Bizi Takip Edin

Diplomasi

Çin – Avustralya ilişkilerinde açılım dönemi

Yayınlanma

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping pazartesi günü öğleden sonra Pekin’de Avustralya Başbakanı Anthony Albanese’i  ağırladı.

Bu, Avustralyalı bir liderin yedi yıl sonra gerçekleştireceği ilk Çin ziyareti oldu ve eski başbakanlardan Gough Whitlam’ın 1973 yılının Ekim ve Kasım aylarında gerçekleştirdiği ziyaretin 50. yıldönümüne denk geldi.

Global Times’a göre, Çinli lider, Albanese’e, “Ziyaretiniz geçmişi devam ettirmek ve geleceğe açılmak olarak tanımlanabilir” dedi ve bu yılın Çin’i ziyaret eden ilk Avustralyalı lider olan Gough Whitlam’ın seyahatinin 50. yıldönümü olduğunu hatırlattı.

Her iki tarafın ortak çabaları sayesinde Çin ve Avustralya’nın çeşitli alanlardaki değişimleri yeniden başlattığını ve ilişkileri iyileştirme ve geliştirme yolunda doğru yola girdiğini belirten Xi, iki ülkenin tarihi şikayetleri ya da temel çıkar çatışmaları olmadığını ve karşılıklı güven ve karşılıklı başarı ortakları olabileceğini kaydetti.

Xi, Albanese’ye “küçük bahçe ve yüksek çit” zihniyetinin, “ayrıştırma” veya “riskten arındırma”nın esasen korumacılık biçimleri olduğunu ve bunların piyasa yasalarına, bilim ve teknoloji geliştirme yasalarına ve insan toplumunun eğilimine ters düştüğünü söyledi.

Xi, Çin ve Avustralya’yı barış içinde bir arada yaşama yoluyla karşılıklı anlayış ve güveni artırmaya ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliği yoluyla ortak kalkınmaya ulaşmaya çağırdı.

Xi sözlerine Çin’in Pasifik ülkelerinin kalkınma direncini artırmak, iklim değişikliği ve diğer zorluklarla mücadele etmek ve Asya-Pasifik bölgesinde açıklık ve kapsayıcılık yoluyla barış ve istikrarı korumak için Avustralya ile daha fazla üçlü ve çok taraflı işbirliği yapmaya hazır olduğunu söyleyerek devam etti.

Avustralya medya kuruluşu The Sydney Morning Herald’a göre Albanese Xi’ye zaman içinde ilişkilerde kaydedilen ilerlemenin her iki ülke için de “tartışmasız çok olumlu” olduğunu söyledi.

“Çin’in daha iyi anlaşılmasından hepimizin faydalanabileceğine inanıyorum” diyen Avustralya lideri, “Farklılıkların ortaya çıktığı yerlerde iletişim kurmamız önemlidir. İletişimden anlayış doğar” vurgusunu yaptı.

Albanese liderlerin, düşmanlıkla geçen çalkantılı dört yılın ardından ilişkileri ileriye götürecekleri konusunda mutabık kaldıklarını söyledi: “Bir dizi diyaloğu yeniden başlattık ve ikili ziyaretlerin temposu artıyor.”

Çin’in Avustralya başbakanını yüksek profilli bir şekilde karşılamasının bu ortağına verdiği önemi gösterdiğini vurgulayan Çinli analistler, kesintiye uğrayan stratejik diyalog mekanizmalarının yeniden kurulmasını beklediklerini ifade ettiler.

Aynı gün Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile yaptığı görüşmede, “Birbirimizle her buluşmamız ve birbirimizi anlamamız Çin-Avustralya ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunuyor” dedi.

Penny Wong, Albanese ile birlikte pazartesi günü Çin ziyareti sırasında doğum gününü kutlarken, Wang, Avustralyalı üst düzey diplomata “Doğum gününüzü Pekin’de kutlayabilmeniz, Çin ile bir bağınız olduğunu gösteren özel bir öneme sahip” dedi.

Buzlar çözülüyor

Çinli ve Avustralyalı liderler ve üst düzey yetkililer arasında yapılan görüşmeler, Avustralya ile en büyük ticaret ortağı arasındaki tüm bakanlık temaslarının kesilmesine neden olan ve yıllardır süren diplomatik gerginliğe son verdi.

Basında çıkan haberlere göre, iki ülke arasında yıllardır süren ayrışma, 2020’de Kovid-19 salgınının başlamasıyla sınırların kapatılmasının ardından Avustralyalı işletmelere 20 milyar dolarlık ticaret darbesi vurdu.

Yedi yıl sonra Çin’i ziyaret eden ilk Avustralyalı lider olan Albanese, zirve öncesinde pazartesi günü Pekin’deki Cennet Tapınağı’na uğrayarak Whitlam’ın izinden gitti ve elli yıl önce diplomatik bağlar kurulurken yaptığı yürüyüşü tekrarladı.

“Pekin’deki Cennet Tapınağını ziyaret ettiğinden bu yana çok şey değişti. Ancak değişmeyen şey, ülkelerimiz arasındaki angajmanın önemini koruduğudur” dedi Albanese X’te yaptığı paylaşımda.

Doğu Çin Normal Üniversitesi Avustralya Çalışmaları Merkezi Direktörü Chen Hong, Çin’in Avustralya’nın en büyük ticaret ortağı ve aynı zamanda mal ve hizmet ihracatında en büyük pazarı olduğu göz önüne alındığında “Çin gezisinin önemi abartılamaz” dedi.

Şanghay’daki 2023 Çin Uluslararası İthalat Fuarına (CIIE) yaptığı başarılı ziyaretin ardından Albanese pazartesi günü erken saatlerde Pekin’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Dünkü ticaret fuarı gerçek bir vurguydu… Ticaretin Avustralya işleriyle ilgili olduğunu gösteriyor…. Hükümet olarak görev süremizin ilk yarısında yarım milyonun üzerinde istihdam yarattık; bu rakam Avustralya tarihinde Federasyon’dan bu yana kurulan tüm yeni hükümetlerden daha fazladır.”

Pazartesi günü Global Times’ın aktardığına göre Avustralya eyaletinin başbakanı Annastacia Palaszczuk, eğitim, iş dünyası, kaynaklar, tarım ve turizm sektörlerinden 100 sektör temsilcisiyle birlikte Queensland tarihinin Çin’e yönelik en büyük ticaret misyonuna öncülük ederek Çin İthalat Fuarı’na katıldı. Çin, Queensland’in 23,7 milyar dolar değerindeki en büyük mal ihracat pazarı.

Shandong Üniversitesi profesörü Yu Lei de, Global Times’a verdiği demeçte, Albanese’nin en büyük Avustralya delegasyonuyla birlikte Çin’e yaptığı ziyaretin “Avustralya’nın geleceği açısından en önemli ziyaret” olduğunu söyledi.

Avustralya’nın siyasi, iş ve akademik çevreleri arasında Avustralya’nın Çin’den ayrılamayacağı konusunda bir fikir birliği olduğunu belirten Yu, Çin’in uzun zamandır Avustralya’nın en büyük ticaret ortağı, ihracat pazarı ve ithalat kaynağı olduğunu hatırlattı. Yu, “Çin olmasaydı, Avustralya her yıl ticaret açığı verirdi” dedi. Çin’in aynı zamanda Avustralya için en önemli endüstriyel yarı mamul kaynağı olduğunu ve bu ürünler olmadan Avustralya’daki birçok imalat sektörünün küçüleceğini hatta çökeceğini belirtti.

Tüm bu faktörler, yeni Avustralya hükümetinin iki ülke arasında normal ekonomik ve ticari işbirliğini yeniden tesis etmeyi ummasının önemli nedenleri olarak görülüyor.

ABD ziyareti

Ancak Albanese’in Çin ziyaretinden önce ABD’ye yaptığı ziyaret de gözlerden kaçmadı. ABD Başkanı Joe Biden gezisi sırasında Albanese’e Çin’le ilgili kontrollü olması yönünde ‘tavsiyelerde’ bulundu.

Çin kamuoyu Biden’ın sözlerini Avustralya’nın dış politikasına müdahale olarak kınadı.

Buna karşılık Albanese pazartesi günü Pekin’de düzenlediği basın toplantısında “Birbirimizle doğrudan konuşabildiğimiz, yapıcı bir [Çin-Avustralya] ilişkisi inşa ettiğimize inanıyorum” dedi. Avustralya lideri, Çin lideriyle yaptığı tüm görüşmelerin olumlu ve saygılı geçtiğini ve Pekin’in ” yapılmamış hiçbir şey söylemediğini” belirtti.

İkili ilişkilerde son durum

Albanese yönetimi, Avustralya’nın en büyük ticaret ortağıyla ilişkileri istikrara kavuşturmak için çalışıyor. İkili ilişkiler 2020 yılında selefinin koronavirüsün kökenine ilişkin uluslararası bir soruşturma çağrısında bulunmasının ardından bozulmuştu. Pekin buna şarap ve ıstakoz gibi Avustralya mallarına ağır gümrük vergileri uygulayarak karşılık verdi.

Albanese’in Mayıs 2022’de göreve gelmesinden bu yana her iki ülke de ilişkileri iyileştirmek için adımlar attı ve bazı tavizler verdi.

Pekin, Çin’in devlet yayın kuruluşu için çalışırken casusluk yapmakla suçlandıktan sonra üç yıldan fazla bir süre hapiste tutulan Avustralya vatandaşı Cheng Lei’yi serbest bıraktı.

Canberra ise her iki ülkenin yüzde 218,4’e varan ve Avustralya’nın yılda yaklaşık 1,2 milyar ABD doları değerindeki Çin şarap pazarını fiilen ortadan kaldıran şarap tarifeleri konusundaki anlaşmazlığı çözdüklerini açıkladı.

Avustralyalı yetkililer Darwin Limanı’nın Çinli Landbridge Group’a 99 yıllığına kiralanmasını iptal etmeme kararı aldılar ve öngörülebilir gelecekte Çinli firmalara karşı herhangi bir anti-damping davası açma niyetlerinin olmadığını söylediler.

Albanese yönetiminin ayrıca Avustralya’daki Çin yatırımlarına yönelik politikaları da değerlendirebileceği kaydedildi. Ancak Huawei Technologies’in ülkenin 5G geniş bant ağına erişimini yeniden gözden geçirmeyi “reddetti” – 2018’den beri yürürlükte olan bir yasak – ve “ulusal güvenlik konularında taviz verilmeyeceğini” belirtti.

Statükoya geri dönüş zor

Avustralya Çin’le ilişkilerini istikrara kavuştursa da, Avustralya’nın AUKUS güvenlik paktına ve Pekin’in Çin karşıtı olarak gördüğü Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’na katılımı nedeniyle bu ilişkilerin daha ileri boyuta taşınmasının zor olduğu düşünülüyor.

Nitekim Avustralya, ABD’nin Hint-Pasifik’te Çin’i çevreleme planları dahilinde Washington ile savunma ilişkisini geliştirirken, yine ABD’nin bölgedeki müttefiki Japonya ile de bağlarını güçlendiriyor. En büyük savaş gemisini Filipinler ve ABD ile tatbikata gönderirken, Japonya ve ABD ile lojistik işbirliğini de ilerletiyor.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin’in Avustralya ziyareti sırasında imzalanan savunma anlaşması da, ülkenin ABD’nin füze üretim üssüne dönüşmesini öngörüyor.

Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles, bu ilişkiyi, “Avustralya’nın şu anda Amerika’dan daha iyi bir dostu yok” diye özetlemişti.

Dolayısıyla Avustralya’nın Washington’ın baskıları arasında, en büyük ticaret ortağı Çin ile en büyük savunma ortağı ABD arasında uzun vadeli bir denge tutturması zor görünüyor.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English