Amerika
Elon Musk, Hunter Biden, Ukrayna ve bazı ‘tesadüfler’

Elon Musk’ın “Twitter Belgeleri” adıyla yayınladığı iç yazışmaların ABD Başkanı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden ile ilgili olması, Beyaz Saray’ı da meşhur “sosyal medya kavgasının” içine çekti.
Ekim ayında Twitter’ı satın alarak platformun yeni patronu olan Musk’ın, geçen hafta serbest gazeteci Matt Taibbi üzerinden yayınladığı iç yazışmalar, sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Yazışmalar, eski Twitter yönetiminin, Hunter Biden ile ilgili skandal haberleri 2020 ABD seçimleri öncesinde sansürlediğini gösteriyordu.
Son günlerde Julian Assange ve Edward Snowden ile ilgili online anketler açarak dikkat çeken Musk’ın kendisi de yayınladığı iç bu yazışmalarla ifşacılığa soyunmuş durumda. Peki daha ilk ifşasında neden Hunter Biden’ı seçti?
Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, buna “büyük bir tesadüf” diyor. Düzenlediği basın toplantısında Jean-Pierre, “Bunu ilginç bir tesadüf olarak görüyoruz ve dikkat dağıtıcı bir hamle” ifadelerini kullandı.
Gerçekten tesadüf mü?
Jean-Pierre bunu tesadüf olarak görse de Musk, Hunter Biden ile ilgili haberlerden ilk kez bahsetmiyor.
Bilakis, Twitter’ı satın almayı teklif ettikten yalnızca birkaç gün sonra Hunter Biden haberlerinin sansürlenmesinin yanlış olduğunu söylemişti.
Podcast yayıncısı Saagar Enjeti’yle sosyal medya hesabından sohbet eden Musk, 26 Nisan’da Enjeti’ye yanıt olarak yazdığı tweet‘inde şu ifadeleri kullanmıştı:
“Büyük bir gazetenin Twitter hesabını, gerçek bir haber yayınladığı için askıya almak inanılmaz derecede uygunsuzdu.”
Ne sansürü, ne gazetesi?
İki sene hem insanlık hem de gezegen için çok kısa bir zaman dilimi. Ama konu siyaset, hele de dış siyaset olunca büyük skandalların bile unutulmasına yetiyor.
Bu yüzden önce kısaca Hunter Biden’ı ve şu sansür meselesini hatırlayalım.
Joe Biden’ın başı, küçük oğlu Hunter ile yıllardır dertte.
Ağabeyinin 2015’te beyin kanseri nedeniyle ölmesinin ardından yengesiyle beraber olan, kuzeniyle fuhuş pazarlığı yapan, uyuşturucu bağımlısı Hunter, 2019’da Rus uyuşturucu kaçakçılarıyla takılırken sızmış ve bilgisayarını çaldırmıştı.
Aslında Hunter’ın daha önce de bu şekilde 3 bilgisayarını çaldırdığı biliniyordu.
Asıl tartışma ise ABD’nin çok okunan tabloid gazetelerinden New York Post’un Hunter’a ait olduğu iddia edilen bilgisayarlardan birinin bir tamirciye bırakılan harddisk’inden alınan yazışmaları Ekim 2020’de yayınlamasıyla başladı.
Bu yazışmalar, Biden ailesinin Ukrayna’da karıştığı yolsuzlukları gözler önüne seriyordu ve başkanlık seçimlerine sadece birkaç hafta kalmıştı.
Seçimlerin seyrini değiştirebilirdi
Bu yazışmalar, Hunter Biden’ın, yönetim kurulunda olduğu Ukraynalı enerji firması Burisma’dan aylık 50 bin dolar maaş aldığını ve şirket hakkında soruşturma yürüten başsavcı Viktor Şokin’i kovması için Ukrayna’ya baskı yaptığını gösteriyordu.
Buna göre Joe Biden da, dönemin Ukrayna Başkanı Petro Poroşenko ve Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un Şokin’i görevden alması için nüfuzunu kullanmıştı.
Biden kanadının sözcüsü Andrew Bates ise, o dönem başkan adayı olan Biden’ın takviminde böyle bir görüşmenin yer almadığını söyleyerek iddiaları reddetmişti.
New York Post, belgeleri nereden buldu?
İddiaya göre söz konusu harddiskin içindeki bilgileri John Paul Mac Isaac adlı bir bilgisayar tamircisi kopyalamıştı. Isaac bu diski kendini Hunter Biden diye tanıtan birinin bıraktığını ama almaya kimsenin gelmediğini öne sürmüştü.
Tamirci kimse gelmeyince dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın kişisel avukatı Rudy Giuliani’nin avukatı Robert Costello’ya ulaşıp belgeleri verdiğini ve FBI’ı da bilgilendirdiğini söylüyor.
Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen New York Post da bu yazışmaları Giuliani’den aldığını savunuyor.
Bütün bu olayların Kasım 2020 seçimlerinden sadece bir ay önce yaşanması özellikle dikkat çekici. Çünkü muhafazakar siyasetçilerin iddiasına göre, “bu bilgiler sansürlenmeseydi seçimin seyrini değiştirebilirdi”.
Trump’ın azil soruşturmasının nedeni de Hunter Biden’dı
Biden ailesinin Ukrayna’da tartışmalı faaliyetlere girişmesi aslında 2014’teki renkli devrime dayanıyor.
O dönem başlayan eylemlerin hızla şiddet olaylarına evrilmesinin ardından Başkan Viktor Yanukoviç görevden alınmış ve yerine Petro Poroşenko getirilmişti.
Ukrayna’nın yakın tarihinin en önemli isimlerinden olan Yanukoviç Rusya’ya, Poroşenko ise ABD’ye yakınlığıyla biliniyordu.
Poroşenko’nun haziran ayında göreve gelmesinden sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Ukrayna’yla “ilişkileri güçlendirmek” için yardımcısı Joe Biden’ı görevlendirdi.
Hunter tam da bu sıralarda Burisma’nın yönetim kuruluna girdi.
2016’da iktidara gelen Trump ise Biden’ın o dönemde görevini kötüye kullandığını ve ABD dış politikasını oğlu ile kendisinin Ukrayna’daki menfaatleri için manipüle ettiğini savunuyor.
2019’da ABD Senatosu’nda başlatılan Trump’a yönelik azil soruşturması da Biden ailesinin Ukrayna ile ilişkilerini konu alıyordu.
Çünkü Trump, soruşturmadan birkaç ay önce Ukrayna başkanı olan Vladimir Zelenski ile telefonda bu konuyu konuşmuştu.
İddiaya göre Trump, söz konusu görüşmede rakibi Joe Biden ve ailesine soruşturma açması karşılığında Ukrayna’ya askeri yardımda bulunacağını söylemişti.
Beyaz Saray ise Trump-Zelenskiy görüşmesinin dökümünü yayınlamış ve görüşmenin askeri yardımlarla ilişkisi olmadığını savunmuştu.
Soruşturmanın ardından Trump senatoda aklanmıştı.
Bütün bunların Twitter ile ne ilgisi var?
New York Post’un Hunter Biden belgelerini yayınladığı Ekim 2020’de Trump’ın sosyal medya hesapları bile henüz engellenmemişti.
Ancak hem Twitter hem de Facebook, haber kuruluşuna yayınladığı Hunter belgeleri yüzünden katı bir sansür uyguladı.
Şirketler haberin paylaşımına kısıtlama getirirken, Twitter’da gazetenin hesabı, “kişisel bilgileri ihlal ettiği gerekçesiyle” donduruldu.
Facebook, bu haberle ilgili “incelemeler yürüttüklerini” söyleyerek nispeten yumuşak bir tavır alırken, Twitter’ın tutumu çok daha sertti.
Gazetenin hesabını 16 gün süreyle kapatan Twitter, haberdeki görselleri ya da haberin bağlantısını paylaşan hesapları bile bloke ediyordu.
Twitter sözcüsü Trenton Kennedy, bu uygulama için “bilgilerin siber saldırı yoluyla elde edilmiş olmasını” gerekçe gösteriyordu.
New York Post ise siber saldırıya karışmadıklarını, bilgileri doğrudan Giuliani’den aldıklarını vurguluyordu.
Belgeler gerçek çıktı
Tartışma ve tepkilerin ardından geri adım atan Twitter temsilcileri, daha sonra “saldırıyla ele geçirilmiş materyaller” politikasını güncellediğini duyurdu ama bu kararı geriye dönük olarak New York Post’a uygulamayacaklarını söyledi.
“Tesadüf” o ki Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının hemen ardından New York Times’ta konuyla ilgili önemli bir haber yayınlandı. Haberde bilgisayarın gerçekten Hunter Biden’a ait olduğu ve içindeki belgelerin de gerçek olduğu belirtiliyordu.
Birçok yorumcu ise New York Times’ın “zamanlamasının manidar olduğuna” dikkat çekiyordu. Bir görüşe göre belgelerin doğru olduğu, tam da Rus askerlerinin Ukrayna’ya girmesinin ardından duyurulduğu için yeterince gündem olamadı. Hatta belki de gündem olamaması için özellikle bu dönemde kabul edildi.
Zaten New York Times’ın haberi yayınlandığında Trump, Twitter ve Facebook’tan çoktan atılmış ve hatta şirketlerin New York Post’a uyguladığı yaptırımlar da unutulmuştu.
Yeni tartışma konusu ise Rus medyasında veya şirketlerinde çalışan kullanıcılara ayrım gözetmeksizin “Rusya’yla ilişkili hesap” etiketinin çakılmasıydı.
Ağustos ayında Joe Rogan’ın Spotify’daki podcast’ine konuk olan Meta CEO’su Mark Zuckerberg de New York Post’a sansür uyguladıklarını kabul etmişti.
Zuckerberg, FBI’ın seçim sonuçlarını etkileyecek dezenformasyona karşı dikkat uyarısı yaptığını ve bu nedenle haberi sansürlediklerini söylemiş ve şunları eklemişti:
“Bu kararın yanlış olduğunu bilmek beni çok rahatsız ediyor. Yapmamamız gereken bir şeyi yaptık, en kötüsü de bu.”
“Twitter Belgeleri”nde neler var?
Musk’ın gazeteci Taibbi’ye verdiği, eski Twitter yönetiminin iç yazışmalarından oluşan belgeler de tam da bu sansür sürecinde şirkette neler yaşandığını gösteriyor.
Bu dosyalardan yola çıkarak 3 Aralık’ta bir dizi tweet atan Taibbi, Twitter’ın son derece serbest bir iletişim amacıyla kurulduğunu ama zamanla güvenlik gerekçesi yüzünden platforma çeşitli kontrol mekanizmalarının eklendiğini söylüyor.
Buna göre finansal dolandırıcılığa karşı geliştirilen uygulamalar zamanla manipülatif bir boyut kazandı. Siyasi odaklardan platformdaki içeriklere müdahale talebi gelmeye ve yöneticiler de bu talepleri karşılamaya başladı.
Taibbi, 2020’ye gelindiğinde, siyasilerden ünlülere ve şirketlere kadar birçok aktörün Twitter’dan paylaşımları silme talebinde bulunmasının rutin hale geldiğini yazdı.
2020 başkanlık yarışı sırasında Biden’ın ekibinin birçok paylaşım linkini kaldırılmak üzere şirkete ilettiğine değinen Taibbi’nin yayınladığı bir ekran görüntüsünde bir şirket çalışanının, “Biden ekibinden incelenecek daha çok şey var” şeklinde bir e-mail attığı ve “Ele alındı” yanıtını aldığı görülüyor.
Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin taleplerde bulunduğunu belirten Taibbi, olumlu karşılananların daha çok Demokrat olduğuna işaret ediyor.
Bütün bunlardan Musk’a ne?
Musk’ın Twitter’a yönelik eleştirilerinin de belli odak noktaları var. Bunlardan biri de Trump’ın ve diğer birçok kullanıcının hesaplarının askıya alınması.
Hatırlarsanız Musk, Twitter’ı satın almayı teklif etmeden hemen önce takipçileri için bir anket açmış ve “Sizce burada ifade özgürlüğüne yeterli önem gösteriliyor mu?” diye sormuştu.
Musk’ın ifade özgürlüğünden ne anladığı tartışılır. Ama görünüşe göre Trump’ın hesabının kapatılması ve New York Post’a uygulanan yaptırımları kendi ifade özgürlüğü anlayışına ters buluyor.
Ayrıca Çin de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında yatırımları olan bir iş adamı. Bu yüzden sıklıkla Rusya ve Çin’in tarafını tutmakla da eleştiriliyor.
Rusya’yı tutan Musk mı, Ukrayna’yı tutan Musk mı?
Bu eleştiriler en çok da milyarderin Rusya-Ukrayna krizine yönelik çözüm önerisiyle dile getirilmeye başladı.
Musk’ın Ukrayna krizi için Twitter hesabından paylaştığı çözüm önerisi şunları içeriyordu:
1) Rusya’nın aldığı bölgelerde BM gözetiminde seçimler yapılsın. Eğer halkın iradesi gitmesinden yanaysa Rusya bölgeleri bıraksın.
2) Kırım, 1783’ten beri olduğu gibi, resmen Rusya’nın parçası olarak kalsın.
2) Ukrayna tarafsız kalsın.
Buna sert tepki gösteren Zelenski de kendi anketini yaptı ve “Hangi Elon Musk’ı daha çok seviyorsunuz?” diye sordu. Seçenekler, “Ukrayna’yı destekleyen” ve “Rusya’yı destekleyen”den ibaretti.
Musk aslında uzay şirketi SpaceX’in Starlink uydu internetini savaşın başında Ukraynalılara ücretsiz sunarak ve gerekli donanımları ülkeye yollayarak Ukrayna’da çok popüler olmuş, bol bol teşekkür toplamıştı.
Ancak bu önerilerinden sonra Ukrayna’yla ipler öyle gerildi ki uydu interneti bile tartışma konusu oldu.
Starlink’in iletişim cihazlarının cephe hattında kesintiye uğradığına ve bölgeyi Rus güçlerinden geri alma çabalarını engellediğine yönelik haberler Batı basınında yer alınca Musk çok öfkelendi ve artık Ukraynalılara bu hizmeti vermeyeceğini ima etti.
Yine de kısa süre sonra bu imalarından geri adım attı ve Ukrayna’ya internet vermeye devam edeceğini açıklayarak mevzuyu tatlıya bağladı.
Musk, Cumhuriyetçi mi? Biden’la neden anlaşamıyor?
Musk’ın Amerikan iç siyasetiyle ilgili yorumları da sıklıkla gündem oluyor.
Trump’ın hesabını geri getirmek için sarf ettiği çaba ve eski başkanın Twitter’a geri dönmeyeceğini söylemesine rağmen çabalarından vazgeçmemesi, milyarderin Trump’a oy vereceği söylentilerine yol açtı.
Aslına bakılırsa, Güney Afrika doğumlu milyarder, ABD’de yükseldiği sıralarda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında denge gözetiyordu.
2002’den bu yana siyasi kampanyalara bir milyon dolardan fazla bağışta bulunmuş, bu paraları da dengeli biçimde iki tarafa da dağıtmıştı.
Biden ve Musk’ın birbirinden pek haz etmediği ise sır değil. Bu durumun arkasında tam olarak ne yatıyor, bilinmez. Ama ikili arasındaki gerginliği en çok yansıtan konu elektrikli araçlar.
Biden elektrikli araçları çok seviyor. Hatta ABD’de satılan araçların yarısının 2030’a kadar elektrikli olmasını istiyor. Bunun için de yılın başından beri sektöre ciddi miktarda yatırım yaptı.
Ancak konuşmalarında ve yatırımlarında Tesla’yı neredeyse görmezden geliyor.
Son olarak Biden, Twitter’da, “Ülke genelinde 500 bin adet elektrikli araç şarj istasyonu kuruyoruz. Büyük Amerika yolculuğu tamamen elektrikli olacak” yazdı. Musk ise bu tweet’e alaycı bir yanıt vererek, “O zaman işe bir Tesla alarak başla” dedi.
We’re building 500,000 electric vehicle charging stations across the country.
The great American road trip will be fully electrified.
— President Biden (@POTUS) December 3, 2022
Trump’ı değil, DeSantis’i işaret ediyor
Musk’ın son dönemde Cumhuriyetçilere yakınsaması yalnızca Biden ile girdiği polemiklerden anlaşılmıyor. Çünkü kendisi de bunu açık açık dile getiriyor.
Geçen ayki ABD ara seçimlerinde Demokrat üstünlüğüyle bitmemesi için Cumhuriyetçileri oy kullanmaya çağırmış, sonra da 2024’teki başkanlık seçimlerinde alacağı tavrı açıklamıştı:
“Geçmişte Demokratlara oy verdim çünkü çoğunlukla iyilik peşindeydiler. Bugün ise bölücülük ve nefret partisi haline geldiler, bu yüzden artık onları destekleyemeyeceğim ve Cumhuriyetçilere oy vereceğim.”
Ama Musk’ın Cumhuriyetçi Parti’de işaret ettiği kişi Trump değil. Milyarderin favori ismi, ara seçimlerde büyük başarı yakalayan Florida Valisi Ron DeSantis.
Musk açıkça DeSantis’i desteklediğini söylüyor. Zaten Florida valisi parti içerisinde de Trump’ın en büyük rakibi olarak görülüyor.
DeSantis’in 2024’te başkan aday adayı olup olmayacağı ise belli değil.
Peki her şey tesadüf mü?
Yazıyı en başa dönerek bitirelim. Beyaz Saray Basın Sekreteri Jean-Pierre, Twitter Belgeleri’nin ilk bölümünün Hunter Biden sansürünü konu almasını “tesadüf” diye nitelemişti.
Ancak bu yazıda sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın en zengin insanı olan Musk’ın bir portresini çizdiğimiz görülebilir.
Bolivya’da Eski Devlet Başkanı Evo Morales’in devrilmesinin üzerine “Kimi istersek onu deviririz” diyen Musk, Çin’den Ukrayna’ya geniş bir coğrafya üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyor.
Bu uğurda oldukça agresif davranırken, karşısına çıkan her türlü “aileye” yönelik çeşitli “tesadüfler” yaratmaktan çekinmeyecektir.
Amerika
SpaceX hisseleri zirveden bu yana yüzde 40 değer kaybetti

Amerikan havacılık ve uzay şirketi SpaceX’in hisseleri, 13 Temmuz Pazartesi günü yapılan işlemlerde yüzde 5,87 düşerek 136,78 dolara kadar geriledi. Haziran ayında gerçekleştirdiği tarihi halka arzın ardından 225,64 dolarla zirveyi gören şirket hisseleri, son gerilemeyle birlikte zirve seviyesinden yaklaşık yüzde 40 değer kaybetmiş oldu. NASDAQ borsasındaki bu düşüşle birlikte hisse fiyatı, 135 dolarlık ilk halka arz fiyatına kadar yaklaştı.
Amerikan havacılık ve uzay şirketi SpaceX’in hisseleri, 13 Temmuz Pazartesi günü düzenlenen seansın en düşük seviyesinde, 10 Temmuz kapanışına kıyasla yüzde 5,87 değer kaybederek 136,78 dolara kadar geriledi. ABD merkezli borsa NASDAQ verilerine göre bu gerileme, şirketin 16 Haziran tarihinde kaydettiği 225,64 dolarlık tarihi zirveden bu yana yaklaşık yüzde 40 oranında bir değer kaybına işaret ediyor. Şirket hisseleri, yaşanan düşüşle birlikte 135 dolarlık ilk halka arz (IPO) fiyat sınırına yaklaştı.
Hisseler, ilgili işlem gününde Moskova saatiyle 21.25 itibarıyla yüzde 5,4 kayıpla 137,4 dolardan işlem görmeyi sürdürdü.
Hisselerdeki düşüş eğiliminde, ABD Federal Havacılık Dairesinin (FAA), SpaceX tarafından geliştirilen en büyük ve en güçlü roket modeli Starship’in 22 Mayıs’ta gerçekleştirilen fırlatmasındaki acil durum ve aksaklıklarla ilgili soruşturmayı tamamladığına yönelik haberler etkili oldu.
CNBC’nin aktardığına göre kurum, şirketin olayla ilgili yürüttüğü incelemenin ardından sunduğu bulguları ve düzeltici önlemleri inceleyerek onayladı.
İnsanları ve kargoları Ay ile Mars’a taşımak ve diğer uzay görevlerini yürütmek üzere geliştirilen çok kullanımlı büyük roket projesi Starship, Elon Musk’ın uzay programının en önemli parçalarından biri olarak kabul ediliyor.
FAA tarafından yapılan açıklamada, onaylanan düzeltici adımların ardından SpaceX’in, tüm güvenlik gerekliliklerini ve lisans koşullarını karşılaması kaydıyla Starship Flight 13 uçuşunun hazırlıklarına başlamasına izin verildiği kaydedildi.
FAA, mayıs ayının sonunda yapılan fırlatma denemesinde yaşanan aksaklığa ilişkin bir açıklama yayımlamıştı. Açıklamada, “Anomali, Super Heavy hızlandırıcısının Amerika Körfezi üzerindeki dönüş manevrası sırasında meydana geldi” ifadesi kullanılmıştı.
ABD makamlarının resmi yazışmalarda Amerika Körfezi olarak adlandırdığı bölge, Meksika Körfezi olarak biliniyor.
Resmi verilere göre hızlandırıcı parçaları, önceden belirlenmiş tehlikeli alan sınırları içerisine düştü. Olay nedeniyle altı uçuş ertelenirken beş uçak da bir süre bekleme modunda kaldı, ancak uçuş rotalarında bir değişikliğe gidilmedi.
Tarihi halka arz süreci
Haziran ayının başında NASDAQ borsasında işlem görmeye başlayan SpaceX hisseleri, açılışta yüzde 25 değer kazanmıştı. Şirket, halka arz kapsamında 555,6 milyon adet hissesini adet başına 135 dolarlık sabit fiyattan satışa sunmuştu.
SpaceX’in halka arzı, finans tarihinin en büyük ilk halka arzı olarak kayıtlara geçti. Şirket başlangıçta 75 milyar dolar topladı, ardından konsorsiyum üyelerinin ek satış opsiyonunu kullanarak 83,3 milyon hisse daha satın almasıyla toplam kaynak tutarı 85,7 milyar dolara ulaştı.
Şirketin kurucusu Elon Musk, çalışanlarına yaptığı açıklamada, halka açılmanın hızlı büyüme evresinde sermaye yaratmak için gerekli olduğunu ifade etmişti. Elde edilen gelirlerin Starship roketlerinin geliştirme sürecini tamamlamak, ticari kullanıma sunmak ve Starlink uydu ağını genişletmek amacıyla kullanılacağı açıklanmıştı.
İngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Musk’ın trilyonerlik unvanı kısa sürdü
Halka arz sonrasında SpaceX’in hisselerindeki yükseliş, Elon Musk’ı dünyanın ilk trilyoneri yapmıştı. Bloomberg, Musk’ın servetini 1,05 trilyon dolar, Forbes ise 1,1 trilyon dolar olarak tahmin etmişti.
Ancak haziran ayının sonlarında hisse fiyatlarında ve şirketin piyasa değerinde başlayan düşüşle birlikte Elon Musk, 12 gün taşıdığı trilyoner unvanını kaybetti.
Bloomberg’in analizine göre düşüşte, SpaceX’in yapay zeka projelerini finanse etmek amacıyla en az 20 milyar dolarlık tahvil ihracına hazırlanması ve yapay zeka girişimi Reflection AI ile bilgi işlem kaynakları sağlamak üzere milyarlarca dolarlık bir anlaşma imzalaması etkili oldu.
S&P Global tarafından yapılan değerlendirmelerde, SpaceX’in en az 2029 yılına kadar gelir elde etmeksizin harcama yapmaya devam edeceği öngörüldü.
SpaceX’in halka arzı Avrupa’dan sermaye kaçışına neden olabilir
Amerika
Trump, Graham’in Rusya yaptırımları paketine onay verecek

ABD Başkanı Donald Trump, hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’in girişimi olan Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketini destekleyecek. Beyaz Saray yetkililerine dayandırılan bilgilere göre, söz konusu paket Rusya’dan petrol, doğalgaz ve uranyum almayı sürdüren ülkelere yüksek gümrük vergileri uygulanmasını öngörüyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in öncülük ettiği Rusya karşıtı yeni yaptırım paketini destekleyeceği bildirildi.
CNN televizyonunun Beyaz Saray’dan bir yetkiliye dayandırdığı haberde, Trump yönetiminin tasarıya onay vermeye hazır olduğu aktarıldı.
Demokrat Senatör Richard Blumenthal ile Graham, 10 Temmuz Cuma günü yaptıkları açıklamada, yürütülen uzun müzakerelerin ardından Beyaz Saray ile uzlaşmaya varıldığını ve yönetimin yaptırım paketini desteklemeye hazır olduğunu duyurmuştu.
ABD Başkanı Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda, yaptırımların uygulanması konusunda başkanlık yetkilerinin geniş tutulması gerektiğini savunarak yasa tasarısını eleştirmişti.
Senato’da oylama hazırlığı
Senato Çoğunluk Lideri John Thune, Beyaz Saray’ın yasa metni üzerinde Graham ile yakın bir çalışma yürüttüğünü belirtti. Thune, Rusya’ya yönelik yaptırım paketinin kabul edilmesinin, Graham’in hayatının son günlerindeki en önemli siyasi önceliği olduğunu ifade etti.
Thune, “Senato’da hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin desteğine ihtiyaç duyulacak ancak bunu başarabileceğimizi umuyorum” dedi.
Senatör Blumenthal ise oylama takvimini belirlemek ve tasarıya öncülük edecek yeni bir Cumhuriyetçi senatör bulmak için Thune ile görüştüğünü açıkladı.
Tasarı, Rusya’dan petrol, doğalgaz ve uranyum ithal eden ülkelere Trump yönetiminin yüksek gümrük vergileri uygulayabilmesini öngörüyor.
Blumenthal, “Bu adım Senatör Graham’in anısına yakışır bir saygı duruşu olmalı ve yasa tasarısı onun onuruna en kısa sürede kabul edilmeli” şeklinde konuştu.
Axios haber sitesinin 11 Temmuz Cumartesi günü Graham ile görüşen bir kaynağa dayandırdığı habere göre, deneyimli siyasetçi vefatından birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni yaptırımların yasalaşması gerektiğini vurguladı.
Lindsey Graham’ın ölümünün ardından halefiyet yarışı başladı
Kaynağın aktardığı bilgilere göre Graham, telefon görüşmesinde kendisini iyi hissetmediğini belirtti. Görüşme sırasında Rusya yaptırımlarının yanı sıra İran ile ilgili konuları ve İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecini tamamlamayı hedeflediğini dile getirdi.
Bu görüşmeden birkaç saat sonra, 71 yaşındaki Graham yaşamını yitirdi. Adli tıp raporunda, ölüm nedeninin aterosklerotik kardiyovasküler hastalıktan kaynaklanan aort yırtılması olduğu saptandı.
Rusya’dan enerji ithal eden aktörleri hedef alan yasa tasarısının mimarlarından olan Graham, daha önce de benzer girişimlerde yer almıştı.
Senatörler, 10 Temmuz Cuma günü tasarı üzerinde Beyaz Saray ile mutabakat sağlandığını bildirmişti. CNN, 13 Temmuz Pazartesi günü yayımladığı haberle Trump’ın projeyi destekleyeceğini teyit etti.
Graham, 2018 yılında da Rusya’ya karşı yaptırımların sertleştirilmesini öngören ve kamuoyunda “cehennemden gelen yaptırımlar” olarak adlandırılan yasa tasarısının ortak yazarlarından biri olmuştu.
Söz konusu tasarı, Rusya’nın egemen borçlanma araçlarına ve ülkenin siber sektörüne yönelik kısıtlamalar getirilmesini içeriyordu.
Amerika
Lindsey Graham’ın ölümünün ardından halefiyet yarışı başladı

ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın haftasonu aniden hayatını kaybetmesi, Güney Carolina’da Cumhuriyetçiler arasında yeni aday belirleme sürecini başlattı. Eyalet Valisi Henry McMaster, kasım ayındaki genel seçime kadar boş kalan koltuğa geçici olarak Graham’ın kız kardeşi Darline Graham Nordone’u atadı. Cumhuriyetçi Parti içindeki asıl adaylık yarışı ise ağustos ayında düzenlenecek özel ön seçimle belirlenecek.
ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın haftasonu aniden hayatını kaybetmesi, Cumhuriyetçi Parti içinde gelecek yıl Senato’da eyaleti temsil edecek halefin kim olacağına yönelik yoğun bir hareketlilik başlattı.
Güney Carolina Valisi Henry McMaster, geçici bir adım atarak boşalan koltuğa, ocak ayına kadar Lindsey Graham’ın kız kardeşi Darline Graham Nordone’u atadı.
Senato koltuğunun tam altı yıllık yeni dönemi için asıl Cumhuriyetçi adayın belirleneceği özel ön seçim ise ağustos ayında düzenlenecek.
Güney Carolina’da Cumhuriyetçi Parti kulislerinde koltuk için Vali Yardımcısı Pamela Evette ile Temsilciler Meclisi üyeleri Russell Fry, Nancy Mace ve Ralph Norman’ın isimleri geçiyor.
Geçen ay düzenlenen ön seçimde Graham’a karşı yarışan iş insanı Mark Lynch de olası adaylar arasında değerlendiriliyor.
Cumhuriyetçi Ulusal Komite Güney Carolina Üyesi Tyson Grinstead, The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Neredeyse bir ay içinde kendimizi bir Senato yarışının ortasında bulacağız” dedi.
Grinstead, adayların eyalet genelinde tanınırlığa, güçlü bir ağa, bağışçıları ve tabanı hızla harekete geçirme kabiliyetine sahip olması gerektiğini vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın müttefiki olan ve Washington’da iki partili uzlaşı arayışlarıyla tanınan Graham’ın ani vefatı, eyalette büyük bir boşluk yarattı.
Bu yıl beşinci dönem için yarışmaya hazırlanan Graham, haziran ayındaki ön seçimi kolayca kazanmıştı.
Ön seçim galibi, kasım ayındaki genel seçimde Demokrat Parti’nin adayı çocuk doktoru Annie Andrews ile karşı karşıya gelecek.
Senato koltuğu için adaylık başvuruları 21-28 Temmuz tarihleri arasında kabul edilecek. Cumhuriyetçi Parti özel ön seçimi 11 Ağustos Salı günü düzenleyecek. İlk turda hiçbir adayın yüzde 50 oy oranına ulaşamaması durumunda, en çok oyu alan iki aday 25 Ağustos Salı günü yapılacak ikinci turda yarışacak.
Güney Carolina merkezli Cumhuriyetçi stratejist Dave Wilson, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, ön seçimi kim kazanırsa kazansın, pusulada Graham’ın ismi olmadan yapılacak genel seçimin Demokratlar için daha elverişli bir zemin sunacağını kaydetti.
Wilson, “Bu durum, eyaletin uzun yıllardır bir Demokratı yeniden Senato’ya göndermeye en çok yaklaştığı an olabilir. Açık bir yarış, Demokratlara kendilerini anlatmak için daha iyi bir fırsat sunacaktır. Graham hayatta olsaydı, eyaletteki gücü ve prestiji nedeniyle ona karşı kazanmak neredeyse imkansız olurdu” dedi.
Wilson, Russell Fry ve Nancy Mace isimlerinin öne çıktığını belirterek, Fry’ın kendi seçim bölgesinde son derece popüler olduğunu, Mace’in ise bu yılki valilik yarışıyla eyalet genelindeki tanınırlığını artırdığını ifade etti.
İki ismin Washington tecrübesine sahip olmasının seçmen nezdinde farklı bir inandırıcılık yarattığını ekledi.
Vali Yardımcısı Pamela Evette’e yakın bir kaynak ise Graham’ın ölüm haberinin alınmasının ardından Evette’e aday olması yönünde yüzlerce telefon geldiğini aktardı.
Kaynağın paylaştığı bilgilere göre Evette şu aşamada yalnızca Graham’ın mirasını onurlandırmaya odaklandı ve adaylık konusunda henüz kesin bir karar vermedi.
Cumhuriyetçi stratejist Tyson Grinstead da tartışmalarda en çok Fry, Evette ve Norman isimlerini duyduğunu, ancak her koşulda koltuğun Cumhuriyetçi Parti’de kalacağına inandığını söyledi.
Buna karşın Güney Carolina’daki parti kurmayları, altı yıllık tam dönem için Graham’ın yerini doldurmanın kolay olmayacağı görüşünde birleşiyor.
Bu seçim döneminde Graham’ın kampanya müdürlüğünü yürüten Cumhuriyetçi stratejist Mark Knoop, “Lindsey Graham’ın bir alternatifi olduğunu düşünmüyorum. O, gerçekten yeri doldurulamaz bir lider ve insandı” değerlendirmesinde bulundu.
Knoop, adaylar hakkında kişisel görüş belirtmek için henüz erken olduğunu kaydetti ancak eyalette son dönemde yaşanan sert ön seçim süreçlerine atıfta bulunarak, “Bu yarışın bizi daha fazla bölmemesini umuyorum” dedi. Graham’ın eyalete her zaman öncelik verdiğini hatırlatan Knoop, yeni senatörün onun eyaleti merkeze alan hizmet anlayışını sürdürmesi gerektiğini ifade etti.
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik









