Avrupa
Britanya, İran savaşı nedeniyle zorda

İran savaşının başında askeri üslerini açmadığı için Donald Trump’ın sert çıktığı Britanya, çatışma uzadıkça iktisadi olarak felaketin eşiğine gelebilir.
The Times’ta yer alan habere göre, Orta Doğu’dan gelen arzın tükenmesiyle birlikte Britanya’nın depolarında sadece iki günlük gaz stoğu kaldı.
Üstelik Britanya, Avrupa’da en yüksek fiyatı ödüyor (komşularından yüzde 6 daha fazla) ve analistler bu durumu rezervlerin azalmasına bağlıyor.
Tankerler Hürmüz Boğazı’ndan geçemiyor ve Katar, insansız hava araçlarının saldırısına uğradıktan sonra dünyanın en büyük doğal gaz tesisi olan Ras Laffan’daki üretimi askıya aldı.
Pazartesi günü, tüccarların birkaç hafta sürecek arz kesintisi endişesi nedeniyle petrolün varil fiyatı 100 doları aştı. Britanya’da benzin fiyatları geçen hafta yükselmeye başlamıştı.
Ada’nın gazı çoğunlukla Avrupa’dan geliyor
Britanya, gazın çoğunu Avrupa’dan gelen boru hatlarından temin ediyor ve gaz, geçtiğimiz hafta ülkenin enerji ihtiyacının yüzde 30’unu karşıladı.
Şu anda elektrik kesintisi riski bulunmasa da, Orta Doğu’dan gelen arzın kısıtlanması durumunda Avrupa’yı soğuk hava dalgası vurursa, düşük rezervler krizi daha da kötüleştirebilir.
İletim operatörü National Gas’a göre, Birleşik Krallık’ın gaz rezervleri üç ay önceki 18.000 GWh’den 6.700 GWh’ye düştü. Bu düşüş, geçen yılın aynı dönemine göre benzer bir eğilim izliyor fakat geçen yıl bu dönemde arz 9.000 GWh’nin üzerindeydi.
Bu, başka gaz boru hattıyla gelmezse iki günden az bir süre yetecek gaz arzına denk geliyor. Benzer bir miktar sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) olarak depolanıyor.
Soğuk hava dalgası ile Orta Doğu’dan gelen arzın kısıtlanması birleşirse, fiyatlar yükselir ve Britanya ithalatı güvence altına almak için önemli ölçüde fazla ödeme yapmak zorunda kalabilir.
Hükümet, hanelerin faturalarının bir kısmını ödemek için müdahale etmemiş olsaydı, 2023 yılında ortalama bir hanenin yıllık fiyat tavanı 4.279 sterline yükselmiş olacaktı.
Kuzey Denizi sahaları ve Norveç’in önemi artıyor
National Gas, şubat ayında bakanlara, Britanya’nın çoğu Avrupa ülkesinden çok daha düşük rezervlere sahip olduğu için, hükümetin Kuzey Denizi dahil olmak üzere gelecekteki gaz arzını desteklemek ve daha fazla depolama alanı geliştirmek için acil önlemler alması gerektiğini söylemişti.
Gaz fiyatlarındaki artış, nisan ayında ortalama bir hane için 1.641 sterline düşecek olan yeni Ofgem enerji fiyat tavanı temmuz ayında yürürlüğe girdiğinde haneleri vuracak.
Enerji araştırma analisti Cornwall Insight, tipik bir çift yakıtlı hane halkı için tarife tavanının yıllık %10 artışla 1.801 sterline çıkacağını öngörüyor.
Sabit tarifelerden yararlanmayan işletmeler, fiyatların yakın zamanda artacağını görecek ve çoğu, artan maliyetleri tüketicilere yansıtacak.
Şirketler, yurt içi enerji fiyat tavanından yararlanamadıkları için enerji faturalarındaki artışlara çok daha fazla maruz kalıyor.
Kuzey Denizi üretimi azalıyor ve devlete ait Ulusal Enerji Sistemi Operatörü, “gaz arzı güvenliğine yönelik yeni bir risk” konusunda uyarıda bulundu.
Yeşil enerjiye geçişin planlanandan daha yavaş olması veya en büyük tek gaz altyapısının arızalanması durumunda, Britanya’nın 2030 yılına kadar ihtiyaçlarını karşılayacak kadar yeterli gaza sahip olmayabileceği belirtiliyor.
National Gas, hükümetin daha fazla iç direnç sağlamak ve nakliye gecikmelerine, piyasa aksaklıklarına veya aşırı hava koşullarına karşı koruma sağlamak için “mevcut depolama kapasitesini koruması ve genişletmeyi başlatması veya kolaylaştırması” gerektiğini söyledi.
Gaz depolama sorunu İngiliz hükümetinin başını ağrıtabilir
Enerji ve Kamu Hizmetleri Birliği (EUA) genel müdürü Mike Foster, önceki hükümetin on yıldan fazla bir süre önce gaz rezervleri konusunda uyarıldığını söyledi.
“Yatırım yapılmaması İngiltere’yi savunmasız bıraktı ve sorumluluk önceki yönetime ait,” diyen Foster, ülkenin hâlâ önemli Kuzey Denizi gaz kaynaklarından (hem yerli hem de Norveç kaynakları) faydalandığını ve bu kaynakların birlikte ulusal talebin yaklaşık yüzde 80’ini karşıladığını da sözlerine ekledi.
Britanya’nın en büyük gaz depolama tesisi olan ama kapatılma tehdidi altında bulunan Rough gibi tesislerin önemli bir güvence sağladığını da sözlerine ekledi.
Foster, “Bu tesisler olmadan, sistem Ukrayna ve İran’daki mevcut istikrarsızlık gibi küresel şoklara karşı daha savunmasız hale gelir,” dedi.
National Gas ise şunları söyledi:
“Britanya’nın gaz depolama seviyeleri, yılın bu döneminde beklediğimiz seviyelerle büyük ölçüde uyumlu ve geçen yılın aynı dönemine kıyasla benzer seviyelerde.
Depolama, Britanya’nın çeşitli gaz tedarik karışımının sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. Gazımızın çoğu, Birleşik Krallık kıta sahanlığı ve Norveç’ten geliyor ve LNG, Avrupa kıtası ile bağlantı hatları ve depolama ile destekleniyor.”
Hükümetten “iki günlük gazımız kaldı” iddialarına yalanlama
Bir hükümet kaynağı, Britanya’nın iki günden az gaz arzına sahip olduğu iddialarını reddetti ve rakamların “şüpheli hesaplamalar” kullanılarak hesaplandığını söyledi.
Kaynak, “Bu, depolamanın tek arz şekli olduğunu varsayıyor ve ardından günlük talebi depolama stoklarına bölüyor. Gaz piyasaları böyle işlemiyor. Depolama, herhangi bir zamanda arz karışımının oldukça düşük bir yüzdesini oluşturuyor,” dedi.
Enerji Güvenliği ve Net Sıfır Departmanı ise şunları söyledi:
“Britanya’nın sadece iki günlük gaz kaynağına erişimi olduğu iddiası kesinlikle doğru değildir. Çeşitli enerji kaynaklarına sahibiz ve tedarik güvenliğimizden eminiz. Daha güvenli, temiz ve yerli enerjiye geçiş sürecinde, gaz, çeşitlilik ve dayanıklılık içeren enerji sistemimizde önemli bir rol oynamaya devam edecektir. En nadir senaryolarda bile tedarik güvenliğini sağlamak da dahil olmak üzere, gaz sisteminin geleceğe uygun olmasını sağlamak için sektörle birlikte çalışıyoruz.”
Starmer uyarıyor: Savaş uzarsa iktisadi etkisi artar
İran’daki savaşı ele alan Başbakan Keir Starmer, çatışma ne kadar uzun sürerse Birleşik Krallık ekonomisi üzerindeki olası etkisinin o kadar büyük olacağını kabul etti.
Başbakan şunları söyledi:
“Hükümetin görevi elbette ilerlemek, ileriyi görmek, diğerleriyle işbirliği yapmaktır. Maliye bakanı her gün İngiltere Merkez Bankası başkanıyla görüşüyor, hükümet içindeki farklı departmanlarla işbirliği yapıyor, riskleri değerlendiriyor, izliyor, uluslararası ortaklarımızla ve elbette, buradaki insanlara ve işletmelere olası etkisini azaltmak için birlikte daha fazla ne yapabileceğimizi de konuşuyor.. Fakat bu çalışmanın gerekli olduğunu kabul etmek önemli, çünkü insanlar, siz de hissedeceksiniz ki, bu durum ne kadar uzun sürerse, ekonomimiz, herkesin ve her işletmenin hayatı ve haneleri üzerinde olası etkisinin o kadar büyük olacağını hissedeceklerdir.”
Starmer, kendi görevlerinin “bunun önüne geçmek, ileriyi görmek, riski değerlendirmek, riskleri izlemek ve bu konuda diğerleriyle işbirliği yapmak” olduğunu söyledi.
Starmer, enerji tavanının hane halklarını savaştan kaynaklanan iktisadi çalkantının etkilerinden koruyacağını söyledi, fakat işletmelerin ve diğerlerinin gelişmeleri dikkatle izlemekten “endişe duyacaklarını” kabul etti.
Donald Trump’ın askeri eylemleriyle bir dünya savaşı riskine girip girmediği sorulduğunda, başbakan şöyle dedi:
“Durumu yatıştırmanın bir yolunu bulmamız gerekiyor ve tartışmalarımızın çoğu da bununla ilgili: bu durumu yatıştırmanın ve daha da tırmanmamasını sağlamanın bir yolunu nasıl bulabiliriz?”
Starmer ayrıca, Ukrayna savaşının enerji fiyatlarında şoka yol açtığı 2022 yılına kıyasla Birleşik Krallık ekonomisinin daha iyi durumda olduğunu iddia etti.
Amerikan ve İngiliz askerleri birlikte savunma yapıyor
Başbakan, ABD’nin şu anda İran ile ilgili olarak Birleşik Krallık hava üslerini kullandığını ve Londra ile Washington’daki muhataplar arasında “her düzeyde” günlük olarak yakın istihbarat işbirliği ve temasının sürdüğünü söyledi.
Starmer şunları söyledi:
“Bölgede, askeri personelimiz ve ABD askeri personeli aynı yerlerde, aynı üslerde birlikte bulunuyor. Hem ABD hem de İngiltere, bu üsleri korumak için birlikte çalışıyor. Dolayısıyla, ilişkiler açısından, birlikte yapmak zorunda olduğumuz işler, beklediğiniz gibi devam ediyor.”
Fakat Starmer, Britanya’nın “en iyi çıkarları” ile ilgili kararların yalnızca Britanya başbakanına ait olduğunu söyledi ve bunun, İran ile ilgili kararlarını yönlendiren “temel ilke” olduğunu vurguladı.
Maliye Bakanı, akaryakıt vergisini geri çekebilir
Öte yandan Maliye Bakanı Rachel Reeves, hükümetin dört yıl önce uygulamaya koyduğu geçici indirimi geri çekmesiyle, sürücülerin benzin ve dizel için daha fazla ödeme yapmasına neden olacak, eylül ayında planlanan akaryakıt vergisi artışını iptal etmesi için baskı altında.
Press Association ile yaptığı röportajda, Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch, parlamentoda akaryakıt vergisindeki 5 penilik indirimin uzatılması için baskı yapacağını belirtti.
Salı günü sunacağı oylama hakkında sorulan soruya yanıt olarak şunları söyledi:
“Geçen hafta bahar açıklamasında Rachel Reeves, akaryakıt vergisindeki 5 penilik indirimin sadece Eylül ayına kadar süreceğini söyledi. Dünyada olup bitenleri göz önüne alırsak, bu indirimi uzatmalıyız. Bu nedenle yarın, akaryakıt vergisini mümkün olduğunca düşük tutmak için oy kullanacağız. Bu tür önlemler, insanların yaşam maliyetlerini gerçekten azaltmaya yardımcı olacaktır.”
Değişen akaryakıt vergisi oranlarına ilişkin 26 Şubat tarihli politika belgesi şu ifadelere yer veriyor:
“2025 Bütçesinde yaşam maliyetini ele almak için açıklanan diğer önlemlerin yanı sıra, bu önlem de mevcut akaryakıt vergisi oranlarını 2026 yılının Ağustos ayı sonuna kadar dondurarak sürücülere destek olmaya devam etmektedir.
Oranlar, 2027 yılının Mart ayına kadar kademeli olarak 2022 yılının Mart ayı seviyelerine geri dönecek ve kesintinin sona ereceği 2026 yılının Mart ayında 5 penilik bir artış önlenecektir.
2026-2027 yılları için enflasyona paralel olarak planlanan artış da iptal edilmektedir. Bu önlem, ortalama bir sürücünün 2026-2027 yıllarında önceki planlara kıyasla 49 sterlin tasarruf etmesini sağlayacaktır.”
Konut Bakanı: Ekonomimiz şoklara dayanıklı
Konut Bakanı Steve Reed ise, savaşın yol açtığı iktisadi belirsizliğin boyutunu kabul etmekle birlikte, İngiliz ekonomisinin herhangi bir şoka dayanacak kadar dirençli olduğunu söyledi.
ITV’nin “Good Morning Britain” programında konuşan, “Elbette, Britanya, gezegenin dört bir yanında meydana gelen ve ülkemizi etkileyen krizleri kontrol edemez. Kontrol edebileceğimiz şey, kendi koşullarımız,” dedi.
Enerji fiyatlarının uzun süreli maliyetlerini henüz bilmediklerini kabul eden Reed, “Ama dediğim gibi, daha istikrarlı bir ekonomiye sahip olmamız, bu fırtınaları atlatmak için daha iyi bir konumda olduğumuz anlamına geliyor ve elbette durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz,” diye konuştu.
Faiz indirimi başka bahara kalabilir
Petrol fiyatlarındaki keskin artış, piyasaların Britanya faiz oranlarının düzgün bir düşüş eğiliminde olduğu fikrini yeniden düşünmeye zorluyor.
Quilter Cheviot yatırım müdürü Jonathan Raymond, “Brent petrolünün 100 doların üzerinde kalıcı bir hareket, fiilen enflasyonist bir vergi anlamına gelir. Bu durum, işletmelerin maliyetlerini artırır, reel gelirleri sıkıştırır ve manşet enflasyonun hedef üzerinde daha uzun süre kalma riskini doğurur,” dedi.
Pazartesi günü açıklanan piyasa verileri, yatırımcıların İngiltere Merkez Bankası’nın yıl sonuna kadar baz faiz oranını %3,75’te tutacağını ve önümüzdeki haziran ayında %4’e yükselteceğini tahmin ettiklerini gösterdi.
İran savaşı başlamadan önce, Merkez Bankasının 19 Mart’taki bir sonraki toplantısında faiz indirimi olasılığı %80 idi.
Fakat piyasalar, politika yapıcıların çatışmanın nasıl gelişeceğini görmek için bekleyeceklerini ve toplantıda faizlerin %99 olasılıkla sabit kalacağını ve 2026 yılının geri kalanında faiz indirimi olmayacağını gösteriyor.
Finans piyasaları da, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) petrol fiyatlarındaki artışın yol açtığı enflasyonla mücadele etmek için bu yıl Avro bölgesi faiz oranlarını artırmasını bekliyor.
Para piyasaları, ECB faiz oranlarının bu yılın temmuz ayına kadar çeyrek puan artacağını tamamen fiyatlamış durumda.
Bloomberg, swapların (yatırımcıların faiz oranlarına ilişkin beklentilerini ölçen türev ürünler) ECB’nin bu yıl iki kez 25 baz puanlık faiz artışı yapma olasılığının yaklaşık %70 olduğunu, cuma günü fiyatlandırılan tek artışa kıyasla, gösterdiğini bildiriyor.
Britanya Maliye Bakanı Rachel Reeves, Starmer’ın enerji krizinin etkisine ilişkin endişeleri yatıştırmak için bu sabah yaptığı açıklamaya göre, İngiltere Merkez Bankası ile “her gün” görüşüyor.
Avrupa
Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.
Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.
Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.
Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.
Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.
Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.
Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.
Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.
Pavel şunları söyledi:
“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”
Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.
Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.
Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:
“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”
Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.
Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.
Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.
Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.
Avrupa
Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.
Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.
Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.
Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.
Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.
İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.
Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.
Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.
İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.
Avrupa
Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.
Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.
2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.
Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.
Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.
Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.
Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.
Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.
Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.
Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.
Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.
Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.
Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.
BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.
Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:
“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”
Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.
Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor
1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.
Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.
Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.
Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.
Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:
“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”
BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.
Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.
Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.
Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.
Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”
2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.
Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”
BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.
Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.
Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.
Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.
Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.
Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.
Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.
Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.
FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”
Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.
Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.
Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.
Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.
Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.
BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.
Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.
BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.
Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.
BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.
Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.
Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.
Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.
Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.
Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.
Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.
Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.
Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.
ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4







