Bizi Takip Edin

Diplomasi

Çin lideri Xi Jinping 10 yıl aradan sonra Mısır’ı ziyaret ediyor

Yayınlanma

Çin lideri Xi Jinping’in Mısır ziyareti, Süveyş’te büyüyen yatırımlar ve ortak hava kuvvetleri tatbikatlarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’in Kahire ile ekonomik, askeri ve diplomatik bağlarını derinleştirdiği ve Orta Doğu ile Afrika’daki krizlerde Mısır’la daha yakın çalışmayı amaçladığı bir dönemde, on yıl aradan sonra Mısır’a dönüyor.

Xi, salı günü sona erecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi için Kırgızistan’a yaptığı ziyaretin ardından bu hafta Mısır’ı ziyaret edecek.

Çin Dışişleri Bakanlığı geçen hafta Mısır’la ilişkileri “tarihin en iyi seviyesinde” olarak nitelendirdi ve Xi’nin ziyaretinin geçmişteki işbirliğinin üzerine inşa edilirken gelecekteki ilişkilerin yönünü de belirleyeceğini söyledi. Ziyaret, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıldönümüne denk geliyor.

Bu, Xi’nin Ocak 2016’dan bu yana Mısır’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Xi o tarihte Kahire’de Arap Birliği’ne hitap etmiş ve altyapı, enerji, finans ve sanayi kalkınmasını kapsayan anlaşmaların imzalanmasına tanıklık etmişti.

Buna karşılık Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, 2014’te göreve gelmesinden bu yana Çin’i sekiz kez ziyaret etti. Son ziyareti Mayıs 2024’te gerçekleşti.

Washington merkezli Middle East Institute’ta yerleşik olmayan kıdemli araştırmacı John Calabrese, Xi’nin ziyaretinin her iki tarafa da siyasi fayda sağladığını söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Calabrese, “Ziyaret, Pekin’e büyük bir Arap, Afrika ve Küresel Güney ülkesiyle kalıcı ve Batı dışı bir ortaklığı sergileme fırsatı sunuyor” dedi. Mısır açısından ise bu ziyaret, ülkenin “ABD’nin ya da daha genel olarak Batı’nın bir aracı olmadığını” gösterme imkânı sağlıyor.

Calabrese, iki hükümetin kapsamlı stratejik ortaklıklarını yeniden teyit etmelerini ve ticaret, yatırım, Kuşak ve Yol işbirliği ile ikili işlemlerde yuan kullanımına ilişkin anlaşmalar açıklayabileceklerini öngörüyor.

Mısır, 2023 yılında Çin’in iç borç piyasasında 3,5 milyar yuan, yani 520 milyon dolar toplayarak panda tahvili ihraç eden ilk Afrika ülkesi oldu. Pekin ve Kahire haziran ayında ikili para takası anlaşmalarını yenileyerek tutarı 18 milyar yuandan 30 milyar yuana çıkardı ve anlaşmayı üç yıl daha uzattı.

Mısır Ticaret Servisi’nin verilerine göre Çin’in Mısır’la ekonomik bağları hızla genişledi. İkili ticaret, 2024’te 17,38 milyar dolar iken 2025’te yaklaşık 20,8 milyar dolara ulaştı.

Çin’in sanayi yatırımlarının önemli bir bölümü, Asya’yı Kızıldeniz ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya bağlayan stratejik deniz yolu Süveyş Kanalı çevresinde yoğunlaşıyor.

2025 sonu itibarıyla Ayn Sokhna’daki Çin-Mısır TEDA Süveyş Ekonomik ve Ticari İşbirliği Bölgesi yaklaşık 200 şirkete ev sahipliği yapıyordu. Bölgede bildirilen toplam yatırım miktarı 3,8 milyar doları aşarken yaklaşık 10 bin kişilik istihdam yaratıldı. Bölgenin en büyük üreticilerinden China Jushi, Avrupa, Orta Doğu ve diğer ihracat pazarlarına hizmet veren büyük bir fiberglas üretim üssü kurdu.

Calabrese, “İlişki giderek yalnızca ticaretten değil, sanayi yatırımlarından ibaret hale geliyor” dedi.

Calabrese’ye göre Mısır, Avrupa ve Afrika pazarlarına erişmek isteyen Çinli şirketler için kendisini bir üretim üssü olarak konumlandırıyor. Ancak döviz sıkıntısı, borç baskısı ve bürokrasi hâlâ engel teşkil ederken Kahire’nin Körfez ve Batı finansmanına bağımlılığı da Pekin’e doğru ne ölçüde kayabileceğini sınırlıyor.

Kahire Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Amr Adly, Çin yatırımlarının son on yılda hızla arttığını, ancak İngiltere, ABD ve Körfez ülkelerinden yatırımcıların toplam doğrudan yabancı yatırım stokunun hâlâ daha büyük olduğunu söyledi.

Adly’ye göre daha fazla büyüme, Mısırlı şirketlerin Avrupa, Afrika ve Körfez pazarlarına hizmet veren Çin öncülüğündeki tedarik zincirlerine entegre edilmesiyle sağlanabilir.

Askeri işbirliği de genişliyor. Mısır ve Çin, Xi’nin ziyaretinden birkaç gün önce, 22 Ağustos’ta ikinci “Medeniyet Kartalları” ortak hava tatbikatına başladı. Çin, J-16 savaş uçaklarını 6 bin kilometreden fazla mesafe kat ederek Mısır’a konuşlandırdı. Uçaklara YY-20A tanker uçağından havada yakıt ikmali desteği sağlandı. Bu da Çin hava kuvvetlerinin ülke sınırlarından çok uzakta operasyon yürütme kapasitesinin arttığını ortaya koydu.

Mısır onlarca yıldır ABD’nin askeri yardımına dayanırken Çin’le genişleyen tatbikatlar, Kahire’nin savunma ilişkilerini çeşitlendirme çabasına işaret ediyor.

Adly, “Mısır, Çin’le işbirliğini derinleştirerek ABD’yle ilişkilerini dengelemekle ilgileniyor” dedi.

Calabrese, “Gazze konusunda geniş bir görüş birliği var” dedi. “Hem Pekin hem de Kahire ateşkesi, Filistin devletini ve Mısır’ın arabuluculuk ve yeniden inşa sürecindeki rolünü destekliyor” diye ekledi.

İran konusunda ise Calabrese, “Yalnızca kısmi bir uyum görüyorum” dedi, “Her iki taraf da gerilimin düşürülmesini destekliyor ve hiçbiri Süveyş ile Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını aksatacak daha geniş çaplı bir çatışma istemiyor” diye belirtti.

Ancak Calabrese, Pekin’in Tahran’la daha derin ilişkilerinin ve Washington’ın İran’a yönelik baskısına karşı çıkmasının, Kahire ile koordinasyonun muhtemelen itidal çağrılarıyla sınırlı kalacağı anlamına geldiğini söyledi.

Adly, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nin Çin’in çıkarları açısından önemli olduğunu belirtti.

Çin 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için arabuluculuk yapmış olsa da, Adly’ye göre “Çinliler devam eden çatışmaya müdahil olmak konusunda aynı ölçüde istekli olmadı”.

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent ve Afrika Arap Ülkeleri Araştırma Projesi Direktörü Zhao Jun, Çin’in Arap dünyasını, Afrika’yı, Akdeniz’i ve Kızıldeniz’i birbirine bağlayan bölgesel bir “eksen” olarak Mısır’a ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zhao’ya göre Mısır ise sanayileşmesini ilerletmek ve diplomatik manevra alanını genişletmek için Çin’in yatırımlarından, teknolojisinden ve pazar erişiminden yararlanmayı umuyor.

Zhao, ekonomik işbirliğinin bir sonraki aşamasında elektrikli araçlar, güneş enerjisi ve enerji depolama, yeşil hidrojen, tuzdan arındırma, yapay zekâ ve liman lojistiği alanlarına odaklanılabileceğini söyledi.

Zhao, “Finansman da giderek daha fazla yuan cinsinden ödemelere, panda tahvillerine, öz sermaye yatırımlarına, sanayi fonlarına ve kamu-özel sektör ortaklıklarına dayanacak ve devlet kredilerine bağımlılığı azaltacak” dedi.

“Sonuçta ziyaretin başarısının temel ölçütü kaç anlaşmanın imzalandığı değil, siyasi güvenin finansmanı sağlanabilir, faaliyete geçirilebilir ve ihracata yönelik, yüksek ölçüde yerelleştirilmiş sanayi projelerine dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir” diye ekledi.

Zhao, “Ziyaretin, Mısır’ın sahadaki arabuluculuk avantajlarından yararlandığı, Çin’in ise uluslararası siyasi ve kalkınma kaynakları sağladığı bir işbölümünü şekillendirmesi bekleniyor” değerlendirmesini yaptı.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English