Avrupa
Avrupa’nın derinleşen krizi ve Almanya’nın durumu

Avrupa Merkez Bankası (AMB), Bank of England (BoE) ve Amerikan Merkez Bankası (Fed) peş peşe faiz artırımına giderek sürprizsiz bir şekilde yoluna devam etti. “Enflasyonla mücadele”yi ön plana çıkaran üç büyükler, politika faizini artırarak borçlanmayı zorlaştırmayı ve ekonomiyi soğutmayı hedefliyorlar. AMB, politika faizini %2’ye yükseltirken, Fed %4’e, BoE %3’e çıkardı.
AMB Başkanı Christine Lagarde, faiz artırımına devam etmek için hâlâ fırsat olduğunu ve artışla birlikte hedeflerinin enflasyonu %2’ye çekmek olduğunu söyledi. Avro Bölgesinde Eylül ayında %9,9 olan enflasyon oranının Ekim ayında %10,7’ye yükselmesi bekleniyor. Borç almayı zorlaştıran faiz kararlarının küresel resesyon riskini doğurduğu düşünülüyor.
Bununla birlikte, AMB’nin faiz artırımı gerekçelerinin Fed ile aynı olmadığı tartışması da gündemde. Bazı iktisatçılar, ABD için COVID çıkışında hızlı bir şekilde artan talebin enflasyonun nedeni olduğunu, fakat Avro Bölgesindeki enflasyonun kaynağının jeopolitik gerilimler (Ukrayna-Rusya savaşı gibi) olduğunu savunuyor. Bu görüşün, Avro Bölgesinde enflasyonun kalıcı hale geleceğinden ve bunun özellikle Almanya’da yıl sonundaki toplu iş sözleşmesi pazarlıklarında ücret artışının Almanya ve Avrupa ekonomilerini zorlamasından korkan “enflasyon-fobik” Bundesbank kökenli olduğu belirtiliyor.
Öte yandan, jeopolitik nedenlerle enflasyon çukuruna düştüğü söylenen Avro Bölgesinde, yaz aylarında büyük bir artış yaşayan enerji fiyatlarındaki artışın düşmeye başladığını da not etmeliyiz. Doğalgaz fiyatları Eylül ayına göre %50, pik yaptığı Ağustos ayına göre ise %70 geriledi. AB’nin kışın donma kabusundan bir süreliğine uyandığı aşikar. Bu durumda, jeopolitik unsurların enflasyonu tetiklediği görüşü kısmen boşa düşüyor.
Enflasyonun kaynağı: Talep mi, kâr mı?
Peki Avrupa için doğru olmayan, ABD için doğru mu? Daha önce, ABD’deki enflasyonun kökenine dair anaakım açıklamanın aşırı talep olduğunu söylemiştik. Bu açıklamanın varyantları da var: Enflasyona aşırı para arzı sebep olmaktadır; enflasyona, ücret artış taleplerinin şirketleri fiyat artışına zorlaması neden olmaktadır…
Bu açıklamalar hayli tartışmalı ve merkez bankalarının politikaları da çelişkili. Örneğin faiz artırarak enflasyonu kontrol altına alma iddiasına sahip BoE, Liz Truss’ın vergi kesintisi paketinin ardından emlak piyasasının alarm vermesi üzerine acil tahvil alımı programı başlatmış ve piyasaya para sürmekten çekinmemişti.
Üstelik artık anaakımda da bu açıklamaların itibarının düştüğü görülüyor. Financial Times’ta yayımlanan bir makalede, Fed’in enflasyonun nedeni olarak aşırı talebi ve ücretleri göstermesinin gerçekleri yansıtmadığı ileri sürüldü. Dünyanın en büyük varlık yöneticisi UBS’in baş ekonomisti Paul Donovan imzalı makale, uzun süredir görülmedik bir açık sözlülükle enflasyonun kaynağını şirketlerin kâr marjları olarak tespit ediyor.
Donovan, fiyatların ücretlerden daha hızlı arttığını ve reel ücret artışının negatife düştüğünü söylüyor. Bu tespit şuna yaslanıyor: İşletmeler ve şirketler, fiyatları artışını müşterilerine yansıtırken, bir yandan da işçileri daha çok çalıştırıp fiyatlara göre daha az ücret artışı sağlayarak kârlarını artırdılar. Hanehalkları, pandemi çıkışı daha az tasarruf edip daha çok borç alarak tüketmeye devam ettiler ve böylece reel ücretlerdeki korkunç durumu telafi etmeyi başardılar.
Rakamlarla yaptırmların Alman sanayisine faturası
IMF’nin geçtiğimiz Şubat ayında yayımladığı bir rapor, Avro Bölgesindeki enflasyonun %60’ının tedarik şokları kaynaklı olduğunu tespit ediyor. Dolayısıyla, COVID’in tarumar ettiği tedarik zincirleri, uluslararası ticaret ve imalat sanayisindeki yıkım enflasyonun temel nedenlerinden. Rusya’ya uygulanan yaptırımların da başta Alman sanayisi olmak üzere Avrupa’daki imalat sanayisinin defterini dürdüğü görülüyor.
Alman sanayisinin Rusya’ya yönelik yaptırımların ardından düştüğü hali belki de en iyi dünyanın en büyük kimyasal üreticisi BASF anlatıyor. BASF’nin geçen ay yaptığı açıklamada, soğuk kış aylarının Almanya’yı doğalgazda kısıtlamaya zorlaması durumunda, 39 bin kişinin çalıştığı fabrikasında şalterlerin ineceği belirtildi. Uzmanlara göre, bunun olmaması durumunda bile, BASF önümüzdeki yıl kimi operasyonlarını durdurmak zorunda kalacak ve Avrupalı tüketiciler kimyasal tedariği için Amerikan ve Asyalı tedarikçilere mecbur kalacak. Doğalgazın, BASF için yalnızca bir enerji kaynağı değil, amonyak gibi ürünleri üretmek için hammadde olarak da hizmet gördüğünü akılda tutmak gerekiyor. Bu nedenle BASF CEO’su Martin Brudermüller, Rusya’ya yönelik yaptırımların en önemli karşıtlarından.
Ekim ortasında yayımlanan ilk tahminlere göre, BASF’nin 2022’nin ilk üç çeyreğindeki net geliri 909 milyon avro. Bu, geçen senenin aynı döneminde göre %32’lik bir düşüş demek. Şirketin ikinci çeyrek raporu da enerji maliyetlerinin bir önceki yılın aynı dönemine göre %260 arttığını ve bunun şirkete 500 milyon avroya mal olduğunu gösteriyor.
Şunu da hatırlatmak gerekiyor: BASF’nin ortak olduğu gaz ve petrol üreticisi Wintershall Dea’nın ortakları arasında Putin destekçisi Rus oligark Mihail Fridman da yer alıyor. Wintershall Dea, Kuzey Akım’ın da önemli mali destekçilerindendi.
Diğer örnek ise Alman enerji devi Uniper. 2022’nin ilk dokuz ayının bilançosunu açıklayan Uniper, 40 milyar avroluk rekor bir zarar bildirdi. Alman hükümeti, Eylül ayında Uniper’in %99’luk hissesini satın alarak devletleştirmişti. Hükümetin Uniper’e 30 milyar avroluk bir yardım paketi vermesi bekleniyor.
Avrupa’da ABD-Almanya merkezli iktisada tepki büyüyor
Tüm bunlara rağmen Almanya, beklentileri boşa çıkararak üçüncü çeyrekte %0,3 büyümeyi başardı. Ama diğer AB ülkeleri için tehlike çanları çalıyor.
AB’nin ikinci büyük ekonomisi Fransa, üçüncü çeyrekte %0,2 büyüdü. İkinci çeyrekteki büyüme %0,5 olmuştu; düşüşte yüksek enflasyon nedeniyle tüketimin azalması başrol oynadı. Benzer şekilde İspanya da ikinci çeyrekteki %1,5 büyümeye ve turizm gelirlerinin COVID çıkışında büyük bir artış göstermesine rağmen üçüncü çeyrekte %0,2 büyüdü. Büyümedeki yavaşlama burada da tüketimin enflasyon nedeniyle azalmasından kaynaklanıyor.
Nitekim AMB’nin faiz artırımına tepkiler gecikmedi. İtalya’nın yeni başbakanı Giorgia Meloni, mecliste yaptığı ilk konuşmada AMB’ye çatarak, faiz artırımının İtalya gibi kamu borcu yüksek ülkelere yeni güçlükler yaratacağını söyledi. İtalya’nın kamu borçları, şu anda Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının (GSYİH) %150’si civarında.
Ülkesinin kamu borcunun GSYİH’ye oranı %113 civarında olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da AMB’nin kararını eleştirenler arasında. Macron, enflasyonu düşürmek için talebi kısıtlamak gerektiğini söyleyen uzmanlara seslenerek, ABD’nin aksine Avrupa ekonomilerinin “aşırı ısınmadığını” söyledi. Finlandiya Başbakanı Sanna Marin de geçen ay AMB’nin ekonomiyi resesyona sokmaya çalışarak güvenilirliğinin sorgulanır hale geldiğini söylemişti.
Almanya’da ise muhalefetin sesi daha fazla çıkmaya başladı. Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Tino Chrupalla, Alman parlamentosunda yaptığı konuşmada Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını, Ukrayna’ya silah satışının durdurulmasını ve Almanya’nın ABD’nin tek taraflı siyasetinden çekilmesini istedi. Sol Parti’den Sahra Wagenknecht ise Ukrayna savaşıyla ilgili tutumuyla Alman ekonomisini yıkıma uğratmasından dolayı Yeşiller’i Bundestag’daki ‘en tehlikeli parti’ olarak nitelendirdi. Öte yandan Sol Parti Grup Başkanı, kendisini Wagenknecht’ten ayırarak en tehlikeli partinin hâlâ AfD olduğunu söyleyince, muhalif figürün partiden ayrılıp ayrı bir örgüt kuracağı söylentileri arttı.
Alman Şansölyesi Olaf Scholz ise yanına çok sayıda CEO’yu alarak Pekin gezisine çıktı. CNN’in haberine göre Scholz’e Volkswagen, Siemens, Deutsche Bank ve BASF gibi devlerin yöneticileri eşlik ediyor. Şansölyenin Çin ziyareti, Çin devlet şirketi Cosco’nun Hamburg limanındaki dört terminalden birinin operatörünün hisselerini satın almak istemesiyle başlayan tartışmalar arasında gerçekleşiyor. Çin’in, Almanya’nın en büyük ticaret ortağı olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. Rusya pazarından kopan ve ekonomisi ihracata dayalı Almanya’nın, Çin pazarını da kaybetmek istemediği görülüyor.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor







