOK sözcüsü Kostas Tsoukalas, “Nefret ve hoşgörüsüzlüğün iğrenç bir birleşimi – neo-Nazizme sıfır hoşgörü,” dedi.

Fakat siyasi analist ve anket şirketi Good Affairs’in araştırma başkanı Giorgos Trapalis’e göre bu doğru bir yaklaşım değil.

Rapporteur’e konuşan Trapalis, “Yunan partileri, gözlerini kapatıp seçim gününde bu durum sanki bir sürprizmiş gibi davranmak yerine, gerçeği kabul etmeli,” dedi.

Trapalis, Avrupa genelinde ortada duran devasa bir sorunun olduğunu fakat siyasi partilerin kendilerine uygun olduğu için seçim gününde şok olmuş gibi davranmaktan memnun göründüklerini belirtti:

“Geleneksel partiler, çalışan kesimin karşı karşıya olduğu sorunlara, özellikle de konut krizi ve göç sorununa çözüm bulmakta başarısız oldular. 22 Kasım’da yüzmeye gitmek istiyorsanız ve hava durumu sunucusu size yağmur yağacağını söylüyorsa, yağmur yağması hava durumu sunucusunun suçu değildir. Güneşlenmek istemeniz sizin suçunuzdur.”

Resmi anketlerde Kasidiaris yer almıyor. Fakat Trapalis, Kasidiaris’in seçimlere katılmayı başarsın ya da başaramasın, siyasi hareketinin seçmen tabanının mevcut olduğunu ve desteğin %5’i aşarak Yunan parlamentosunda sandalye kazanmak için gereken %3 barajını geçeceği tahmin edildiğini belirtti.

Trapalis, muhalefetin “aşırı sağ” ideolojinin kendisine değil, bu ideolojiden kaynaklanan suçlara yöneltilmesi gerektiğini savundu ve “Kasidiaris, fikirleri nedeniyle hapse atıldığını söylüyor fakat onun insanları öldüren bir örgüte üye olduğunu açıkça belirtmeliyiz,” dedi.

Şirketi tarafından yapılan bir ankete atıfta bulunarak, gençlerin üçte birinin liberal olmayan sağın sorunlarını çözebileceğine inandığını belirtti.

Anketör, “Birini ‘aşırı sağ’ olarak etiketlemek, onu havalı ve modaya uygun gösterebilir,” dedi.

Trapalis, daha geniş sağa doğru kaymanın, geleneksel olarak sosyal demokrasiyi destekleyen işçi sınıfı seçmenlerin yanı sıra, güvenlik duygusunu yitirdiğini düşünen muhafazakâr seçmenlerden kaynaklandığını belirtti.

Ana akım solun artık çözüm sunamadığını ve suçu başkalarına atmayı öğrendiğini söyledi.

Aleksis Çipras’ın liderliğindeki Yunan Sol İttifakı partisi, bir sonraki seçimde ikinci sıra için sosyalist PASOK ile rekabet ediyor.

Trapalis’e göre her iki parti de ortak düşmanı tanımakta başarısız oldu ve yıllardır, daha geniş işçi sınıfından insanlara ulaşma hedeflerini gözden kaçırdılar.

Yunanistan, 2027 ilkbaharında genel seçimlere gidecek. Üst düzey bir hükümet yetkilisi, Eylül ayında Rapporteur’e 16 Mayıs’ın muhtemel bir tarih olduğunu söylemişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English