Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa’daki silah fabrikaları barış zamanının üç katı hızla büyüyor

Yayınlanma

Avrupa’nın silah fabrikaları barış zamanının üç katı hızla büyüyor ve 7 milyon metrekareyi aşan yeni sanayi alanları oluşturuyor.

Financial Times’ın (FT) 37 şirkete ait 150 tesisi kapsayan radar uydu verilerini analizine göre, Avrupa’daki silah üretim tesislerinde inşaat faaliyetleri, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana hız kazanmış durumda.

Veriler, devlet sübvansiyonları ile desteklenen ve uzun süredir vaat edilen Avrupa’nın savunma sektöründeki canlanmanın, sadece politika söylemlerinde veya harcama taahhütlerinde değil, somut olarak da gerçekleşmeye başladığını gösteriyor.

FT, 1.000’den fazla radar uydusu geçişini kullanarak, Batı’nın Ukrayna’ya desteğinde iki kritik başlık olan mühimmat ve füze üretimi ile ilgili tesislerdeki değişiklikleri izledi.

Avrupa Uzay Ajansı tarafından işletilen Sentinel-1 uyduları, radar sinyalleri göndererek yüzeydeki değişiklikleri ortaya çıkarabilen “geri saçılma” olarak bilinen yankıları kaydediyor.

Veriler, incelenen tesislerin yaklaşık üçte birinde genişleme veya inşaat çalışmalarına dair işaretler olduğunu gösteriyor.

Fabrika alanı nerdeyse 4 katına çıktı

Tespit edilen çalışmaların ölçeği ve yaygınlığı, yeniden silahlanmada çığır açan bir değişime işaret ediyor ve Avrupa’yı barış zamanında “tam zamanında” [just-in-time] üretimden, daha sürdürülebilir bir savaş hazırlığı için endüstriyel bir taban inşa etmeye doğru kaydırıyor.

Asya Pasifik Forumunun kıdemli araştırma görevlisi ve eski NATO silah kontrolü direktörü William Alberque, “Bunlar, orta ve uzun vadede savunma sanayisini dönüştürecek derin ve yapısal değişiklikler. Top mermilerini seri üretime geçirdiğinizde, metal ve patlayıcılar akmaya başlar, bu da füze üretiminin maliyetini ve karmaşıklığını düşürür,” dedi.

Analize göre, değişikliklerin olduğu alanlar 2020-21’de 790.000 metrekareden 2024-25’te 2,8 milyon metrekareye sıçradı.

Bu alanların fotoğrafları, değişikliklerin çalışmalar öncesinde yapılan kazılar, yeni binalar, yeni yolların döşenmesi ve inşaat çalışmalarından kaynaklandığını doğruladı.

Alman-Macar ortaklığı silah üretimini patlattı

En büyük genişleme gösteren alanlar arasında, Alman savunma devi Rheinmetall ile Macar devlet savunma şirketi N7 Holding’in ortak projesi yer aldı. Bu proje kapsamında, Macaristan’ın batısındaki Várpalota’da mühimmat ve patlayıcılar için devasa bir üretim tesisi inşa edildi.

Bir basın açıklamasına göre, Macaristan’daki ilk fabrika Temmuz 2024’te tamamlandı ve Rheinmetall’in KF41 Lynx piyade savaş aracı için 30 mm mühimmat üretiyor.

Rheinmetall sözcüsü Patrick Rohmann, “Kurumsal güvenlik nedenleriyle uydu görüntülerinde görünen üretim tesislerimizin iddia edilen ana hatları hakkında yorum yapamayız,” dedi.

Rheinmetall, tesisin 155 mm top mermileri ve Leopard 2 tankları ve muhtemelen Panther tankları için 120 mm mühimmat da dahil olmak üzere diğer mühimmat türlerini de üreteceği için inşaatın devam ettiğini belirtti. Tesis ayrıca bir patlayıcı fabrikasına da ev sahipliği yapacak.

Silah sanayiinde özel-devlet ayrımı bulanıklaşıyor

Radar, geleneksel uydu görüntülerinde fark edilmesi zor olan ince değişiklikleri algılayabilir. FT, ağaçların yapraklarını dökmesi gibi mevsimsel etkileri en aza indirmek için aynı bahar aylarına (Mart-Mayıs) ait radar görüntülerini karşılaştırdı ve diğer faaliyetlerle karıştırılmaması için bulguları kontrol etti.

Patlayıcı tesisleri genellikle güvenlik önlemi olarak optik görüntülerde zor fark edilebilen toprak setler veya çok sayıda küçük bina içeriyor.

Analiz, mühimmat ve füze üretimindeki belirli darboğazları gidermek için 500 milyon avro yatırım yapan AB programı ASAP (Mühimmat Üretimini Destekleme Eylemi) ile bağlantılı 88 tesisi inceledi. Rheinmetall ve Roxel tesisleri ASAP tarafından destekleniyor.

ASAP fonuyla 20 tesiste, tamamen yeni fabrikalar ve yolların inşası da dahil olmak üzere, belirgin bir fiziksel genişleme göze çarpıyor. 14 tesiste, yeni otoparkların inşası gibi küçük çaplı genişlemeler görülüyor. Geri kalan tesisler ya genişlememiş ya da ofis ve araştırma binaları.

Karşılaştırma yapabilmek için FT, ASAP aracılığıyla AB fonu almayan şirketleri de inceledi. Bunlar arasında ASAP’ın bekleme listesinde yer alan 12 tesis ve AB ve Birleşik Krallık’ta füze üretimi ile bağlantılı 50 tesis bulunuyor. Analiz, ASAP fonu alan şirketlerin diğerlerine göre daha hızlı genişlediğini gösteriyor.

İngiltere’nin kuzeyindeki bir BAE Systems fabrikası gibi bazı durumlarda, mevcut fabrika binası yeniden kullanıldığı için çalışmalar tespit edilemedi.

Devlet teşvikleri çoğunlukla mühimmat üretimine gidiyor

Letonya Dışişleri Bakanı Baiba Braže, FT’ye yaptığı açıklamada, genişlemenin “çok olumlu ve çok ihtiyaç duyulan bir gelişme” olduğunu söyledi. Fakat Braže, savunma sanayisinin NATO’nun artan harcamalarını karşılamaya ve vergi mükelleflerinin parasını “etkin bir şekilde” kullanmaya hazır olmasının “çok önemli” olduğunu belirtti.

ASAP tesislerindeki fiziksel değişikliklerin çoğu, mühimmat üretimine ayrılmış tesislerde gerçekleşti. Bu durum, mühimmatın önceliğini ve bu fabrikaların ne kadar alana ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

AB Savunma Komiseri Andrius Kubilius, FT’ye verdiği demeçte, Ukrayna savaşından bu yana Avrupa’nın yıllık mühimmat üretim kapasitesinin 300.000’den çok yukarılara çıktığını ve bu yıl sonuna kadar yaklaşık 2 milyon adede çıkacağını söyledi.

Rheinmetall’in genişlemesi bu büyümenin büyük bir kısmını oluşturacak: Şirket, 155 mm’lik mermi yıllık üretim kapasitesinin 2022’de 70.000’den 2027’de 1,1 milyona çıkacağını açıkladı.

Yetkililer ve sektör uzmanları, Avrupa’daki gerçek üretimin potansiyel kapasitenin önemli ölçüde altında kalacağını söylüyor. ASAP fonunun kesin etkisini değerlendirmek de zor, çünkü fon programı 2023’te açıklandığında birçok üretici zaten büyüme planları yapmıştı.

AB dışındaki ülkeler de fonlardan yararlanıyor

Diğer kamu harcamaları da önemli bir rol oynadı. Schrobenhausen’deki füze üreticisi MBDA’nın Almanya merkezinde yeni yollar ve inşaat çalışmaları açıkça görülüyor. Analiz, 2022’den bu yana 94.000 metrekareyi etkileyen değişiklikleri tespit etti.

Bu tesis, ASAP aracılığıyla iki ortak şirketle birlikte, taşınabilir omuzdan fırlatılan Enforcer füzesinin üretimini genişletmek için 10 milyon avro destek aldı.

Fakat diğer donanımlara yönelik siparişlerin artması da genişlemeye katkıda bulundu. Aynı fabrika, Avrupa topraklarında 1.000 adede kadar Patriot GEM-T karadan havaya füze üretmek için 5,6 milyar dolarlık NATO siparişinden de yararlandı.

MBDA Almanya direktörü Thomas Gottschild yaptığı açıklamada, “Sipariş hacmi, MBDA’nın Almanya’da Patriot füzeleri için bir üretim tesisi kurmasının yanı sıra önemli alt bileşenlerin üretimini de mümkün kılacak,” dedi.

Norveçli üretici Kongsberg, füze üretimini artırmak için 640 milyon Norveç kronu (62 milyon dolar) tutarında finansman desteği ile Haziran 2024’te bir füze fabrikası açtı. Bu finansmanın 10 milyon avrosu ASAP’tan sağlandı. Şirket sözcüsü Ivar Simensen, “Genişleme, toplam füze üretim kapasitemizde katlanarak artışa yol açtı,” dedi.

İngiliz BAE Systems, Westminster’dan destek ve İngiltere Savunma Bakanlığından artan siparişler aldı ve 2022’den bu yana İngiliz mühimmat fabrikalarına 150 milyon sterlinin üzerinde yatırım yaptı.

Güney Galler’deki Glascoed tesisinde, uydu görüntülerinde kazı çalışmaları açıkça görülüyor. BAE, bu yılın sonlarında yeni patlayıcı dolum tesisinin faaliyete geçmesiyle 155 mm’lik mermi üretim kapasitesini on altı kat artıracağını açıkladı.

‘ASAP mantığını taklit eden’ yeni savunma fonları yolda

Avrupa Komisyonuna göre, AB, hibe yoluyla “ASAP’ın mantığını taklit eden” 1,5 milyar avroluk yeni bir savunma programı üzerinde müzakere ediyor ve bu program kapsamında ortak alımları da finanse edecek.

Savunma Komiseri Kubilius, komisyonun “sektörleri diğer alanlarda üretimlerini genişletmeye teşvik etmek için” benzer yöntemlerin kullanılıp kullanılamayacağını incelediğini söyledi. Öncelikli alanlar arasında füzeler ve hava savunma, topçu ve insansız hava araçları yer alıyor.

Üreticiler de ASAP programını övüyor. Norveç-Finlandiya şirketi Nammo’nun sözcüsü Thorstein Korsvold, programın “Nammo’un üretimde kritik öneme sahip yatırımlar yapmasına yardımcı olduğunu” kabul etti.

Nammo, mermi, itici yakıt ve barut üretimini artırmak için ASAP kapsamında yaklaşık 55 milyon avro aldı ve diğer üreticilerle birlikte 41,4 milyon avroluk başka bir projenin parçası oldu.

Nammo’nun Vihtavuori’deki Finlandiya üretim tesisinde önemli bir genişleme açıkça görülüyor.

Korsvold, diğer alanlarda da benzer programlara ihtiyaç olduğunu belirterek, “Hava savunma füzeleri ve yüksek patlayıcılar şu anda çok küçük miktarlarda üretiliyor” dedi.

Uzmanlar ayrıca, Rusya’nın rakiplerini geride bıraktığı için uzun menzilli saldırı kabiliyetlerinin Avrupa ve daha geniş anlamda NATO için ciddi bir sorun olmaya devam ettiğine inanıyor.

Rheinmetal: Tanklar çok daha ucuz olacak

Öte yandan Rheinmetall CEO’su Armin Papperger, Avrupa hükümetlerinin savunma harcamalarında artış olmasına rağmen, tank, zırhlı araç ve topçu silahlarının maliyetinin önümüzdeki yıllarda düşeceğini söyledi.

Avrupa’nın savunma bütçelerinin şişmesinin fiyat enflasyonuna ve vergi mükellefleri için değer kaybına yol açacağına dair endişelere yanıt veren CEO, FT’ye verdiği demeçte, zırhlı araç ve topçu sistemlerinin maliyetinin yükselmeyeceğini, tersine düşeceğini savundu.

Almanya’nın en büyük silah üreticisinin şefi, ölçek ekonomisi ve otomasyonun daha fazla kullanılması içini “Şirket için iyi olmalı, ancak müşteriler için de iyi olmalı,” dedi.

Papperger, Rheinmetall’in artan talebe yanıt olarak son üç yılda mühimmat üretim kapasitesini on katına çıkardığı için mühimmat maliyetlerinin zaten düşmeye başladığını söyledi.

Tanklar ve zırhlı araçlarda bu tür ölçek ekonomisi elde etmek daha zor olageldi. Fakat şirketin önümüzdeki 12 ay içinde Boxer ve Puma araçları ile Fransız-Alman KNDS tarafından üretilen ancak Rheinmetall tarafından üretilen top kulesi ile donatılmış Leopard 2 tankı gibi ürünler için “binlerce” sipariş beklediğini söyledi.

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English