Ortadoğu
Azizi: Müzakere her zaman güç mevziisinden yapılmalıdır

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin müzakere, baskı ve savaş üçlemesi üzerine kurulu olduğunu belirterek, Washington’ın müzakere masasını bizzat savaş alanına çevirdiğini ifade etti. Azizi, Tahran’ın askeri kapasitesinin ve Direniş Cephesi’nin bölgesel gücünün ABD’nin tüm hesaplarını altüst ettiğini vurguladı.
İran İslami Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Dr. İbrahim Azizi, SNN televizyonuna verdiği mülakatta, İran’ın ulusal güç unsurlarını, ABD ile yürütülen müzakere süreçlerini ve bölgede yaşanan askeri gerilimlerin perde arkasını detaylandırdı.
Gazeteci Şayan Donyadideh’in sorularını yanıtlayan Azizi, İran’ın stratejik doktrininin temel taşlarını açıklarken, özellikle son yıllarda Washington yönetimi ile yaşanan krizlerin kronolojik bir dökümünü yaptı.
Azizi, mülakatın başında İran’ın güç bileşenlerini analiz ederek, “Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inanç, irade, vahdet, liderlik, halk, silahlı kuvvetler, jeopolitik konum, bölgesel etkinlik ve nükleer kapasite bizim temel güç kaynaklarımızdır” dedi.
İnancın en büyük güç olduğunu ifade eden Azizi, “Halkın inancı üzerine kurulu bir güç, en sarsılmaz kuvvettir. Biz bu iradenin tecellisini devrimde, sekiz yıllık kutsal savunmada ve son askeri karşılaşmalarda gördük” değerlendirmesinde bulundu.
“Halkın iradesi askeri zaferlerin en büyük dayanağıdır”
İran’ın ulusal güç inşasında halkın ve ordunun oynadığı role dikkat çeken Dr. İbrahim Azizi, “Silahlı kuvvetlerimiz sadece bugün değil, devrimin ilk günlerinden beri azamet üretmektedir. Sekiz yıllık savaşın gölgesinde biz bugünkü füze gücümüze ulaştık. Dolayısıyla ordu ve kahraman Besic yapılanması, güç mimarimizin ana sütunlarıdır” ifadelerini kullandı.
İran’ın jeopolitik konumunun da stratejik bir üstünlük sağladığını belirten Komisyon Başkanı, “Dünyadaki on dört kritik stratejik noktadan biri İran’dadır. Büyük Tunb, Küçük Tunb, Ebu Musa adaları ve Hürmüz Boğazı belirleyici noktalardır. Bu coğrafi konum başlı başına bir güç üreticisidir” dedi.
Direniş Cephesi olarak adlandırılan bölgesel müttefik ağının İran’ın savunma hattının bir parçası olduğunu söyleyen Azizi, bu grupların İran’ın vekil güçleri olduğu yönündeki suçlamaları reddetti.
Azizi, “Biz hiçbir zaman bu grupların vekil güç olduğu tanımını kabul etmedik. Onlar, İslam Devrimi’nin düşüncelerinden ilham alan özgürlükçü akımlardır. Hatta Lübnan gibi yerlerdeki bazı unsurlar, Siyonist rejimle mücadelede bizden bile daha ileri bir noktada hareket etmektedirler” açıklamasında bulundu.
“Trump müzakere, anlaşma, baskı ve savaş sarmalını devreye soktu”
ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin başkanlardan bağımsız olarak aynı hedefi güttüğünü savunan Azizi, Barack Obama, Joe Biden ve Donald Trump dönemlerini kıyasladı.
Azizi, “Demokratlar ve Cumhuriyetçiler aynı makasın iki ağzı gibidir. Obama nükleer sanayinin vidalarını bile sökmek istediğini söylüyordu. Trump ise daha aşırılıkçı ve farklı bir üslupla geldi” dedi.
20 Ocak 2025’te başlayan ikinci Trump döneminin İran’a yönelik üç aşamalı bir strateji sunduğunu belirten Azizi, “Trump; müzakere, anlaşma, baskı ve savaş sarmalıyla İran işini bitirmek istedi” ifadesini kullandı.
Trump’ın görev süresinin başında Tahran’a bir mektup gönderdiğini hatırlatan İranlı yetkili, mektubun içeriğini şu sözlerle aktardı:
“Trump mektubunda, ‘Kendi belirlediğim yerde ve kendi belirlediğim yöntemle; füze programı, nükleer faaliyetler ve bölgesel nüfuz konularında ön koşulsuz müzakereye gelin, aksi takdirde savaşa hazır olun’ diyordu. Bu açık bir tehdit mektubuydu.”
İran’ın bu tehdide karşı “şehit lider” olarak tanımladığı Ayetullah Ali Hamaney’in tedbirleriyle akılcı bir yanıt verdiğini belirten Azizi, “Dışişleri Bakanlığımız üzerinden verdiğimiz yanıtta, füze programı ve bölgesel konuların asla müzakere edilmeyeceğini bildirdik. Ancak nükleer konuda, herhangi bir korkumuz olmadığını kanıtlamak ve dünyaya söyleyecek sözümüz olduğunu göstermek için masaya oturabileceğimizi söyledik. Tek bir şartla: Mekanı, zamanı ve şartları biz belirleyecektik” dedi.
“Müzakereler ABD’nin istediği Birleşik Arap Emirlikleri yerine Umman’da yapıldı”
Washington’ın müzakereler için Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) adres gösterdiğini ancak Tahran’ın bunu reddettiğini belirleyen Azizi, “ABD’nin şartlarını kabul etmedik. Görüşmelerin Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılmasını dayattık. Ayrıca uranyum zenginleştirme hakkının tanınması, nükleer sanayinin bir gerçeklik olarak kabul edilmesi ve görüşmelerin bir garantiye sahip olması ön şartlarını masaya koyduk. Amerikalılar bu şartlarımızı kabul ederek masaya gelmek zorunda kaldılar” dedi.
Nisan ve Haziran ayları arasında beş tur görüşme yapıldığını kaydeden Azizi, ABD’nin kendi talep ettiği müzakerelere rağmen yine “ahde vefasızlık” yaptığını savundu.
Azizi, “Amerikalılar müzakere masasına füze vurdular. Beş tur süren görüşmelerin ardından diplomasiyi kurban ederek savaş yolunu seçtiler” değerlendirmesinde bulundu.
“Tetik mekanizması ekonomik baskı aracı olarak kullanıldı”
On iki gün süren savaşın ardından ABD’nin strateji değiştirdiğini söyleyen Azizi, Washington’ın “Tetik Mekanizması”nı (Snapback) devreye sokarak azami baskı politikasına yöneldiğini belirtti.
Azizi, “Tetik mekanizması aslında nükleer ve silahlanma ile ilgili altı Birleşmiş Milletler kararının geri dönmesidir, ekonomik konularla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak Amerikalılar ve Avrupalılar bunu İran içinde ekonomik huzursuzluk ve kargaşa yaratmak için bir kaldıraç olarak kullandılar” dedi.
Haziran ve Ocak ayları arasında İran’ın ciddi bir ekonomik baskı altına alındığını ifade eden Azizi, 12 Ocak’ta halkın sokaklara çıkarak devlete destek vermesiyle bu planın da boşa çıktığını savundu.
Azizi, “Denklemi halkın iradesi bozdu. Baskı projesi sonuç vermeyince aracılar üzerinden yeniden ‘masaya dönelim, hata yaptık’ mesajları göndermeye başladılar” şeklinde konuştu.
“Müzakerelere gitmeseydik savaş çıkmazdı diyen kimse kalmadı”
İç siyasetteki tartışmalara da değinen Dr. İbrahim Azizi, ABD ile yürütülen temasların İran içindeki birliği pekiştirdiğini söyledi.
Bazı kesimlerin “neden müzakere etmiyorsunuz?” eleştirilerinin önünün kesildiğini belirten Azizi, “Bugün İran içinde hiç kimse çıkıp da ‘Eğer müzakereye gitseydiniz savaş çıkmazdı’ diyemez. Biz müzakere masasına giderek bu bahaneyi herkesin elinden aldık. Ancak şunu her zaman söyledim: Müzakere her zaman güç mevziisinden yapılmalıdır” dedi.
Görüşmelerde ABD’nin uranyum zenginleştirme kapasitesini sıfıra indirmeyi ve İran’ın elindeki 440 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumu yurt dışına çıkarmayı talep ettiğini açıklayan Azizi, nükleer sanayinin İran için sadece bir enerji meselesi değil, “yaşam sanayisi” olduğunu vurguladı.
Azizi, “Nükleer teknoloji tarımda zararlılarla mücadeleden tıbba ve çevre korumaya kadar hayatın her alanında gereklidir. Bu bizim kırmızı çizgimizdir” dedi.
“Liderimiz sığınağa girmeyi reddetti ve halkıyla kalmayı seçti”
Savaşın başlamasından önce askeri komuta kademesinin tüm senaryolara hazırlandığını belirten Azizi, mülakatın en çarpıcı kısımlarından birinde Ayetullah Hamaney’in şehadetiyle sonuçlanan saldırı öncesindeki atmosferi anlattı.
Azizi, “Savaşın başlamasından bir ay önce Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı General Musevi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Tengsiri, Kara Kuvvetleri Komutanı General Pakpur ve Genelkurmay Başkanı ile defalarca bir araya geldik. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı” ifadelerini kullandı.
General Pakpur’un, “şehit lider” olarak andığı Hamaney ile yaptığı son görüşmeyi aktaran Azizi, “General Pakpur, liderimize güvenlik gerekçesiyle sığınağa girmesi gerektiğini söylediğinde, Hamaney şu yanıtı vermiş: ‘Tüm halkın sığınağı var mı? Eğer herkesin varsa ben de giderim. Sakın beni halkımdan ayırmaya çalışmayın. Ben sığınaklarda veya yerin altında yaşayacak biri değilim.’ Bu duruş, liderimizin halkıyla nasıl bir gönül bağı kurduğunun kanıtıdır” dedi. Azizi, liderin çalışma ofisinde şehit düşmesinin, dünya siyasi tarihindeki diğer liderlerin “korkakça sığınaklara saklanmasıyla” taban tabana zıt olduğunu savundu.
“ABD bölgedeki üslerinde vuracak hedef bırakmadığımızı gördü”
28 Şubat’ta başlayan ve “Ramazan Savaşı” olarak adlandırılan kırk günlük çatışma sürecinde İran ordusunun asimetrik bir savaş yürüttüğünü belirten Azizi, ABD’nin İran’ı bölme ve rejim değiştirme planlarının bir saat içinde verilen yanıtla çöktüğünü söyledi.
Azizi, “Komuta kadememiz şehit edilmiş olmasına rağmen hiyerarşi bozulmadı. Hava-uzay ve deniz kuvvetlerimiz ne yapacağını biliyordu. Savaş başladıktan sonraki ilk bir-iki saat içinde en sert yanıtı verdik” dedi.
ABD’nin bölgedeki varlığının ağır darbe aldığını kaydeden Azizi, “Amerikalılar kendi üslerinin bu kadar ağır vurulacağını hayal bile edemiyorlardı. Bölgedeki yaklaşık 14 ABD üssü hedef alındı. Artık hedef alacak yer kalmamıştı, saklandıkları her yeri istihbaratımız tespit edip vurdu” şeklinde konuştu.
Savaşın sona ermesi için ilk ateşkes talebinin ABD’den geldiğini iddia eden Azizi, Pakistan’ın arabuluculuğuna değindi. Azizi, “Katar, Türkiye ve Umman gibi pek çok ülke arabuluculuk için devreye girdi. Ancak nihayetinde Pakistan’ın önerisiyle bir ateşkes modelini kabul ettik. Biz savaşı kendi istediğimiz şiddette ve yöntemle, ABD’ye büyük bir yenilgi tattırarak bu aşamada durdurduk” diyerek sözlerini tamamladı.
“Savaşın içinde bile savaş ahlakını gözettik”
Mülakatın sonunda İran’ın askeri başarısının arkasındaki temel motivasyonun “namütekabil savaş” yeteneği ve halk desteği olduğunu yineleyen Azizi, “Amerikalılar bizim sahadaki gücümüzü gördükten sonra hesaplarının yanlış olduğunu anladılar. Biz düşman ateşkes istediğinde, savaş ahlakı gereği bunu değerlendirdik. Bugün İran İslami Cumhuriyeti, tarihinin bu kritik kavşağından büyük bir zaferle çıkmıştır” ifadelerini kullandı.
Azizi, özellikle nükleer sanayi ve füze programının İran için pazarlık konusu olamayacak kadar hayati olduğunu, bölgedeki askeri dengelerin artık Tahran’ın lehine değiştiğini belirterek mülakatı sonlandırdı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












