Diplomasi
Davos’ta “küresel düzenin sonu” ilan edildi

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ilk gününde konuşma yapan liderler, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin hamleleri ile birlikte “bildiğimiz küresel düzenin” sonunun geldiğini ilan etti.
Kanada Başbakanı Mark Carney forumda yaptığı konuşmada, kurallara dayalı uluslararası düzenin “bir geçiş değil, bir kırılma” yaşadığını belirterek, dünyanın “orta [boyuttaki] güçleri”ni buna yanıt olarak birleşmeye çağırdı.
Carney, Trump’ın adını anmadı, fakat konuşması, katılımcılardan ayakta alkış aldı. Kanadalı lider, merkezinde “Amerikan hegemonyası”nın bulunduğu küresel düzenin bir “kurgu” olduğuna işaret etti, Dünya Ticaret Örgütü ve BM gibi grupların “büyük ölçüde zayıflamasıyla” çok taraflılık döneminin sona erdiğini söyledi.
Carney şöyle konuştu:
“Kanadalılar, coğrafyamızın ve ittifak üyeliklerinin otomatik olarak refah ve güvenlik sağladığına dair eski, rahat varsayımımızın artık geçerli olmadığını biliyorlar. Açık konuşayım. Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız.”
Carney, “Entegrasyon, sizin itaatinizin kaynağı haline geldiğinde, entegrasyon yoluyla karşılıklı fayda yalanı içinde yaşayamazsınız,” dedi.
ABD’ye “iktisadi baskı” suçlaması
Son zamanlarda, büyük güçlerin iktisadi entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını, gümrük vergileri bir baskı aracı, finansal altyapı bir zorlama aracı, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zayıf noktalar olarak kullandığını savunan Carney, ülkeleri, müttefikleri tarafından uygulansa bile ekonomik zorlamayı açıkça kınamaya başlamaları için çağırdı ve bu sözleriyle yine ABD’ye açık bir gönderme yaptı.
Başbakan, “Eski düzen geri gelmeyecek,” dedi.
Kanada da dahil olmak üzere “orta güçler”in birbirleriyle işbirliği yapmasını isteyen Kanada başbakanı, “Masada değilseniz, menüde olursunuz. Nostalji bir strateji değildir. Fakat biz, bu kırılmadan daha büyük, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebileceğimize inanıyoruz,” dedi.
Partisi Liberaller geçen yıl Kanada’yı ABD’nin gümrük vergilerinden koruma vaadiyle seçimleri kazanan Carney, Trump ile ticaret anlaşması müzakereleri yürütürken onu yatıştırmaya çalıştı.
Üst düzey Avrupalı siyasi figürler, Carney’nin WEF’teki yorumlarını övdü. Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in danışmanı Alastair Campbell, X’te ”Bugünkü konuşma gerçek liderlikti“ diye yazdı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi eşbaşkanı ve eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, bunun “çok önemli” olduğunu söyledi.
Carney, Ottawa’nın ABD ticaretinden uzaklaşarak ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışırken, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile neredeyse on yıldır ilk kez gerçekleşen tarihi bir toplantı için Pekin’e gitti.
Ziyaret sırasında gazetecilere verdiği demeçte, Çin’in ABD’den daha “öngörülebilir” bir ortak olduğunu ve Kanada-Çin ortaklığının ortaya çıkan “yeni dünya düzeninin” bir parçası olduğunu söyledi.
Kanada liderinden “orta güçler”e birlikte hareket etme çağrısı
Kanadalı lider Davos’ta Antik Yunan’daki ünlü tarihçi Thucydides ve Václav Havel’den alıntı yaparak, Kanada gibi ülkelerin güçlü aktörlerin daha fazla “zorlamasından” kaçınmak için yön değiştirmesi gerektiğini söyledi:
“Kurallar sizi artık korumadığında, kendinizi korumalısınız. Ancak bunun nereye varacağını net bir şekilde görelim. Kalelerle çevrili bir dünya daha fakir, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olacaktır.”
Carney, “Kanada, Grönland üzerindeki gümrük vergilerine şiddetle karşı çıkıyor ve Kuzey Kutbunda güvenlik ve refah gibi ortak hedeflerimize ulaşmak için odaklanmış görüşmeler yapılmasını talep ediyor,” dedi.
Orta güçlerin işbirliği yaptığı bir örnek olarak, Carney, Kanada’nın NATO kapsamında Grönland’ın kolektif savunmasına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi. Başbakan, “Arktik egemenliği konusunda, Grönland ve Danimarka’nın yanında duruyoruz ve Grönland’ın geleceğini belirleme konusundaki benzersiz haklarını tam olarak destekliyoruz,” dedi.
Carney’in temel argümanı, orta güçlerin büyük güçlerin gözüne girmek için rekabet etmek yerine güçlerini birleştirmeleri gerektiğiydi:
“Hegemonik bir güçle sadece ikili müzakereler yaptığımızda, zayıf konumdan müzakere ediyoruz. Sunulanları kabul ediyoruz. Bu egemenlik değildir. Bu, egemenliği kabul ederken itaat etmektir.”
Başbakan, orta güçlerin aralarında yeni kurumlar kurmaları, iç ekonomilerini güçlendirmeleri, uluslararası ticareti çeşitlendirmeleri ve büyük güçlerle ilişkilerinde ikili değil, koalisyonlar halinde birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi:
“Büyük bir gücün, kendi eliyle yıktığı düzeni yeniden kurmasını beklemek yerine, açıklanan şekilde işleyen kurumlar ve anlaşmalar oluşturun. Bu, naif bir çok taraflılık değildir. Zayıflamış kurumlara güvenmek de değildir. Bu, birlikte hareket etmek için yeterli ortak noktaya sahip ortaklarla, konu konu, işe yarayan koalisyonlar kurmaktır.”
Von der Leyen’den ortak yanıt sözü
Günün erken saatlerinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dünya Ekonomik Forumunda, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmekle tehdit ettiği iktisadi baskıların bir hata olduğunu söyledi ve AB’nin yanıtının “kararlı, birleşik ve orantılı” olacağı konusunda uyarıda bulundu.
Von der Leyen, Trump’ın Grönland’ı ilhak etmesine izin verilene kadar Avrupa müttefiklerine ve İngiltere’ye yüzde 10 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidine ve haziran ayında vergilerin yüzde 25’e çıkacağı uyarısına karşı çıktı.
Von der Leyen, AB’nin Grönland’ı korumaya ilişkin ABD’nin endişelerini paylaştığını ve buradaki harcamaları ve koruyucu önlemleri artırmaya hazır olduğunu söyledi.
Danimarka topraklarının “egemenliği ve bütünlüğünün” “tartışmaya açık olmadığını” belirten von der Leyen, Brüksel’in Grönland’da “büyük bir Avrupa yatırım dalgası” üzerinde çalıştığını söyledi.
Komisyon başkanı, “Grönland ve Danimarka ile el ele vererek yerel ekonomi ve altyapıyı nasıl daha fazla destekleyebileceğimizi araştıracağız. ABD ve tüm ortaklarla daha geniş bir Arktik güvenliği için çalışacağız,” dedi.
“Jeopolitik şokların” Avrupa için bir fırsat olabileceğini savunan von der Leyen, “Bana göre, bugün yaşadığımız köklü değişim, yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturmak için bir fırsat, hatta bir zorunluluk,” dedi:
“Zaman kazanmaya çalışmak ve durumun yakında düzeleceğini ummak, yapısal bağımlılıklarımızı ortadan kaldırmayacak. Demek istediğim şu: Bu değişim kalıcıysa, Avrupa da kalıcı olarak değişmeli. Bu fırsatı değerlendirip yeni, bağımsız bir Avrupa inşa etmenin zamanı geldi.”
Leyen, bu yeni Avrupa’nın halihazırda ortaya çıktığını savunarak, son AB-Mercosur ticaret anlaşmasının bunun işaret olduğunu söyledi. Davos’tan sonra Hindistan’a giderek bu ülkeyle de anlaşmak için müzakereler yapacağını söyledi. Latin Amerika ve Hindistan’ın yanı sıra Endonezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Tayland, BAE gibi ülkelerle de yapılan veya yapılacak anlaşmalarla birlikte 2 milyar kişilik bir piyasa yaratılacağını söyleyen von der Leyen, bunların dünyanın toplam GSYİH’sinin dörtte birine tekabül edeceğini hatırlattı.
Macron: Kuralların altüst edildiği bir dünya
Rahatsızlığı nedeniyle kürsüye koyu gözlükle çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem güvenlik ve savunma hem de ekonomi açısından “istikrarsızlık ve dengesizlik” dönemine girildiğinin açık olduğunu söyledi.
“Demokrasiye karşı otokrasiye doğru bir kayma” olduğunu kaydeden Macron, daha fazla savaş olduğunu, çatışmaların normalleşip karmaşıklaştığını, yeni taleplere, uzaya, dijital bilgiye, siber alana, ticarete yayıldığını savundu.
Aynı zamanda kuralların olmadığı bir dünyaya doğru bir kaymanın da söz konusu olduğunu vurgulayan Fransız lider şöyle devam etti:
“Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve tek geçerli kuralın en güçlü olanın kuralı olduğu bir dünya. Ve imparatorluk hırsları yeniden su yüzüne çıkıyor. Açıkçası, önümüzdeki ay dördüncü yılına girecek olan Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Orta Doğu ile Afrika’da devam eden çatışmalar.”
Macron’a göre bu, “etkili bir kolektif yönetişimin” olmadığı, “çok taraflılığın” onu engelleyen veya ondan uzaklaşan güçler tarafından zayıflatıldığı ve “kuralların altüst edildiği” bir dünyaya doğru bir kayma anlamına da geliyor.
Macron ABD’ye doğrudan atıfla, Trump’ın, ihracat çıkarlarını zedeleyen, azami tavizler talep eden ve açıkça Avrupa’yı zayıflatmayı ve tabi kılmayı amaçlayan ticaret anlaşmaları yoluyla yaptığı rekabetin, “temelde kabul edilemez olan ve hatta toprak egemenliğine karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığında daha da kabul edilemez hale gelen yeni gümrük vergilerinin” sonsuz birikimiyle birleştiğini kaydetti.
Çin ile “yeniden dengelenme” arayışı masada
Çin’e de değinen Macron, buradan gelen rekabetin, “büyük kapasite fazlası ve bozucu uygulamalar”ın tüm endüstri ve ticaret sektörlerini alt üst etme tehdidi oluşturduğunu savundu.
Sorunun çözümünün “daha fazla işbirliği” olduğunu ileri süren Fransız lider, özellikle Avrupalılar için, daha fazla “iktisadi egemenlik ve stratejik ekonomi” oluşturmanın temel cevap olduğunu söyledi.
Bugün iki yaklaşım olduğunu savunan Macron, birincisine “güçlünün hukukunu” kabul eden vasal ve sömürgeci yaklaşım dedi ve bunun kabul edilemez olduğunu kaydetti.
İkincisinin ise, “tamamen ahlaki bir tutum” benimsemek ve “kendimizi yorum yapmakla sınırlamak” olduğunu belirten Macron, “Bu da bizi marjinalleşmeye ve güçsüzlüğe mahkum edecektir,” dedi.
“Dünyanın vahşileşmesiyle” karşı karşıya kalan Fransa ve Avrupa’nın, “etkili bir çok taraflılığı” savunması gerektiğini söyleyen Macron, bu nun hem Avrupa’nın, hem de güç kullanımına boyun eğmeyi reddeden herkesin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.
Çin ile “yeniden dengelenme”nin çok önemli olduğunu savunan Macron şunları kaydetti:
“Çin’e kapımız açık, ancak bizim ihtiyacımız olan şey, büyümeye katkıda bulunmak ve bazı teknolojileri aktarmak için Avrupa’nın bazı kilit sektörlerine daha fazla Çinli doğrudan yabancı yatırım yapılması. Avrupa’ya, bazen Avrupa’da üretilenlerle aynı standartlara sahip olmayan veya çok daha fazla sübvanse edilen bazı cihazlar veya ürünler ihraç etmek değil. Bu korumacılık değil, sadece eşit şartları yeniden sağlamak ve sanayimizi korumak.”
Avrupa’nın “sadeleşmeye” ihtiyacı olduğunu düşünen Macron, bu kapsamda AB’nin “senkronize” olmasını engelleyen bazı yeni düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını istedi. Bu kapsamda tek pazarın derinleşmesini de hızlandırmak gerektiğini de söyleyen Macron, “Tüm sektörlerde, 450 milyonluk nüfus ve tüketici pazarı, tüm AB şirketlerinin iç pazarı olmalı,” dedi.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








