Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa’nın derinleşen krizi ve Almanya’nın durumu

Yayınlanma

Avrupa Merkez Bankası (AMB), Bank of England (BoE) ve Amerikan Merkez Bankası (Fed) peş peşe faiz artırımına giderek sürprizsiz bir şekilde yoluna devam etti. “Enflasyonla mücadele”yi ön plana çıkaran üç büyükler, politika faizini artırarak borçlanmayı zorlaştırmayı ve ekonomiyi soğutmayı hedefliyorlar. AMB, politika faizini %2’ye yükseltirken, Fed %4’e, BoE %3’e çıkardı.

AMB Başkanı Christine Lagarde, faiz artırımına devam etmek için hâlâ fırsat olduğunu ve artışla birlikte hedeflerinin enflasyonu %2’ye çekmek olduğunu söyledi. Avro Bölgesinde Eylül ayında %9,9 olan enflasyon oranının Ekim ayında %10,7’ye yükselmesi bekleniyor. Borç almayı zorlaştıran faiz kararlarının küresel resesyon riskini doğurduğu düşünülüyor.

Bununla birlikte, AMB’nin faiz artırımı gerekçelerinin Fed ile aynı olmadığı tartışması da gündemde. Bazı iktisatçılar, ABD için COVID çıkışında hızlı bir şekilde artan talebin enflasyonun nedeni olduğunu, fakat Avro Bölgesindeki enflasyonun kaynağının jeopolitik gerilimler (Ukrayna-Rusya savaşı gibi) olduğunu savunuyor. Bu görüşün, Avro Bölgesinde enflasyonun kalıcı hale geleceğinden ve bunun özellikle Almanya’da yıl sonundaki toplu iş sözleşmesi pazarlıklarında ücret artışının Almanya ve Avrupa ekonomilerini zorlamasından korkan “enflasyon-fobik” Bundesbank kökenli olduğu belirtiliyor.

Öte yandan, jeopolitik nedenlerle enflasyon çukuruna düştüğü söylenen Avro Bölgesinde, yaz aylarında büyük bir artış yaşayan enerji fiyatlarındaki artışın düşmeye başladığını da not etmeliyiz. Doğalgaz fiyatları Eylül ayına göre %50, pik yaptığı Ağustos ayına göre ise %70 geriledi. AB’nin kışın donma kabusundan bir süreliğine uyandığı aşikar. Bu durumda, jeopolitik unsurların enflasyonu tetiklediği görüşü kısmen boşa düşüyor. 

Enflasyonun kaynağı: Talep mi, kâr mı?

Peki Avrupa için doğru olmayan, ABD için doğru mu? Daha önce, ABD’deki enflasyonun kökenine dair anaakım açıklamanın aşırı talep olduğunu söylemiştik. Bu açıklamanın varyantları da var: Enflasyona aşırı para arzı sebep olmaktadır; enflasyona, ücret artış taleplerinin şirketleri fiyat artışına zorlaması neden olmaktadır…

Bu açıklamalar hayli tartışmalı ve merkez bankalarının politikaları da çelişkili. Örneğin faiz artırarak enflasyonu kontrol altına alma iddiasına sahip BoE, Liz Truss’ın vergi kesintisi paketinin ardından emlak piyasasının alarm vermesi üzerine acil tahvil alımı programı başlatmış ve piyasaya para sürmekten çekinmemişti.

Üstelik artık anaakımda da bu açıklamaların itibarının düştüğü görülüyor. Financial Times’ta yayımlanan bir makalede, Fed’in enflasyonun nedeni olarak aşırı talebi ve ücretleri göstermesinin gerçekleri yansıtmadığı ileri sürüldü. Dünyanın en büyük varlık yöneticisi UBS’in baş ekonomisti Paul Donovan imzalı makale, uzun süredir görülmedik bir açık sözlülükle enflasyonun kaynağını şirketlerin kâr marjları olarak tespit ediyor.

Donovan, fiyatların ücretlerden daha hızlı arttığını ve reel ücret artışının negatife düştüğünü söylüyor. Bu tespit şuna yaslanıyor: İşletmeler ve şirketler, fiyatları artışını müşterilerine yansıtırken, bir yandan da işçileri daha çok çalıştırıp fiyatlara göre daha az ücret artışı sağlayarak kârlarını artırdılar. Hanehalkları, pandemi çıkışı daha az tasarruf edip daha çok borç alarak tüketmeye devam ettiler ve böylece reel ücretlerdeki korkunç durumu telafi etmeyi başardılar.

Rakamlarla yaptırmların Alman sanayisine faturası

IMF’nin geçtiğimiz Şubat ayında yayımladığı bir rapor, Avro Bölgesindeki enflasyonun %60’ının tedarik şokları kaynaklı olduğunu tespit ediyor. Dolayısıyla, COVID’in tarumar ettiği tedarik zincirleri, uluslararası ticaret ve imalat sanayisindeki yıkım enflasyonun temel nedenlerinden. Rusya’ya uygulanan yaptırımların da başta Alman sanayisi olmak üzere Avrupa’daki imalat sanayisinin defterini dürdüğü görülüyor.

Alman sanayisinin Rusya’ya yönelik yaptırımların ardından düştüğü hali belki de en iyi dünyanın en büyük kimyasal üreticisi BASF anlatıyor. BASF’nin geçen ay yaptığı açıklamada, soğuk kış aylarının Almanya’yı doğalgazda kısıtlamaya zorlaması durumunda, 39 bin kişinin çalıştığı fabrikasında şalterlerin ineceği belirtildi. Uzmanlara göre, bunun olmaması durumunda bile, BASF önümüzdeki yıl kimi operasyonlarını durdurmak zorunda kalacak ve Avrupalı tüketiciler kimyasal tedariği için Amerikan ve Asyalı tedarikçilere mecbur kalacak. Doğalgazın, BASF için yalnızca bir enerji kaynağı değil, amonyak gibi ürünleri üretmek için hammadde olarak da hizmet gördüğünü akılda tutmak gerekiyor. Bu nedenle BASF CEO’su Martin Brudermüller, Rusya’ya yönelik yaptırımların en önemli karşıtlarından.

Ekim ortasında yayımlanan ilk tahminlere göre, BASF’nin 2022’nin ilk üç çeyreğindeki net geliri 909 milyon avro. Bu, geçen senenin aynı döneminde göre %32’lik bir düşüş demek. Şirketin ikinci çeyrek raporu da enerji maliyetlerinin bir önceki yılın aynı dönemine göre %260 arttığını ve bunun şirkete 500 milyon avroya mal olduğunu gösteriyor.

Şunu da hatırlatmak gerekiyor: BASF’nin ortak olduğu gaz ve petrol üreticisi Wintershall Dea’nın ortakları arasında Putin destekçisi Rus oligark Mihail Fridman da yer alıyor. Wintershall Dea, Kuzey Akım’ın da önemli mali destekçilerindendi.

Diğer örnek ise Alman enerji devi Uniper. 2022’nin ilk dokuz ayının bilançosunu açıklayan Uniper, 40 milyar avroluk rekor bir zarar bildirdi. Alman hükümeti, Eylül ayında Uniper’in %99’luk hissesini satın alarak devletleştirmişti. Hükümetin Uniper’e 30 milyar avroluk bir yardım paketi vermesi bekleniyor.

Avrupa’da ABD-Almanya merkezli iktisada tepki büyüyor

Tüm bunlara rağmen Almanya, beklentileri boşa çıkararak üçüncü çeyrekte %0,3 büyümeyi başardı. Ama diğer AB ülkeleri için tehlike çanları çalıyor.

AB’nin ikinci büyük ekonomisi Fransa, üçüncü çeyrekte %0,2 büyüdü. İkinci çeyrekteki büyüme %0,5 olmuştu; düşüşte yüksek enflasyon nedeniyle tüketimin azalması başrol oynadı. Benzer şekilde İspanya da ikinci çeyrekteki %1,5 büyümeye ve turizm gelirlerinin COVID çıkışında büyük bir artış göstermesine rağmen üçüncü çeyrekte %0,2 büyüdü. Büyümedeki yavaşlama burada da tüketimin enflasyon nedeniyle azalmasından kaynaklanıyor.

Nitekim AMB’nin faiz artırımına tepkiler gecikmedi. İtalya’nın yeni başbakanı Giorgia Meloni, mecliste yaptığı ilk konuşmada AMB’ye çatarak, faiz artırımının İtalya gibi kamu borcu yüksek ülkelere yeni güçlükler yaratacağını söyledi. İtalya’nın kamu borçları, şu anda Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının (GSYİH) %150’si civarında.

Ülkesinin kamu borcunun GSYİH’ye oranı %113 civarında olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da AMB’nin kararını eleştirenler arasında. Macron, enflasyonu düşürmek için talebi kısıtlamak gerektiğini söyleyen uzmanlara seslenerek, ABD’nin aksine Avrupa ekonomilerinin “aşırı ısınmadığını” söyledi. Finlandiya Başbakanı Sanna Marin de geçen ay AMB’nin ekonomiyi resesyona sokmaya çalışarak güvenilirliğinin sorgulanır hale geldiğini söylemişti.

Almanya’da ise muhalefetin sesi daha fazla çıkmaya başladı. Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Tino Chrupalla, Alman parlamentosunda yaptığı konuşmada Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını, Ukrayna’ya silah satışının durdurulmasını ve Almanya’nın ABD’nin tek taraflı siyasetinden çekilmesini istedi. Sol Parti’den Sahra Wagenknecht ise Ukrayna savaşıyla ilgili tutumuyla Alman ekonomisini yıkıma uğratmasından dolayı Yeşiller’i Bundestag’daki ‘en tehlikeli parti’ olarak nitelendirdi. Öte yandan Sol Parti Grup Başkanı, kendisini Wagenknecht’ten ayırarak en tehlikeli partinin hâlâ AfD olduğunu söyleyince, muhalif figürün partiden ayrılıp ayrı bir örgüt kuracağı söylentileri arttı.

Alman Şansölyesi Olaf Scholz ise yanına çok sayıda CEO’yu alarak Pekin gezisine çıktı. CNN’in haberine göre Scholz’e Volkswagen, Siemens, Deutsche Bank ve BASF gibi devlerin yöneticileri eşlik ediyor. Şansölyenin Çin ziyareti, Çin devlet şirketi Cosco’nun Hamburg limanındaki dört terminalden birinin operatörünün hisselerini satın almak istemesiyle başlayan tartışmalar arasında gerçekleşiyor. Çin’in, Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. Rusya pazarından kopan ve ekonomisi ihracata dayalı Almanya’nın, Çin pazarını da kaybetmek istemediği görülüyor.

Avrupa

Avrupa’da sıcak dalgası binlerce can kaybına yol açtı

Yayınlanma

Avrupa genelinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki aşırı sıcak dalgası esnasında 10 bin 650 fazla ölüm kaydedildi. Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu can kayıplarının 9 binden fazlası 65 yaş üstü kişilerden oluşuyor. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar nehirlerdeki su seviyelerini düşürerek enerji üretimi ile nehir taşımacılığını da sekteye uğratıyor.

Avrupa ülkelerinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki rekor sıcaklıkların yaşandığı haftada, 10 bin 650 fazla ölüm vakası kaydedildi.

Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu ölümlerin 9 binden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor.

Reuters haber ajansının aktardığı veriler, 27 Avrupa ülkesindeki genel ölüm oranlarını analiz eden EuroMOMO tarafından paylaşıldı.

EuroMOMO çalışmalarını koordine eden Danimarka Devlet Serum Enstitüsü Başhekimi Lasse Vestergaard, mevcut durumu emsalsiz olarak nitelendirdi.

Vestergaard, “Yılın bu zamanında bu düzeyde bir fazla ölüm oranı olağan dışı bir durumdur. Bu oran çok yüksek” dedi.

Vestergaard, ölüm oranlarındaki bu ani yükselişin ekstrem sıcaklıklar dışında hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti.

Sıcak dalgasından önceki sekiz haftalık süreçte Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’taki haftalık ölüm oranları, normal seviyenin ortalama 500 vaka altında seyrediyordu.

EuroMOMO verileri, Belçika’da fazla ölüm oranının 2000 yılından bu yana kayıtların tutulduğu dönemdeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.

Fransa’da haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en sıcak ikinci haziran ayı olarak kayıtlara geçti. Fransa Halk Sağlığı Kurumu (Santé publique France) tarafından yapılan ön değerlendirmelere göre, ülkede 24 Haziran’da başlayan sıcak dalgası ilk birkaç günde binin üzerinde ek can kaybına yol açmış olabilir.

Aşırı sıcaklardan özellikle Paris metropolü ile Pays de la Loire bölgesi etkilendi.

Fransa’da Loire Nehri’nin bazı bölümleri kuruma noktasına geldi. Ülke genelindeki 96 departmanın 94’ünde kuraklık nedeniyle uyarılar veya kısıtlamalar yürürlükte yer alıyor.

Birçok bölgede sakinlerin bahçe sulaması, havuz doldurması ve araç yıkaması yasaklandı.

Bloomberg’ün değerlendirmesine göre kuraklık, Fransa’nın bazı bölgelerinde tarımsal rekoltede üçte bire varan kayıplara yol açtı.

Ekstrem sıcaklıklar can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın enerji ve taşımacılık altyapısını da olumsuz etkiliyor. Fransa’da enerji şirketi EDF, nehir sularının nükleer santrallerin güvenli şekilde soğutulması için fazla ısınması sebebiyle üç nükleer reaktörü durdurmak ve diğer bazılarının kapasitesini düşürmek zorunda kaldı.

Almanya’da ise Ren Nehri’nin su seviyesi temmuz ayında normalde sonbahar başında görülen seviyelere geriledi. Bu durum yük gemilerinin kapasitelerinin ancak üçte biriyle yüklenebilmesine neden oluyor.

Alman İç Su Yolları Taşımacılığı Kooperatifi (DTG) Yönetim Kurulu Üyesi Roberto Spranzi de DW’ye yaptığı açıklamada Ren Nehri’ndeki su seviyesinin ciddi şekilde düştüğünü doğruladı.

Spranzi, durumun ilerleyen süreçte daha da kötüleşebileceğini ifade etti. Spranzi, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede ise “45 yıllık çalışma hayatımda su seviyesinin bu kadar erken bir dönemde bu kadar düştüğünü hiç görmedim” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya kongresinde kaos

Yayınlanma

AfD Kuzey Ren-Vestfalya kongresi, eyalet seçimleri liste belirleme sürecindeki darp ve tehdit suçlamaları nedeniyle kaosa sahne oldu. Marl kentindeki toplantıda, aşırı sağcı milletvekili Matthias Helferich ile parti içi rakipleri karşılıklı olarak yargıya başvurdu. Delegelere baskı uygulandığı iddiaları, partinin Federal Meclis grubu ve eyalet teşkilatı düzeyinde derin çatlaklar olduğunu ortaya koydu.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Kuzey Ren-Vestfalya eyalet kongresi pazar günü kaotik biçimde sona erdi.

Kongrede gelecek yıl düzenlenecek eyalet seçimleri için aday listesinin 22. sırasının belirlenmesi esnasında, aşırı sağcı Federal Meclis Milletvekili Matthias Helferich’in kampına mensup delegeler, 100’den fazla aday önerdi.

Bu adımın, Marl kentindeki liste oylamasını bloke ederek sonraki sıralar için pazarlık yapılması amacıyla atıldığı bildirildi.

Aday belirleme sürecinde daha önce, parti içi ılımlı kanadı temsil eden Eyalet Eş Başkanı ve liste başı adayı Martin Vincentz’ın destekçileri üstünlük sağladı.

Helferich’e yakınlığıyla bilinen Zacharias Schalley’nin Vincentz kanadından bir adaya karşı kaybetmesi, partinin radikal kanadında büyük rahatsızlığa yol açtı.

Helferich destekçilerinin delegelerin yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmesi sebebiyle, yeni kurulacak eyalet meclisi grubunda güçlü bir temsil hakkı talep ettiği kaydedildi.

Milletvekili Matthias Helferich, kongre sırasında Vincentz kampından Federal Meclis Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’nun kendisine fiziki saldırı uyguladığını iddia etti. Pazar günü WELT gazetesine konuşan 37 yaşındaki Helferich, olayı şu sözlerle aktardı:

“Meyer-Soltau benim oturduğum sıradan geçiyordu. Başka bir üyeyle tartışıyordu. Geriye döndüğünde, sandalyemde oturduğum sırada beni omuzlayarak ‘Kapa çeneni, seni aptal!’ diye bağırdı.”

Helferich ayrıca şunları kaydetti:

“Beni sandalyeden düşürmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak öfkeyle bana hakaret ettiği için bunun kasıtlı bir saldırı olma ihtimalini dışlamıyorum.”

Helferich’in pazartesi günü suç duyurusu yaptığı, Federal Yönetim Kuruluna ve eyalet yönetimine gönderdiği e-posta yazışmalarında ortaya çıktı.

“Meyer-Soltau kasıtlı ya da ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdeme çarptı”

Helferich’in sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, “Meyer-Soltau kasıtlı veya ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdemin üst kısmına sert şekilde çarptı; düşmekten ancak masa kenarına tutunarak kurtulabildim” ifadeleri yer aldı. Dilekçede iki tanık ismi de belirtildi.

Helferich, parti yönetimine gönderdiği yazıda ise şu ifadeleri kullandı:

“Eyalet seçim kurultayında seçim hukuku açısından önem taşıyan çok sayıda benzer olay yaşandığından, parti düzenini koruma görevinin Federal Yönetim Kuruluna düştüğüne inanıyorum.”

Kendisi de Helferich gibi avukat olan 61 yaşındaki Meyer-Soltau suçlamaları reddetti. Pazar günü WELT’e açıklama yapan milletvekili, “Yöneltilen suçlamayı reddediyorum” dedi.

Meyer-Soltau, Helferich’in kendisini güçlü bir rakip olarak gördüğünü, çünkü daha önce partinin Federal Tahkim Mahkemesinde görülen Helferich’i ihraç davasında eyalet yönetiminin müzakereciliğini üstlendiğini belirtti. Söz konusu parti mahkemesi, yakın zamanda ihraç talebini reddetmişti.

Meyer-Soltau, “Bu durumun aramızdaki ilişkiyi olumlu etkilemediği açık” dedi. “Sayın Helferich, ağır bir yenilgi aldığı aday belirleme toplantısının ardından belli ki başka yollarla tatmin arayışına girdi. Konuyu avukatıma devredeceğim ve adli mercilere başvuracağım.”

Meyer-Soltau’nun avukatı tarafından Helferich’e gönderilen ve basına yansıyan yazıda, “Müvekkilim size hiçbir zaman hakaret etmemiş ve fiziki saldırı uygulamamıştır” denildi.

Yazıda Helferich’ten bu iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmesi ve cezai şart içeren bir taahhütname imzalaması talep edildi.

Ayrıca Meyer-Soltau’nun avukatı, iftira suçlamasıyla Dortmund Başsavcılığına suç duyurusu yaptı.

Savcılığa sunulan dilekçede, “Fiziki saldırı suçlaması son derece onur kırıcı olup müvekkilimin kamuoyundaki itibarını kalıcı olarak zedelemeye ve kendisini sosyal olarak itibarsızlaştırmaya elverişlidir” ifadelerine yer verildi.

Kongrede delegelere şantaj yapıldığı iddiaları öne sürüldü

Marl’daki eyalet kongresinde delegelere yönelik tehdit iddiaları da gündeme geldi. Helferich, aday listesinin 13. sırası için Vincentz’ın yakın çalışma arkadaşı Klaus Esser’e karşı yarıştı.

İlk turda seçilmesi için sadece bir oya ihtiyaç duyan Esser, ancak ikinci tur oylamada çoğunluğu sağlayabildi.

Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan bir delege, Vincentz kampından bir eyalet yönetim kurulu üyesinin ikinci tur öncesinde Wuppertal ilçe teşkilatı sıralarına giderek, Esser için gereken oyun çıkmaması halinde Wuppertalli bir eyalet milletvekilinin gruptan ihraç edileceği tehdidini savurduğunu öne sürdü.

Delege, bu konuda suç duyurusu yapılacağını bildirdi.

AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’ın sözcüsü, konuya ilişkin “The Pioneer” yayın organına yaptığı açıklamada, “Weidel bu durumu onaylamıyor. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekir” dedi.

Kongre süresince salondaki mikrofonlardan başka tehdit iddiaları da dile getirildi. Bir delege, adaylardan birinin bir ilçe belediye meclisi üyesi ve ilçe başkanı tarafından tehdit edildiğini savundu.

Delegelerden biri, “Kendisine adaylıktan çekilmemesi durumunda bu partide geleceğinin kalmayacağı söylendi. Bunu doğrulayacak çok sayıda tanık var” iddiasını paylaştı.

Başka bir delege ise genç bir kadının, bir ilçe başkanı tarafından “bu oyuna alet olup şantaja boyun eğip eğmeyeceği” sorularıyla baskı altına alındığını ve durumun kendisi için “ilçe teşkilatında sonuçları olacağı” şeklinde tehdit edildiğini aktardı.

Düsseldorf AfD Başkan Yardımcısı ve Helferich’e yakın bir isim olan Marco Vogt ise adaylık konuşmasında, liste kargaşasına katılan genç üyelerin salondaki işverenleri tarafından tehdit edildiğini söyledi.

Würselen Belediye Meclis Üyesi olan bir diğer aday da Aachen bölgesinden bir ilçe yöneticisinin, adaylıktan çekilmemesi halinde kendi teşkilatında çok sayıda düşman edineceğini söyleyerek kendisine yönelik örtülü tehdit savurduğunu belirtti.

Adaylardan Leon Biallawons ise doğrudan Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’yu hedef alarak, “Sana açıkça söylüyorum sevgili Knuth, senin tarafından tehdit edilmeme izin vermeyeceğim. Çünkü sevgili Knuth, bu partide kimin başarılı olacağına sen değil taban karar verecek ve taban uzun vadede kendi iradesini kabul ettirecek” dedi.

Meyer-Soltau ise bu iddialar karşısında yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu tür asılsız iddialara dair açıklama yapmak istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.

Pazar günkü kongrede süreci yavaşlatmak için başka yöntemlere de başvuruldu. Bir delege, “dışarıda dondurma arabası olduğu” gerekçesiyle kongreye 30 dakika ara verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.

Toplantı yöneticisi Julian Flak’ın bir delegeye, “O bahçe mobilyalarını hemen dışarı çıkarın!” diye seslendiği duyuldu.

Cumartesi günü Vincentz’a yakın bir sohbet grubunda paylaşılan mesajda, “kendini vatansever ilan eden grubun” kongreyi tamamen kilitlemekle tehdit ettiği belirtilmişti.

Helferich liderliğindeki çekirdek kadronun, pazarlık masasına oturmaya zorlamak amacıyla kongre akışını kasten engellemeyi planladığı öne sürüldü.

Chat grubunda Alice Weidel’a yıpratma suçlaması yöneltildi

Pazar günü aynı sohbet grubunda, sabotaj eyleminin Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler ve Helferich tarafından koordine edildiği yazıldı.

Mesajda, Tritschler’in bu adımı “patronu Alice Merkel” ile görüştüğüne dair ifadeler yer alırken, AfD lideri Alice Weidel kastedilerek “Bu net bir yıpratma operasyonudur. Bir Alice Merkel’e boyun eğmeyeceğiz” denildi.

Pazartesi gecesi itibarıyla 22. sıra adaylığı için oy pusulasında 81 adayın ismi yer aldı. Adaylıklarını açıklayan bazı isimler konuşmalarından önce geri çekildi. Sonuçların önümüzdeki hafta sonu açıklanması bekleniyor.

Kuzey Ren-Vestfalya AfD teşkilatı, aday belirleme toplantıları için toplam dört hafta sonu ayırdı. Kamuoyu yoklamalarına göre eyalet meclisinde 30 ila 40 sandalye kazanması beklenen partide, listenin üst sıraları için yoğun bir mücadele yürütülüyor.

Helferich’e yakın bir Telegram kanalında pazartesi günü yayımlanan “AfD-NRW Tabanı Kartel Partileşmeye Karşı Direniyor” başlıklı yazıda, yaşananlar bir “kahramanlık eylemi” ve “uyanık, idealist tabanın etkileyici bir tepkisi” olarak nitelendirildi.

Toplu adaylık süreci ise “Carl Schmitt’in partizan teorisi ile AfD tarihinde eşi benzeri görülmemiş demokratik bir kurtuluş hamlesinin birleşimi” olarak tanımlandı.

Yazıda ayrıca, liste başı adayı Vincentz’ın anketlerdeki başarıyı iyi bir seçim sonucuna dönüştürmek istemesi halinde partiyi birleştirmesi, yani Helferich taraftarlarına listede seçilebilecek sıralar vermesi gerektiği savunuldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Yayınlanma

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.

Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.

Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.

Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.

Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.

Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.

Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.

Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.

Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.

Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.

Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.

Sınırlı hukuki denetim imkanı

Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.

Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.

Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.

Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.

Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.

Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.

Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.

Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.

Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.

Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.

Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English