Diplomasi
Davos’ta “küresel düzenin sonu” ilan edildi

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ilk gününde konuşma yapan liderler, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin hamleleri ile birlikte “bildiğimiz küresel düzenin” sonunun geldiğini ilan etti.
Kanada Başbakanı Mark Carney forumda yaptığı konuşmada, kurallara dayalı uluslararası düzenin “bir geçiş değil, bir kırılma” yaşadığını belirterek, dünyanın “orta [boyuttaki] güçleri”ni buna yanıt olarak birleşmeye çağırdı.
Carney, Trump’ın adını anmadı, fakat konuşması, katılımcılardan ayakta alkış aldı. Kanadalı lider, merkezinde “Amerikan hegemonyası”nın bulunduğu küresel düzenin bir “kurgu” olduğuna işaret etti, Dünya Ticaret Örgütü ve BM gibi grupların “büyük ölçüde zayıflamasıyla” çok taraflılık döneminin sona erdiğini söyledi.
Carney şöyle konuştu:
“Kanadalılar, coğrafyamızın ve ittifak üyeliklerinin otomatik olarak refah ve güvenlik sağladığına dair eski, rahat varsayımımızın artık geçerli olmadığını biliyorlar. Açık konuşayım. Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız.”
Carney, “Entegrasyon, sizin itaatinizin kaynağı haline geldiğinde, entegrasyon yoluyla karşılıklı fayda yalanı içinde yaşayamazsınız,” dedi.
ABD’ye “iktisadi baskı” suçlaması
Son zamanlarda, büyük güçlerin iktisadi entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını, gümrük vergileri bir baskı aracı, finansal altyapı bir zorlama aracı, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zayıf noktalar olarak kullandığını savunan Carney, ülkeleri, müttefikleri tarafından uygulansa bile ekonomik zorlamayı açıkça kınamaya başlamaları için çağırdı ve bu sözleriyle yine ABD’ye açık bir gönderme yaptı.
Başbakan, “Eski düzen geri gelmeyecek,” dedi.
Kanada da dahil olmak üzere “orta güçler”in birbirleriyle işbirliği yapmasını isteyen Kanada başbakanı, “Masada değilseniz, menüde olursunuz. Nostalji bir strateji değildir. Fakat biz, bu kırılmadan daha büyük, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebileceğimize inanıyoruz,” dedi.
Partisi Liberaller geçen yıl Kanada’yı ABD’nin gümrük vergilerinden koruma vaadiyle seçimleri kazanan Carney, Trump ile ticaret anlaşması müzakereleri yürütürken onu yatıştırmaya çalıştı.
Üst düzey Avrupalı siyasi figürler, Carney’nin WEF’teki yorumlarını övdü. Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in danışmanı Alastair Campbell, X’te ”Bugünkü konuşma gerçek liderlikti“ diye yazdı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi eşbaşkanı ve eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, bunun “çok önemli” olduğunu söyledi.
Carney, Ottawa’nın ABD ticaretinden uzaklaşarak ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışırken, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile neredeyse on yıldır ilk kez gerçekleşen tarihi bir toplantı için Pekin’e gitti.
Ziyaret sırasında gazetecilere verdiği demeçte, Çin’in ABD’den daha “öngörülebilir” bir ortak olduğunu ve Kanada-Çin ortaklığının ortaya çıkan “yeni dünya düzeninin” bir parçası olduğunu söyledi.
Kanada liderinden “orta güçler”e birlikte hareket etme çağrısı
Kanadalı lider Davos’ta Antik Yunan’daki ünlü tarihçi Thucydides ve Václav Havel’den alıntı yaparak, Kanada gibi ülkelerin güçlü aktörlerin daha fazla “zorlamasından” kaçınmak için yön değiştirmesi gerektiğini söyledi:
“Kurallar sizi artık korumadığında, kendinizi korumalısınız. Ancak bunun nereye varacağını net bir şekilde görelim. Kalelerle çevrili bir dünya daha fakir, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olacaktır.”
Carney, “Kanada, Grönland üzerindeki gümrük vergilerine şiddetle karşı çıkıyor ve Kuzey Kutbunda güvenlik ve refah gibi ortak hedeflerimize ulaşmak için odaklanmış görüşmeler yapılmasını talep ediyor,” dedi.
Orta güçlerin işbirliği yaptığı bir örnek olarak, Carney, Kanada’nın NATO kapsamında Grönland’ın kolektif savunmasına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi. Başbakan, “Arktik egemenliği konusunda, Grönland ve Danimarka’nın yanında duruyoruz ve Grönland’ın geleceğini belirleme konusundaki benzersiz haklarını tam olarak destekliyoruz,” dedi.
Carney’in temel argümanı, orta güçlerin büyük güçlerin gözüne girmek için rekabet etmek yerine güçlerini birleştirmeleri gerektiğiydi:
“Hegemonik bir güçle sadece ikili müzakereler yaptığımızda, zayıf konumdan müzakere ediyoruz. Sunulanları kabul ediyoruz. Bu egemenlik değildir. Bu, egemenliği kabul ederken itaat etmektir.”
Başbakan, orta güçlerin aralarında yeni kurumlar kurmaları, iç ekonomilerini güçlendirmeleri, uluslararası ticareti çeşitlendirmeleri ve büyük güçlerle ilişkilerinde ikili değil, koalisyonlar halinde birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi:
“Büyük bir gücün, kendi eliyle yıktığı düzeni yeniden kurmasını beklemek yerine, açıklanan şekilde işleyen kurumlar ve anlaşmalar oluşturun. Bu, naif bir çok taraflılık değildir. Zayıflamış kurumlara güvenmek de değildir. Bu, birlikte hareket etmek için yeterli ortak noktaya sahip ortaklarla, konu konu, işe yarayan koalisyonlar kurmaktır.”
Von der Leyen’den ortak yanıt sözü
Günün erken saatlerinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dünya Ekonomik Forumunda, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmekle tehdit ettiği iktisadi baskıların bir hata olduğunu söyledi ve AB’nin yanıtının “kararlı, birleşik ve orantılı” olacağı konusunda uyarıda bulundu.
Von der Leyen, Trump’ın Grönland’ı ilhak etmesine izin verilene kadar Avrupa müttefiklerine ve İngiltere’ye yüzde 10 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidine ve haziran ayında vergilerin yüzde 25’e çıkacağı uyarısına karşı çıktı.
Von der Leyen, AB’nin Grönland’ı korumaya ilişkin ABD’nin endişelerini paylaştığını ve buradaki harcamaları ve koruyucu önlemleri artırmaya hazır olduğunu söyledi.
Danimarka topraklarının “egemenliği ve bütünlüğünün” “tartışmaya açık olmadığını” belirten von der Leyen, Brüksel’in Grönland’da “büyük bir Avrupa yatırım dalgası” üzerinde çalıştığını söyledi.
Komisyon başkanı, “Grönland ve Danimarka ile el ele vererek yerel ekonomi ve altyapıyı nasıl daha fazla destekleyebileceğimizi araştıracağız. ABD ve tüm ortaklarla daha geniş bir Arktik güvenliği için çalışacağız,” dedi.
“Jeopolitik şokların” Avrupa için bir fırsat olabileceğini savunan von der Leyen, “Bana göre, bugün yaşadığımız köklü değişim, yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturmak için bir fırsat, hatta bir zorunluluk,” dedi:
“Zaman kazanmaya çalışmak ve durumun yakında düzeleceğini ummak, yapısal bağımlılıklarımızı ortadan kaldırmayacak. Demek istediğim şu: Bu değişim kalıcıysa, Avrupa da kalıcı olarak değişmeli. Bu fırsatı değerlendirip yeni, bağımsız bir Avrupa inşa etmenin zamanı geldi.”
Leyen, bu yeni Avrupa’nın halihazırda ortaya çıktığını savunarak, son AB-Mercosur ticaret anlaşmasının bunun işaret olduğunu söyledi. Davos’tan sonra Hindistan’a giderek bu ülkeyle de anlaşmak için müzakereler yapacağını söyledi. Latin Amerika ve Hindistan’ın yanı sıra Endonezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Tayland, BAE gibi ülkelerle de yapılan veya yapılacak anlaşmalarla birlikte 2 milyar kişilik bir piyasa yaratılacağını söyleyen von der Leyen, bunların dünyanın toplam GSYİH’sinin dörtte birine tekabül edeceğini hatırlattı.
Macron: Kuralların altüst edildiği bir dünya
Rahatsızlığı nedeniyle kürsüye koyu gözlükle çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem güvenlik ve savunma hem de ekonomi açısından “istikrarsızlık ve dengesizlik” dönemine girildiğinin açık olduğunu söyledi.
“Demokrasiye karşı otokrasiye doğru bir kayma” olduğunu kaydeden Macron, daha fazla savaş olduğunu, çatışmaların normalleşip karmaşıklaştığını, yeni taleplere, uzaya, dijital bilgiye, siber alana, ticarete yayıldığını savundu.
Aynı zamanda kuralların olmadığı bir dünyaya doğru bir kaymanın da söz konusu olduğunu vurgulayan Fransız lider şöyle devam etti:
“Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve tek geçerli kuralın en güçlü olanın kuralı olduğu bir dünya. Ve imparatorluk hırsları yeniden su yüzüne çıkıyor. Açıkçası, önümüzdeki ay dördüncü yılına girecek olan Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Orta Doğu ile Afrika’da devam eden çatışmalar.”
Macron’a göre bu, “etkili bir kolektif yönetişimin” olmadığı, “çok taraflılığın” onu engelleyen veya ondan uzaklaşan güçler tarafından zayıflatıldığı ve “kuralların altüst edildiği” bir dünyaya doğru bir kayma anlamına da geliyor.
Macron ABD’ye doğrudan atıfla, Trump’ın, ihracat çıkarlarını zedeleyen, azami tavizler talep eden ve açıkça Avrupa’yı zayıflatmayı ve tabi kılmayı amaçlayan ticaret anlaşmaları yoluyla yaptığı rekabetin, “temelde kabul edilemez olan ve hatta toprak egemenliğine karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığında daha da kabul edilemez hale gelen yeni gümrük vergilerinin” sonsuz birikimiyle birleştiğini kaydetti.
Çin ile “yeniden dengelenme” arayışı masada
Çin’e de değinen Macron, buradan gelen rekabetin, “büyük kapasite fazlası ve bozucu uygulamalar”ın tüm endüstri ve ticaret sektörlerini alt üst etme tehdidi oluşturduğunu savundu.
Sorunun çözümünün “daha fazla işbirliği” olduğunu ileri süren Fransız lider, özellikle Avrupalılar için, daha fazla “iktisadi egemenlik ve stratejik ekonomi” oluşturmanın temel cevap olduğunu söyledi.
Bugün iki yaklaşım olduğunu savunan Macron, birincisine “güçlünün hukukunu” kabul eden vasal ve sömürgeci yaklaşım dedi ve bunun kabul edilemez olduğunu kaydetti.
İkincisinin ise, “tamamen ahlaki bir tutum” benimsemek ve “kendimizi yorum yapmakla sınırlamak” olduğunu belirten Macron, “Bu da bizi marjinalleşmeye ve güçsüzlüğe mahkum edecektir,” dedi.
“Dünyanın vahşileşmesiyle” karşı karşıya kalan Fransa ve Avrupa’nın, “etkili bir çok taraflılığı” savunması gerektiğini söyleyen Macron, bu nun hem Avrupa’nın, hem de güç kullanımına boyun eğmeyi reddeden herkesin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.
Çin ile “yeniden dengelenme”nin çok önemli olduğunu savunan Macron şunları kaydetti:
“Çin’e kapımız açık, ancak bizim ihtiyacımız olan şey, büyümeye katkıda bulunmak ve bazı teknolojileri aktarmak için Avrupa’nın bazı kilit sektörlerine daha fazla Çinli doğrudan yabancı yatırım yapılması. Avrupa’ya, bazen Avrupa’da üretilenlerle aynı standartlara sahip olmayan veya çok daha fazla sübvanse edilen bazı cihazlar veya ürünler ihraç etmek değil. Bu korumacılık değil, sadece eşit şartları yeniden sağlamak ve sanayimizi korumak.”
Avrupa’nın “sadeleşmeye” ihtiyacı olduğunu düşünen Macron, bu kapsamda AB’nin “senkronize” olmasını engelleyen bazı yeni düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını istedi. Bu kapsamda tek pazarın derinleşmesini de hızlandırmak gerektiğini de söyleyen Macron, “Tüm sektörlerde, 450 milyonluk nüfus ve tüketici pazarı, tüm AB şirketlerinin iç pazarı olmalı,” dedi.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak








