Diplomasi
Berlin’de tanıtılan Global Geopolitics, çok kutupluluğa ve değişen küresel düzene ışık tutuyor

Uluslararası akademisyenler ve politika uzmanları, uluslararası ilişkilerin karmaşık dinamiklerini, güç yapılarını ve küresel stratejik eğilimleri mercek altına alan yeni hakemli akademik dergi Global Geopolitics’in tanıtımı için Berlin’de bir araya geldi.
Berlin merkezli Avrasya Topluluğu (Eurasian Society) işbirliğiyle düzenlenen açılış yuvarlak masa toplantısı; Batı’nın tek kutuplu hegemonyasının zayıflaması, bazı konuşmacıların “medeniyet devletleri” olarak tanımladığı yapıların yükselişi ve giderek parçalanan küresel ortamda değer odaklı dış politikaya yönelik farklı yaklaşımların tartışıldığı bir platforma dönüştü.
Değişen dünyada kapsayıcılık taahhüdü
Lansman, derginin Genel Yayın Yönetmeni Efe Can Gürcan’ın “köklü değişim” ve “büyük geçiş” olarak nitelendirdiği bir dönemde gerçekleşti. Queen’s University Belfast ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) üyesi Dr. Gürcan, derginin jeopolitik alanındaki tartışmaları genişletme hedefini ortaya koydu.
Açılış konuşmasında “Bugün köklü bir değişim anında buluşuyoruz… ve jeopolitik, gündemimizin ön sıralarında, manşetlerde yeniden yerini alıyor” ifadelerini kullanan Gürcan, jeopolitik meselelere artan ilgiye rağmen “münhasıran jeopolitik çalışmalarına odaklanmış çok az sayıda akademik dergi bulunduğuna” dikkat çekti.
Gürcan, derginin jeopolitik tartışmalarda sıkça görülen geleneksel ikiliklerin ötesine geçmeyi amaçladığını vurguladı. “Jeopolitik genellikle çatışma, dışlama ve rekabet referanslarıyla çerçevelenir” diyen Gürcan, şöyle devam etti: “Bu kısmen doğru olsa da biz çok daha geniş bir yaklaşımı benimsemeyi tercih ediyoruz… Günün sonunda her şey tek bir basit kelimeye dayanıyor: Kapsayıcılık.” Gürcan, bu yaklaşımın üç temel ayağını şöyle sıraladı:
- Coğrafi kapsayıcılık: Sadece Batı, Doğu veya Küresel Güney’den değil, yedi kıtadan akademisyenlerin katkılarını teşvik etmek.
- Disiplinler arası kapsayıcılık: Tarih, sosyoloji ve ekonomi dahil olmak üzere çeşitli disiplinlerden bakış açılarını harmanlamak.
- Analitik kapsayıcılık: Uluslararası İlişkiler (Uİ) teorisinin yanı sıra hem geleneksel hem de eleştirel jeopolitiği entegre etmek; sadece çatışmayı değil, aynı zamanda işbirliğini, bağlantısallığı ve geleneksel olmayan güvenlik sorunlarını da incelemek.

Efecan Gürcan
Gürcan, “Global Geopolitics adındaki ‘küresel’ (global) ifadesi, ‘küreselcilik’ (globalism) anlamında kullanılmıyor” diyerek bunun “bilinçli ve anlamlı bir tercih” olduğunu, herhangi bir siyasi projeyle veya ideolojik ajandayla örtüşmediğini net bir dille ifade etti. “Küresel” ve “jeopolitik” kavramlarının bir araya getirilmesi; derginin akademik titizliğin yanı sıra coğrafi, disipliner ve analitik kapsayıcılığa olan bağlılığının altını çiziyor.
Derginin editöryal altyapısı, bugünün çok kutuplu gerçekliğini yansıtacak şekilde İngiltere, Kanada, Hindistan, Çin, Japonya, Brezilya, Peru ve Türkiye gibi ülkelerden temsilcilerin yer aldığı bir kurulla oluşturuldu. İlk sayı, Ukrayna çatışması, enerji politikaları ve küresel göç gibi konuları ampirik araştırmalarla ele alıyor.
Ahlakçılığın iflası ve “Reelpolitik”in dönüşü
Dr. Gürcan’ın girişinin ardından açılış oturumu, Avrasya Topluluğu Başkanı ve daha önce Alman Dış İlişkiler Konseyi ile çalışmalar yürütmüş deneyimli tarihçi Alexander Rahr tarafından başlatıldı. Rahr, Almanya ve Batı Avrupa’daki mevcut entelektüel iklime yönelik sert bir eleştiri getirerek, “liberal değerlere” saplanıp kalmanın geleneksel diplomatik analizi işlevsiz hale getirdiğini savundu.
Rahr, “Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, analizlerinde ve politikalarında yüzde 100 oranında sözde liberal değerlere odaklanmış durumda; başka hiçbir şeye bakmıyorlar” tespitinde bulundu. Bu ahlaki mutlakçılığın, ancak Batı’nın meydan okunamaz olduğu dönemlerde sürdürülebilir olduğunu belirten Rahr, “Batı’nın birleştiği ve güçlü olduğu geçtiğimiz 25 veya 35 yıl boyunca bu tür bir projeksiyonu sürdürmek mümkündü… Ancak şimdi ciddi bir sorunla karşı karşıyayız” diye konuştu.
Rahr, derginin çıkışını, Avrupa söylemine “Reelpolitik”i yeniden dahil etmek için gerekli bir müdahale olarak çerçeveledi. Alman kamuoyunda farklı seslerin eksikliğinden yakınan Rahr, John Mearsheimer veya Jeffrey Sachs gibi isimlerin hâlâ dikkat çekebildiği Amerika Birleşik Devletleri ile kıyaslandığında Almanya’nın durumunun iç karartıcı olduğunu ima etti.

Rahr’a göre Avrupa için jeopolitik zorunluluk açık: Yükselen güçlere ders vermekten vazgeçip onları anlamaya yönelik bir eksen değişikliği. “Odağı BRICS ülkelerine çevirmek istiyorum” diyen Rahr, “Bu BRICS ülkeleri… dünyada yeni kutuplar olma potansiyeline sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Almanya ve Avrupa için bu uluslarla yakınlaşmanın sadece ekonomik bir seçenek değil, bir güvenlik zorunluluğu olduğunu savunan Rahr, “Bu karmaşık çok kutuplu dünyada barışı ve işbirliğini ancak bu şekilde sürdürebiliriz” dedi. Rahr özellikle, Avrupa elitlerinin “çok az, hatta neredeyse hiçbir şey bilmediğini” iddia ettiği “Çin düşüncesi” ve “Hint düşüncesi”ni kavrama gerekliliğine vurgu yaptı.
“Misyoner zihniyeti”nin tehlikeleri
Barış ve Diplomasi Enstitüsü’nden (Institute for Peace and Diplomacy) Washington üyesi Dr. Christopher Mott, “misyoner zihniyetinin tehlikeleri” başlıklı bir konuşma yaptı. Liberal uluslararası düzenin realist bir yapıbozumunu sunan Mott, dünyayı tek bir ideolojik standarda dönüştürme dürtüsünün sonsuz çatışmaya davetiye çıkardığı uyarısında bulundu.
Sözlerine filozof George Santayana’dan bir alıntıyla başlayan Mott, şu ifadeyi paylaştı: “İnsansever, tıpkı misyoner gibi, dost olmaya çalıştığı insanların genellikle uzlaşmaz bir düşmanıdır; çünkü onların kendine has ihtiyaçlarına sempati duyacak kadar hayal gücüne, onlara kendi ihtiyaçlarıymış gibi saygı duyacak kadar alçakgönüllülüğe sahip değildir.”
Sovyetlerin çöküşünü takip eden “tek kutuplu anın” tarihte en fazla 20 yıl süren “anormal bir sapma” olduğunu savunan Mott, Batı başkentlerinde hissedilen şokun, tarihin normali olan çok kutupluluğun geri döndüğünü kabullenememekten kaynaklandığını öne sürdü.

Christopher Mott
“İnsanlık tarihinin yüzde 99’u fiilen çok kutupluydu” diyen Mott, “Evrensel bir insanlık kaderine dair zihni uyuşturan yalanlarla yıkandıktan sonra, yeniden normal olmayı en yapıcı şekilde nasıl öğreneceğiz?” sorusunu yöneltti.
Mott, yükselen düzeni ortak bir yolculuk olarak görme eğilimine karşı uyardı. “Ortak bir siyasi yolculuk yok. Gelecek de en az geçmiş kadar ayrışmış olacak” diyen Mott, zorlama bir uzlaşı yerine, farklı rejim ve ideolojilerin “egemen coğrafi varlıklar” temelinde bir arada yaşadığı “çok merkezliliği” (polycentrism) savundu.
Spinoza ve Hobbes felsefesine atıfta bulunan Mott, “Liberal enternasyonalizm, ahlakın evrensel hakemi olma arayışında… bir zamanlar en büyük varlığının, varoluşun birçok biçimini kabul etmesi olduğunu unuttu” dedi. Avrupalı devletleri, kendilerini dünyanın geri kalanından izole eden evrenselci bir dünya görüşünü ihraç ederek “militan hümanizmin Suudi Arabistan’ı” haline gelmemeleri konusunda uyardı.
Mott’un Kuzey Atlantik için reçetesi, “durumsal realizm”e ve yerel çıkarlara dönüş oldu. Konuşmasını George Washington’ın Veda Hutbesi’ne atıfta bulunarak tamamlayan Mott, kurucu babanın yabancı güçlerle “yapay bağlar” kurmaya karşı uyarısını hatırlattı. Almanya Dışişleri Bakanı’nın değer odaklı diplomasisine gönderme yapan Mott, sözlerini “Baerbockçuluğu reddedin, durumsal realizmi benimseyin” diyerek noktaladı.
“Batı” ve “Küresel Güney” kavramlarının yapıbozumu
Stockholm Güney Asya ve Hint-Pasifik İlişkileri Merkezi Başkanı Profesör Jagannath Panda, odağı Asya ve genel küresel güç dinamiklerinin yapısal boyutuna kaydırdı. Panda, mevcut düzeni tanımlamak için kullanılan terminolojiyi sorgulayarak “Doğu-Batı” ikiliğinin artık ortadan kalktığını öne sürdü.
Son Dünya Ekonomik Forumu’na dair gözlemlerini aktaran Panda, “Davos’ta çok ilginç bulduğum şey, ekonomiden çok… siyasi ekonomi ve siyasi güvenliğin konuşulmasıydı” dedi. Donald Trump ve Justin Trudeau gibi liderlerin konuşmalarının, geleneksel Batı bloğundaki çatlamayı gözler önüne serdiğini belirtti.
“Bugün ‘Batı’ diye bir şey kalmadı” iddiasında bulunan Panda, “Eğer Batı yoksa, Batı ile Doğu arasında bir kavgadan söz edebilir miyiz? Muhtemelen böyle bir kavga da yok” dedi. Bu şüpheciliği “Küresel Kuzey” terimine de genişleten Panda, çıkarların yakınlaşmasının, ülkelerin çoklu ve örtüşen güç tipolojilerinde yer aldığı “rekabetçi bir dünya düzeni” yarattığını savundu.
Panda; çok taraflılığı (ağlar kuran bir süreç), çok kutuplu yapıyı (gücün yapısal tabanı) ve çok kutupluluğu (gücün dağılım aracı) birbirinden ayırdı. Tamamen çok taraflı bir mekanizma olarak işleyen Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın (AIIB) aksine, BRICS’in bu üç unsuru birleştiren benzersiz bir varlık olduğunu kaydetti.
Ulusların artan stratejik özerkliğine dikkat çeken Panda, Hindistan ile Avrupa Birliği arasındaki son ticaret müzakerelerine işaret etti. AB liderlerinin Hindistan’ın Cumhuriyet Bayramı’nda ilk kez onur konuğu olmasının, ideolojik uyumdan ziyade karşılıklı ihtiyaçtan doğan “özel bir kimyaya” işaret ettiğini belirten Panda, “Her iki taraf da benzersiz bir şeyden bahsediyor: Stratejik özerklik” dedi.
Panda ayrıca küresel çatışmanın doğasında bir değişim öngörüsünde bulundu. Toprak anlaşmazlıkları devam etse de, “gelecek dönemde küresel siyaseti kaynak siyasetinin şekillendireceği” uyarısında bulundu. Tedarik zincirleri ve hammaddeler üzerindeki kontrolün, geleneksel toprak işgallerinin önüne geçeceği bu yeni arenada Myanmar, Bangladeş, Sri Lanka ve Maldivler gibi kıyı ve koridor ülkelerini kritik aktörler olarak tanımladı.
Kaos imparatorluğu ve enerji savaşları
Kapanış konuşmasını, neoliberalizm eleştirileriyle tanınan İtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi yaptı. Günün en sert değerlendirmesini sunan Fazi, mevcut jeopolitik geçişi “Batı’nın 500 yıllık ekonomik, siyasi ve askeri küresel hegemonyasının sonu” olarak nitelendirdi.
Fazi, Batılı olmayan dünyanın yükselişinin doğal bir evrim olması gerekirken, Batılı elitlerin bunu “varoluşsal bir tehdit” olarak gördüğünü ve politika yapımında bir tür “klinik” deliliğe sürüklendiğini savundu. Fazi, “ABD ve Batılı güçler, çok kutupluluğa geçişi durduramasa bile yavaşlatmak için ellerinden geleni yapıyor” dedi.

Thomas Fazi
Trump yönetiminin dış politikasına dair kışkırtıcı bir analiz sunan Fazi, düzensiz görünen davranışların aslında “kurgulanmış kalıcı kaos” stratejisinin bir parçası olduğunu öne sürdü. Fazi’ye göre Trump rastgele ülkelere saldırmıyor, Çin liderliğindeki sistemin Venezuela ve İran gibi “zayıf halkalarını hedef alıyor.”
“Kaos… Trump’ın stratejisinde, stratejinin bizzat kendisidir” diyen Fazi, bunu daha geniş bir ABD hedefiyle ilişkilendirdi: Enerjinin fiziksel ve finansal akışı üzerindeki kontrolü yeniden tesis etmek. Fazi, Rusya ve İran gibi ülkelerin ABD yargı yetkisi dışında ticaret yapmasıyla hızlanan petrodolar sistemindeki “çözülmenin”, Amerikan hegemonyası için ölümcül bir tehdit oluşturduğunu savundu.
Canlı soru-cevap oturumu: Güç, ticaret ve Avrupa’nın geleceği
Batılı olmayan güçlerin dayanıklılığına ilişkin bir soruya yanıt veren Mott, sadece ulus-devlet olmanın ötesinde derin tarihsel köklere sahip devletlerin daha iyi performans gösterdiğini belirtti.
“Temeli… seçim döngülerinden biraz daha tarihi bir şeye dayanan devletler… işte bunlar öne çıkacak devletlerdir” diyen Mott; Çin, Hindistan ve Etiyopya’yı, kimlikleri tek bir yönetim biçimini aştığı için siyasi fırtınalara göğüs gerebilen güçlerin başlıca örnekleri olarak gösterdi. Arap ulus devletlerinin kırılganlığını Türkiye ve İran’ın tarihsel derinliğiyle kıyaslayan Mott, “İran, gücünün ötesinde etki yaratmasını sağlayan bir süreklilik seviyesine sahip” değerlendirmesinde bulundu.
Rahr bu kavrama bir Avrupa boyutu ekleyerek, Avrupa’nın bir zamanlar sahip olduğu “kültürel birliğin”, “80 yıllık Amerikanlaşma” ile aşındığını savundu. Rahr, Rusya’yı da içermesi gerektiğinde ısrar ettiği bu kültürel hafıza geri kazanılmadan, Avrupa’nın parçalanma veya vassallığa (uydu devlet konumuna) indirgenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Soru-cevap bölümünde gelecek dönemin ekonomik mimarisi de ele alındı. Küresel ekonominin geleceğine dair soruları yanıtlayan panelistler, sınırsız küreselleşme çağının sona erdiği, yerini güvenlikleştirilmiş ticaret ve korumacılığın aldığı konusunda hemfikirdi.
Mott, “Uluslararası serbest ticaretten topyekûn bir uzaklaşma göreceksiniz” öngörüsünde bulundu. “Her şey ulusal güvenlik şartlarıyla meşrulaştırılacak.” Mott, verimliliğin jeopolitik güvenilirlik uğruna feda edildiği “devlet güdümlü tercihli ticaret yöntemlerinin” hakim olacağı bir gelecek tasvir etti.
Batı’da “serbest piyasanın” her zaman bir efsane olduğunu belirten Fazi ise, mevcut değişimin “devlet ve şirket gücünün füzyonunu” temsil ettiğini savundu. Küreselleşmeden bu geri çekilişin, yerel yaşam standartlarını iyileştirmek yerine savunmacı bir dille çerçevelenmesini eleştiren Fazi, “Batılı liderlerin… vatandaşlarımızın hayatlarını iyileştirmek için yatırım yapmaktan bahsettiğini görmüyoruz. Hayır, güvenliği sağlamalıyız ki… düşmanlarımız bize şantaj yapamasın diyorlar” ifadelerini kullandı.
Panda, korumacılığın artmasıyla birlikte ticaret anlaşmazlıklarının karmaşıklığının da artacağını ekledi. AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nı (STA) liberal ekonominin bir zaferi olarak değil, zorunluluktan doğan “uzlaşılmış bir anlaşma” olarak niteleyen Panda, “Avrupa’nın ortaklıklara… ekonomik güvenliğe büyük ihtiyacı var” dedi ve anlaşmanın her iki taraf için de Çin ve ABD’den uzaklaşarak çeşitlenmeyi temsil ettiğini kaydetti.

Jagannath Panda
Tartışma, çok kutuplu sistemde Avrupa’nın rolüne dair bir fikir teatisiyle sona erdi. Sert bir duruş sergileyen Fazi, Avrupa Birliği ve NATO’nun yapısal olarak yeni gerçekliğe uyum sağlama yeteneğinden yoksun olduğunu savundu. Reform umutlarını “illüzyon” olarak nitelendiren Fazi, “Avrupa Birliği tamamen tarih dışı bir gerçeklik… demokrasiyi içi boşaltılmış bir imparatorluk modeli” iddiasında bulundu.
Daha ılımlı bir görüş sunan Panda ise, Avrupa’nın kararsızlığının en büyük zayıflığı olduğunu öne sürdü. ABD’ye bağımlılık yerine bağımsız bir kutup olarak hareket eden bir Avrupa’yı savunan Panda, “Geleceğin ordusuna sahip olmak için… bir karar vermenin zamanı geldi” çağrısında bulundu.
Mott, yükselen düzen için son bir stratejik reçete sundu: Hegemonyanın reddine dayalı bir “modus vivendi” (yaşayış tarzı/geçici uzlaşı). “İstikrarlı bir çok kutuplu düzenin gelecekteki mimarlarını birleştirmesi gereken tek şey, revizyonizmle etkili bir şekilde mücadele etmektir” diyen Mott, tek bir gücün dünyaya hakim olmasını engellemek için tampon görevi gören “dengeleyici güçler” ve “bağlantısızlar ligi”nden oluşan bir sistem tasavvur etti.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Diplomasi
Honduras uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Ukrayna’dan İHA alacak

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, organize suçla mücadele ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladıklarını açıkladı. Geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Asfura, Ukrayna’nın yüksek teknolojik ekipmanlarıyla uyuşturucu kaçakçılığına karşı destek sağlayabileceğini belirtti.
Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, AFP’ye verdiği mülakatta, ülkesinin sınırlarını korumak ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladığını duyurdu.
Asfura, yüksek teknolojik ekipmanlar aracılığıyla organize suçla daha etkin mücadele etmeyi hedeflediklerini belirterek, “Sınırlarımızı korumak, sınırlarımızda etkin güvenliği sağlamak ve yüksek teknolojik ekipmanlarla organize suçla mücadele etmek için insansız hava araçlarından bahsediyoruz” ifadesini kullandı.
Honduras lideri, Ukrayna’nın sınırların daha da güçlendirilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele süreçlerinde ülkesine yardımcı olabileceğini kaydetti.
Geçen hafta Ukrayna’nın başkenti Kiev’e resmi bir ziyarette bulunan Asfura ile bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Honduraslı mevkidaşına Ukrayna’nın bu alandaki deneyimlerinden yararlanmayı teklif etti.
Ukrayna lideri Zelenskiy, haziran ayında Baltık ülkeleri üzerindeki insansız hava aracı sorununa çözüm olarak “drone anlaşması” önerisinde bulunmuş ve Ukrayna’nın İHA koruması konusundaki uzman ekiplerini her an bu bölgeye göndermeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Aleksey Şevtsov ise ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından engelsiz şekilde geçtiğini ifade etmişti.
Uyuşturucu kartelleri Ukrayna’yı drone okulu olarak kullanıyor
Diplomasi
Ermenistan’da en büyük kumarhane olan Shangri La kapatıldı

Ermenistan Ekonomi Bakanlığı, muhalefet lideri Gagik Carukyan’a ait Onira Club şirketinin kumarhane işletme lisansını usulsüzlük gerekçesiyle iptal etti. Kararın, ülkede gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ardından muhalefetin sonuçlara itiraz ettiği ve Anayasa Mahkemesinin süreci incelediği bir dönemde alınması dikkati çekti.
Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, muhalefetteki Müreffeh Ermenistan Partisi’nin lideri Gagik Carukyan’a ait Onira Club şirketinin kumarhane işletme lisansının iptal edilmesine yönelik kararı imzaladı.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığı gelişmeye göre iptal kararı, başkent Erivan yakınlarında bulunan ve ülkenin en büyük kumarhanesi olan Shangri La’yı kapsıyor.
Bakan Papoyan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, lisans iptaline gerekçe olarak Mart 2026’da gerçekleştirilen denetimlerde tespit edilen usulsüzlükleri gösterdi.
Yapılan incelemelerde, şirketin sunduğu finansal raporlar ile oyun makinelerinin sayaçlarındaki fiili veriler arasında tutarsızlıklar belirlendi. Papoyan, kumarhane yönetimi tarafından sunulan verilerin tahrif edildiğini ve yanlış bilgiler içerdiğini kaydetti.
Tüketicilerin ve kamu yararının korunması amacıyla hemen yürürlüğe girdiği belirtilen karara karşı, Ermenistan mevzuatı uyarınca iki ay içinde idari yoldan veya Ermenistan İdari Mahkemesinde dava açılarak itiraz edilebilecek.
Onira Club şirketine kumarhane işletme lisansı, ilk olarak 1 Ocak 2014 tarihinde Ermenistan Maliye Bakanlığı tarafından verilmişti.
Şirketin lisansı daha önce 2020 yılında, üçüncü çeyreğe ait devlet harcının dörtte birinin ödenmemesi gerekçesiyle de iptal edilmiş, ancak şirket daha sonra gerekli izinleri yeniden alarak faaliyetine devam etmişti.
Eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’a yurt dışına çıkış yasağı
Seçim sonuçlarına yönelik itirazlar sürüyor
Söz konusu lisans iptali kararı, ülkede parlamento seçimlerinin ardından yaşanan siyasi hareketliliğin ortasında geldi. Ermenistan’da 7 Haziran’da yapılan parlamento seçimlerinin ardından, aralarında Samvel Karapetyan liderliğindeki Güçlü Ermenistan Bloku, eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın Ermenistan İttifakı ve Gagik Carukyan’ın Müreffeh Ermenistan Partisi’nin de bulunduğu yedi siyasi oluşum, 19 Haziran’da seçim sonuçlarının yeniden incelenmesi talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu. Ermenistan Anayasa Mahkemesi, bu başvuruları 21 Haziran’da görüşmeye başladı.
Seçimlerden Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi birinci çıkarken, muhalefet partileri oy verme sürecinde organize usulsüzlükler yapıldığını savunuyor.
Güçlü Ermenistan Bloku, Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonunun 14 Haziran tarihli kararının iptal edilmesini ve seçimlerin ikinci turunun düzenlenmesini talep ediyor.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











