Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Bloomberg: ABD’nin İran’a yönelik yaptırım baskısı sınıra ulaştı

Yayınlanma

Bloomberg, ABD’nin İran’a yönelik yaptırım baskısının sınırına ulaştığını yazdı. Haberde, Donald Trump yönetiminin ilk başkanlık dönemindeki yaklaşımı yeniden uyguladığı, buna rağmen Tahran’ın Çin’e petrol satışını sürdürerek Washington’ın taleplerine direnmeye devam ettiği belirtildi. Eski ABD’li yetkililer ve yaptırım uzmanları, mevcut ekonomik baskının İran’ı geri adım atmaya zorlamasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.

Bloomberg, ABD’nin İran’a yönelik yaptırım baskısının sınırına ulaştığını bildirdi.

Haberde, Washington’ın İran ekonomisine karşı yürüttüğü politikanın, “mevcut tüm araç ve yetkilerin tamamını” kullanarak ülkeyi ekonomik açıdan “boğmayı” hedeflediği belirtildi.

Buna karşın Donald Trump yönetiminin attığı adımların, Cumhuriyetçi liderin ilk başkanlık döneminde Tahran’a karşı yürüttüğü faaliyetle büyük ölçüde benzerlik taşıdığı kaydedildi.

Bloomberg’e göre bu yaklaşım, ilk dönemde olduğu gibi aynı sonucu üretiyor. İran, 2018’de Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından devreye alınan geniş yaptırım ağına rağmen ABD’nin taleplerine genel olarak direnmeye devam ediyor.

İran petrol sektörüne yönelik yaptırımları takip eden Hughes Hubbard & Reed hukuk firmasının ortağı Jeremy Paner, son sekiz yılda Tahran’a yönelik uygulanan toplam yaptırım sayısının yaklaşık 2 bine ulaştığını söyledi.

Bloomberg, ABD’nin baskı faaliyetlerinin petrol şirketlerinden denizcilik firmalarına, döviz borsalarından Çin ve Ortadoğu’daki aracılara kadar geniş bir alanı hedef aldığını yazdı.

Haberde, buna ABD Donanması’nın geniş çaplı bombardıman faaliyetleri ve liman ablukasının da eşlik ettiği belirtildi.

Bununla birlikte Bloomberg, bütün bu adımların İran’ın ABD baskısına direnme kapasitesini daha görünür hale getirdiğini kaydetti. Haberde, özellikle İran’ın Çin’e petrol satışını sürdürmesinin bu tabloyu güçlendirdiği ifade edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nda İran özel temsilci yardımcılığı ve yaptırım politikası koordinatörlüğü görevlerinde bulunan Richard Nephew, “Yaptırımlar ve ekonomik baskıyla elde edebileceklerimizin sınırına ulaştık” dedi.

Nephew, “Onları ya yeni bir araçla baskı altına almamız gerekiyor ve bu ‘ekonomik öfke’ buna dahil değil ya da hedeflerimizi sınırlamaya başlamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Obsidian Risk Advisors’ın yöneticilerinden Brett Erickson da İran’ın geri adım atması için güçlü bir teşvik görmediğini söyledi.

Erickson, “Kısıtlamaların birkaç hafta içinde kaldırılacağını bildiklerinde teslim olmak için ciddi bir nedenleri yok” diye konuştu.

Aynı açıklamada Erickson, “Tam anlamıyla birleşmiş bir Batı yaptırım cephesi uzun vadede Tahran üzerindeki baskıyı artırabilirdi. Ancak dünya ekonomisi böyle bir lüksü karşılayamaz” ifadelerini kullandı.

Bloomberg’in haberine göre ABD son haftalarda İran petrolüyle bağlantılı olduğu belirtilen Çinli şirketlere yönelik yeni yaptırımlar uyguladı.

Bu şirketler arasında ülkenin en büyük özel petrol rafinerilerinden biri ile İran petrolünün Çin yuanı karşılığında satışına yardımcı olduğu belirtilen döviz borsaları da yer aldı.

Haberde, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ardından İran’dan petrol satın alan Çinli petrol şirketlerine yönelik yaptırımların gevşetilmesini dışlamadığı belirtildi.

Daha sonra Trump’ın, yaptırımların ancak anlaşma sağlandıktan sonra hafifletileceğini söylediği aktarıldı.

Eski ABD Dışişleri Bakanlığı çalışanlarından Chris Kennedy ise mevcut sürecin çıkmaza girdiğini söyledi.

Kennedy, “Şu anda süreç tıkanmış durumda” dedi.

Kennedy, “Onları sınırlayan unsur Çin ile ilişkiler ve görünüşe göre ekonomik baskının İran’ı teslim olmaya zorlayacağını düşünüyorlar. Bizim değerlendirmemize göre bunun gerçekleşme ihtimali oldukça düşük” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Axios’un haberine göre ABD, İran ile yapılacak olası anlaşma kapsamında İran limanlarına yönelik ablukayı kaldıracak ve Tahran’a bazı yaptırım muafiyetleri sağlayacak.

Axios, bu adımlar karşılığında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı geçiş ücreti almadan açık tutmasının ve boğazdaki mayınların temizlenmesinin beklendiğini yazdı.

Ortadoğu

Hizbullah: 2 Mart öncesindeki duruma geri dönüş olmayacak

Yayınlanma

Hizbullah, İran ile ABD arasında varılan ve Lübnan dahil tüm cephelerde kapsamlı ateşkesi sağlayan mutabakat muhtırasını kutladı. Hizbullah, İsrail sınırındaki köylerde yaşayan göçmen halka güvenli dönüş için acele etmeme ve ilgili makamların yönlendirmelerini bekleme çağrısı yaptı.

Hizbullah, pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti liderliğini ve halkını, ABD ile varılan ve Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde kapsamlı bir ateşkesle sonuçlanan mutabakat muhtırasından dolayı tebrik etti.

Hizbullah Medya İlişkileri Ofisi tarafından yayımlanan bildiride, kazanılan bu başarının, “onur, egemenlik ve bağımsızlığı koruyan ulusal tercihlere bağlı kalınarak, aziz İran halkı ve onun bilge liderliği tarafından sergilenen efsanevi direniş, olağanüstü kararlılık ve büyük fedakarlıkların” bir meyvesi olduğu vurgulandı.

“Topraklarımızın tamamen özgürleştirilmesinin ön hazırlığıdır”

Açıklamada, elde edilen bu kazanımın, “toprakların tamamen özgürleştirilmesi sürecinin tamamlanması, esirlerin vatanlarına ve ailelerine dönmesi, başta sınır hattındaki cephe köylerinde yaşayanlar olmak üzere tüm bölge sakinlerinin köylerine ve evlerine geri dönmesi ve saldırganlığın tahrip ettiği yerlerin yeniden imar edilmesi sürecinin ön hazırlığı” olduğu ifade edildi.

Hizbullah, halkın güvenliğini korumak ve düşman İsrail’in olası ihlallerinden kaynaklanabilecek riskleri önlemek amacıyla, köylerine ve kasabalarına güvenli bir şekilde dönmek için acele etmemelerini, ilgili makamların bu konudaki yönlendirmelerini beklemelerini istedi.

“2 Mart öncesine geri dönüş yok”

Düşman İsrail’in “2 Mart öncesine geri dönüş olmadığını” anlaması gerektiğini belirten Hizbullah, vatanı ve halkı korumak için nöbette olan direnişin, ülkenin egemenliğini ve halkının kanını hiçe sayacak hiçbir saldırıyı kabul etmeyeceğini vurguladı.

Bildiride ayrıca, direnişin, İsrail tamamen çekilene ve esirler geri dönene kadar Lübnan’ın topraklarını, halkını ve egemenliğini savunmaya yönelik meşru ve sabit hakkına bağlı kalmaya devam edeceği kaydedildi.

Hizbullah, mevcut dönemin, hükümetin ve tüm Lübnanlı siyasi güçlerin ulusal birlik duruşuna geri dönmesini gerektirdiğini belirtti. Bu birliğin, Lübnanlıların üzerinde uzlaştığı, Lübnan’ın çıkarına olan, egemenliğini ve gücünü koruyan, düşman İsrail’in hırslarına karşı ülkeyi tahkim eden hedeflere ulaşmak için zorunlu olduğu ifade edildi.

Hükümete de çağrıda bulunan Hizbullah, “tüm hesapların ve izlenen yolların gözden geçirilmesini, Lübnan’ın geçmişte ve günümüzde edindiği deneyimlerden yararlanılmasını, hayallerden ve kaybettiren bahislerden uzak durulmasını” talep etti. Hizbullah, “Lübnan’ın ortak duruşunun ve gerçek dostlara dayanılmasının, ulusal çıkarları korumanın en iyi yolu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini” ekledi.

Açıklamada, “onur ve vakar sahibi” direniş halkına ve yerinden edilmiş göçmenlere selam gönderilerek, vahşi saldırılara karşı gösterdikleri sabır, tahammül, kararlılık ve fedakarlık övüldü. Halkın, “şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın nitelendirdiği gibi gerçekten başı dik bir halk ve insanların en şereflisi olduğunu kanıtladığı” belirtildi.

Hizbullah ayrıca, direnişin kahraman savaşçılarını ve yönetimini “vatanın aşılmaz kalkanı ve güçlü koruyucusu” olarak nitelendirerek övdü. Savaşçıların vatanlarının onuru ve halklarının izzeti için canlarını feda ettiklerini, düşman İsrail’in onların gücünü görerek yenilginin acısını tattığı kahramanlık destanları yazdıklarını kaydetti.

İran: Güçlü, sadık ve destekçi müttefik

Hizbullah açıklamasında, İslam Devrimi Lideri Seyyid Mücteba Hamaney’e de selam göndererek, kendisinin bu dönemi benzeri az bulunur bir bilgelik, cesaret ve basiretle yönettiğini belirtti.

İran Cumhurbaşkanı, hükümeti ve tüm birimleriyle silahlı kuvvetlerine de takdirlerini sunan Hizbullah, Lübnan halkına ve direnişine verdikleri destek ile savaşı durduran ve Lübnan’ın haklarını koruyan her türlü mutabakata Lübnan’ı dahil etme konusundaki hassasiyetleri için şükranlarını bildirdi.

Bildiride, İran’ın ambargo ve saldırıların yükünü omuzlamasının, Lübnan için güçlü ve sadık bir müttefik ve destekçi olma rolünü yansıttığı ifade edildi.

Son olarak Hizbullah, bu anlaşmanın tamamlanması amacıyla engellerin kaldırılmasına yönelik çabalara katılan, katkıda bulunan ve yardımcı olan ülkelere teşekkür ederek, iç birlik çerçevesinde Lübnan’ın egemenliğini sağlamak ve topraklarını kurtarmak için bu bölgesel ve uluslararası şemsiyeden yararlanmanın önemini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran Dışişleri: Bu mutabakat İran halkının efsanevi direnişinin ürünüdür

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, İran ile ABD arasında savaşı sonlandıracak mutabakat zaptının ekonomik ve askeri detaylarını paylaşarak, cuma günü İsviçre’de imzalanması planlanan mutabakatın ardından yaptırımların kaldırılması ve nükleer programa ilişkin müzakerelerin başlayacağını bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptının imzalanacağını duyurdu.

ISNA ajansının aktardığına göre yerli ve yabancı gazetecilerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda konuşan Bekai, bu mutabakatı “çok önemli bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Sözcü Bekai, sürecin arka planına ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Bu mutabakat, İranlıların, her türlü maddi imkana sahip iki şerir aktörün saldırganlığına karşı sergilediği efsanevi duruş ve direnişin ürünüdür. Bu 110 gün boyunca hem askeri hem de diplomatik alanda vatan savunucularının arkasında duran halkımızın tüm kesimlerine teşekkür ediyor, şehit liderimiz başta olmak üzere bu savaşın tüm şehitlerinin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. İran’ı savunma ve halkımızın çıkarlarını koruma yolunda hiçbir çabayı esirgemeyeceğimize söz veriyoruz.”

Sözcü, 12 gün süren savaşta yaşananları unutmayacaklarını belirterek, “Siyonist rejim ve ABD’nin bu savaşta İran’a ve İran halkına karşı işlediği cinayetleri, nükleer tesislere yönelik saldırılarını, askeri komutanlarımızın ve vatandaşlarımızın şehit edilmesini unutmayacağız. Maalesef uluslararası toplum ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bu sınavdan başarıyla geçemedi” dedi.

İsviçre’de imzalanacak mutabakat zaptının detayları ve İran adına imzayı kimin atacağı yönündeki soruya yanıt veren Bekai, “Bu konunun ayrıntılarını çok yakında kamuoyuyla paylaşacağız. Bugün veya yarın bu konuda kesin kararlar verilerek gerekli bilgilendirme yapılacaktır” diye konuştu.

“İsviçre seyahatinden önce bazı bölge ülkelerini ve komşularımızı ziyaret edeceğiz”

Batı medyasında yer alan, cuma günü Cenevre’de yapılacak görüşmeler öncesinde Katar’ın başkenti Doha’da ön görüşmeler gerçekleştirileceği yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölgesel temasların gündemde olduğunu doğruladı. Bekai, “Cenevre toplantısından önce bölge ülkelerine bir seyahat gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Bu program kesinleşir kesinleşmez detayları ilan edeceğiz. İsviçre seyahatinden önce bazı bölge ülkelerini ve komşularımızı ziyaret edeceğiz” açıklamasında bulundu.

Lübnan’da savaşın sona erdirilmesine yönelik İslamabad mutabakatı ve eş zamanlı olarak İsrail’in Lübnan’a düzenlediği saldırılar hakkında konuşan Bekai, bir Hizbullah komutanının ve sivillerin hayatını kaybettiği saldırıyı “alçakça bir cinayet” olarak niteledi. Bekai, şöyle devam etti:

“Uzlaşma çabalarının zirveye ulaştığı bir dönemde, Siyonist rejimin cinayetlerini tekrarlayarak Dahiye’de sivil yerleşim alanına terör saldırısı düzenlediğine ve Lübnan vatandaşlarını şehit ettiğine şahit olduk. Ancak Lübnan’daki bu terör eylemi, İran’ın, direniş cephesinin ve Lübnan’ın ulusal çıkarlarının azami düzeyde korunması için bir fırsata dönüştü. İran ve dostları, bu habis saldırıların çıkarlarımıza odaklanmamızı engellemesine izin vermedi; aksine bu cinayet, direniş cephesinin Siyonist rejime karşı daha da kenetlenmesini ve güçlenmesini sağladı.”

Savaşın sona ermesiyle ilgili Lübnan’ın konumuna da değinen Bekai, “Lübnan ve bu ülkedeki savaşın sonlandırılması, savaşı bitiren mutabakatın ayrılmaz bir parçasıdır. Savaşın sona ermesi ve Lübnan’daki ateşkes, 19 Ferverdin (8 Nisan) tarihli ateşkesin bir parçasıydı. Gelecekte de gelişmeleri yakından izleyecek ve karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlamak için tüm araçlarımızı kullanacağız” dedi. Mutabakat metninde Lübnan isminin üç kez geçtiğini belirten Bekai, metinde “Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması” ve “Lübnan’ın egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi” ifadelerinin yer aldığını vurguladı.

“İran halkına karşı işlenen cinayetleri ne bağışlarız ne de unuturuz”

Savaş sürecinde ABD ve İsrail’in işlediği suçların hukuki takibi ve şehitlerin kanının yerde kalmaması konusundaki soruyu yanıtlayan Bekai, “Şehitlerimizin kanının davasını gütmek bizim için daimi bir konudur. İran halkına karşı işlenen cinayetleri ne bağışlarız ne de unuturuz. Dışişleri Bakanlığı olarak bu cinayetlerin belgelenmesi ve uluslararası platformlarda anlatılması için tüm diplomatik ve hukuki araçları kullanmaya devam edeceğiz. Savaşın sona ermesi için uzlaşıya varılması, bu suçları unutacağımız anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

İran halkının ABD’ye yönelik derin güvensizliğine dikkat çeken Sözcü, şunları kaydetti:

“Karşı tarafın İran medeniyetini yok etme iddiasında olduğu, altyapımızı hedef aldığı ve halkımız hakkında en kötü ifadeleri kullandığı 100 günlük zorlu bir sürecin ardından, dün gece tüm cephelerde savaşı sonlandıracak mutabakatı nihayete erdirdik. Ancak İranlıların ABD’ye karşı duyduğu derin şüphe, 1953 yılından bu yana devam eden Amerikan şeraretleri nedeniyle son derece köklüdür. Dolayısıyla ABD’nin İranlıların güvenini kazanmak için önünde çok uzun bir yol var. Bu mutabakat, sadece gerilimi azaltma ve savaşı sonlandırma yönünde atılmış bir adımdır.”

“Cuma gününden sonraki gün engelsiz şekilde petrol ve petrokimya satışı yapabilmeliyiz”

Mutabakatın ekonomik boyutlarına, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasına ve tazminat konularına değinen Bekai, ABD tarafının bu konularda taahhütleri olduğunu belirtti:

“Dondurulmuş varlıklarımızın serbest bırakılması ve savaş hasarının tazmin edilmesi bizim için son derece önemlidir. Bu kaynaklara erişim bizim hakkımızdır ve mutabakat kapsamında gerekli önlemler alınmıştır. Ayrıca ABD tarafı, birincil ve ikincil yaptırımların yanı sıra BM Güvenlik Konseyi yaptırımları ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarını kaldırmakla yükümlüdür. Bu konular, imzanın ertesi günü başlayacak ve 60 gün içinde karara bağlanacak olan nükleer müzakerelerin temelini oluşturacaktır.”

Bekai, petrol satışı üzerindeki engellerin kalkması gerektiğini belirterek, “Anlaşmanın imzalanacağı cuma gününden hemen sonra petrol, petrol ürünleri ve petrokimya satışımız önündeki engeller kalkmalıdır. İran, cuma gününden sonraki gün hiçbir engelle karşılaşmadan petrol ve petrokimya ürünlerinin satışını gerçekleştirebilmelidir” dedi.

“Karşı tarafın adımlarına paralel olarak Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlayacağız”

Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve ABD Başkanı’nın “İran’ın boğazdan geçen gemilerden harç almayacağı” yönündeki açıklamalarını değerlendiren Bekai, boğazın İran için kritik önemde olduğunu vurguladı:

“Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik tedbirlerimiz tamamen uluslararası hukuka uygundur. İran ve Umman, kıyıdaş devletler olarak boğazda güvenli geçişi sağlamak için gerekli adımları atacaktır. Mutabakat metni uyarınca, karşı tarafın adımlarına paralel olarak belirli bir süre boyunca Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlayacağız. Bu konudaki egemenlik hakkımız tamamen korunmaktadır. Biz geçiş ücreti alma peşinde değiliz; ancak sunacağımız seyrüsefer, çevre koruma ve sigorta gibi hizmetlerin karşılığı olan maliyetler hesaplanarak tahsil edilecektir.”

İsrail’in anlaşmayı sabote etme riskine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Siyonist rejimin bölgede barış istemediği açıktır. Ancak bizim için önemli olan ABD’nin taahhütlerine sadık kalmasıdır. Bölge halkı, Siyonist rejimin ABD’nin onayı olmadan adım atmayacağını bilir. Bu nedenle, bölgedeki diğer aktörlerin veya ABD müttefiklerinin yapacağı herhangi bir ihlalden doğrudan ABD sorumlu olacaktır” dedi.

Donald Trump’ın “İran’ın zenginleştirilmiş nükleer malzemelerini operasyonla toplama” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bekai, “Bir kez denediler ve sonucu gördüler. Eğer akılları varsa bunu tekrarlamazlar” ifadesini kullandı.

Nükleer konunun detaylarının mutabakat zaptında yer almadığını belirten Sözcü, “Mutabakatta nükleer konunun ayrıntılarına girmedik. İmza sonrasındaki 60 günlük sürede nükleer haklarımız, zenginleştirme faaliyetleri ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları konuları karşılıklı olarak müzakere edilecektir” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Hürmüz Boğazı geçiş ücretini 60 gün erteleyecek

Yayınlanma

Fars haber ajansının isimsiz bir kaynağa dayandırdığı habere göre İran, ABD ile yürütülecek müzakereler süresince Hürmüz Boğazı’ndan geçecek gemilerden 60 gün boyunca ücret talep etmeyecek. Kaynağa göre İran ile ABD arasındaki mutabakat muhtırasının nihai metni, İran’ın boğazdaki deniz taşımacılığına ilişkin rolünü ve geçiş hizmetleri karşılığında ücret alma hakkını tanıyor.

Fars haber ajansı, konuya vakıf bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran’ın ABD ile yapılacak müzakereler için tanınan süre kapsamında Hürmüz Boğazı’ndan geçecek gemilerden 60 gün boyunca güvenli geçiş hizmetleri karşılığında ücret talep etmeyeceğini bildirdi.

Kaynağın aktardığına göre İran ile ABD arasında hazırlanan mutabakat muhtırasının nihai metninde önemli değişiklikler yapıldı.

Revize edilen metin, Hürmüz Boğazı’ndaki gelecekteki deniz taşımacılığının şekillendirilmesinde İran ve Umman’ın rolünü açık biçimde tanıyor ve İran’ın bu hizmetler karşılığında ücret alma hakkını kabul ediyor.

Kaynağa göre metinde, gemilere ücretsiz geçiş hakkının “yalnızca 60 gün” için tanındığı belirtiliyor.

Kaynak, “Bu, ABD’nin ücret alınması ilkesini kabul ettiği, yalnızca 60 günlük bir ödeme muafiyeti elde ettiği anlamına geliyor” dedi.

Habere göre İran, 60 günlük sürenin ardından güvenlik, seyrüsefer, çevre ve sigorta alanlarında hizmet sunmayı planlıyor.

Kaynak, ülkenin bu boğazdan geçen ticari gemilerden elde edilecek gelirleri ekonomik kalkınma için kullanmayı hedeflediğini belirtti.

15 Haziran gecesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarının ardından İran’ın Mehr ajansı, barış anlaşması taslağında yer aldığı belirtilen 14 maddeyi yayımladı.

Listede Lübnan dahil tüm cephelerde derhal ateşkes ilan edilmesi, deniz ablukasının kaldırılması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, yaptırımların kaldırılması ve müzakereler başlamadan önce dondurulmuş İran varlıklarından 12 milyar doların derhal serbest bırakılması gibi maddeler yer aldı.

İran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı

Financial Times’ın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre anlaşma şartları kapsamında Hürmüz Boğazı, anlaşmanın imzalanmasının ardından ilk 30 gün içinde mayın temizleme çalışmalarının ilerlemesine paralel olarak kademeli şekilde gemi trafiğine açılacak.

Haberde ayrıca İran’ın 60 gün boyunca gemilerden geçiş ücreti almamayı, ABD’nin ise buna karşılık deniz ablukasını kaldırmayı taahhüt ettiği belirtildi.

Haberde, anlaşmanın dünya liderlerinden olumlu tepkiler aldığı da aktarıldı. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer anlaşmayı “savaşın sona erdirilmesi yolunda son derece önemli bir adım” olarak nitelendirirken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron boğazın yeniden açılması sürecine destek vereceğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English