Bizi Takip Edin

Avrupa

Cenk Uygur ve Hasan Piker İngiltere’ye alınmadı

Yayınlanma

Bu hafta Birleşik Krallık’ta düzenlenecek etkinliklerde konuşma yapması planlanan iki tanınmış ABD’li siyasi yorumcu Cenk Uygur ve Hasan Piker, İngiliz İçişleri Bakanlığı tarafından ülkeye giriş yasağıyla karşı karşıya kaldı.

Çevrimiçi siyasi talk-show programı “The Young Turks”un sunucusu Cenk Uygur ve her gün saatler süren kendi yayınını yapan Hasan Piker’in SXSW Londra etkinliğine katılımı engellendi.

Uygur ayrıca Oxford Üniversitesi öğrencileri tarafından düzenlenen bir etkinlikte de konuşma yapacağını belirtti.

Uygur, sosyal medyada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Birleşik Krallık’a girişim yasaklandı. SXSW London’a katılmak ve Oxford’da bir konuşma yapmak için Londra uçağına binmeye çalıştım. İsrail’i eleştirdiğim için yasaklandım. Artık özgür müyüz? Bu, kendi hükümetlerimiz tarafından başka bir ülke adına Batı vatandaşlarına uygulanan bir baskıdır.”

Piker, bu gönderiye yanıt olarak şunları söyledi:

“Birleşik Krallık da vizeyi iptal etti. Hepsi İsrail’in emriyle. Batı, soykırımcı ve faşist bir yabancı hükümet uğruna ‘liberal değerleri’ ihanet ediyor. Yakında hepimiz İsrail olacağız.”

Geçen hafta, İşçi Partisi milletvekili David Taylor, Piker’in konuşmasının engellenmesi çağrısında bulunarak, onun Birleşik Krallık’taki varlığının “kamu yararına olmadığını” belirtmişti.

SXSW organizatörleri, Piker’i “dijital çağda siyasi yorumun neye benzediğini yeniden tanımlayan” biri olarak nitelendirdi ve canlı yayınlarının her gün 30.000’den fazla kişiye ulaştığını söyledi. Piker’in ayrıca Twitch’te 3 milyondan fazla, X’te ise 1,5 milyondan fazla takipçisi var.

Piker bazı yorumları nedeniyle sert tepkilerle karşılaştı; bunlara, 2019’daki bir yayında “Amerika 11 Eylül’ü hak etti” dediği iddia edilen yorum da dahil; daha sonra bu yorum için özür diledi ve “uygunsuz” olduğunu söyledi.

Ayrıca, Barack Obama’nın eski çalışanlarının sunduğu Pod Save America adlı podcast’in bir bölümünde, Hamas’ı İsrail’den “1.000 kat daha iyi” olarak nitelendirmiş ve “her seferinde İsrail yerine Hamas’a oy vereceğini” iddia etmişti.

Piker, “antisemitik değil, İsrail karşıtı” olduğunu söylüyori.

Geçen hafta, Yahudi örgütü Community Security Trust, SXSW organizatörlerini “sorumlu davranmaya” ve Birleşik Krallık’ın, “antisemitik temalar içeren söylemleri teşvik etme, iyi belgelenmiş zulümleri inkar etme ve aşırıcı gruplara açıkça destek verme” geçmişi olduğu iddiasıyla suçladıkları Piker için bir “platform” olmasına izin vermemeye çağırmıştı.

SXSW’de Piker ile bir panelin moderatörlüğünü üstlenecek olan Novara Media muhabiri Ash Sarkar, pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu kararın “İşçi Partisi’nin antisemitik olmakla suçlanma korkusu ve Gazze’deki soykırım savaşına ilişkin tutumları nedeniyle eleştirilme korkusundan kaynaklanan otoriter bir dönüşün kanıtı” olduğunu belirtti ve “Hükümetin insanları konuşmaktan men etmesiyle toplumsal uyumu güçlendiremezsiniz,” diye ekledi.

Uygur’un cuma günü Oxford Union’da konuşma yapması planlanıyordu. Birliğin başkanı Arwa Elrayess, bu yasağın kendilerini “derin endişeye sevk ettiğini” belirtti. Elrayess, “Oxford Union basit bir ilke üzerine kurulmuştur: Fikirler tartışma yoluyla sorgulanmalı, görmezden gelinmemeli ya da susturulmamalıdır. Bugüne kadar ifade özgürlüğünü, davetli konuşmacılarımızın siyasi görüşlerinden bağımsız olarak kendilerini ifade etme ve sorgulanma hakkını savunuyoruz,” dedi ve ekledi:

“Bu etkinliğin iptal edilmesine izin vermeyeceğiz. Birlik, tartışmanın gerçekleşmesini sağlamak için çevrimiçi olarak düzenlemek de dahil olmak üzere tüm olası seçenekleri değerlendiriyor. Başkalarının ifade özgürlüğünden geri adım attığı bir dönemde, Oxford Union açık tartışma konusundaki kararlılığından ödün vermiyor.”

Times gazetesine göre, 2024 ABD başkanlık seçimlerinde bir süre Demokrat Parti adaylığı için kampanya yürüten Uygur’un engellenmesi kararının, onun varlığının “antisemitizmi körükleme” riski taşıdığına dair endişelere dayandığı anlaşılıyor.

Uygur, İsrail’in Amerika’yı finansal araçlar da dahil olmak üzere kontrol ettiğini iddia ederek klişeleri yaymakla suçlanıyor.

Gazete, Uygur’un Rotherham gibi kasabalarda faaliyet gösteren çocuk istismarı çeteleriyle ilgili kanıtları reddetmesinin ardından da endişelerin dile getirildiğini bildirdi.

İçişleri Bakanlığı şu açıklamayı yaptı:

“Bu kişilerin elektronik seyahat izni (ETA), Birleşik Krallık’ta bulunmalarının kamu yararına olmayabileceği gerekçesiyle iptal edilmiştir. Bu gerekçelerle bir ETA’nın reddedilmesi veya iptal edilmesi kararları, yalnızca kişinin Birleşik Krallık toplumu için oluşturabileceği potansiyel riskin değerlendirilmesine dayanmaktadır. Başvuruların daha ayrıntılı bir inceleme gerektirdiği durumlarda, kişiler Birleşik Krallık’a seyahat etmek istemeleri halinde vize başvurusunda bulunmayı tercih edebilirler.”

SXSW daha önce, etkinliğin “farklı kuruluşlara, bağlantılara ve bakış açılarına sahip çok çeşitli konuşmacıları bir araya getirdiğini” ve “programda yer almanın, konuşmacının doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı olduğu tüm kuruluşları desteklediği anlamına gelmediğini” belirtmişti.

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Çin’in madencilikteki ihracat kontrolleri, AB’nin yeniden silahlanmasını zora sokuyor

Yayınlanma

AB’nin savunma kapasitesini artırma planları, Çin’in kritik hammaddelere uyguladığı ihracat kontrolleri ve satış kısıtlamaları nedeniyle aksıyor.

Bu durum karşısında AB liderleri, ülkeleri tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini hızlandırmaya çağırıyor.

Nikkei Asia’nın aktardığına göre Avrupa Komisyonu, geçen hafta Çin’in adını açıkça belirtmemekle birlikte, iktisadi dengesizlikleri gidermek amacıyla bloktaki şirketlerin tedarikçi yelpazesini genişletmelerini zorunlu kılacak yeni bir yasa önerisi sunacağını açıkladı.

Ukrayna savaşı ve Washington’un güvenlik garantilerine ilişkin artan belirsizlik, Avrupa’daki hükümetleri askeri harcamaları ve üretimi artırmaya itti. 

Öte yandan AB’nin dışişleri, güvenlik ve savunma politikası analizinden sorumlu kurumu olan AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (EUISS) politika analisti Joris Teer’in mayıs ayında yayınladığı bir rapora göre, AB tarafından kritik olarak sınıflandırılan 34 malzemeden 17’sinde, küresel madencilik veya arıtma faaliyetlerinin en az %70’i Çin’e ait. Bu 34 malzemeden 8’i Çin’in ihracat kontrollerine tabi.

Teer, “Çin, Avrupa’nın yeniden silahlanma çabalarının altını oyma sürecinde. Çin, sadece bu silahı devreye sokarak zaten etkisini artırmış ve istediği herhangi bir anda arzı kısıtlama kapasitesini ve istekliliğini göstermiştir,” diye yazdı.

Avrupa Havacılık, Güvenlik ve Savunma Sanayileri Birliği de jeopolitik gelişmelerin ve kritik hammaddeler için küresel rekabetin yoğunlaşmasının, Avrupa’nın tedarik zincirlerini güçlendirme ihtiyacını giderek daha da vurguladığını belirtti.

Bu kuruluş, İngiltere’den BAE Systems, Fransa’dan Thales ve Almanya’dan Rheinmetall dahil olmak üzere 4.000’den fazla şirketi temsil ediyor.

Avrupalı savunma üreticileri, dikey entegrasyon, geri dönüşüm, çeşitlendirme ve stoklama gibi çeşitli stratejiler izliyor.

Rheinmetall, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “herhangi bir bağımlılığı olmadığını” ve “kritik mineraller konusunda iyi hazırlandığını” belirtti.

Bir sözcü, “Rheinmetall, birkaç yıl yetecek kadar önemli hammadde stokladı. Grup genelinde hammadde tüketimini merkezi olarak ve hassas bir şekilde izleyip kontrol etmemizi sağlayan BT sistemlerini hayata geçirdik,” dedi.

Fakat analistler, sadece stoklamanın yeterli olmayacağı konusunda uyarıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü araştırmacısı Maria Shagina, “Stoklama, ani kesintilere karşı önemli bir tampon görevi görür fakat tek başına uzun vadede yapısal hasarı azaltması olası değildir,” dedi.

Shagina, Pekin’in kontrolündeki kritik minerallerin hacmini veya çeşitliliğini alternatif kaynaklarla ikame etmenin yıllar alacağını belirtti.

2024 yılında AB, bu tür mineraller için yerel tedarik zincirlerini yeniden kurmayı amaçlayan Avrupa Kritik Hammadde Yasası’nı yürürlüğe koydu.

Yasa, yerli maden çıkarma, işleme ve geri dönüşüm için 2030 hedefleri belirlerken, herhangi bir üçüncü ülke tedarikçisine olan bağımlılığı %65 ile sınırlandırıyor.

Stratejik projeleri hızlandırmak amacıyla geçen yıl 3 milyar avro (3,5 milyar dolar) tutarında bir fon oluşturuldu.

Ne var ki Avrupa Sayıştayı, 2030 hedeflerinin bağlayıcı olmadığını ve AB’nin bu hedeflere ulaşmaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.

Sektör grupları, politika tutarsızlıklarının ilerlemeyi daha da yavaşlatabileceğini söylüyor.

Jet motorları, gelişmiş bataryalar ve savunma alaşımları için hayati öneme sahip bir sektörü temsil eden Kobalt Enstitüsü, kimyasallarla ilgili önerilen AB kurallarının sektörü çökertme riski taşıdığını belirtti.

Londra merkezli enstitünün hükümet ve kamu ilişkileri başkanı Michael Blakeney, “Avrupa bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda. Doğru şeyleri söylüyor, ancak yaptıkları tutarsız,” dedi.

Avrupa’nın bu çabaları, kritik mineral tedarik zincirlerini güvence altına almak için ABD’nin izlediği agresif yaklaşımla aynı zamana denk geliyor.

Shagina şunları söylüyor:

“ABD, kapasiteyi güvence altına almak ve geliştirmek için daha fazla sermaye yatırıyor, daha büyük finansal riskler alıyor ve bazı durumlarda hisse satın alıyor. Buna karşılık, Avrupa genel olarak daha temkinli davranıyor… bu da kritik mineraller için rekabet ederken [Avrupa’yı] nispeten dezavantajlı bir konuma sokuyor.”

Nisan ayında AB, kritik mineral tedarikini koordine etmek üzere ABD ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın bloğun stratejik özerkliğini zayıflatabileceği endişesiyle başlangıçta direnç gösterilse de, üye devletler haziran ayı başlarında Komisyona, yatırım ve ihracat kontrol politikalarını koordine eden ABD öncülüğündeki “Pax Silica” girişimine katılma yetkisi verdi.

Teer, Avrupa’yı, devlet desteği, asgari fiyatlar ve tedarik kurallarıyla desteklenerek Çin dışındaki kritik mineral üretimini finansal açıdan sürdürülebilir hale getirmek için devam eden ABD-AB-Japonya müzakerelerini daha geniş bir koalisyonun “çekirdeği” olarak kullanmaya çağırdı:

“Özellikle Malezya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Brezilya ve Endonezya gibi hammadde üreticileri veya maden yataklarına sahip ülkeler ile Hindistan gibi geniş nitelikli işgücü potansiyeline sahip ülkeler büyük önem taşıyor.”

Teer, Çin’in daha fazla kısıtlama getirmesini engellemek için AB’nin, blok dışındaki ülkelerin iktisadi baskısına yanıt olarak gümrük vergileri ve kısıtlamalar uygulamasına olanak tanıyan zorlama önleme aracını da devreye sokması gerektiğini belirtti.

Avrupa Komisyonu sözcüsü, bloğun “AB’nin kritik hammaddelere bağımlılığıyla ilgili riskleri uzun zamandır farkında olduğunu” belirtti.

Sözcü, “Hedef açık: Endüstriyel ve savunma kapasitemizi artırırken, aksaklıkları erken öngörmek ve AB’nin kırılganlıklarını azaltmak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Magyar, cumhurbaşkanını görevden almak için anayasa değişikliği teklif etti

Yayınlanma

Macaristan Başbakanı Peter Magyar, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’un görevden alınmasını sağlayacak anayasa değişiklik teklifini parlamentoya sundu. Magyar, Arındırıcı Ateş adını verdiği bu adımın ülkede yolsuzlukla mücadele ve devlet kurumlarına güvenin yeniden tesisi için atıldığını belirtti.

Macaristan hükümeti, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’un görevden alınmasına imkan tanıyacak anayasa değişiklik teklifini hazırladı.

HGV.hu portalının aktardığına göre, Başbakan Peter Magyar parlamentoda yaptığı konuşmada hazırlanan yasa tasarısını duyurdu.

Magyar, değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından Sulyok’un cumhurbaşkanlığı görevinin otomatik olarak sona ereceğini belirtti.

Değişiklik teklifinin gerekçe bölümünde, bu adıma gerekçe olarak cumhurbaşkanına yönelik toplumsal güvende yaşanan ciddi düşüş gösterildi.

Yasal düzenlemeyi Arındırıcı Ateş operasyonunun bir parçası olarak nitelendiren Başbakan Magyar, bu sürecin amacının Macaristan’ı yolsuzluktan ve mafyadan temizlemek olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sulyok’u anayasal darbe girişimiyle suçlayan Magyar, ülkedeki devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu.

Hükümetin hazırladığı paket, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra yargı sistemi yöneticilerinin atanma usulünün değiştirilmesini ve milletvekillerinin görev sürelerinin sınırlandırılmasını da içeriyor.

Başbakan Magyar, eylül ayında yeni bir anayasa taslağı hazırlamaya başlayacaklarını, bu belgenin kamuoyunda tartışılmasının ardından referanduma sunulacağını açıkladı.

Macaristan Başbakanı Magyar’dan acil soruşturma talimatı

Başbakan ile cumhurbaşkanı arasındaki gerilim, Magyar liderliğindeki Tisza Partisinin nisan ayında yapılan parlamento seçimlerini kazanarak anayasal çoğunluğu elde etmesinden bu yana sürüyor.

Seçimlerin ardından Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok’a istifa etmesi yönünde çağrıda bulunmuştu.

Başbakanlık görevine başlamasının ardından talebini yineleyen Magyar, cumhurbaşkanının 31 Mayıs tarihine kadar görevinden ayrılmasını istemişti.

Magyar, Viktor Orban döneminde eski yönetimin adımlarına karşı çıkmadığı gerekçesiyle Sulyok’un ulusun birliğini temsil edemeyeceğini öne sü sürmüştü.

Cumhurbaşkanı Sulyok ise anayasanın siyasi nedenlerle istifaya izin vermediğini vurgulayarak bu ültimatomu reddetmişti.

Başbakan Magyar, cumhurbaşkanının istifa etmemesi durumunda görevden alınmasını sağlayacak anayasal değişiklikleri parlamentoya sunacaklarını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English