Bizi Takip Edin

Asya

Çin, 2035’te ABD ve Rusya’nın nükleer gücüne ulaşabilir

Yayınlanma

Çin’in önümüzdeki yıllarda askeri harcamalarını artırarak 2035’te ABD ve Rusya’nın nükleer gücüne ulaşması bekleniyor. İktisadi ve demografik zorluklara rağmen, Çin’in sürdürülebilir büyüme potansiyeli ve küresel etkisi artmaya devam edecek.

Önümüzdeki yıllarda Çin, askeri harcamalarını artırarak üçüncü nükleer süper güç olma yolunda ilerlemeye devam edecek.

Pekin, 2035 yılına kadar Rusya ve ABD’nin stratejik nükleer cephanelik seviyesine ulaşabilir. Bu sonuç, Rusya Bilimler Akademisi Çin ve Modern Asya Enstitüsü tarafından hazırlanan Çin-2049: Fütürolojik Analiz başlıklı raporda yer alıyor. Rapor, bu hafta içinde geniş bir kitleye sunulacak.

Raporda, önde gelen Rus Çin uzmanları, Çin’in 2049 yılına kadar ekonomik ve dış politika alanındaki gelişim trendlerini analiz ederek, Pekin’in küresel arenadaki yerinin nasıl evrilebileceğini ve mevcut perspektifler ışığında Rusya için en uygun stratejinin ne olabileceğini ele alıyor.

Raporun yazarları, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı olan 2049’u, hem mevcut eğilimlerin geleceğe dair genel yönelimleri gösterebileceği kadar yakın, hem de bu yönelimler hakkında çok yönlü tartışmalar yapılabilecek kadar uzak bir tarih olarak belirlediklerini ifade ediyor.

Ekonomik zorluklar

Çin, birkaç yıldır resmi olarak ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumunda. Raporda, bu Asya ülkesinin iktisadi gelişiminin önündeki iç ve dış zorluklar ele alınıyor.

İç zorluklar arasında, iç tüketim tabanının zayıflığı ve büyüme hızının yavaşlığı yer alıyor (son yıllarda Çin’in GSYİH’sindeki bireysel tüketim payı yüzde 40 ila 45 civarında, örneğin Brezilya veya Hindistan’da bu oran yüzde 60’a yakın).

Çin’in iktisadi gelişimini zorlaştıran ikinci sorun ise demografik yapı. Hızlı yaşlanan nüfus, düşük doğum oranı ve çalışma çağındaki nüfusun azalması, ülkenin ekonomik büyümesini engelleyen faktörler olarak öne çıkıyor. Ayrıca, doğal kaynakların sınırlılığı, bölgesel dengesizlikler (Çin’in sahil bölgeleri ile iç ve batı bölgeleri arasındaki gelişmişlik farkının yanı sıra, güney ve kuzey eyaletleri arasında da bir ayrışma belirginleşiyor) ve temel araştırmalar alanındaki gerilik, ekonomik büyümeyi yavaşlatan diğer etkenler.

Bu tabloya, dış zorluklar da ekleniyor: Küreselleşmenin gerilemesi, uluslararası ticarette korumacılık eğilimlerinin artması ve Batı’nın Çin’i teknolojik olarak izole etme çabaları, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a gelmesiyle daha da güçlenecek.

Ancak raporun yazarları, “İç sorunlara ve Çin’i sınırlama yönündeki artan dış baskıya rağmen, Çin ekonomisi hala büyük bir direnç ve sürdürülebilir büyüme potansiyeli taşıyor,” sonucuna varıyor.

Kommersant gazetesinin aktardığına göre yazarlar, Çin ekonomisinin muhtemelen yeni bir seviyeye ulaşarak “yüksek kaliteli kalkınma” modeline geçebileceğini belirtiyor. Çin yönetiminin planlarına göre, 2049 yılına kadar ülke, “Çin tarzı modernizasyonu” tamamlayarak “zengin, güçlü, demokratik, medeni, uyumlu bir sosyalist güç” haline gelecek.

Daha yüksek, daha uzak, daha güçlü

Çin’in savunma alanındaki yeteneklerinin önümüzdeki yıllarda artmaya devam edeceği öngörülüyor. Uzmanlara göre, Çin, şu anda “yüksek seviyeli stratejik caydırıcılık sistemi” oluşturma politikası izleyerek, on yıl içinde üçüncü nükleer süper güç olarak tam anlamıyla konumunu sağlamlaştıracak.

Pekin, kıtalararası balistik füze cephaneliğini en az üç temel tipte (DF-31, DF-41, DF-5) ve giderek daha modern modifikasyonlarla genişletmeye devam edecek.

Raporda, “Bu tür silahların geliştirilmesi, Çin’in nükleer cephaneliğini önemli ölçüde ve hızla artırma planlarına işaret ediyor. Bu durum, Çin’in 2035 yılına kadar Rusya ve ABD’nin stratejik nükleer cephanelik seviyesine ulaşmasını mümkün kılabilir. Bu tarihte Çin’in yaklaşık 1500 nükleer savaş başlığına sahip olacağı tahmin ediliyor,” deniyor.

Çin’in okyanus filosundaki hızlı gelişim sayesinde, şu anda yeni savaş gemilerini hizmete alma konusunda lider olan ülke, küresel çıkarlarını güç kullanarak koruma konusunda daha büyük imkanlara kavuşacak.

Uzmanlar, 2049 yılına kadar Çin Donanması’nın ABD Donanması ile karşılaştırılabilir bir savaş potansiyeline ulaşabileceğine inanıyor.

Ayrıca, Çin yönetimi, dünyanın çeşitli bölgelerinde sürekli bir varlık sağlamaya odaklanacak: “Şu anda Çin, yalnızca Cibuti’de bir yabancı askeri üsse sahip, ancak gelecekte Batı Afrika kıyılarında ve Orta Doğu’da Çin üslerinin ortaya çıkması beklenebilir.”

Bununla birlikte, Çin’in gelecekteki yabancı askeri varlığının boyutlarının, ABD’nin mevcut küresel askeri varlığı ile karşılaştırılabilir olması pek mümkün değil.

Son olarak, önümüzdeki çeyrek yüzyılda Çin, yapay zeka, lazer ve elektromanyetik silahlar ile hipersonik teknolojiler gibi gelecek vaat eden askeri teknoloji alanlarında liderlik peşinde koşacak. Uzay ise Pekin ile Washington arasındaki rekabetin ana alanı olmaya devam edecek.

Çin’in dünyadaki yeri ve Rusya’nın seçenekleri

Raporda, Çin’in 21. yüzyılın ortalarında küresel arenada nasıl bir tutum sergileyeceğine dair en önemli sonuçlardan biri, ülkenin ekonomik istikrarı dış politikasının temel unsuru olarak görmeye devam edeceği ve başarılı ekonomik büyümenin uluslararası etkisinin temel dayanağı olacağı yönünde.

Aynı zamanda Pekin, kendisini Küresel Güney’in lideri olarak görüyor ve bu bölgedeki etkisini, iktisadi teşviklerin yanı sıra yaptırımlar yoluyla baskı politikası uygulayarak genişletmeyi planlıyor.

Çin ve ABD arasındaki “dünyanın en önemli ilişkisine” gelince, yazarlar, Pekin ile Washington arasındaki rekabetin devam edeceğini, ancak yüzyılın ortalarında bile tam bir kopuş yaşanmayacağını belirtiyor.

Bunun nedeni, Çin’in esnek davranmaya devam ederek açık çatışmalardan kaçınması ve uzlaşma arayışı içinde olması, ancak aynı zamanda Batı kampındaki çelişkileri kendi lehine kullanmaktan da vazgeçmemesi.

Moskova ile ilişkilerde ise Pekin, “stratejik esneklik ve ileri görüşlülüğü koruyarak, Rusya’yı bir müttefik olarak tanıyacak ve kuzey sınırındaki güvenliğe büyük önem verecek.” Bununla birlikte, Pekin, Moskova’ya karşı aşırı derecede bağlayıcı taahhütlerden kaçınacak.

Özellikle, son birkaç yıldır uzmanların ve medyanın gündeminde olan iki ülke arasında resmi bir askeri ittifak oluşturulması, ancak büyük çaplı bir savaş durumunda mümkün olabilir.

Rus Çin uzmanları, önümüzdeki yıllarda Çin’in hangi gelişim senaryosunun en olası ve Rusya için en faydalı olacağına dair bir tahminde de bulunuyor.

Bu konudaki sonuç şu: En muhtemel senaryo, Çin ile Batı arasında kontrollü bir rekabetin sürmesi olacak. Bu bağlamda Rusya, Batı’dan gelen tehditleri bertaraf etmek için Pekin ile kapsamlı işbirliğini derinleştirmeli, aynı zamanda diğer Batı-dışı güç merkezleriyle etkileşimi aktif olarak geliştirmelidir.

Raporda, “Çok taraflı diplomasiye yönelik tutarlı bir politika ve küresel girişimlere katılım, izolasyondan kaçınmaya ve devam eden rekabet koşullarında egemenliği güçlendirmeye yardımcı olabilir. Bu tür bir strateji, Rusya için genel olarak en uygun seçenek olacaktır,” deniyor.

Öte yandan, Çin’in zayıflaması ve Batı’nın güçlenmesi, ya da Çin’in ABD ve müttefiklerini açık ara geride bırakması (birinci senaryo uzmanlara göre en az olası, ikincisinin olasılığı ise biraz daha yüksek), Rusya’nın çıkarlarına uygun değil.

Raporda, “Çin’de yaşanacak bir kriz, hem Rus ekonomisi hem de güvenliği için ciddi sorunlar yaratırken, Çin’in zayıflaması, Rusya’nın güçlenen Batı karşısında önemli bir destekten mahrum kalmasına neden olabilir,” ifadeleri yer alıyor.

İkinci senaryonun gerçekleşmesi ise Rusya için hem fırsatlar hem de sorunlar yaratacak.

Raporda, “Çin’in tek küresel lider olarak nasıl davranacağı tam olarak belli değil. Çin yönetiminin açıklamalarına göre, küresel sistemde hegemonya kurma planları yok. Ancak ülkenin elitleri arasında milliyetçi eğilimler de mevcut ve bu eğilimler, ülkeye duyulan gurur arttıkça daha da güçlenebilir. Bu durum, Çin’in komşularıyla, Rusya da dahil olmak üzere, ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Bu koşullarda, Rusya’nın dış politikada tek taraflı olarak Pekin’e bel bağlama eğilimi, tek taraflı bir bağımlılığa dönüşebilir,” uyarısı yapılıyor.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English