Diplomasi
Batı basını, Trump-Putin görüşmesini değerlendirdi

Donald Trump’ın Ukrayna’daki savaşı gün içinde bitirebileceği, “büyük anlaşmalar” yapma sanatı hakkındaki bahisler unutuldu. ABD Başkanı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı üçüncü telefon görüşmesinde, Ukrayna’daki barış sürecini ilerletmek amacıyla mevkidaşına baskı yapmadı.
Daha pazar günü Başkan’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, ABC News‘e yaptığı açıklamada, Trump’ın “eşi benzeri olmayan bir kişilik gücüne sahip olduğunu” söyledi.
Witkoff sözlerine şunları ekledi: “Devlet Başkanı Putin ile telefonla görüşmeli ve bu, bazı engelleri ortadan kaldırmamıza ve olmamız gereken yere gelmemize yardımcı olacaktır. Ve bence bu çok başarılı bir görüşme olacak.”
ABD Ulusal İstihbarat eski Direktör Yardımcısı Beth Sanner, CNN‘e yaptığı açıklamada, “Sonuç olarak Trump, görünüşe göre Putin’e baskı yapmaya bile çalışmadı,” dedi ve ekledi: “İki saatlik bir görüşme yapmaları iyi oldu ama sonuç ne? Putin son derece maksimalist taleplerde bulunmaya devam ediyor… Görünüşe göre Putin tam da istediğini elde etti, bunu başka türlü görmek zor.”
Financial Times‘a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi olan iki kişi, Trump’ın Putin ile yaptığı görüşmenin ardından Avrupalı liderler ve Vladimir Zelenskiy ile yaptığı konuşmalarda, barış sürecindeki rolünü azaltabileceğini ve Ukrayna ile Rusya’yı doğrudan müzakere etmeye bırakabileceğini belirttiğini söyledi.
Ve bu tür müzakereler devam ederken Moskova’ya ek baskı yapma niyetinde olmadığını da ifade etti. Gazetenin kaynaklarından birine göre, Avrupalı liderler Trump’ın Putin ile yaptığı anlaşmalara ilişkin anlattıkları karşısında şaşkına döndü.
Sadece hafta önce Trump, onlarla birlikte, derhal ateşkes ilan etmemesi hâlinde Rusya’ya karşı yeni sert önlemler almakla tehdit etmişti.
Nisan sonunda, Putin’in füzelerinin son dokuz aydaki en güçlü saldırıyı Kiev’e gerçekleştirmesinin ardından kendi sosyal ağı Truth Social’da “Vladimir, DUR!” diye yazmıştı.
Ancak pazartesi günü Trump, basın mensuplarına yaptığı açıklamada Putin ile görüşmesi sırasında durma çağrısını tekrarlamadığını itiraf etti ve ekledi: “Bence o durmak istiyor.” Ayrıca Trump, barış görüşmelerini yeni Papa XIV. Leo’nun sürdürebileceğini öne sürdü.
Trump’a göre, kendisinin de müzakerelerden çekileceği “kırmızı çizgisi” var ancak bunu açıklamayı reddetti. Rusya ve Ukrayna’nın artık doğrudan görüşmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Halihazırda Stanford Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Merkezi’nde çalışan ABD’nin eski Ukrayna Büyükelçisi Steven Pifer, şu sonuca varıyor:
“Trump ile yapılan bu görüşme Putin için zaferdi. Yakın zamanda ateşkes olmayacağını açıkça belirtti, bu yüzden Rusya savaşa devam edebilir. Ve yine de hiçbir ek yaptırım uygulanmayacak.”
Barış sürecinden çekilmek
Trump ve yönetiminin temsilcileri son zamanlarda müzakerelerden tamamen çekilebileceklerinin sinyallerini vermeye başladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance bu konuyu dile getirmeye başladı.
Vance, pazartesi günü basın mensuplarnıa yaptığı açıklamada, ABD’nin nihayetinde şunu söylemek zorunda kalabileceğini belirtti: “Bu bizim savaşımız değil. Bitirmeye çalışacağız ama bitiremezsek sonunda diyeceğiz ki: ‘Biliyor musunuz? Denemeye değerdi ama artık bununla uğraşmayacağız.”
CNN‘in belirttiğine göre, Trump, Putin ile yaptığı görüşmenin ardından, barış görüşmelerinde ilerleme kaydedilememesi durumunda ABD’nin elini çekebileceği yönündeki Vance’in varsayımına itiraz etmedi: “Size şunu söyleyeyim, burada büyük egolar söz konusu ama bence bir şeyler olacak. Olmazsa da ben geri çekilirim, onlar devam etmek zorunda kalır.”
Bazı uzmanlar, Trump’ın müzakerelerden çekilme arzusunu oldukça anlaşılır buluyor. Stimson Center düşünce kuruluşundan Peter Slezkine, “Her iki taraf da onu diğerine karşı kışkırtmaya çalıştı ve bu özünde yıkıcıydı,” dedi ve ekledi: “Eğer iki tarafı birbirleriyle konuşmaya ikna edebilir ve kendisini resmin dışına çıkarabilirse, bu durumun kilitlenmiş noktadan çıkması için gerekli olabilir.”
Fakat Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Başkan Yardımcısı Andrew Weiss, Trump’ın savaşı çözmekten çok Moskova ile yakınlaşmakla ilgilendiğine inanıyor: “Görünüşe göre Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin normalleşmesini başlı başına amaç olarak görüyor. Ve diğer her şey buna tabi kılınmış durumda.”
Anlaşılmaz memorandum
Avrupalı bir yetkili Bloomberg‘e, Avrupalı liderlerin Trump’ın savaşı sona erdirmek için diplomatik çabalarını durdurmasından endişe ettiğini söyledi.
Başka bir yetkiliye göre, Trump yeni yaptırımlar uygulamak istemediğini ve kendi ateşkes önerisinde ısrar etmekten vazgeçtiğini açıkça belirtti. Yetkili ayrıca, Kiev ve Avrupa’nın, Trump’ın Rusya ile Ukrayna arasında doğrudan görüşmelere geçme planına katılmadığını da ekledi.
Bu müzakerelerin ne olabileceği net değil. Putin’e göre, “samimi” ve “faydalı” geçen görüşmede “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, çatışmaların durdurulması ve ateşkes konusundaki pozisyonunu ortaya koydu.”
Putin, Trump ile “Rusya’nın Ukrayna tarafına, çözüm ilkeleri, olası barış anlaşmasının imzalanma takvimi gibi bir dizi pozisyonun belirleneceği ve ilgili anlaşmalara varılması durumunda belirli süre için olası ateşkesi de içeren gelecekteki olası barış anlaşması hakkında bir memorandum sunacağını ve bu konuda çalışmaya hazır olduğunu” kabul ettiklerini belirtti.
Bununla birlikte, her zamanki gibi, çatışmanın “temel nedenlerinin” ortadan kaldırılması gerektiğini de ekledi.
Üst düzey Ukraynalı yetkili, memorandum fikri hakkında FT‘ye, “Bunun ne olduğunu, ortaya çıkış nedenini ve neden önemli olduğunu kimse bilmiyor,” dedi.
Zelenskiy, pazartesi akşamı geç saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, memorandum önerisinden “haberdar olmadığını” söyledi.
2006-2009 yılları arasında ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi olarak görev yapan Bill Taylor, “Ruslar düşük düzeyde müzakereler yürütecek, çeşitli belgeler teatisi yapacak ve bu arada savaşmaya devam edecekler,” diyor ve ekliyor: “Trump bütün bu oyalama taktiklerine daha ne kadar katlanacak?”
‘Trump, Putin’e şaşırtıcı sabır, yüce gönüllülük ve anlayış sergiliyor’
Washington Post köşe yazarı ve Dış İlişkiler Konseyi kıdemli üyesi Max Boot, “Başkan Donald Trump, iradesine karşı gelenlere karşı hoşgörülü veya müsamahakâr olduğundan şüphelenilecek kişi değil,” diye yazdı ve ekledi:
“Ancak konu, Trump’ın Ukrayna’daki savaşı sona erdirme yönündeki gösterişli girişimini sabote etmeye devam eden Rus diktatör Vladimir Putin olunca, ABD Başkanı şaşırtıcı sabır, yüce gönüllülük ve anlayış sergiliyor.”
Boot, Putin’in Ukrayna’da üstünlük sağlama umudunun hâlâ olduğunu, bunun nedenlerinden birinin de açıkça Amerikan yardımının kesilmesine güvenmesi olduğunu belirtti:
“Rusya şimdiden yaklaşık 900 bin askerini ölü ve yaralı olarak kaybetti; bu, uzayan saldırı için korkunç bedel, ancak Kremlin’in saldırılara devam etmek için hâlâ yaklaşık 640 bin askeri var. Ayrıca Moskova, Kuzey Kore, İran ve Çin’den kayda değer yardım alıyor. Putin’in taviz vermesinin ne anlamı var?”
Dış Politika Araştırma Enstitüsü kıdemli araştırmacısı askeri uzman Rob Lee, Rusya’nın orduya çok sayıda sözleşmeli asker çekmeye ve cephe hattında Ukrayna savunmasını yavaşça yarmaya devam ettiğini belirtti:
“Askeri açıdan bakıldığında, orduya sürekli gönüllü alımı göz önüne alındığında, Rusya’nın şimdilik savaşmaya devam edebileceğini düşünüyorum. Yönetimi muhtemelen savaş alanındaki konumunu iyileştirebileceğine inanıyor. Rusya hâlâ asgari hedefine —tüm Donetsk ve Lugansk oblastlarını işgal etmek— ulaşamadı. Bu nedenle, daha ciddi müzakerelere başlamadan önce bu yaz mümkün olduğunca fazla toprak ele geçirmeye çalışabilir.”
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









