Bizi Takip Edin

Diplomasi

Davos’ta “küresel düzenin sonu” ilan edildi

Yayınlanma

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ilk gününde konuşma yapan liderler, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin hamleleri ile birlikte “bildiğimiz küresel düzenin” sonunun geldiğini ilan etti.

Kanada Başbakanı Mark Carney forumda yaptığı konuşmada, kurallara dayalı uluslararası düzenin “bir geçiş değil, bir kırılma” yaşadığını belirterek, dünyanın “orta [boyuttaki] güçleri”ni buna yanıt olarak birleşmeye çağırdı.

Carney, Trump’ın adını anmadı, fakat konuşması, katılımcılardan ayakta alkış aldı. Kanadalı lider, merkezinde “Amerikan hegemonyası”nın bulunduğu küresel düzenin bir “kurgu” olduğuna işaret etti, Dünya Ticaret Örgütü ve BM gibi grupların “büyük ölçüde zayıflamasıyla” çok taraflılık döneminin sona erdiğini söyledi.

Carney şöyle konuştu:

“Kanadalılar, coğrafyamızın ve ittifak üyeliklerinin otomatik olarak refah ve güvenlik sağladığına dair eski, rahat varsayımımızın artık geçerli olmadığını biliyorlar. Açık konuşayım. Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız.”

Carney, “Entegrasyon, sizin itaatinizin kaynağı haline geldiğinde, entegrasyon yoluyla karşılıklı fayda yalanı içinde yaşayamazsınız,” dedi.

ABD’ye “iktisadi baskı” suçlaması

Son zamanlarda, büyük güçlerin iktisadi entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını, gümrük vergileri bir baskı aracı, finansal altyapı bir zorlama aracı, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zayıf noktalar olarak kullandığını savunan Carney, ülkeleri, müttefikleri tarafından uygulansa bile ekonomik zorlamayı açıkça kınamaya başlamaları için çağırdı ve bu sözleriyle yine ABD’ye açık bir gönderme yaptı.

Başbakan, “Eski düzen geri gelmeyecek,” dedi.

Kanada da dahil olmak üzere “orta güçler”in birbirleriyle işbirliği yapmasını isteyen Kanada başbakanı, “Masada değilseniz, menüde olursunuz. Nostalji bir strateji değildir. Fakat biz, bu kırılmadan daha büyük, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebileceğimize inanıyoruz,” dedi.

Partisi Liberaller geçen yıl Kanada’yı ABD’nin gümrük vergilerinden koruma vaadiyle seçimleri kazanan Carney, Trump ile ticaret anlaşması müzakereleri yürütürken onu yatıştırmaya çalıştı.

Üst düzey Avrupalı siyasi figürler, Carney’nin WEF’teki yorumlarını övdü. Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in danışmanı Alastair Campbell, X’te ”Bugünkü konuşma gerçek liderlikti“ diye yazdı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi eşbaşkanı ve eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, bunun “çok önemli” olduğunu söyledi.

Carney, Ottawa’nın ABD ticaretinden uzaklaşarak ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışırken, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile neredeyse on yıldır ilk kez gerçekleşen tarihi bir toplantı için Pekin’e gitti.

Ziyaret sırasında gazetecilere verdiği demeçte, Çin’in ABD’den daha “öngörülebilir” bir ortak olduğunu ve Kanada-Çin ortaklığının ortaya çıkan “yeni dünya düzeninin” bir parçası olduğunu söyledi.

Kanada liderinden “orta güçler”e birlikte hareket etme çağrısı

Kanadalı lider Davos’ta Antik Yunan’daki ünlü tarihçi Thucydides ve Václav Havel’den alıntı yaparak, Kanada gibi ülkelerin güçlü aktörlerin daha fazla “zorlamasından” kaçınmak için yön değiştirmesi gerektiğini söyledi:

“Kurallar sizi artık korumadığında, kendinizi korumalısınız. Ancak bunun nereye varacağını net bir şekilde görelim. Kalelerle çevrili bir dünya daha fakir, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olacaktır.”

Carney, “Kanada, Grönland üzerindeki gümrük vergilerine şiddetle karşı çıkıyor ve Kuzey Kutbunda güvenlik ve refah gibi ortak hedeflerimize ulaşmak için odaklanmış görüşmeler yapılmasını talep ediyor,” dedi.

Orta güçlerin işbirliği yaptığı bir örnek olarak, Carney, Kanada’nın NATO kapsamında Grönland’ın kolektif savunmasına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi. Başbakan, “Arktik egemenliği konusunda, Grönland ve Danimarka’nın yanında duruyoruz ve Grönland’ın geleceğini belirleme konusundaki benzersiz haklarını tam olarak destekliyoruz,” dedi.

Carney’in temel argümanı, orta güçlerin büyük güçlerin gözüne girmek için rekabet etmek yerine güçlerini birleştirmeleri gerektiğiydi:

“Hegemonik bir güçle sadece ikili müzakereler yaptığımızda, zayıf konumdan müzakere ediyoruz. Sunulanları kabul ediyoruz. Bu egemenlik değildir. Bu, egemenliği kabul ederken itaat etmektir.”

Başbakan, orta güçlerin aralarında yeni kurumlar kurmaları, iç ekonomilerini güçlendirmeleri, uluslararası ticareti çeşitlendirmeleri ve büyük güçlerle ilişkilerinde ikili değil, koalisyonlar halinde birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi:

“Büyük bir gücün, kendi eliyle yıktığı düzeni yeniden kurmasını beklemek yerine, açıklanan şekilde işleyen kurumlar ve anlaşmalar oluşturun. Bu, naif bir çok taraflılık değildir. Zayıflamış kurumlara güvenmek de değildir. Bu, birlikte hareket etmek için yeterli ortak noktaya sahip ortaklarla, konu konu, işe yarayan koalisyonlar kurmaktır.”

Von der Leyen’den ortak yanıt sözü

Günün erken saatlerinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dünya Ekonomik Forumunda, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmekle tehdit ettiği iktisadi baskıların bir hata olduğunu söyledi ve AB’nin yanıtının “kararlı, birleşik ve orantılı” olacağı konusunda uyarıda bulundu.

Von der Leyen, Trump’ın Grönland’ı ilhak etmesine izin verilene kadar Avrupa müttefiklerine ve İngiltere’ye yüzde 10 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidine ve haziran ayında vergilerin yüzde 25’e çıkacağı uyarısına karşı çıktı.

Von der Leyen, AB’nin Grönland’ı korumaya ilişkin ABD’nin endişelerini paylaştığını ve buradaki harcamaları ve koruyucu önlemleri artırmaya hazır olduğunu söyledi.

Danimarka topraklarının “egemenliği ve bütünlüğünün” “tartışmaya açık olmadığını” belirten von der Leyen, Brüksel’in Grönland’da “büyük bir Avrupa yatırım dalgası” üzerinde çalıştığını söyledi.

Komisyon başkanı, “Grönland ve Danimarka ile el ele vererek yerel ekonomi ve altyapıyı nasıl daha fazla destekleyebileceğimizi araştıracağız. ABD ve tüm ortaklarla daha geniş bir Arktik güvenliği için çalışacağız,” dedi.

“Jeopolitik şokların” Avrupa için bir fırsat olabileceğini savunan von der Leyen, “Bana göre, bugün yaşadığımız köklü değişim, yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturmak için bir fırsat, hatta bir zorunluluk,” dedi:

“Zaman kazanmaya çalışmak ve durumun yakında düzeleceğini ummak, yapısal bağımlılıklarımızı ortadan kaldırmayacak. Demek istediğim şu: Bu değişim kalıcıysa, Avrupa da kalıcı olarak değişmeli. Bu fırsatı değerlendirip yeni, bağımsız bir Avrupa inşa etmenin zamanı geldi.”

Leyen, bu yeni Avrupa’nın halihazırda ortaya çıktığını savunarak, son AB-Mercosur ticaret anlaşmasının bunun işaret olduğunu söyledi. Davos’tan sonra Hindistan’a giderek bu ülkeyle de anlaşmak için müzakereler yapacağını söyledi. Latin Amerika ve Hindistan’ın yanı sıra Endonezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Tayland, BAE gibi ülkelerle de yapılan veya yapılacak anlaşmalarla birlikte 2 milyar kişilik bir piyasa yaratılacağını söyleyen von der Leyen, bunların dünyanın toplam GSYİH’sinin dörtte birine tekabül edeceğini hatırlattı.

Macron: Kuralların altüst edildiği bir dünya

Rahatsızlığı nedeniyle kürsüye koyu gözlükle çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem güvenlik ve savunma hem de ekonomi açısından “istikrarsızlık ve dengesizlik” dönemine girildiğinin açık olduğunu söyledi.

“Demokrasiye karşı otokrasiye doğru bir kayma” olduğunu kaydeden Macron, daha fazla savaş olduğunu, çatışmaların normalleşip karmaşıklaştığını, yeni taleplere, uzaya, dijital bilgiye, siber alana, ticarete yayıldığını savundu.

Aynı zamanda kuralların olmadığı bir dünyaya doğru bir kaymanın da söz konusu olduğunu vurgulayan Fransız lider şöyle devam etti:

“Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve tek geçerli kuralın en güçlü olanın kuralı olduğu bir dünya. Ve imparatorluk hırsları yeniden su yüzüne çıkıyor. Açıkçası, önümüzdeki ay dördüncü yılına girecek olan Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Orta Doğu ile Afrika’da devam eden çatışmalar.”

Macron’a göre bu, “etkili bir kolektif yönetişimin” olmadığı, “çok taraflılığın” onu engelleyen veya ondan uzaklaşan güçler tarafından zayıflatıldığı ve “kuralların altüst edildiği” bir dünyaya doğru bir kayma anlamına da geliyor.

Macron ABD’ye doğrudan atıfla, Trump’ın, ihracat çıkarlarını zedeleyen, azami tavizler talep eden ve açıkça Avrupa’yı zayıflatmayı ve tabi kılmayı amaçlayan ticaret anlaşmaları yoluyla yaptığı rekabetin, “temelde kabul edilemez olan ve hatta toprak egemenliğine karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığında daha da kabul edilemez hale gelen yeni gümrük vergilerinin” sonsuz birikimiyle birleştiğini kaydetti.

Çin ile “yeniden dengelenme” arayışı masada

Çin’e de değinen Macron, buradan gelen rekabetin, “büyük kapasite fazlası ve bozucu uygulamalar”ın tüm endüstri ve ticaret sektörlerini alt üst etme tehdidi oluşturduğunu savundu. 

Sorunun çözümünün “daha fazla işbirliği” olduğunu ileri süren Fransız lider, özellikle Avrupalılar için, daha fazla “iktisadi egemenlik ve stratejik ekonomi” oluşturmanın temel cevap olduğunu söyledi.

Bugün iki yaklaşım olduğunu savunan Macron, birincisine “güçlünün hukukunu” kabul eden vasal ve sömürgeci yaklaşım dedi ve bunun kabul edilemez olduğunu kaydetti.

İkincisinin ise, “tamamen ahlaki bir tutum” benimsemek ve “kendimizi yorum yapmakla sınırlamak” olduğunu belirten Macron, “Bu da bizi marjinalleşmeye ve güçsüzlüğe mahkum edecektir,” dedi.

“Dünyanın vahşileşmesiyle” karşı karşıya kalan Fransa ve Avrupa’nın, “etkili bir çok taraflılığı” savunması gerektiğini söyleyen Macron, bu nun hem Avrupa’nın, hem de güç kullanımına boyun eğmeyi reddeden herkesin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.

Çin ile “yeniden dengelenme”nin çok önemli olduğunu savunan Macron şunları kaydetti:

“Çin’e kapımız açık, ancak bizim ihtiyacımız olan şey, büyümeye katkıda bulunmak ve bazı teknolojileri aktarmak için Avrupa’nın bazı kilit sektörlerine daha fazla Çinli doğrudan yabancı yatırım yapılması. Avrupa’ya, bazen Avrupa’da üretilenlerle aynı standartlara sahip olmayan veya çok daha fazla sübvanse edilen bazı cihazlar veya ürünler ihraç etmek değil. Bu korumacılık değil, sadece eşit şartları yeniden sağlamak ve sanayimizi korumak.”

Avrupa’nın “sadeleşmeye” ihtiyacı olduğunu düşünen Macron, bu kapsamda AB’nin “senkronize” olmasını engelleyen bazı yeni düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını istedi. Bu kapsamda tek pazarın derinleşmesini de hızlandırmak gerektiğini de söyleyen Macron, “Tüm sektörlerde, 450 milyonluk nüfus ve tüketici pazarı, tüm AB şirketlerinin iç pazarı olmalı,” dedi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English