Bizi Takip Edin

Diplomasi

Beyazıt Karataş: Havada bağımsızlık milli uçaktan geçiyor

Yayınlanma

Türkiye’ye F-16 satışı için kısıtlayıcı koşulların kaldırılmasını değerlendiren Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş, kararın hava kuvvetlerinin envanterindeki F-16’ların moderniyazyonu için önemli olduğunu belirtti, ancak bu hamlelere karşı milli uçak projesinin daha önemli olduğunu vurguladı.

ABD Temsilciler Meclisince sunulan ve Türkiye’ye F-16 satışını kısıtlayıcı koşullara bağlayan maddeler, savunma bütçesini de içeren Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasa (NDAA) tasarısından tamamen çıkarıldı.

ABD Kongresinin iki kanadından senatör ve temsilcilerin yer aldığı konferans komitesi, 857 milyar dolarlık savunma bütçesini de içeren NDAA tasarısına son halini verdi. Tasarının son halinde, Rum lobisine yakınlıklarıyla bilinen New Hampshire Temsilcisi Demokrat Chris Pappas, Florida Temsilcisi Cumhuriyetçi Gus Bilirakis, New York Temsilcisi Cumhuriyetçi Nicole Malliotakis ve New Jersey Temsilcisi Demokrat Frant Pallone dahil 18 temsilci tarafından sunulan ve tasarının Temsilciler Meclisi versiyonuna eklenerek kabul edilen “Türkiye’ye F-16 satışlarını kısıtlayıcı koşullara bağlayan maddeler” yer almadı.

İlgili maddelerin çıkarılması, daha önce New Jersey Senatörü Bob Menendez ile Maryland Senatörü Chris van Hollen’ın sunduğu benzer maddelerin NDAA tasarısının Senato versiyonuna eklenmemesinin ardından geldi.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen söz konusu eklemelerle, Silah İhracatı Kontrol Yasası kapsamında Türkiye’ye yeni F-16 satışının yapılmaması ve F-16 modernizasyon kitlerinin satılmaması hükmü konulurken, bu maddenin muafiyeti ise şu şartlara bağlanıyordu: “Senato ve Temsilciler Meclisi ilgili komitelerine söz konusu satışın ABD’nin önemli ulusal güvenlik menfaatlerine temas ettiği ve bu silahların Yunan hava sahasını mükerrer şekilde ihlal etmeyeceğini temin etmek için atılacak somut adımlar sunulduktan sonra başkan bu maddeye muafiyet uygulayabilir.”

40 yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı 

Menendez ve van Hollen’ın sunduğu maddeler Senato tasarısına eklenmezken, Pappas ve destekçilerinin sunduğu tasarı Temsilciler Meclisinde 14 Temmuz’da kabul edilmiş ve eklenmişti.

Kongreden bu adımın gelmesinde, Türk diplomatların ve Dışişleri Bakanlığının Washington’daki çabalarının etkili olduğu ifade ediliyor. İlgili maddelerin konferans komitesinde çıkarılmasıyla, Türkiye’nin F-16 alımına yasa gerekçesiyle bazı kısıtlamalar getirme kozu ABD Kongresinin elinden alınmış oldu, ancak silah satışının yapılabilmesi için yönetimin sunduğu satış tebligatına kongreden itiraz gelmemesi gerekiyor. Diğer taraftan, başta Menendez olmak üzere Türkiye karşıtlığı ve Rum lobisine yakınlığı bilinen kongre üyeleri, her fırsatta Türkiye’ye F-16 satışını engelleyeceğini açıklıyor. Türkiye, ABD’den 40 yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı ve envanterindeki 79 uçak için ise modernizasyon kiti talep ediyor.

‘Modernizasyon için olumlu’ 

Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş,  tasarıdaki kısıtlayıcı maddelerin mesnetsiz olduğunu söyledi ve bu maddelerin çıkarılmış olmasını mantıklı ve olumlu bir adım olarak değerlendirdi. Karataş; “Zaten Türk savaş uçakları Türk havasahasını kullanıyor. Türk uçaklarının Yunan sahasına girdiği iddiası Yunanistan’a ait. Ancak Yunanistan’ın 10 millik havasahası iddiasını ABD bile kabul etmiyor” dedi.

“Türkiye’nin yeni F-16’lara ihtiyacı var mı?” sorusu üzerine mevcut envanteri dikkate alındığında ilave uçağa gerek olmadığını ancak envanterinde F-16 olan ve bu uçağı dünyada en fazla kullanan ülke olarak daha önce yapıldığı gibi modernizasyonlarının yapılmasının faydalı olduğunu söyledi:

“Türkiye F-35 programından resmi olarak 23 Eylül 2021’de çıkarıldıktan hemen sonra 30 Eylül’de 79 uçağın modernizasyon kiti için girişimde bulundu. Bu gayet yerinde bir girişim.”

Karataş, 40 yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı başvurusu içinse şunları kaydetti: “2023’te herhangi bir sorun olmadan satışı onaylansa bile tedarik ve üretiminin bir süre alması söz konusu. Yeni F-16’ların  envantere girmesi en az 3-5 yılı alabilir. Bu geçmişte de böyleydi. Yani 2026-27’yi bulacaktır. Türkiye’nin Yunanistan’ı muhatap alarak onlarla silahlanma yarışı içine girmesi gibi bir beklentimiz yok. Bunu Yunanistan yapabilir bu onların problemi. Türk hava kuvvetlerinin şimdiki durumu Milli Muharip Uçağın da bu sürede üretileceğini dikkate alarak gayet yeterlidir. Milli Muharip Uçak, yeni alınacak F-16’larla hemen hemen aynı dönemde üretim bandından çıkacak. Ancak bir aksaklık ya da gecikme olması durumunda bunlar ara uçak olarak değerlendirilebilir.”

F-16’ların alınmasının önemli ancak Milli Muharip Uçak projesinin çok daha önemli olduğunu belirten Karataş; Türkiye’nin egemenlik hakları açısından kendi uçağını kendisinin üretebilmesinin gerekli olduğuna dikkat çekti.

Karataş, Türkiye’nin hem F-35 projesinden çıkarılmasını hem de ülkeye F-16 satışı için getirilmeye çalışılan kısıtlamaları işaret ederek, bu durumun milli uçak gerekliliğini bir kez daha gösterdiğini söyledi.

‘ABD için önemli bir ticari satış’

Güney Carolina Sanatörü Lindsey Graham’ın Türkiye’ye F-16 satışını desteklediğini hatırlatan Karataş, meselenin ABD açısından ticari boyutuna da dikkat çekti: “Eskiden Teksas’ta üretilen F-16 Blok 70 savaş uçağı artık Lockheed Martin’in Güney Carolina-Greenville’deki yeni fabrikasında üretiliyor. Bu anlamda Graham’ın Güney Carolina Sanatörü olarak F-16’ların Türkiye’ye satışı için bir nevi lobi faaliyeti yürütmesi anlamlı. Çünkü bu öyle ya da böyle büyük bir ticari faaliyet. 40 adet F-16 talebi çok önemli bir rakam. Şimdiye kadar hiç bir ülke Türkiye’nin bu sipariş miktarına yaklaşmadı.”

Milli Muharip Uçak Projesi (MMU)

Savunma Sanayii Başkanlığı ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ’nin (TUSAŞ) arasındaki anlaşma ile Türkiye yerli savaş uçağı projesini geliştirme çalışmalarına 2016’da başladı. Yerli savaş uçağı ilk etapta 4.5 nesil olarak nitelendirilecek. Yıllar içinde geliştirme çalışmalarıyla 5’inci nesil statüsüne kavuşacak.

Yerli savaş uçağının 2026 yılında ilk uçuşunu gerçekleştirmesi ve aynı yıl içerisinde 3 prototipin tamamlanması bekleniyor. 2029’dan itibarense üretim başlayacak ve ilk etapta 10 adet yerli savaş uçağı Türk Hava Kuvvetleri’ne teslime dilecek. Hava Kuvvetleri’nde Milli Muharip Uçağın adım adım F-16 savaş uçaklarının yerini alması bekleniyor.

Diplomasi

İngiltere el koyduğu Rus petrolünü satıp Ukrayna’ya aktaracak

Yayınlanma

İngiltere hükümeti, Manş Denizi’nde el konulan Smyrtos adlı tankerden elde edilen yaklaşık 100 bin ton Rus petrolünü satarak gelirini Ukrayna’ya aktarmayı planlıyor. Piyasa değeri 35 milyon sterlin olan petrolün satışına yönelik planlar henüz başlangıç aşamasında

İngiltere hükümeti, haziran ayında Manş Denizi’nde el konulan ve Londra tarafından Rusya’nın gölge filosuyla ilişkilendirilen Smyrtos adlı tankerden çıkan yaklaşık 100 bin ton Urals tipi Rus petrolünü satmayı planlıyor.

The Telegraph gazetesinin hükümet yetkililerine dayandırdığı habere göre, elde edilecek gelirin Ukrayna’ya yardım amacıyla gönderilmesi öngörülüyor.

İngiliz yetkililer, gemideki petrolün artık yasal olarak İngiltere’ye ait olduğunu ve hükümetin bu emtiayı satabileceğini ya da farklı bir şekilde değerlendirebileceğini belirtiyor.

Bakanlar, piyasa değeri yaklaşık 35 milyon sterlin olan petrolü satışa çıkarmayı değerlendirirken, buradan elde edilecek kaynağın Ukrayna’nın askeri ihtiyaçları için harcanması planlanıyor.

Planın henüz başlangıç aşamasında olduğunu yazan gazete, yetkililerin parayı doğrudan Kiev’e aktarma veya Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için askeri teçhizat satın alma seçenekleri üzerinde durduğunu kaydetti.

Rusya ise çatışma sürecinde Kiev’e yapılacak her türlü yardıma karşı çıkıyor.

Gazeteye göre, İngiliz makamları 14 Haziran’da Manş Denizi’nde durdurulan tankerden tahliye edilen Rus petrolü için bir açık artırma düzenleyebilir. Yayına konuşan kaynaklar, İngiltere Ulusal Suçla Mücadele Ajansı tarafından yürütülen soruşturma tamamlandığında, geminin kendisinin Rusya’ya dönmesine izin verileceğini belirtti.

Yetkililer tarafından değerlendirilen bir diğer alternatif ise el konulan petrolün İngiltere içinde işlenerek konutların enerji ihtiyacında kullanılması yönünde. Ancak gazete, petrolün devlet mülkiyetinden enerji şirketlerinin kullanımına yasal olarak nasıl aktarılacağının henüz netleşmediğini aktardı.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 14 Haziran’da yaptığı açıklamada, kendi talimatıyla İngiliz ordusunun Manş Denizi’nde Londra’nın Rusya ile ilişkilendirdiği Smyrtos adlı petrol tankerini ilk kez durdurduğunu duyurmuştu.

Altı saat süren operasyona Kraliyet Deniz Piyadeleri birimleri, Chinook, Merlin Mk4 ve Wildcat tipi helikopterler, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait bir P-8 devriye uçağının yanı sıra HMS Sutherland ve HMS Ledbury gemileri katılmıştı.

Tanker, durdurulmasının ardından daha fazla gözetim altında tutulmak üzere İngiltere’nin güney kıyılarında demirletilmişti.

MarineTraffic verilerine göre Kamerun bayrağı altında çalışan Smyrtos, 5 Haziran’da Rusya’nın Ust-Luga limanından hareket etmişti.

The Guardian gazetesi, yaklaşık 40 milyon dolar değerinde petrol taşıyan geminin Hindistan’a doğru yol aldığını yazmıştı.

Moskova yönetimi ise Londra’nın Smyrtos tankerine el koymasını sert şekilde eleştirdi. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı’nın Yatırım ve Ekonomik İşbirliği Özel Temsilcisi Kirill Dmitriev, tankere el konulduğu yönündeki haberlerin, İngiliz kamuoyunun dikkatini başta göç krizi olmak üzere ülkenin iç sorunlarından başka yöne çekme girişimi olduğunu belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da “gölge filo” kavramının, Avrupa Birliği ülkeleri tarafından “deniz ulaşım hatlarında haydutluk yapmak” için bir bahane olarak uydurulduğunu iddia ediyor.

The Guardian, İngiliz makamlarının Smyrtos tankerine el konulmasının ardından Rusya’dan gelebilecek olası bir yanıta karşı hazırlıklara başladığını yazmıştı.

Gazeteye konuşan bir kaynak, Rusya’nın yanıtının “dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşebileceğini” belirterek, “Muhtemelen acele etmeyecekler ve doğru anı bekleyeceklerdir” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kolombiya’nın yeni lideri Espriella Avrupa sağı ile iç içe

Yayınlanma

Kolombiya’nın muhtemel bir sonraki cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella, Avrupa’daki aşırı sağ partilerle yakın bağlar kuruyor.

Ön seçim sonuçlarına göre, insan hakları aktivisti Iván Cepeda’yı az farkla geride bırakarak Pazar günü yapılan Kolombiya cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan De la Espriella, ocak ayında Madrid’e giderek sağcı Vox partisinin başkanı Santiago Abascal ile görüşmüştü.

Espriella ayrıca Vox’un parti vakfı tarafından kurulan, İspanya ile Latin Amerika’daki aşırı sağcı grupları birbirine bağlayan Foro Madrid adlı örgüte katıldı.

Şili Cumhurbaşkanı José Antonio Kast ve Venezuela’nın ABD destekli muhalefet lideri María Corina Machado gibi diğer aşırı sağcı isimler de bu şebekenin bir parçası.

Vox, Latin Amerika’daki aşırı sağ ile Avrupa’daki aşırı sağ arasındaki temasları kolaylaştırıyor; örneğin, Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa için Vatanseverler (PfE) ile olan temaslar gibi.

ABD Başkanı Donald Trump, Kolombiya’daki seçim kampanyasına açıkça müdahale ederek De la Espriella’yı destekledi. De la Espriella, “solun kökünü kazımak” istiyor.

De la Espriella: Mafya ve uyuşturucu baronlarının avukatı

Abelardo de la Espriella, 2002’den 2010’a kadar Kolombiya Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve bugün hâlâ ülkede önemli bir etkiye sahip olduğu düşünülen aşırı sağcı siyasetçi Álvaro Uribe’nin yakın arkadaşı olarak kabul ediliyor.

Uzun yıllardır milyoner olan De la Espriella, kariyerini avukatlık yaparak inşa etti. Diğerlerinin yanı sıra, kötü şöhretli aşırı sağcı paramiliterleri, onlara yakın politikacıları ve uyuşturucu baronlarını temsil etmişti.

Örneğin müvekkillerinden biri, 2008 yılında ABD’ye iade edilen ve orada 15 yıl hapis cezasına çarptırılan paramiliter ve uyuşturucu baronu Salvatore Mancuso’ydu.

İspanyol günlük gazetesi El País, de la Espriella’yı “Mafyanın avukatı” olarak nitelendirmişti.

Geçtiğimiz Temmuz ayında, solcu siyasetçileri ve aktivistleri “ortadan kaldırmak” için “elinden gelen her şeyi yapacağını” açıklamış ve “Bu veba ortadan kaldırılmalıdır,” demişti.

Seçim kampanyası afişlerinden birinde, yere devrilmiş seçim rakibi Iván Cepeda’nın sırtına diz çökmüş ve onu acımasızca yere bastırırken gösteriliyordu.

Son olarak ise bir kadın gazeteciye vücudunun alt kısmının fotoğrafını göstermesinin ardından kendini savunmak zorunda kaldı.

Fotoğrafta, dar pantolonunun cinsel organ bölgesinde belirgin bir şişkinlik görülüyordu. Gazeteciye, “Yaklaş da bana ne gördüğünü söyle” dediği bildirildi.

Gerilla örgütleri ile “müzakere” dönemi kapanıyor mu?

De la Espriella’nın seçim kampanyası sırasında resmen savunduğu siyasi hedefleri, Kolombiya devletinin ABD Başkanı Donald Trump’ın planları doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına denk geliyor.

De la Espriella, Kolombiya’nın bir yandan gerilla gruplarının kalıntıları, diğer yandan uyuşturucu kartelleriyle yaşadığı şiddetli iç çatışmaları, görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun yaptığı gibi müzakereler yoluyla çözmeyi artık amaçlamadığını, bunun yerine askeri güce başvuracağını açıkladı.

Örneğin, gerilla mevzilerine hava saldırıları düzenlenmesi veya koka tarlalarına kötü şöhretli glifosat herbisitinin püskürtülmesinden söz ediliyor.

Bir analize göre, böyle bir şiddet politikasının sonuçları, özellikle “kırsal bölgeler için” muhtemelen “felaket” niteliğinde olacak.

Ayrıca de la Espriella, muhtemelen özel sektör kontrolünde olacak şekilde, ücra bölgelerde on adet “mega hapishane” inşa etme planlarını açıkladı.

Bu tesislerin modelinin, insan hakları örgütlerine göre koşulların çok kötü olduğu, Başkan Nayib Bukele yönetimindeki El Salvador’daki hapishaneler olduğu söyleniyor.

İktisadi açıdan de la Espriella, devlet harcamalarında ciddi kesintiler yapılmasını savunuyor; yüzde 40’lık bir azaltma söz konusu. 

İktisadi politikasında rol modeli olarak Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei gösteriliyor.

ABD’den bağımsız dış politika hedefi rafa kalkıyor

Dış politikada de la Espriella, Kolombiya’yı bir kez daha ABD’nin açık egemenliği altına sokmaya çalışıyor.

Yeni lider bu amaçla, “Kolombiya Planı 2.0”u duyurdu. 2000’li yıllarda uygulanan orijinal Kolombiya Planı, ABD’den milyarlarca dolarlık silah alımının yanı sıra ABD kuvvetleriyle ortak yurt içi askeri operasyonları da içeriyordu. Sonuç, şiddetin dramatik bir şekilde tırmanması olmuştu.

De la Espriella ayrıca, ABD’nin “Amerika Kalkanı” girişimine katılma niyetini de açıkladı; bu girişim, Latin Amerika ve Karayipler’deki aşırı sağcı hükümetlerin yönettiği devletler ile ABD arasında kurulan ve Trump yönetimi tarafından geçtiğimiz mart ayında kurulan bir ittifak.

Trump ise de la Espriella’dan övgüyle bahsetti ve seçim kampanyası boyunca onu açıkça destekledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundaki zaferinin hemen ardından, sosyal medyada seçim sonucunun Kolombiya’nın ABD ile ilişkileri açısından çok önemli olduğunu açıkladı ve de la Espriella’ya “tam ve eksiksiz destek” verdi.

Kolombiya seçim kampanyasında Trump yönetimi, salt sözlü desteğin ötesine geçti. 

Seçimlerden kısa bir süre önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’ye sığınma başvurusunda bulunan Kolombiyalı aktivist Beto Coral’ın tutuklanmasını emretti ve onu sınır dışı ettirmeyi planlıyor.

Bunun nedeni, Coral’ın de la Estriella aleyhinde kamuoyuna açıkça konuşmuş olmasıydı. Rubio, bu hamleyi, Coral’ın ABD’de kalmasının “ABD’nin dış politika çıkarlarını zedeleyeceği” gerekçesiyle savundu.

Avrupa sağı ile Latin Amerika sağının “kolaylaştırıcısı”: Vox

De la Espriella, yalnızca ABD’de değil, Avrupa’da da aşırı sağ ile iyi bağlantılara sahip.

3 Kasım 2025’te Bogotá’da de la Espriella’nın cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemek amacıyla düzenlenen büyük bir etkinliğe katılanlar arasında, Avrupa Parlamentosu üyesi ve aşırı sağcı Se Acabó La Fiesta (SALF) partisinin kurucusu İspanyol Alvise Pérez de vardı.

Bu partinin Avrupa Parlamentosu’ndaki iki üyesi Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) grubuna üye.

13 Ocak’ta de la Espriella, Latin Amerika ile iyi bağları olan aşırı sağcı Vox partisinin başkanı Santiago Abascal ile Madrid’de bir araya geldi.

Aynı gün de la Espriella, Vox’a bağlı ve resmi olarak Abascal’ın başkanlığını yürüttüğü Fundación Disenso tarafından 2020 yılında kurulan Foro Madrid’e de katıldı.

Foro Madrid, Latin Amerika’daki aşırı sağ güçleri bir araya getiriyor ve bunları İspanya’daki aşırı sağla, özellikle de Vox ile ilişkilendiriyor.

Vox ise, aralarında Fransa’nın Ulusal Birlik (RN) partisi, İtalya’nın Lega partisi ve Macaristan’dan Fidesz’in de bulunduğu Avrupa çapında bir ittifak olan Avrupa için Vatanseverler (PfE) grubunun üyesi.

Bu da, Kolombiya’nın muhtemel bir sonraki cumhurbaşkanının Avrupa’nın aşırı sağıyla yakından bağlantılı olduğu anlamına geliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English