Bizi Takip Edin

Ortadoğu

BAE, Hürmüz Boğazı’nı açmak için askeri müdahaleye hazır

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ın “seyrüsefer serbestisini hedef alan” saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’nın askeri güç kullanılarak açılması için ABD ve müttefiklerine destek vermeye hazırlanıyor. Wall Street Journal’ın haberine göre Abu Dabi yönetimi, mayın temizleme ve lojistik destek operasyonlarıyla savaş doğrudan katılan ilk Körfez ülkesi olmayı değerlendiriyor.

Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), İran saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı’nın güç kullanılarak açılması amacıyla ABD ve diğer müttefiklere destek vermeye hazırlandığı bildirildi. Haberde, bu adımın gerçekleşmesi halinde BAE’nin çatışmaya doğrudan katılan ilk Körfez ülkesi olabileceği belirtildi.

Arap yetkililere göre BAE, Hürmüz Boğazı’nın açılması için askeri müdahaleye yetki verecek bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarılması amacıyla diplomatik girişimlerde bulunuyor. BAE’li bir yetkili, Emirlikli diplomatların; ABD’yi ve Avrupa ile Asya’daki askeri güçleri boğazı açmak için ortak hareket etmeye çağırdığını söyledi.

Yetkili, İran yönetiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki baskıyı küresel ekonomiyi etkileyecek bir araç olarak kullanmaya hazır olduğunu ifade etti. Bu nedenle BAE’nin, boğazın güvenliğini sağlamak için askeri rol üstlenme olasılığını aktif biçimde değerlendirdiği kaydedildi.

Abu Dabi mayın temizleme ve lojistik destek seçeneklerini inceliyor

BAE’li yetkili, ülkenin boğazın güvenliğini sağlamak amacıyla nasıl bir askeri rol oynayabileceğinin değerlendirildiğini, mayın temizleme faaliyetlerine destek verilmesi ve çeşitli askeri destek hizmetlerinin incelendiğini söyledi.

Bazı Arap yetkililer, ABD’nin stratejik boğazda bulunan ve İran’ın kontrolünde olan bazı adalara müdahale etmesi gerektiğini de gündeme getirdi. Bu adalar arasında, yaklaşık yarım yüzyıldır İran’ın elinde bulunan ve BAE’nin hak iddia ettiği Ebu Musa Adası da yer alıyor.

BAE Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, İran’ın Emirlik şehirlerine yönelik saldırılarını kınayan ayrı bir BM kararına ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını kınayan açıklamasına işaret etti. Bakanlık, “Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiği konusunda geniş bir küresel mutabakat bulunduğunu” belirtti.

Körfez başkentlerinde İran’a karşı tavır sertleşiyor

Haberde, Suudi Arabistan ve diğer bazı Körfez ülkelerinin de İran yönetimine karşı tavır değiştirdiği ve savaşın, İran etkisiz hale getirilene ya da devrilene kadar sürmesini istediği ileri sürüldü. Ancak bu ülkelerin henüz askeri güçlerini doğrudan devreye sokma konusunda net bir adım atmadığı ifade edildi.

ABD’nin yakın müttefiki olan ve Amerikan Donanması’nın 5. Filosu’na ev sahipliği yapan Bahreyn’in de bugün oylanması beklenen BM karar tasarısını desteklediğine dikkat çekildi.

BAE’nin boğazı açma çabasına aktif biçimde katılmasının önemli riskler taşıdığı vurgulandı. İran’a karşı açık biçimde savaşın tarafı haline gelmenin, çatışma sonrasında da sürebilecek uzun vadeli gerilimlere yol açabileceği kaydedildi.

İran’ın buna karşılık olarak BAE’ye yönelik saldırılarını artırdığı, haftalar boyunca görece düşük seviyede seyreden füze ve insansız hava aracı saldırılarının son günlerde belirgin biçimde yoğunlaştığı ifade edildi. Salı günü de dahil olmak üzere BAE’ye yönelik yaklaşık 50 balistik füze, seyir füzesi ve insansız hava aracı saldırısı düzenlendiği aktarıldı.

Tahran yönetiminin, İran topraklarına yönelik herhangi bir operasyonu destekleyen Körfez ülkelerinin hayati sivil altyapısını hedef alacağı uyarısında bulunduğu ve özellikle BAE’yi işaret ettiği belirtildi.

Haberde, İran’ın son dönemdeki saldırılarının BAE ekonomisi üzerinde de etkili olduğu kaydedildi. Füze ve İHA saldırılarının hava trafiğini ve turizmi azalttığı, emlak piyasasını olumsuz etkilediği ve ücretsiz izinler ile işten çıkarmalara yol açtığı belirtildi.

Ayrıca bu saldırıların, BAE’nin uzun süredir öne çıkardığı “istikrarsız bir bölgede güvenli ve huzurlu ülke” imajını da sarstığı ifade edildi.

BAE’nin buna kısmen sert mali ve idari tedbirlerle karşılık verdiği, Emirates Havayolları’na ait bir duyuruda İran vatandaşlarının ülkeye girişine veya transit geçişine izin verilmeyeceğinin belirtildiği aktarıldı. Bunun, hükümetin İran Hastanesi ile Iranian Club Dubai’yi kapatma kararlarının ardından geldiği kaydedildi.

Hürmüz Boğazı Abu Dabi için “hayati beka meselesi”

Haberde, BAE’nin yeni yaklaşımının en açık biçimde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma çabalarında görüldüğü belirtildi. Boğazın; ülkenin enerji ihracatı, deniz taşımacılığı ve gıda tedariki açısından hayati önemde olduğu vurgulandı.

Körfez yetkilileri, BAE’nin şu anda çekingen davranan Avrupa ve Asya ülkelerinin, eğer BM Güvenlik Konseyi onayı alınırsa boğazın temizlenmesine ve açılmasına destek vereceğine inandığını söyledi.

Ancak Rusya ve Çin’in böyle bir kararı veto edebileceği, Fransa’nın ise farklı bir karar taslağı önerdiği ifade edildi. Buna rağmen, karar çıkmasa bile BAE’nin savaş çabasına katılmaya hazır olduğu belirtildi.

Askeri uzmanlar ise boğazın güç kullanılarak açılmasının kolay olmayacağını belirtti. Böyle bir operasyonun yalnızca boğazın değil, yaklaşık 100 millik hattı boyunca çevresindeki kara alanlarının da kontrol altına alınmasını gerektirebileceği ifade edildi.

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Adam Smith; İran’ın boğazı tehdit altında tutabilmek için yalnızca bir İHA, bir mayın ya da küçük bir intihar botuna ihtiyaç duyacağını söyledi.

Haberde, BAE’nin olası bir operasyona katkı sunabilecek önemli askeri ve lojistik imkânlara sahip olduğu kaydedildi. Ülkede stratejik üsler, Cebel Ali’de derin su limanı ve Hürmüz Boğazı girişine yakın bir coğrafi konum bulunduğu ifade edildi.

Bu unsurların; ABD öncülüğünde yürütülebilecek bir operasyonda adalara müdahale ya da ticari tankerlerin güvenli geçişinin sağlanması gibi görevlerde kullanılabileceği belirtildi.

Ayrıca BAE’nin küçük ancak etkili bir hava kuvvetine sahip olduğu, ABD yapımı F-16 savaş uçaklarının daha önce Irak’ta IŞİD’e karşı ABD ile birlikte düzenlenen hava operasyonlarında görev aldığı hatırlatıldı.

Haberde; BAE’nin ayrıca gözetleme amaçlı insansız hava araçları ile ABD tarafından sağlanmış bomba ve kısa menzilli füze stoklarına sahip olduğu, bunların da ABD ve İsrail’in mühimmat ihtiyacını hafifletmeye yardımcı olabileceği ifade edildi.

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

Yayınlanma

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.

İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.

Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.

Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.

İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.

İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.

Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.

Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.

Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.

Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.

Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.

Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.

Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.

Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.

Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı

Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.

Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.

Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.

Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English