Diplomasi
Davos’ta “küresel düzenin sonu” ilan edildi

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ilk gününde konuşma yapan liderler, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin hamleleri ile birlikte “bildiğimiz küresel düzenin” sonunun geldiğini ilan etti.
Kanada Başbakanı Mark Carney forumda yaptığı konuşmada, kurallara dayalı uluslararası düzenin “bir geçiş değil, bir kırılma” yaşadığını belirterek, dünyanın “orta [boyuttaki] güçleri”ni buna yanıt olarak birleşmeye çağırdı.
Carney, Trump’ın adını anmadı, fakat konuşması, katılımcılardan ayakta alkış aldı. Kanadalı lider, merkezinde “Amerikan hegemonyası”nın bulunduğu küresel düzenin bir “kurgu” olduğuna işaret etti, Dünya Ticaret Örgütü ve BM gibi grupların “büyük ölçüde zayıflamasıyla” çok taraflılık döneminin sona erdiğini söyledi.
Carney şöyle konuştu:
“Kanadalılar, coğrafyamızın ve ittifak üyeliklerinin otomatik olarak refah ve güvenlik sağladığına dair eski, rahat varsayımımızın artık geçerli olmadığını biliyorlar. Açık konuşayım. Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız.”
Carney, “Entegrasyon, sizin itaatinizin kaynağı haline geldiğinde, entegrasyon yoluyla karşılıklı fayda yalanı içinde yaşayamazsınız,” dedi.
ABD’ye “iktisadi baskı” suçlaması
Son zamanlarda, büyük güçlerin iktisadi entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını, gümrük vergileri bir baskı aracı, finansal altyapı bir zorlama aracı, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zayıf noktalar olarak kullandığını savunan Carney, ülkeleri, müttefikleri tarafından uygulansa bile ekonomik zorlamayı açıkça kınamaya başlamaları için çağırdı ve bu sözleriyle yine ABD’ye açık bir gönderme yaptı.
Başbakan, “Eski düzen geri gelmeyecek,” dedi.
Kanada da dahil olmak üzere “orta güçler”in birbirleriyle işbirliği yapmasını isteyen Kanada başbakanı, “Masada değilseniz, menüde olursunuz. Nostalji bir strateji değildir. Fakat biz, bu kırılmadan daha büyük, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebileceğimize inanıyoruz,” dedi.
Partisi Liberaller geçen yıl Kanada’yı ABD’nin gümrük vergilerinden koruma vaadiyle seçimleri kazanan Carney, Trump ile ticaret anlaşması müzakereleri yürütürken onu yatıştırmaya çalıştı.
Üst düzey Avrupalı siyasi figürler, Carney’nin WEF’teki yorumlarını övdü. Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in danışmanı Alastair Campbell, X’te ”Bugünkü konuşma gerçek liderlikti“ diye yazdı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi eşbaşkanı ve eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, bunun “çok önemli” olduğunu söyledi.
Carney, Ottawa’nın ABD ticaretinden uzaklaşarak ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışırken, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile neredeyse on yıldır ilk kez gerçekleşen tarihi bir toplantı için Pekin’e gitti.
Ziyaret sırasında gazetecilere verdiği demeçte, Çin’in ABD’den daha “öngörülebilir” bir ortak olduğunu ve Kanada-Çin ortaklığının ortaya çıkan “yeni dünya düzeninin” bir parçası olduğunu söyledi.
Kanada liderinden “orta güçler”e birlikte hareket etme çağrısı
Kanadalı lider Davos’ta Antik Yunan’daki ünlü tarihçi Thucydides ve Václav Havel’den alıntı yaparak, Kanada gibi ülkelerin güçlü aktörlerin daha fazla “zorlamasından” kaçınmak için yön değiştirmesi gerektiğini söyledi:
“Kurallar sizi artık korumadığında, kendinizi korumalısınız. Ancak bunun nereye varacağını net bir şekilde görelim. Kalelerle çevrili bir dünya daha fakir, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olacaktır.”
Carney, “Kanada, Grönland üzerindeki gümrük vergilerine şiddetle karşı çıkıyor ve Kuzey Kutbunda güvenlik ve refah gibi ortak hedeflerimize ulaşmak için odaklanmış görüşmeler yapılmasını talep ediyor,” dedi.
Orta güçlerin işbirliği yaptığı bir örnek olarak, Carney, Kanada’nın NATO kapsamında Grönland’ın kolektif savunmasına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi. Başbakan, “Arktik egemenliği konusunda, Grönland ve Danimarka’nın yanında duruyoruz ve Grönland’ın geleceğini belirleme konusundaki benzersiz haklarını tam olarak destekliyoruz,” dedi.
Carney’in temel argümanı, orta güçlerin büyük güçlerin gözüne girmek için rekabet etmek yerine güçlerini birleştirmeleri gerektiğiydi:
“Hegemonik bir güçle sadece ikili müzakereler yaptığımızda, zayıf konumdan müzakere ediyoruz. Sunulanları kabul ediyoruz. Bu egemenlik değildir. Bu, egemenliği kabul ederken itaat etmektir.”
Başbakan, orta güçlerin aralarında yeni kurumlar kurmaları, iç ekonomilerini güçlendirmeleri, uluslararası ticareti çeşitlendirmeleri ve büyük güçlerle ilişkilerinde ikili değil, koalisyonlar halinde birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi:
“Büyük bir gücün, kendi eliyle yıktığı düzeni yeniden kurmasını beklemek yerine, açıklanan şekilde işleyen kurumlar ve anlaşmalar oluşturun. Bu, naif bir çok taraflılık değildir. Zayıflamış kurumlara güvenmek de değildir. Bu, birlikte hareket etmek için yeterli ortak noktaya sahip ortaklarla, konu konu, işe yarayan koalisyonlar kurmaktır.”
Von der Leyen’den ortak yanıt sözü
Günün erken saatlerinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dünya Ekonomik Forumunda, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmekle tehdit ettiği iktisadi baskıların bir hata olduğunu söyledi ve AB’nin yanıtının “kararlı, birleşik ve orantılı” olacağı konusunda uyarıda bulundu.
Von der Leyen, Trump’ın Grönland’ı ilhak etmesine izin verilene kadar Avrupa müttefiklerine ve İngiltere’ye yüzde 10 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidine ve haziran ayında vergilerin yüzde 25’e çıkacağı uyarısına karşı çıktı.
Von der Leyen, AB’nin Grönland’ı korumaya ilişkin ABD’nin endişelerini paylaştığını ve buradaki harcamaları ve koruyucu önlemleri artırmaya hazır olduğunu söyledi.
Danimarka topraklarının “egemenliği ve bütünlüğünün” “tartışmaya açık olmadığını” belirten von der Leyen, Brüksel’in Grönland’da “büyük bir Avrupa yatırım dalgası” üzerinde çalıştığını söyledi.
Komisyon başkanı, “Grönland ve Danimarka ile el ele vererek yerel ekonomi ve altyapıyı nasıl daha fazla destekleyebileceğimizi araştıracağız. ABD ve tüm ortaklarla daha geniş bir Arktik güvenliği için çalışacağız,” dedi.
“Jeopolitik şokların” Avrupa için bir fırsat olabileceğini savunan von der Leyen, “Bana göre, bugün yaşadığımız köklü değişim, yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturmak için bir fırsat, hatta bir zorunluluk,” dedi:
“Zaman kazanmaya çalışmak ve durumun yakında düzeleceğini ummak, yapısal bağımlılıklarımızı ortadan kaldırmayacak. Demek istediğim şu: Bu değişim kalıcıysa, Avrupa da kalıcı olarak değişmeli. Bu fırsatı değerlendirip yeni, bağımsız bir Avrupa inşa etmenin zamanı geldi.”
Leyen, bu yeni Avrupa’nın halihazırda ortaya çıktığını savunarak, son AB-Mercosur ticaret anlaşmasının bunun işaret olduğunu söyledi. Davos’tan sonra Hindistan’a giderek bu ülkeyle de anlaşmak için müzakereler yapacağını söyledi. Latin Amerika ve Hindistan’ın yanı sıra Endonezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Tayland, BAE gibi ülkelerle de yapılan veya yapılacak anlaşmalarla birlikte 2 milyar kişilik bir piyasa yaratılacağını söyleyen von der Leyen, bunların dünyanın toplam GSYİH’sinin dörtte birine tekabül edeceğini hatırlattı.
Macron: Kuralların altüst edildiği bir dünya
Rahatsızlığı nedeniyle kürsüye koyu gözlükle çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem güvenlik ve savunma hem de ekonomi açısından “istikrarsızlık ve dengesizlik” dönemine girildiğinin açık olduğunu söyledi.
“Demokrasiye karşı otokrasiye doğru bir kayma” olduğunu kaydeden Macron, daha fazla savaş olduğunu, çatışmaların normalleşip karmaşıklaştığını, yeni taleplere, uzaya, dijital bilgiye, siber alana, ticarete yayıldığını savundu.
Aynı zamanda kuralların olmadığı bir dünyaya doğru bir kaymanın da söz konusu olduğunu vurgulayan Fransız lider şöyle devam etti:
“Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve tek geçerli kuralın en güçlü olanın kuralı olduğu bir dünya. Ve imparatorluk hırsları yeniden su yüzüne çıkıyor. Açıkçası, önümüzdeki ay dördüncü yılına girecek olan Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Orta Doğu ile Afrika’da devam eden çatışmalar.”
Macron’a göre bu, “etkili bir kolektif yönetişimin” olmadığı, “çok taraflılığın” onu engelleyen veya ondan uzaklaşan güçler tarafından zayıflatıldığı ve “kuralların altüst edildiği” bir dünyaya doğru bir kayma anlamına da geliyor.
Macron ABD’ye doğrudan atıfla, Trump’ın, ihracat çıkarlarını zedeleyen, azami tavizler talep eden ve açıkça Avrupa’yı zayıflatmayı ve tabi kılmayı amaçlayan ticaret anlaşmaları yoluyla yaptığı rekabetin, “temelde kabul edilemez olan ve hatta toprak egemenliğine karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığında daha da kabul edilemez hale gelen yeni gümrük vergilerinin” sonsuz birikimiyle birleştiğini kaydetti.
Çin ile “yeniden dengelenme” arayışı masada
Çin’e de değinen Macron, buradan gelen rekabetin, “büyük kapasite fazlası ve bozucu uygulamalar”ın tüm endüstri ve ticaret sektörlerini alt üst etme tehdidi oluşturduğunu savundu.
Sorunun çözümünün “daha fazla işbirliği” olduğunu ileri süren Fransız lider, özellikle Avrupalılar için, daha fazla “iktisadi egemenlik ve stratejik ekonomi” oluşturmanın temel cevap olduğunu söyledi.
Bugün iki yaklaşım olduğunu savunan Macron, birincisine “güçlünün hukukunu” kabul eden vasal ve sömürgeci yaklaşım dedi ve bunun kabul edilemez olduğunu kaydetti.
İkincisinin ise, “tamamen ahlaki bir tutum” benimsemek ve “kendimizi yorum yapmakla sınırlamak” olduğunu belirten Macron, “Bu da bizi marjinalleşmeye ve güçsüzlüğe mahkum edecektir,” dedi.
“Dünyanın vahşileşmesiyle” karşı karşıya kalan Fransa ve Avrupa’nın, “etkili bir çok taraflılığı” savunması gerektiğini söyleyen Macron, bu nun hem Avrupa’nın, hem de güç kullanımına boyun eğmeyi reddeden herkesin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.
Çin ile “yeniden dengelenme”nin çok önemli olduğunu savunan Macron şunları kaydetti:
“Çin’e kapımız açık, ancak bizim ihtiyacımız olan şey, büyümeye katkıda bulunmak ve bazı teknolojileri aktarmak için Avrupa’nın bazı kilit sektörlerine daha fazla Çinli doğrudan yabancı yatırım yapılması. Avrupa’ya, bazen Avrupa’da üretilenlerle aynı standartlara sahip olmayan veya çok daha fazla sübvanse edilen bazı cihazlar veya ürünler ihraç etmek değil. Bu korumacılık değil, sadece eşit şartları yeniden sağlamak ve sanayimizi korumak.”
Avrupa’nın “sadeleşmeye” ihtiyacı olduğunu düşünen Macron, bu kapsamda AB’nin “senkronize” olmasını engelleyen bazı yeni düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını istedi. Bu kapsamda tek pazarın derinleşmesini de hızlandırmak gerektiğini de söyleyen Macron, “Tüm sektörlerde, 450 milyonluk nüfus ve tüketici pazarı, tüm AB şirketlerinin iç pazarı olmalı,” dedi.
Diplomasi
ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.
ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.
Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.
Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.
Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.
İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.
Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.
Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.
Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.
Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.
Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.
Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.
Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.
Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.
Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.
Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.
Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.
Diplomasi
Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.
Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.
Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.
Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.
Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.
İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.
Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:
“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”
İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.
Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.
AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.
Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.
Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.
Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:
“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”
Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.
Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.
Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.
Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.
Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.
AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.
Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.
Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.
Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.
Diplomasi
ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.
Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.
Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.
Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.
Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.
Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.
1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.
ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.
Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.
Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya6 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı










