Bizi Takip Edin

Diplomasi

CSIS raporu: ABD’nin mühimmat stokları hızla tükeniyor

Yayınlanma

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan yeni rapor, İran ile yürütülen savaşın ABD mühimmat envanterini kritik seviyelere düşürdüğünü ortaya koydu. Raporda, mevcut çatışmaların sürdürülebilirliği noktasında kısa vadeli bir risk görülmese de, özellikle Çin ile olası bir çatışma ve müttefiklere yönelik tedarik zinciri konusunda ciddi bir zafiyetin oluştuğu vurgulandı.

Washington merkezli prestijli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), Amerika Birleşik Devletleri mühimmat envanterinin güncel durumuna dair kapsamlı ve uyarıcı bir rapor yayımladı.

1962 yılında kurulan ve küresel güvenlik politikaları konusunda dünyanın en etkili analiz merkezlerinden biri olarak kabul edilen merkez, “Son Mermiler mi? İran Savaşı Ateşkesinde Kritik Mühimmatların Durumu” başlıklı çalışmasında, ABD ordusunun cephaneliklerindeki kritik boşlukları gözler önüne serdi.

Raporda, İran ile yürütülen çatışmalarda Tomahawk, Patriot ve diğer stratejik füzelerin yüksek harcama oranlarına dair raporların ortaya çıkmasıyla birlikte, ABD mühimmat envanterinin statüsüne ilişkin endişelerin yoğunlaştığı belirtildi.

CSIS analistleri, yedi ana mühimmat türü üzerinde yaptıkları incelemede, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu savaşı her türlü makul senaryo altında sürdürmeye yetecek kadar füzesine sahip olduğunu saptadı.

Ancak raporda, “Asıl risk, gelecek yıllar boyunca devam edecek olan gelecekteki savaşlarda yatmaktadır” tespiti yapılarak, mevcut tablonun uzun vadeli stratejik planlamalar için bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi.

“Mühimmat stokları savaş durumuna getiriliyor”

Kuruluşun verilerine göre, ateşkes öncesindeki 39 günlük hava ve füze harekatı boyunca Amerikan kuvvetleri, envanterdeki en pahalı ve sofistike sistemleri yoğun bir şekilde kullandı.

İncelenen yedi kritik mühimmattan dördü için Amerika Birleşik Devletleri, savaş öncesi stoklarının yarısından fazlasını tüketmiş olabilir.

Raporda, “Yedi mühimmat türü için savaş öncesi seviyelere geri dönmek, üretim hattındaki füzelerin teslim edilmesiyle bir ila dört yıl sürecektir” bilgisine yer verildi. Bu füzelerin sadece Ortadoğu için değil, aynı zamanda Batı Pasifik’te yaşanabilecek potansiyel bir çatışma için de hayati önem taşıdığı vurgulandı.

CSIS analistleri, mühimmat krizinin sadece İran savaşıyla başlamadığını, ancak bu süreçle birlikte derinleştiğini savundu.

Raporda, “İran savaşından önce bile mühimmat stokları, denk bir rakiple yapılacak bir mücadele için yetersiz görülüyordu; bu açık şimdi daha da keskinleşti ve Çin ile yapılacak bir savaşa uygun seviyelerde stok oluşturmak ek zaman alacaktır” ifadeleri kullanıldı.

Azalan envanterin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ukrayna ve bu sistemleri kullanan diğer müttefiklerine yönelik Patriot, Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) ve Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) tedarikini de doğrudan etkileyeceği öngörülüyor.

“Düşük maliyetli alternatifler envanteri destekleyebilir”

Raporda, bazı kritik mühimmatlarda kıtlık yaşanmasına rağmen, birçok mühimmat türünün kabul edilebilir envanter seviyelerine sahip olduğu kabul edildi. Bu durum, en kritik füzeler azalsa veya tükense bile Amerika Birleşik Devletleri’nin mücadeleye devam edebileceği anlamına geliyor.

Kara saldırı mühimmatları için mevcut alternatiflerin çok daha ucuz olduğu, ancak aynı patlayıcı gücü sağladığı belirtildi. Maliyet farkını örneklendirmek amacıyla raporda, “Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı güdüm kiti takılmış bir bombanın maliyeti 100 bin dolardan azken, bir Müşterek Hava-Satıh Ayrılma Füzesi’nin (JASSM) maliyeti 2,6 milyon dolardır” denildi.

Her iki sistemin de yaklaşık 450 kilogramlık yükleri hassas bir şekilde hedefe ulaştırabildiği, ancak ucuz alternatiflerin menzilinin daha kısa olduğu ve bu durumun fırlatma platformlarını daha fazla tehlikeye attığı kaydedildi.

Bu mühimmatların yaygın olarak kullanılabilmesi için hava üstünlüğünün şart olduğu belirtilen analizde; Müşterek Doğrudan Taarruz Mühimmatı (JDAM), Müşterek Hava-Kara Füzesi (JAGM) ve Küçük Çaplı Bomba (SDB) gibi sistemlerin envanter durumları ve birim maliyetleri detaylandırıldı.

Raporda ayrıca, insansız hava araçlarına ve seyir füzelerine karşı koymak için geliştirilen düşük maliyetli durdurucuların önemine değinildi.

“Japonya’ya yapılacak teslimatlar gecikebilir”

CSIS raporu, yedi kritik mühimmatı iki grupta topluyor: Uzun menzilli kara saldırı sistemleri ve hava-füze savunma sistemleri. Bu mühimmatların savaşta oldukça etkili olduğu, ancak buna bağlı olarak harcama oranlarının da yüksek seyrettiği bildirildi.

Trump yönetiminin mühimmat stoklarını bir “savaş durumuna” sokmak ve üretimi artırmak için endüstri ile bir dizi anlaşma duyurduğu hatırlatılan raporda, “Başkan’ın 2027 mali yılı bütçe talebindeki büyük miktardaki mühimmat talebi, envanteri yeniden inşa etme ve genişletme aciliyetinin altını çizmektedir” tespiti yapıldı.

Ancak geçmişteki düşük siparişler nedeniyle yakın vadeli teslimatların oldukça sınırlı olduğu uyarısı yapıldı. Raporda, “Kongre talep edilen 2027 mali yılı fonlarını tahsis etse bile, bu füzelerin teslim edilmesi yıllar alacaktır” denildi.

Bu durumun uluslararası yansımaları da raporda geniş yer buldu. Özellikle Japonya’nın durumu hakkında, “Japonya’ya, İran savaşı nedeniyle 400 Tomahawk füzesinin teslimatının gecikebileceğinin söylendiği bildirildi” bilgisi paylaşıldı.

Bu durumun, Japonya’nın Çin’e karşı daha güçlü bir askeri kapasite inşa ettiği bir dönemde, ABD’nin Batı Pasifik’teki konumuna bir darbe vurduğu ifade edildi.

“Hassas Vuruş Füzesi envanterinin tamamı harcanmış olabilir”

Kara hedeflerine karşı kullanılan uzun menzilli hassas mühimmatlar, özellikle güçlü hava savunmasına ve geniş seyir ile balistik füze envanterine sahip olan Çin ile girilecek bir çatışmada paha biçilemez görülüyor.

Raporda yer alan verilere göre, ateşkes yürürlüğe girmeden önceki 39 gün içinde ABD kuvvetleri 13 binden fazla hedefi vurdu. Tomahawk füzelerinin harekatın ilk ayında 850’den fazla fırlatıldığı, ateşkes anına kadar bu sayının bini aştığı aktarıldı.

Daha yeni bir sistem olan Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) konusundaki veriler ise daha karamsar bir tablo çiziyor.

2023 yılında teslimatları başlayan bu sistemin envanterinin oldukça kısıtlı olduğu belirtilen raporda, “Bir Ordu yetkilisinin, Hassas Vuruş Füzesi envanterinin tamamının İran savaşında harcandığını paylaştığı bildirildi, ancak diğer yetkililer envanterde hala bir miktar mühimmat kaldığını savunuyor” denildi. Bu durumun, Ukrayna gibi müttefiklerin bu füzeyi alma şansını yakın gelecekte ortadan kaldırdığı vurgulandı.

“THAAD füzeleri envanterdeki en kritik noktadır”

Hava ve füze savunma sistemleri grubunda ise Standart Füze 3 (SM-3), Standart Füze 6 (SM-6), THAAD ve Patriot sistemleri incelendi. Bu mühimmatların Batı Pasifik’te hayati öneme sahip olduğu, ancak yüksek maliyetleri ve kıtlıkları nedeniyle dronlara karşı savunma için uygun olmadıkları belirtildi.

Özellikle THAAD sistemi hakkında raporda, “Yedi kritik mühimmat arasında THAAD durdurucuları, düşük envanterleri ve alternatiflerinin olmaması nedeniyle en kritik olanıdır” değerlendirmesi yapıldı.

THAAD durdurucu füzelerinin teslimatlarının Ağustos 2023’ten bu yana yapılmadığı ve ancak Nisan 2027’ye kadar yeniden başlamasının beklendiği kaydedildi.

Ayrıca, füzelerin ötesinde, THAAD bataryalarına hedefleme verisi sağlayan radar sistemlerinin (AN/TPY-2) olası hasar veya kaybının bir yetenek açığı yaratacağı ve bunların yerine konulmasının uzun zaman alacağı uyarısı yapıldı. Raporda, Amerika Birleşik Devletleri’nin şu ana kadar sadece 13 adet radar teslim aldığı bilgisi verildi.

“Ortadoğu’da atılan her Patriot, Ukrayna için bir kayıptır”

Patriot hava savunma sistemi üzerindeki baskı, raporun en dikkat çekici kısımlarından birini oluşturuyor. Mevcut sürüm olan PAC-3 MSE füzelerinin 18 farklı ülke tarafından kullanıldığı ve bu nedenle yüksek talep gördüğü belirtildi.

Yıllık üretimin yaklaşık yarısının müttefiklere destek için gittiği hatırlatılan raporda, Ukrayna’nın da büyük bir kullanıcı olduğu ve savaş boyunca 600’den fazla füze aldığı kaydedildi.

Lockheed Martin’in yıllık üretim kapasitesini 600’den 2 bin adede çıkarmayı planladığı ancak bu artış gerçekleşene kadar ABD’nin zorlu tercihlerle karşı karşıya kalacağı ifade edildi.

Raporda, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin şu sözlerine atıfta bulunuldu: “Devlet Başkanı Zelenskiy, Ortadoğu’da ateşlenen her Patriot’un, Ukrayna’nın elde edebileceği bir füze eksiği olduğuna dikkat çekti.” Bu durumun, İsviçre gibi diğer müttefikleri alternatif sistemler aramaya ittiği bildirildi.

“Teslimat süreleri dört yılı aşan bir süreci kapsıyor”

Bütçe taleplerinin fiili füzeye dönüşme sürecindeki lojistik ve endüstriyel zorluklar raporun teknik analiz kısmında ayrıntılandırıldı. Kongre’nin ödenek ayırmasından sonra bile füzelerin sahaya ulaşmasının yıllar aldığı belirtildi.

Tarihsel olarak üretim teslim süresinin yaklaşık 24 ay olduğu, ancak son yıllarda talebin kapasiteyi aşmasıyla bu sürenin 36 ay ve üzerine çıktığı saptandı.

Bütün bir partinin üretim süresi de eklendiğinde, toplam teslimat süresinin yaklaşık 52 ayı, yani dört yılı bulduğu belirtildi.

Raporda, “Birçok sistem üretim kapasitesiyle sınırlıdır, bu nedenle imalat teslim süresi daha da uzundur” denildi. Öte yandan, önceki hükümet döneminden bu yana devam eden finansman desteğinin üretim oranlarını artırdığı ve döngü süresinin kısalacağı yönünde iyimser bir not da düşüldü.

“LUCAS düşük maliyetli ve hassas saldırı imkanı sağlıyor”

Yüksek maliyetli ve düşük envanterli sistemlerin yarattığı dinamikler, uzmanları düşük maliyetli sistemler inşa etmeye yöneltti.

Raporda, ABD ordusunun İran’ın Şahid-136 dronunu kopyalayarak geliştirdiği Düşük Maliyetli Mürettebatsız Muharebe Saldırı Sistemi (LUCAS) hakkında bilgiler verildi. Yaklaşık 35 bin dolar maliyeti olan bu sistemin, yaklaşık 800 kilometrelik bir menzile sahip olduğu ancak yaklaşık 18 kilogramlık küçük bir harp başlığı taşıdığı belirtildi.

Dronlara karşı koyma konusunda ise APKWS, Roadrunner ve Coyote gibi düşük maliyetli yöntemlerin geliştirildiği, ancak ABD’nin hala yeterli sayıda ucuz durdurucuya sahip olmadığı saptandı.

Raporda, “Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez ülkeleri, durdurma işlemlerini gerçekleştirmek için silahlı helikopterler, sabit kanatlı uçaklar ve hava-hava füzeleri kullanmıştır; bu füzelerin (AIM-120) bazılarının tanesi 1 milyon dolara mal olmaktadır” bilgisi verildi.

Ucuz bir dronu durdurmak için 1 milyon dolarlık füze kullanmanın uzun vadeli bir çözüm olmadığı vurgulandı.

“Risk, bir sonraki savaşta ortaya çıkacaktır”

CSIS raporu, mühimmat stoklarının bu kadar tükenmiş olmasına rağmen ABD’nin mevcut savaşı nasıl sürdürebildiği sorusuna da yanıt verdi. Bu durumun, savaşın ilk günlerindeki yoğun harcamanın dramatik bir şekilde düşmesinden kaynaklandığı açıklandı.

İran’ın dron ve füze saldırılarının ilk haftadan sonra yüzde 80’den fazla azaldığı, ABD’nin de kara saldırılarında pahalı sistemlerin yerine daha bol bulunan ucuz mühimmatlara geçtiği belirtildi.

Buna rağmen, azalan stokların yakın vadeli bir risk oluşturduğu yinelendi. Raporda, “Çin gibi yetenekli ve denk bir rakibe karşı yapılacak bir savaş, mühimmatı bu savaştakinden daha yüksek oranlarda tüketecektir” uyarısı yapıldı.

Savaş öncesi stokların zaten yetersiz olduğu, bugünkü seviyelerin ise gelecekteki bir çatışmada ABD operasyonlarını ciddi şekilde kısıtlayacağı savunuldu.

Sonuç olarak rapor, mevcut hükümetin “şu an içinde bulunulan savaşı kararlı bir şekilde kazanmanın, asla gerçekleşmeyebilecek gelecekteki bir savaş için kapasite saklamaktan daha önemli olduğu” teorisini benimsediğini belirtti.

İran’a yönelik saldırılar sona erdiğinde, Ortadoğu’ya gönderilen deniz varlıklarının Pasifik’e döneceği ancak mühimmat stoklarının istenilen seviyelere ulaşmasının uzun yıllar alacağı ifade edildi.

Raporda, “Mühimmat envanterleri toparlanmaya başlayacaktır, ancak tükenmiş stokları geri getirmek ve ardından istenen seviyelere ulaşmak uzun yıllar alacaktır” denilerek stratejik sabır ve endüstriyel dönüşümün gerekliliğine vurgu yapıldı.

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English