Bizi Takip Edin

Diplomasi

Emekli İngiliz diplomat Crooke: Netanyahu siyasi olarak köşeye sıkıştı, savaşa gitmek istiyor

Yayınlanma

Emekli İngiliz diplomat Alastair Crooke, Trump yönetiminin Ukrayna krizini Avrupa’ya devretme planının, ABD’nin 5. Madde benzeri bir garanti vermemesi halinde işlevsiz kalacağını belirtti. Rusya’nın sözlü vaatler yerine Kongre onaylı yasal anlaşmalar talep ettiğini vurgulayan Crooke, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ise iç siyasetteki yargı baskısından kurtulmak için İran ile savaşı bir çıkış yolu olarak gördüğünü ifade etti.

Emekli İngiliz diplomat ve Beyrut merkezli Conflicts Forum’un kurucusu Alastair Crooke, Dialogue Works kanalına verdiği demeçte, Ukrayna savaşının geleceği, Rusya’nın güvenlik talepleri ve Orta Doğu’daki gerilimin dinamikleri hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

“Avrupa, ABD garantisi olmadan hareket edemez”

Donald Trump’ın Ukrayna’nın güvenlik sorumluluğunu Avrupa’ya devretme önerisini değerlendiren Crooke, bu durumun belirsizliğini koruduğunu ve Avrupa ülkelerinin ABD desteği olmadan bu yükü kaldıramayacağını belirtti.

Avrupalıların ateşkes hattında yer almak istediklerini ancak bunun için Washington’dan kesin güvence beklediklerini ifade eden Crooke, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu tam bir yumurta-tavuk durumu. Avrupalılar ateşkes hattının diğer tarafında, Rusların karşısında olmak ve NATO güçlerini orada bulundurmak istiyor. Ancak başları derde girdiğinde Amerika’nın sorgusuz sualsiz yardıma geleceğine dair bir garanti olmadan bunu yapmayacaklar ve yapamazlar da. Amerika ise bunu yapmak istemiyor.”

Crooke, Avrupa’nın talep ettiği NATO’nun 5. Maddesi kapsamındaki güvenlik garantilerinin ABD iç siyasetinde büyük bir kutuplaşmaya yol açacağını vurguladı.

Lindsey Graham gibi bazı figürlerin dışında, özellikle Trump’ın tabanı olan MAGA hareketinde Rusya ile savaşa girme isteğinin bulunmadığını belirten Crooke, “Yabancı savaşlar, ‘Önce Amerika’ ilkesine tamamen aykırı. Trump, ‘Bu sizin sorumluluğunuz’ dediğinde, aslında kabul edilemeyecek bir davetiye çıkardığını biliyor” diye konuştu.

“Rusya sözlü taahhütlere güvenmiyor”

Rusya’nın güvenlik garantileri konusundaki tutumuna değinen Crooke, Moskova’nın 2022’deki İstanbul görüşmelerinde ve 2021’de sunduğu taslak anlaşmalarda taleplerini net bir şekilde ortaya koyduğunu hatırlattı.

Rusya’nın Avrupa’nın güvenlik mimarisinin yeniden ele alınmasını istediğini belirten Crooke, şunları söyledi:

“Rusya için güvenlik garantisi, sadece ateşkes hattının diğer tarafında birkaç Fransız veya İngiliz taburunun bulunması demek değil. Onların istediği, NATO’nun Almanya’nın birleşmesinden bu yana sınırlarına kadar ilerlemesi ve Avrupa’ya orta menzilli füzelerin yerleştirilmesi gibi temel sorunların çözülmesidir.”

Crooke, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözlü anlaşmalara güvenmediğini ve ABD Kongresi’nin de dahil olduğu yasal bağlayıcılığı olan yazılı bir anlaşma talep ettiğini vurguladı.

Trump’ın damadı Jared Kushner veya emlak sektöründen dostu Steve Witkoff gibi isimlerin müzakereleri yürütmesinin yeterli olmayacağını savunan Crooke, şu ifadeleri kullandı:

“Steve Witkoff ve Kushner ile güzel bir görüşme yapabilirsiniz ama bir veya iki yıl sonra birisi Putin’e ‘Hangi anlaşmadan bahsediyorsunuz Bay Putin, elinizde yazılı bir metin var mı?’ diye sorduğunda ne olacak? Putin ‘Hayır, Sayın Trump’ın arkadaşlarıyla yaptığımız sözlü bir anlaşmaydı’ demek zorunda kalacak. Devletler arası ilişkilerde bu yeterli değildir.”

“Tomahawk füzelerinin Moskova’ya uçuş süresi 2 dakika”

Güvenlik endişelerinin ciddiyetini vurgulayan Crooke, Putin ve Biden arasında Cenevre’de geçen bir diyaloğu örnek gösterdi. Putin’in Ukrayna’ya füze yerleştirilip yerleştirilmeyeceğini sorduğunu ve Biden’ın “Hayır” yanıtını verdiğini aktaran Crooke, ancak ertesi gün Antony Blinken’ın Sergey Lavrov’a farklı bir mesaj ilettiğini belirtti:

“Blinken, Lavrov’a ‘Evet, Ukrayna’ya füze yerleştirmeyi planlıyoruz ve bu prensibi tartışmaya kapalıyız. Belki sadece füze sayılarını konuşabiliriz’ dedi. Ukrayna’dan atılan bir Tomahawk füzesinin Moskova’ya uçuş süresi yaklaşık 2 dakikadır. Böyle bir güvenlik tehdidinin kabul edilmesi mümkün değil.”

MAGA hareketinde ayrışma

ABD iç siyasetindeki dinamiklere de değinen Crooke, Cumhuriyetçi Parti içindeki yerleşik düzen ile Trump’ın tabanı (MAGA-Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) arasında dış politika konusunda ciddi bir çatışma yaşandığını dile getirdi.

Genç Cumhuriyetçilerin “Önce Amerika” ilkesini benimsediğini ve İsrail’e koşulsuz desteği sorguladığını belirten Crooke, yerleşik düzenin bu grubu zayıflatmak için antisemitizm suçlamasını bir araç olarak kullandığını öne sürdü.

Crooke, Trump’ın Mar-a-Lago’daki toplantıda İsrail’e destek veren açıklamalarının, yaklaşan ara seçimler öncesinde parti tabanını bir arada tutma ve MAGA hareketine yönelik eleştirileri savuşturma amacı taşıdığını ifade etti.

Netanyahu yargıya baskı yapıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Mar-a-Lago ziyaretini ve İran’a yönelik saldırı talebini değerlendiren Crooke, konunun sadece askeri stratejiyle sınırlı olmadığını, Netanyahu’nun kişisel hukuki sorunlarının da etkili olduğunu savundu.

İsrail’de “Katargate” olarak adlandırılan ve Netanyahu’nun ofisindeki bazı kişilere Katar tarafından ödeme yapıldığı iddialarını içeren yeni bir skandalın patlak verdiğini belirten Crooke, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Netanyahu sadece bir af istemiyor, hakkındaki tüm davaların düşürülmesini istiyor. Ancak İsrail’de hukuki süreç ve kamuoyu baskısı artıyor. Eski Savunma Bakanı Moşe Ya’alon gibi isimler artık ‘ihanet’ suçlamasında bulunuyor.”

İsrail’in Gazze, Lübnan, Yemen ve Suriye gibi birçok cephede çatışma içinde olmasına rağmen mutlak bir zafer elde edemediğini vurgulayan Crooke, Netanyahu’nun siyasi bekası için savaşı genişletmeyi bir seçenek olarak gördüğünü belirtti. Crooke, sözlerini şöyle tamamladı:

“Netanyahu 2026’da seçime gitmek zorunda ve halkına makbul bir vaat sunması gerekiyor. Siyasi olarak bu kadar sıkıştığınızda ve sorunlar üzerinize çöktüğünde, savaşa gitmek eski bir yöntemdir. İran ile savaş çağrısı bu amaca hizmet ediyor.”

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English