Diplomasi
Davos’ta “küresel düzenin sonu” ilan edildi

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ilk gününde konuşma yapan liderler, Donald Trump yönetimindeki ABD’nin hamleleri ile birlikte “bildiğimiz küresel düzenin” sonunun geldiğini ilan etti.
Kanada Başbakanı Mark Carney forumda yaptığı konuşmada, kurallara dayalı uluslararası düzenin “bir geçiş değil, bir kırılma” yaşadığını belirterek, dünyanın “orta [boyuttaki] güçleri”ni buna yanıt olarak birleşmeye çağırdı.
Carney, Trump’ın adını anmadı, fakat konuşması, katılımcılardan ayakta alkış aldı. Kanadalı lider, merkezinde “Amerikan hegemonyası”nın bulunduğu küresel düzenin bir “kurgu” olduğuna işaret etti, Dünya Ticaret Örgütü ve BM gibi grupların “büyük ölçüde zayıflamasıyla” çok taraflılık döneminin sona erdiğini söyledi.
Carney şöyle konuştu:
“Kanadalılar, coğrafyamızın ve ittifak üyeliklerinin otomatik olarak refah ve güvenlik sağladığına dair eski, rahat varsayımımızın artık geçerli olmadığını biliyorlar. Açık konuşayım. Bir geçiş döneminin değil, bir kırılmanın ortasındayız.”
Carney, “Entegrasyon, sizin itaatinizin kaynağı haline geldiğinde, entegrasyon yoluyla karşılıklı fayda yalanı içinde yaşayamazsınız,” dedi.
ABD’ye “iktisadi baskı” suçlaması
Son zamanlarda, büyük güçlerin iktisadi entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını, gümrük vergileri bir baskı aracı, finansal altyapı bir zorlama aracı, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zayıf noktalar olarak kullandığını savunan Carney, ülkeleri, müttefikleri tarafından uygulansa bile ekonomik zorlamayı açıkça kınamaya başlamaları için çağırdı ve bu sözleriyle yine ABD’ye açık bir gönderme yaptı.
Başbakan, “Eski düzen geri gelmeyecek,” dedi.
Kanada da dahil olmak üzere “orta güçler”in birbirleriyle işbirliği yapmasını isteyen Kanada başbakanı, “Masada değilseniz, menüde olursunuz. Nostalji bir strateji değildir. Fakat biz, bu kırılmadan daha büyük, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebileceğimize inanıyoruz,” dedi.
Partisi Liberaller geçen yıl Kanada’yı ABD’nin gümrük vergilerinden koruma vaadiyle seçimleri kazanan Carney, Trump ile ticaret anlaşması müzakereleri yürütürken onu yatıştırmaya çalıştı.
Üst düzey Avrupalı siyasi figürler, Carney’nin WEF’teki yorumlarını övdü. Eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in danışmanı Alastair Campbell, X’te ”Bugünkü konuşma gerçek liderlikti“ diye yazdı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi eşbaşkanı ve eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, bunun “çok önemli” olduğunu söyledi.
Carney, Ottawa’nın ABD ticaretinden uzaklaşarak ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışırken, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile neredeyse on yıldır ilk kez gerçekleşen tarihi bir toplantı için Pekin’e gitti.
Ziyaret sırasında gazetecilere verdiği demeçte, Çin’in ABD’den daha “öngörülebilir” bir ortak olduğunu ve Kanada-Çin ortaklığının ortaya çıkan “yeni dünya düzeninin” bir parçası olduğunu söyledi.
Kanada liderinden “orta güçler”e birlikte hareket etme çağrısı
Kanadalı lider Davos’ta Antik Yunan’daki ünlü tarihçi Thucydides ve Václav Havel’den alıntı yaparak, Kanada gibi ülkelerin güçlü aktörlerin daha fazla “zorlamasından” kaçınmak için yön değiştirmesi gerektiğini söyledi:
“Kurallar sizi artık korumadığında, kendinizi korumalısınız. Ancak bunun nereye varacağını net bir şekilde görelim. Kalelerle çevrili bir dünya daha fakir, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olacaktır.”
Carney, “Kanada, Grönland üzerindeki gümrük vergilerine şiddetle karşı çıkıyor ve Kuzey Kutbunda güvenlik ve refah gibi ortak hedeflerimize ulaşmak için odaklanmış görüşmeler yapılmasını talep ediyor,” dedi.
Orta güçlerin işbirliği yaptığı bir örnek olarak, Carney, Kanada’nın NATO kapsamında Grönland’ın kolektif savunmasına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi. Başbakan, “Arktik egemenliği konusunda, Grönland ve Danimarka’nın yanında duruyoruz ve Grönland’ın geleceğini belirleme konusundaki benzersiz haklarını tam olarak destekliyoruz,” dedi.
Carney’in temel argümanı, orta güçlerin büyük güçlerin gözüne girmek için rekabet etmek yerine güçlerini birleştirmeleri gerektiğiydi:
“Hegemonik bir güçle sadece ikili müzakereler yaptığımızda, zayıf konumdan müzakere ediyoruz. Sunulanları kabul ediyoruz. Bu egemenlik değildir. Bu, egemenliği kabul ederken itaat etmektir.”
Başbakan, orta güçlerin aralarında yeni kurumlar kurmaları, iç ekonomilerini güçlendirmeleri, uluslararası ticareti çeşitlendirmeleri ve büyük güçlerle ilişkilerinde ikili değil, koalisyonlar halinde birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi:
“Büyük bir gücün, kendi eliyle yıktığı düzeni yeniden kurmasını beklemek yerine, açıklanan şekilde işleyen kurumlar ve anlaşmalar oluşturun. Bu, naif bir çok taraflılık değildir. Zayıflamış kurumlara güvenmek de değildir. Bu, birlikte hareket etmek için yeterli ortak noktaya sahip ortaklarla, konu konu, işe yarayan koalisyonlar kurmaktır.”
Von der Leyen’den ortak yanıt sözü
Günün erken saatlerinde, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Dünya Ekonomik Forumunda, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmekle tehdit ettiği iktisadi baskıların bir hata olduğunu söyledi ve AB’nin yanıtının “kararlı, birleşik ve orantılı” olacağı konusunda uyarıda bulundu.
Von der Leyen, Trump’ın Grönland’ı ilhak etmesine izin verilene kadar Avrupa müttefiklerine ve İngiltere’ye yüzde 10 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidine ve haziran ayında vergilerin yüzde 25’e çıkacağı uyarısına karşı çıktı.
Von der Leyen, AB’nin Grönland’ı korumaya ilişkin ABD’nin endişelerini paylaştığını ve buradaki harcamaları ve koruyucu önlemleri artırmaya hazır olduğunu söyledi.
Danimarka topraklarının “egemenliği ve bütünlüğünün” “tartışmaya açık olmadığını” belirten von der Leyen, Brüksel’in Grönland’da “büyük bir Avrupa yatırım dalgası” üzerinde çalıştığını söyledi.
Komisyon başkanı, “Grönland ve Danimarka ile el ele vererek yerel ekonomi ve altyapıyı nasıl daha fazla destekleyebileceğimizi araştıracağız. ABD ve tüm ortaklarla daha geniş bir Arktik güvenliği için çalışacağız,” dedi.
“Jeopolitik şokların” Avrupa için bir fırsat olabileceğini savunan von der Leyen, “Bana göre, bugün yaşadığımız köklü değişim, yeni bir Avrupa bağımsızlığı biçimi oluşturmak için bir fırsat, hatta bir zorunluluk,” dedi:
“Zaman kazanmaya çalışmak ve durumun yakında düzeleceğini ummak, yapısal bağımlılıklarımızı ortadan kaldırmayacak. Demek istediğim şu: Bu değişim kalıcıysa, Avrupa da kalıcı olarak değişmeli. Bu fırsatı değerlendirip yeni, bağımsız bir Avrupa inşa etmenin zamanı geldi.”
Leyen, bu yeni Avrupa’nın halihazırda ortaya çıktığını savunarak, son AB-Mercosur ticaret anlaşmasının bunun işaret olduğunu söyledi. Davos’tan sonra Hindistan’a giderek bu ülkeyle de anlaşmak için müzakereler yapacağını söyledi. Latin Amerika ve Hindistan’ın yanı sıra Endonezya, Filipinler, Meksika, Avustralya, Tayland, BAE gibi ülkelerle de yapılan veya yapılacak anlaşmalarla birlikte 2 milyar kişilik bir piyasa yaratılacağını söyleyen von der Leyen, bunların dünyanın toplam GSYİH’sinin dörtte birine tekabül edeceğini hatırlattı.
Macron: Kuralların altüst edildiği bir dünya
Rahatsızlığı nedeniyle kürsüye koyu gözlükle çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hem güvenlik ve savunma hem de ekonomi açısından “istikrarsızlık ve dengesizlik” dönemine girildiğinin açık olduğunu söyledi.
“Demokrasiye karşı otokrasiye doğru bir kayma” olduğunu kaydeden Macron, daha fazla savaş olduğunu, çatışmaların normalleşip karmaşıklaştığını, yeni taleplere, uzaya, dijital bilgiye, siber alana, ticarete yayıldığını savundu.
Aynı zamanda kuralların olmadığı bir dünyaya doğru bir kaymanın da söz konusu olduğunu vurgulayan Fransız lider şöyle devam etti:
“Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve tek geçerli kuralın en güçlü olanın kuralı olduğu bir dünya. Ve imparatorluk hırsları yeniden su yüzüne çıkıyor. Açıkçası, önümüzdeki ay dördüncü yılına girecek olan Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Orta Doğu ile Afrika’da devam eden çatışmalar.”
Macron’a göre bu, “etkili bir kolektif yönetişimin” olmadığı, “çok taraflılığın” onu engelleyen veya ondan uzaklaşan güçler tarafından zayıflatıldığı ve “kuralların altüst edildiği” bir dünyaya doğru bir kayma anlamına da geliyor.
Macron ABD’ye doğrudan atıfla, Trump’ın, ihracat çıkarlarını zedeleyen, azami tavizler talep eden ve açıkça Avrupa’yı zayıflatmayı ve tabi kılmayı amaçlayan ticaret anlaşmaları yoluyla yaptığı rekabetin, “temelde kabul edilemez olan ve hatta toprak egemenliğine karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığında daha da kabul edilemez hale gelen yeni gümrük vergilerinin” sonsuz birikimiyle birleştiğini kaydetti.
Çin ile “yeniden dengelenme” arayışı masada
Çin’e de değinen Macron, buradan gelen rekabetin, “büyük kapasite fazlası ve bozucu uygulamalar”ın tüm endüstri ve ticaret sektörlerini alt üst etme tehdidi oluşturduğunu savundu.
Sorunun çözümünün “daha fazla işbirliği” olduğunu ileri süren Fransız lider, özellikle Avrupalılar için, daha fazla “iktisadi egemenlik ve stratejik ekonomi” oluşturmanın temel cevap olduğunu söyledi.
Bugün iki yaklaşım olduğunu savunan Macron, birincisine “güçlünün hukukunu” kabul eden vasal ve sömürgeci yaklaşım dedi ve bunun kabul edilemez olduğunu kaydetti.
İkincisinin ise, “tamamen ahlaki bir tutum” benimsemek ve “kendimizi yorum yapmakla sınırlamak” olduğunu belirten Macron, “Bu da bizi marjinalleşmeye ve güçsüzlüğe mahkum edecektir,” dedi.
“Dünyanın vahşileşmesiyle” karşı karşıya kalan Fransa ve Avrupa’nın, “etkili bir çok taraflılığı” savunması gerektiğini söyleyen Macron, bu nun hem Avrupa’nın, hem de güç kullanımına boyun eğmeyi reddeden herkesin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.
Çin ile “yeniden dengelenme”nin çok önemli olduğunu savunan Macron şunları kaydetti:
“Çin’e kapımız açık, ancak bizim ihtiyacımız olan şey, büyümeye katkıda bulunmak ve bazı teknolojileri aktarmak için Avrupa’nın bazı kilit sektörlerine daha fazla Çinli doğrudan yabancı yatırım yapılması. Avrupa’ya, bazen Avrupa’da üretilenlerle aynı standartlara sahip olmayan veya çok daha fazla sübvanse edilen bazı cihazlar veya ürünler ihraç etmek değil. Bu korumacılık değil, sadece eşit şartları yeniden sağlamak ve sanayimizi korumak.”
Avrupa’nın “sadeleşmeye” ihtiyacı olduğunu düşünen Macron, bu kapsamda AB’nin “senkronize” olmasını engelleyen bazı yeni düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını istedi. Bu kapsamda tek pazarın derinleşmesini de hızlandırmak gerektiğini de söyleyen Macron, “Tüm sektörlerde, 450 milyonluk nüfus ve tüketici pazarı, tüm AB şirketlerinin iç pazarı olmalı,” dedi.
Diplomasi
Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.
Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.
Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.
Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.
Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.
Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor
Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.
Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.
Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.
Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.
Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.
Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.
Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.
Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.
Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.
NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.
Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.
Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.
NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.
Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.
Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.
Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.
Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.
ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor
Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.
Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.
CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.
Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.
Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.
Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.
Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.
Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.
Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.
Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.
Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.
Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor
Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.
Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.
Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.
Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.
Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.
Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.
ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.
Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.
The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.
Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.
Diplomasi
Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.
ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.
Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.
Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.
Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.
Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.
“Kiev için büyük bir kayıp”
Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.
Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.
İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.
Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.
Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.
Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.
Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.
Rusya’nın yaptırım listesindeydi
Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.
Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.
Diplomasi
AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.
Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.
Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.
Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.
Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.
Kiev değişiklik talep etti
Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.
Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.
Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.
Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.
Ukrayna’nın demografi sorunu
Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.
Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.
Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor








