Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dakar Forumu’nda ‘egemenlik’ vurgusu

Yayınlanma

Pazartesi günü Senegal’de başlayan 8’inci Afrika’da Barış ve Güvenlik İçin Uluslararası Dakar Forumu sona erdi. Konuşmalarda, Kıtanın kendi güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiğine dair vurgular yapıldı.

İki gün süren Dakar Forumu’nda, katılımcılar kıtanın güvenlik sorunlarına odaklandı. Etkinliğe, 1000’i aşkın bakan, güvenlik uzmanı, askeri yetkili ve uluslararası kuruluşların temsilcileri katıldı.

Katılımcılar arasında Afrika ülkelerinden devlet başkanlarının yanı sıra Türkiye, Hindistan, Japonya, Suudi Arabistan ve Fransa’dan da üst düzey yetkililer yer aldı.

Dakar Forumu, Fransa’nın askeri güçlerini Mali’den çekmek zorunda kaldığı ve bölgedeki Birleşmiş Milletler (BM) misyonlarına ve Batılı güçlere yönelik eleştirilerin yükseldiği bir atmosferde gerçekleşti.

‘BM Barış Harekatları terörle mücadelede başarısız’

“Dışsal şoklar karşısında Afrika: istikrar ve egemenlik sorunları” temasıyla düzenlenen Forumun açılış konuşmasını ev sahibi Senegal Cumhurbaşkanı ve Afrika Birliği’nin şu anki başkanı Macky Sall yaptı.

Sall, etkinliğin Afrika’nın G20 ve BM Güvenlik Konseyi’nde kalıcı bir sandalye elde etme hedefini desteklemesini umduğunu söyledi.

Afrika’nın terörizm, iç çatışmalar, iklim ve sağlıkla ilgili birçok krizle karşı karşıya olduğunu belirten Sall, kıtadaki terörizmin sadece bir Afrika meselesi olmadığına dikkat çekti.

BM Barış Harekatlarının kıtadaki terörü engellemede başarılı olamadığının altını çizen Sall, bu doktrinlerin güncellenmesi gerektiğini belirtti.

BM Genel Sekreteri tarafından oluşturulan Etkili Çok Taraflılık Üzerine Üst Düzey Danışma Kurulu’na da vurgu yapan Sall, “Güven ve kabul görmesi için çok taraflılığın herkesin çıkarına hizmet etmesi gerekir” dedi.

Afrika, Güvenlik Konseyi’nde yer almalı

Etkinliğin hedeflerine ilişkin konuşan, Afrika Birliği’nin Kadın, Barış ve Güvenlik özel temsilcisi Bineta Diop, “Bizim için Afrika’nın kendini konumlandırması, bir dev gibi olması, Güvenlik Konseyi’nin masasında yer alması ve gerekirse veto hakkına sahip olması gerekiyor. Bu her şeyden önce çok taraflılık açısından önemli” ifadelerini kullandı.

Dış dayanışmadan önce Afrika dayanışması

G5 Sahel savunma ve güvenlik uzmanı General Mohamed Znagui Ould Sid’Ahmed Ely etkinlikle ilgili verdiği demeçte, “Afrika kendi güvenliği için çaba sarf etmeli. Dış dayanışma çağrısından önce Afrika dayanışması olmalı. Sonra Afrika’nın temel sermayesi olan insanların eğitimine odaklanmalıyız. Gençlerle ilgilenmeliyiz” dedi.

Dış desteğe son verecek çözümler tartışılıyor

Africanews muhabiri Pascale-Mahé Keingna Dakar Forumu ile ilgili şunları aktardı: “Katılımcılar, iki gün boyunca kıta dışından gelen dış olayların Afrika ülkelerinin güvenlik durumunu nasıl etkilediğini tartışmak için seminerlere katılacak. Bu toplantıların amacı, Kıtanın egemenliğini savunmak için artık askeri güç ya da gıda yardımı gibi konularda dış desteğe bel bağlamamasını sağlayacak çözümler aramaktır.”

‘Kendi imkanlarımızla güvenliği güçlendirmeliyiz’

Afrika ülkelerindeki sivillerin fiziksel güvenliği, forumdaki tartışmaların merkezinde yer aldı.

Eski Çad bakanı ve Sahel Koalisyonu Yüksek Temsilcisi Djimé Adoum, kıtanın kendi imkanlarıyla savunma ve güvenlik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini vurguladı:

“İnsanların gelip bu işi yapmak için yabancı bir orduya ihtiyacı yok, yeterince silahlı gücümüz var, üç temel şeye ihtiyacımız var, lojistik destek, istihbarat ve eğitim çünkü bu asimetrik bir savaş ve terörün yeni taktiklerine uyum sağlayacak insanlara ihtiyacımız var.”

Çavuşoğlu: Yeni sömürgeciliğe karşıyız

Bir Türk firması tarafından inşa edilen Abdou Diouf Uluslararası Konferans Merkezi’nde (CICAD) gerçekleştirilen Foruma, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldı.

Küresel Krizler ve Afrika’da Egemenlik konulu oturumda konuşan Çavuşoğlu, yeni sömürgeciliğin terör, darbeler, ekonomik kriz gibi çeşitli sorunlarla karşı karşıya olan Afrika’nın egemenliğini ve istikrarını daha da zora soktuğunu söyledi.

Sömürgeciliğe karşıydık, yeni sömürgeciliğe de karşıyız diyen Çavuşoğlu, “Afrika’nın kendi kaderini kendi ellerine alması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Türkiye’nin yeni sömürgeciliğe karşı olduğunu yineleyen Çavuşoğlu, Afrika’yı eşit partner olarak gördüklerini ve ilişkilerde kazan-kazan ilkesini savunduklarını vurguladı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Afrika liderleriyle ikili görüşmeler de gerçekleştirdi.

Antalya Diplomasi Forumu ile işbirliği

Ayrıca Çavuşoğlu ve Senegalli mevkidaşı Aïssata Tall Sall, Antalya Diplomasi Forumu ile Dakar Forumu arasında içerik ortaklığına ve işbirliğine dair bir Mutabakat Zaptı imzaladılar.

İmza töreninde konuşan Çavuşoğlu, “Dünyanın çok ilginç ve zorlu bir süreçten geçtiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla başta Afrika olmak üzere daha adil bir dünya için ve barış için, istikrar için yeni vizyonlara yeni politikalara ihtiyacımız var” dedi.

Törende konuşan Senegal Dışişleri Bakanı Tall Sall da mutabakat muhtırasının, iki forumun birlikte çalışabilmesini mümkün hale getirmesi dolayısıyla kendileri için önemli olduğunu vurguladı. Antalya Diplomasi Forumu’nun çalışma şeklini örnek alacaklarını söyleyen Tall Sall, bu sayede başta Senegal olmak üzere uluslararası toplumu ilgilendiren sorunlara çözüm bulmaya çalışacaklarını dile getirdi.

2014’ten bu yana her yıl düzenlenen Dakar Forumu’nda Afrika’yı ilgilendiren sorunların tespiti ve çözümü tartışılmaktadır.

Batı dışlanırken, Asya ile işbirliği öne çıkıyor

Son dönemde Afrika’da hem hükümetler bazında hem de halk içerisinde Batı ve özellikle de Fransa karşıtlığı yükselirken, bağımsızlık ve egemenlik vurguları da artıyor. Bölgede Fransa destekli hükümetler devrilirken, Fransız konvoylarına karşı yapılan protestolar Fransız birliklerinin 2014’ten beri yerleşik olduğu Mali’den çekilmesine kadar uzandı.

Sahel’de eski bir sömürge gücü olan ve bölgede terörle mücadele bahanesiyle yaklaşık 5 bin 100 askeri konuşlandıran Fransa’nın varlığının meşruiyeti sorgulanıyor.

Ayrıca, terörle mücadele için bölgede bulunan BM Barış Gücünün başarısızlığı ve harekatlarının etkisizliği son dönemde sıkça gündeme geliyor. Afrikalı liderler, Kıtanın güvenliğini sağlamak için kendi askeri gücüne dayanan formüller geliştirmeyi hedefliyor.

Batı, Afrika’dan dışlanırken, özellikle güvenlik alanında Rusya, diğer alanlarda da Türkiye ve Çin işbirlikleri öne çıkıyor. Bu işbirliklerinin ise yeni sömürgecilik ilişkisine dönüşmemesi ve ikili ilişkilerde egemenliğe saygı duyularak kazan-kazan ilkesinin izlenmesi Afrika liderlerinin gündeminde…

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English