Bizi Takip Edin

Avrupa

Britanya göçmenlere yönelik pogrom girişimleriyle sarsıldı

Yayınlanma

Geçen pazartesi günü Southport’ta Taylor Swift temalı bir çocuk dans kursuna düzenlenen ve üç genç kızın ölümüyle sonuçlanan bıçaklı saldırının zanlısının Müslüman bir göçmen olduğu yönünde internette yayılan dedikoduların ardından Birleşik Krallık genelinde ilçe ve kentlerde milliyetçiler sokağa çıktı ve ayaklanmalar meydana geldi. 

Salı günü Southport’a inen isyancılar bir camiye saldırarak polis memurlarıyla çatıştı ve onları yaraladı.

Katil zanlısı, Alice Dasilva Aguiar (9), Bebe King (6) ve Elsie Dot Stancombe’yi (7) Southport’taki Hart Street’te bulunan sınıfa girdikten sonra mutfak bıçağıyla öldürmekle suçlanıyor. Diğer sekiz çocuk bıçakla yaralanırken iki yetişkin de ağır yaralandı.

Saldırgan Galler doğumlu 17 yaşında Ruanda kökenli bir genç

Yetkililer Southport’taki bıçaklama olayının şüphelisi 17 yaşındaki Axel Rudakubana’nın Birleşik Krallık doğumlu olduğunu açıkladı.

Sosyal medya hesaplarında daha önce yer alan haberlerin aksine Rudakubana sığınmacı veya kısa bir süre önce Manş Deniz’ni bir sal üzerinde yasadışı yollardan geçerek Britanya’ya ulaşmış birisi değil. 

17 yaşındaki genç Galler’in Cardiff kentinde doğmuş. Ailesi aslen Ruandalı ve bir süredir Southport’ta yaşıyorlar. Mahkemede savcılık Rudakubana’ya “otizm teşhisi konulduğunu” ve “bir süredir evden çıkmak ve ailesiyle iletişim kurmak istemediğini” söyledi.

Mirror’a konuşan Rudakubana ailesinin komşuları, gencin utangaç ve içe dönük olduğunu ve Lancashire’deki aile evinde sık sık şarkı söylerken duyulduğunu anlattı.

Komşulardan biri, “Bu büyük bir şok. Okuldan gelir ve şarkı söylerdi. Hiç dışarı çıkmazdı, onları hiç görmedik. Onlarla yedi yıl boyunca merhaba demekten başka bir şey konuşmadık,” dedi.

Komşuları ayrıca Rudakubana ailesinin yerel bir kiliseyle yoğun bir ilişki içinde olduğunu ve genci “sessiz bir koro çocuğu” olarak tanımladıklarını söyledi.

Rudakubana ayrıca bir zamanlar West End’deki Shaftesbury Tiyatrosu’nda bir gösteride yer alan bir okul drama grubunun da parçasıydı. Ayrıca babasıyla birlikte Karate eğitimi almıştı.

Cinayetin nedeni henüz belli değil

17 yaşındaki zanlı, 25 Ekim’de yapılacak savunma ve duruşmaya hazırlık duruşmasında hazır bulunmak üzere bir gençlik gözaltı merkezinde gözaltında tutuluyor.

Polisin şu ana kadar açıklamamış olması nedeniyle zanlının eylemlerinin nedeni henüz bilinmiyor.

Fakat suçlamalar, cinayet silahının kavisli bir mutfak bıçağı olduğunu ortaya koyuyor.

Perşembe gününe kadar katil zanlısı 17 yaşındaki gencin kimliği Britanya yasalarına göre bilinmiyordu. Britanya’da 18 yaşın altındaki kişilerin isimleri genellikle polis ya da mahkemeler tarafından açıklanmıyor. Yalnızca ciddi suçlar ve kamu yararını ilgilendiren suçlar için istisnalar var.

Fakat perşembe günü Yargıç Andrew Menary sanığın kimliği üzerindeki kısıtlamaları kaldırmayı kabul etti. Yargıç Menary, “Tam raporlamayı engellemeye devam etmek, başkalarının boşlukta yanlış bilgi yaymasına izin vermek gibi bir dezavantaja sahiptir. Altı gün sonra 18 yaşına girecek olması nedeniyle, yaşı göz önüne alındığında istisnai bir durum olduğunu kabul etmekle birlikte, 45. madde uyarınca emir vermiyorum,” dedi.

Yargıç, Rudakubana’nın isminin açıklanmasının bir sonraki haftaya ertelenmesinin “yeni bir toplumsal kargaşa için ek bir bahane oluşturabileceğini” de sözlerine ekledi.

Sahte sosyal medya haberleri faşist kalkışmayı tetikledi

Southport’ta işlenen cinayetlerin ardından saldırganın kimliği hakkında internette yanıltıcı paylaşımlar ve yanlış söylentiler yayıldı.

Bunların birçoğu Müslüman göçmenlere karşı söylemler içeriyordu.

200-300 kişilik bir isyancı grubu bu haberler üzerine salı günü kasabaya inerek bazı dükkanları saldırıp yağmalarken, camilere de saldırılar yaşandı.

Şiddet daha sonra Birleşik Krallık’ın diğer bölgelerine de yayıldı; çarşamba gecesi protestolar Londra’yı ve kuzeydeki Hartlepool ve Manchester şehirlerini sarstı.

Londra’da, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın 10 Downing Street’teki başbakanlık konutunun önündeki gösteride gerginlik tırmandı, itiş kakışlar yaşandı, polise şişeler fırlatıldı ve “utanın” sloganları atıldı.

İngiltere’nin kuzeydoğusundaki Hartlepool’da göstericiler polis arabalarını ateşe verdi ve polis memurlarına cisimler fırlattı; polis sekiz kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Hartlepool polisi, polis memurlarının “kendilerine füze, cam şişe ve yumurta atılmasıyla karşı karşıya kaldıklarını ve birkaçının hafif yaralandığını” söyledi.

Pazar günü, yüzlerce göçmen karşıtı protestocu, İçişleri Bakanı’nın sığınmacıları barındırdığını söylediği İngiltere’nin kuzeyindeki Rotherham yakınlarındaki bir otelin yanında toplandı.

Reuters’a konuşan bir görgü tanığı, çoğu maske ya da kar maskesi takan protestocuların polise tuğla fırlattığını ve otelin birkaç camını kırdığını, ardından da otelin yakınındaki büyük bir çöp bidonunu ateşe verdiğini söyledi.

Yerel polis, Rotherham’da 700 kişilik kalabalıkla yaşanan çatışmalar sırasında 10 polis memurunun yaralandığını, bazılarının tahta kalaslar fırlattığını ve otel camlarını kırmadan önce yangın söndürücülerle memurlara püskürttüğünü söyledi.

Irkçılar araçlarda “beyaz ve İngiliz olmayanları” aradı

Daily Mail’de yer alan habere göre, pogrom girişimi sırasında “islamofobik sloganlar” duyuldu ve ülkenin bazı bölgelerinde isyancılar arabaları durdurup sürücüleri “beyaz ve İngiliz” olup olmadıkları konusunda sorgularken görüntülendi.

Duvarlara “İngiltere’den defolun” yazılamaları yapılırken, bazı saldırganların nazilerle özdeşleşen “Roma selamı” verdikleri görüldü.

Rotherham otelinin içinde bulunanlar tarafından çekilen videolarda maskeli adamların bağırdıkları ve binayı ateşe vermeye çalışmadan önce sığınmacıları boğazlarını kesmekle tehdit ettikleri görülüyor.

Olay yerinde bulunan ve birçoğunun yüzü kapalı olan kişiler tarafından “Onları dışarı atın, “İngiltere,” ve “Yakıp yıkın,” sloganları atıldı.

Starmer’dan “sağcı haydutluk” çıkışı

Perşembe günü protestolar devam ederken Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, pazartesi günkü cinayetleri takip eden gecelerde patlak veren şiddetin nasıl bastırılacağını görüşmek üzere ülkenin dört bir yanından polis şefleriyle bir araya geldi.

Toplantıda şiddeti kınayan Başbakan, polis ve diğer acil servisleri de olaylarla başa çıkma yöntemlerinden ötürü övdü.

Daha sonra düzenlediği bir basın toplantısında Starmer, “Aşırı sağ söz konusu olduğunda, bu koordine edilmiş, kasıtlı bir eylemdir. Bu sadece kontrolden çıkmış bir protesto değil. Kesinlikle şiddete meyilli bir grup birey söz konusu,” dedi.

Starmer ayrıca sosyal medya şirketlerini dezenformasyon konusunda yasalara uymaları gerektiği konusunda uyardı. Starmer, şiddeti ateşlemeye yardımcı olan dezenformasyonun yayılmasıyla ilgili olarak, “Bu da bir suç ve sizin tesislerinizde gerçekleşiyor,” dedi.

Starmer pazar günü yaptığı açıklamada da “aşırı sağcı haydutluk” olarak nitelendirdiği olayları kınadı ve günlerce süren şiddetli göçmen karşıtı protestoların otellerin hedef alınmasıyla sonuçlanmasının ardından faillerin yasaların tüm gücüyle karşı karşıya kalacağını söyledi.

Ulusal Polis Şefleri Konseyi cumartesi akşamından bu yana 147 kişinin gözaltına alındığını ve önümüzdeki günlerde daha fazlasının gözaltına alınacağını açıkladı.

İçişleri Bakanlığı, Middlesbrough da dahil olmak üzere camilere yönelik tehditlerin ardından yeni düzenlemeler kapsamında camilere ekstra güvenlik sağlanacağını söyledi.

Öte yandan Starmer, göçmen karşıtı protestoların şiddetlendiği, bina ve araçların ateşe verildiği ve sığınmacıların kaldığı otellerin hedef alındığı günlerin ardından bugün (5 Ağustos) polis şefleriyle acil bir toplantı yapacak.

İçişleri Bakanı Yvette Cooper, polis memurlarına tuğlalar fırlatan, dükkanları yağmalayan, camilere ve Asyalılara ait işyerlerine saldıran isyancıların “bu andan ırkçı nefreti körüklemek için cesaret aldıklarını” söyledi.

Cooper, baskının internette yanlış bilgi yayanları da kapsayacağını açıkça belirtti.

İngiliz Savunma Ligi isimli örgüt şüphelerin odağında

Polis, şiddeti körüklemek söz konusu olduğunda “yüksek profilli kişiler tarafından güçlendirilen çevrimiçi dezenformasyonu” suçladı.

Bunların en önde gelenlerinden biri ve “İslam karşıtı” olarak bilinen İngiliz Savunma Ligi (EDL) grubunun lideri Stephen Yaxley-Lennon, medya tarafından X’teki 875.000 takipçisine yanlış bilgi yaymakla suçlandı.

Tommy Robinson takma adıyla tanınan Yaxley-Lennon, “Hepinize yalan söylüyorlar. Ulusu bana karşı kışkırtmaya çalışıyorlar. Size ihtiyacım var, siz benim sesimsiniz,” diye yazdı.

Robinson, Stoke’ta yaşanan bir çatışmanın videosunu yayınlayarak, iki protestocunun “Müslümanlar tarafından” bıçaklandığını iddia etti. Gönderi X’te iki milyon kez görüntülendi.

İki saat sonra Staffordshire Polisi bilginin yanlış olduğunu söyledi ve bu şahısların, “kendi taraflarından atılan bir şeyin isabet etmesi” nedeniyle yaralandığını açıkladı.

EDL, Mayıs 2014’te yine Rotherham’da sokağa çıkmış ve burada yapılan konuşmalarda Rotherham’ın “Müslümanların merkezi” olduğunu ileri sürülerek belediyeyi “sümüklü solcuların” yönettiği belirtilmişti.

Yaxley-Lennon, saldırı ve mortgage yolsuzluğu gibi suçlamalarla daha önce 18 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Elon Musk’a göre “iç savaş kaçınılmaz”

X’in sahibi Elon Musk da şiddet olayları üzerine sosyal medya ağında Britanya’daki kargaşadan kitlesel göçü ve açık sınırları sorumlu tutan bir paylaşıma yanıt olarak, “İç savaş kaçınılmaz,” dedi.

İçişleri Bakanı Yvette Cooper yayıncılara yaptığı açıklamada, gerginliklerin internette arttığını ve alevlendiğini ve hükümetin konuyu sosyal medya şirketleriyle birlikte takip edeceğini söyledi.

Sky News’e verdiği demeçte, “Bence gördüğünüz şey, alevleri körüklemeye çalışan farklı bireyler ve gruplardan oluşan ağlar,” diyerek yabancı devletlerin işin içinde olup olmadığına ilişkin sorulara yanıt vermedi.

İnsanların göçmenlik gibi konularda görüşleri ve endişeleri olduğunu söylerken, şiddetten aşırılık yanlısı, ırkçı ve şiddet yanlısı grupları sorumlu tuttu.

Bakan, “Tüm bu tür görüş ve endişelere sahip makul insanlar ellerine tuğla alıp polise atmazlar,” dedi.

Antifaşistlerle sağcı gruplar arasında çatışmalar: Irkçılar kütüphane yaktı

Irkçılık karşıtı gruplar da harekete geçerek çeşitli kentlerde karşı gösteriler düzenledi.

Liverpool’da polis cumartesi günü aşırı sağcı isyancılar ile antifaşistler arasındaki çatışmaları önlemek için müdahale etti.

Merseyside Polisi, günün ilerleyen saatlerinde ırkçıların bir kütüphaneyi ateşe verdiğini, kitapları yaktığını ve itfaiyecilerin yangına ulaşmasını engellemeye çalıştığını söyledi. Polis 23 kişiyi gözaltına aldı.

Sky News’e konuşan Spellow Kütüphanesi ve Toplum Merkezi  çalışanı Debbie Stokes, cumartesi gecesi Liverpool’da yaşanan kargaşanın “iğrenç” olduğunu söyledi.

Stokes, “Kütüphaneye olanları görmekten iğreniyorum. Naziler kitapları yakardı; bunlar bir adım daha ileri giderek bir kütüphaneyi yaktılar,” dedi.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English