Amerika
Elon Musk, Hunter Biden, Ukrayna ve bazı ‘tesadüfler’

Elon Musk’ın “Twitter Belgeleri” adıyla yayınladığı iç yazışmaların ABD Başkanı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden ile ilgili olması, Beyaz Saray’ı da meşhur “sosyal medya kavgasının” içine çekti.
Ekim ayında Twitter’ı satın alarak platformun yeni patronu olan Musk’ın, geçen hafta serbest gazeteci Matt Taibbi üzerinden yayınladığı iç yazışmalar, sansür tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Yazışmalar, eski Twitter yönetiminin, Hunter Biden ile ilgili skandal haberleri 2020 ABD seçimleri öncesinde sansürlediğini gösteriyordu.
Son günlerde Julian Assange ve Edward Snowden ile ilgili online anketler açarak dikkat çeken Musk’ın kendisi de yayınladığı iç bu yazışmalarla ifşacılığa soyunmuş durumda. Peki daha ilk ifşasında neden Hunter Biden’ı seçti?
Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, buna “büyük bir tesadüf” diyor. Düzenlediği basın toplantısında Jean-Pierre, “Bunu ilginç bir tesadüf olarak görüyoruz ve dikkat dağıtıcı bir hamle” ifadelerini kullandı.
Gerçekten tesadüf mü?
Jean-Pierre bunu tesadüf olarak görse de Musk, Hunter Biden ile ilgili haberlerden ilk kez bahsetmiyor.
Bilakis, Twitter’ı satın almayı teklif ettikten yalnızca birkaç gün sonra Hunter Biden haberlerinin sansürlenmesinin yanlış olduğunu söylemişti.
Podcast yayıncısı Saagar Enjeti’yle sosyal medya hesabından sohbet eden Musk, 26 Nisan’da Enjeti’ye yanıt olarak yazdığı tweet‘inde şu ifadeleri kullanmıştı:
“Büyük bir gazetenin Twitter hesabını, gerçek bir haber yayınladığı için askıya almak inanılmaz derecede uygunsuzdu.”
Ne sansürü, ne gazetesi?
İki sene hem insanlık hem de gezegen için çok kısa bir zaman dilimi. Ama konu siyaset, hele de dış siyaset olunca büyük skandalların bile unutulmasına yetiyor.
Bu yüzden önce kısaca Hunter Biden’ı ve şu sansür meselesini hatırlayalım.
Joe Biden’ın başı, küçük oğlu Hunter ile yıllardır dertte.
Ağabeyinin 2015’te beyin kanseri nedeniyle ölmesinin ardından yengesiyle beraber olan, kuzeniyle fuhuş pazarlığı yapan, uyuşturucu bağımlısı Hunter, 2019’da Rus uyuşturucu kaçakçılarıyla takılırken sızmış ve bilgisayarını çaldırmıştı.
Aslında Hunter’ın daha önce de bu şekilde 3 bilgisayarını çaldırdığı biliniyordu.
Asıl tartışma ise ABD’nin çok okunan tabloid gazetelerinden New York Post’un Hunter’a ait olduğu iddia edilen bilgisayarlardan birinin bir tamirciye bırakılan harddisk’inden alınan yazışmaları Ekim 2020’de yayınlamasıyla başladı.
Bu yazışmalar, Biden ailesinin Ukrayna’da karıştığı yolsuzlukları gözler önüne seriyordu ve başkanlık seçimlerine sadece birkaç hafta kalmıştı.
Seçimlerin seyrini değiştirebilirdi
Bu yazışmalar, Hunter Biden’ın, yönetim kurulunda olduğu Ukraynalı enerji firması Burisma’dan aylık 50 bin dolar maaş aldığını ve şirket hakkında soruşturma yürüten başsavcı Viktor Şokin’i kovması için Ukrayna’ya baskı yaptığını gösteriyordu.
Buna göre Joe Biden da, dönemin Ukrayna Başkanı Petro Poroşenko ve Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un Şokin’i görevden alması için nüfuzunu kullanmıştı.
Biden kanadının sözcüsü Andrew Bates ise, o dönem başkan adayı olan Biden’ın takviminde böyle bir görüşmenin yer almadığını söyleyerek iddiaları reddetmişti.
New York Post, belgeleri nereden buldu?
İddiaya göre söz konusu harddiskin içindeki bilgileri John Paul Mac Isaac adlı bir bilgisayar tamircisi kopyalamıştı. Isaac bu diski kendini Hunter Biden diye tanıtan birinin bıraktığını ama almaya kimsenin gelmediğini öne sürmüştü.
Tamirci kimse gelmeyince dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın kişisel avukatı Rudy Giuliani’nin avukatı Robert Costello’ya ulaşıp belgeleri verdiğini ve FBI’ı da bilgilendirdiğini söylüyor.
Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen New York Post da bu yazışmaları Giuliani’den aldığını savunuyor.
Bütün bu olayların Kasım 2020 seçimlerinden sadece bir ay önce yaşanması özellikle dikkat çekici. Çünkü muhafazakar siyasetçilerin iddiasına göre, “bu bilgiler sansürlenmeseydi seçimin seyrini değiştirebilirdi”.
Trump’ın azil soruşturmasının nedeni de Hunter Biden’dı
Biden ailesinin Ukrayna’da tartışmalı faaliyetlere girişmesi aslında 2014’teki renkli devrime dayanıyor.
O dönem başlayan eylemlerin hızla şiddet olaylarına evrilmesinin ardından Başkan Viktor Yanukoviç görevden alınmış ve yerine Petro Poroşenko getirilmişti.
Ukrayna’nın yakın tarihinin en önemli isimlerinden olan Yanukoviç Rusya’ya, Poroşenko ise ABD’ye yakınlığıyla biliniyordu.
Poroşenko’nun haziran ayında göreve gelmesinden sonra dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Ukrayna’yla “ilişkileri güçlendirmek” için yardımcısı Joe Biden’ı görevlendirdi.
Hunter tam da bu sıralarda Burisma’nın yönetim kuruluna girdi.
2016’da iktidara gelen Trump ise Biden’ın o dönemde görevini kötüye kullandığını ve ABD dış politikasını oğlu ile kendisinin Ukrayna’daki menfaatleri için manipüle ettiğini savunuyor.
2019’da ABD Senatosu’nda başlatılan Trump’a yönelik azil soruşturması da Biden ailesinin Ukrayna ile ilişkilerini konu alıyordu.
Çünkü Trump, soruşturmadan birkaç ay önce Ukrayna başkanı olan Vladimir Zelenski ile telefonda bu konuyu konuşmuştu.
İddiaya göre Trump, söz konusu görüşmede rakibi Joe Biden ve ailesine soruşturma açması karşılığında Ukrayna’ya askeri yardımda bulunacağını söylemişti.
Beyaz Saray ise Trump-Zelenskiy görüşmesinin dökümünü yayınlamış ve görüşmenin askeri yardımlarla ilişkisi olmadığını savunmuştu.
Soruşturmanın ardından Trump senatoda aklanmıştı.
Bütün bunların Twitter ile ne ilgisi var?
New York Post’un Hunter Biden belgelerini yayınladığı Ekim 2020’de Trump’ın sosyal medya hesapları bile henüz engellenmemişti.
Ancak hem Twitter hem de Facebook, haber kuruluşuna yayınladığı Hunter belgeleri yüzünden katı bir sansür uyguladı.
Şirketler haberin paylaşımına kısıtlama getirirken, Twitter’da gazetenin hesabı, “kişisel bilgileri ihlal ettiği gerekçesiyle” donduruldu.
Facebook, bu haberle ilgili “incelemeler yürüttüklerini” söyleyerek nispeten yumuşak bir tavır alırken, Twitter’ın tutumu çok daha sertti.
Gazetenin hesabını 16 gün süreyle kapatan Twitter, haberdeki görselleri ya da haberin bağlantısını paylaşan hesapları bile bloke ediyordu.
Twitter sözcüsü Trenton Kennedy, bu uygulama için “bilgilerin siber saldırı yoluyla elde edilmiş olmasını” gerekçe gösteriyordu.
New York Post ise siber saldırıya karışmadıklarını, bilgileri doğrudan Giuliani’den aldıklarını vurguluyordu.
Belgeler gerçek çıktı
Tartışma ve tepkilerin ardından geri adım atan Twitter temsilcileri, daha sonra “saldırıyla ele geçirilmiş materyaller” politikasını güncellediğini duyurdu ama bu kararı geriye dönük olarak New York Post’a uygulamayacaklarını söyledi.
“Tesadüf” o ki Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının hemen ardından New York Times’ta konuyla ilgili önemli bir haber yayınlandı. Haberde bilgisayarın gerçekten Hunter Biden’a ait olduğu ve içindeki belgelerin de gerçek olduğu belirtiliyordu.
Birçok yorumcu ise New York Times’ın “zamanlamasının manidar olduğuna” dikkat çekiyordu. Bir görüşe göre belgelerin doğru olduğu, tam da Rus askerlerinin Ukrayna’ya girmesinin ardından duyurulduğu için yeterince gündem olamadı. Hatta belki de gündem olamaması için özellikle bu dönemde kabul edildi.
Zaten New York Times’ın haberi yayınlandığında Trump, Twitter ve Facebook’tan çoktan atılmış ve hatta şirketlerin New York Post’a uyguladığı yaptırımlar da unutulmuştu.
Yeni tartışma konusu ise Rus medyasında veya şirketlerinde çalışan kullanıcılara ayrım gözetmeksizin “Rusya’yla ilişkili hesap” etiketinin çakılmasıydı.
Ağustos ayında Joe Rogan’ın Spotify’daki podcast’ine konuk olan Meta CEO’su Mark Zuckerberg de New York Post’a sansür uyguladıklarını kabul etmişti.
Zuckerberg, FBI’ın seçim sonuçlarını etkileyecek dezenformasyona karşı dikkat uyarısı yaptığını ve bu nedenle haberi sansürlediklerini söylemiş ve şunları eklemişti:
“Bu kararın yanlış olduğunu bilmek beni çok rahatsız ediyor. Yapmamamız gereken bir şeyi yaptık, en kötüsü de bu.”
“Twitter Belgeleri”nde neler var?
Musk’ın gazeteci Taibbi’ye verdiği, eski Twitter yönetiminin iç yazışmalarından oluşan belgeler de tam da bu sansür sürecinde şirkette neler yaşandığını gösteriyor.
Bu dosyalardan yola çıkarak 3 Aralık’ta bir dizi tweet atan Taibbi, Twitter’ın son derece serbest bir iletişim amacıyla kurulduğunu ama zamanla güvenlik gerekçesi yüzünden platforma çeşitli kontrol mekanizmalarının eklendiğini söylüyor.
Buna göre finansal dolandırıcılığa karşı geliştirilen uygulamalar zamanla manipülatif bir boyut kazandı. Siyasi odaklardan platformdaki içeriklere müdahale talebi gelmeye ve yöneticiler de bu talepleri karşılamaya başladı.
Taibbi, 2020’ye gelindiğinde, siyasilerden ünlülere ve şirketlere kadar birçok aktörün Twitter’dan paylaşımları silme talebinde bulunmasının rutin hale geldiğini yazdı.
2020 başkanlık yarışı sırasında Biden’ın ekibinin birçok paylaşım linkini kaldırılmak üzere şirkete ilettiğine değinen Taibbi’nin yayınladığı bir ekran görüntüsünde bir şirket çalışanının, “Biden ekibinden incelenecek daha çok şey var” şeklinde bir e-mail attığı ve “Ele alındı” yanıtını aldığı görülüyor.
Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin taleplerde bulunduğunu belirten Taibbi, olumlu karşılananların daha çok Demokrat olduğuna işaret ediyor.
Bütün bunlardan Musk’a ne?
Musk’ın Twitter’a yönelik eleştirilerinin de belli odak noktaları var. Bunlardan biri de Trump’ın ve diğer birçok kullanıcının hesaplarının askıya alınması.
Hatırlarsanız Musk, Twitter’ı satın almayı teklif etmeden hemen önce takipçileri için bir anket açmış ve “Sizce burada ifade özgürlüğüne yeterli önem gösteriliyor mu?” diye sormuştu.
Musk’ın ifade özgürlüğünden ne anladığı tartışılır. Ama görünüşe göre Trump’ın hesabının kapatılması ve New York Post’a uygulanan yaptırımları kendi ifade özgürlüğü anlayışına ters buluyor.
Ayrıca Çin de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanında yatırımları olan bir iş adamı. Bu yüzden sıklıkla Rusya ve Çin’in tarafını tutmakla da eleştiriliyor.
Rusya’yı tutan Musk mı, Ukrayna’yı tutan Musk mı?
Bu eleştiriler en çok da milyarderin Rusya-Ukrayna krizine yönelik çözüm önerisiyle dile getirilmeye başladı.
Musk’ın Ukrayna krizi için Twitter hesabından paylaştığı çözüm önerisi şunları içeriyordu:
1) Rusya’nın aldığı bölgelerde BM gözetiminde seçimler yapılsın. Eğer halkın iradesi gitmesinden yanaysa Rusya bölgeleri bıraksın.
2) Kırım, 1783’ten beri olduğu gibi, resmen Rusya’nın parçası olarak kalsın.
2) Ukrayna tarafsız kalsın.
Buna sert tepki gösteren Zelenski de kendi anketini yaptı ve “Hangi Elon Musk’ı daha çok seviyorsunuz?” diye sordu. Seçenekler, “Ukrayna’yı destekleyen” ve “Rusya’yı destekleyen”den ibaretti.
Musk aslında uzay şirketi SpaceX’in Starlink uydu internetini savaşın başında Ukraynalılara ücretsiz sunarak ve gerekli donanımları ülkeye yollayarak Ukrayna’da çok popüler olmuş, bol bol teşekkür toplamıştı.
Ancak bu önerilerinden sonra Ukrayna’yla ipler öyle gerildi ki uydu interneti bile tartışma konusu oldu.
Starlink’in iletişim cihazlarının cephe hattında kesintiye uğradığına ve bölgeyi Rus güçlerinden geri alma çabalarını engellediğine yönelik haberler Batı basınında yer alınca Musk çok öfkelendi ve artık Ukraynalılara bu hizmeti vermeyeceğini ima etti.
Yine de kısa süre sonra bu imalarından geri adım attı ve Ukrayna’ya internet vermeye devam edeceğini açıklayarak mevzuyu tatlıya bağladı.
Musk, Cumhuriyetçi mi? Biden’la neden anlaşamıyor?
Musk’ın Amerikan iç siyasetiyle ilgili yorumları da sıklıkla gündem oluyor.
Trump’ın hesabını geri getirmek için sarf ettiği çaba ve eski başkanın Twitter’a geri dönmeyeceğini söylemesine rağmen çabalarından vazgeçmemesi, milyarderin Trump’a oy vereceği söylentilerine yol açtı.
Aslına bakılırsa, Güney Afrika doğumlu milyarder, ABD’de yükseldiği sıralarda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında denge gözetiyordu.
2002’den bu yana siyasi kampanyalara bir milyon dolardan fazla bağışta bulunmuş, bu paraları da dengeli biçimde iki tarafa da dağıtmıştı.
Biden ve Musk’ın birbirinden pek haz etmediği ise sır değil. Bu durumun arkasında tam olarak ne yatıyor, bilinmez. Ama ikili arasındaki gerginliği en çok yansıtan konu elektrikli araçlar.
Biden elektrikli araçları çok seviyor. Hatta ABD’de satılan araçların yarısının 2030’a kadar elektrikli olmasını istiyor. Bunun için de yılın başından beri sektöre ciddi miktarda yatırım yaptı.
Ancak konuşmalarında ve yatırımlarında Tesla’yı neredeyse görmezden geliyor.
Son olarak Biden, Twitter’da, “Ülke genelinde 500 bin adet elektrikli araç şarj istasyonu kuruyoruz. Büyük Amerika yolculuğu tamamen elektrikli olacak” yazdı. Musk ise bu tweet’e alaycı bir yanıt vererek, “O zaman işe bir Tesla alarak başla” dedi.
We’re building 500,000 electric vehicle charging stations across the country.
The great American road trip will be fully electrified.
— President Biden (@POTUS) December 3, 2022
Trump’ı değil, DeSantis’i işaret ediyor
Musk’ın son dönemde Cumhuriyetçilere yakınsaması yalnızca Biden ile girdiği polemiklerden anlaşılmıyor. Çünkü kendisi de bunu açık açık dile getiriyor.
Geçen ayki ABD ara seçimlerinde Demokrat üstünlüğüyle bitmemesi için Cumhuriyetçileri oy kullanmaya çağırmış, sonra da 2024’teki başkanlık seçimlerinde alacağı tavrı açıklamıştı:
“Geçmişte Demokratlara oy verdim çünkü çoğunlukla iyilik peşindeydiler. Bugün ise bölücülük ve nefret partisi haline geldiler, bu yüzden artık onları destekleyemeyeceğim ve Cumhuriyetçilere oy vereceğim.”
Ama Musk’ın Cumhuriyetçi Parti’de işaret ettiği kişi Trump değil. Milyarderin favori ismi, ara seçimlerde büyük başarı yakalayan Florida Valisi Ron DeSantis.
Musk açıkça DeSantis’i desteklediğini söylüyor. Zaten Florida valisi parti içerisinde de Trump’ın en büyük rakibi olarak görülüyor.
DeSantis’in 2024’te başkan aday adayı olup olmayacağı ise belli değil.
Peki her şey tesadüf mü?
Yazıyı en başa dönerek bitirelim. Beyaz Saray Basın Sekreteri Jean-Pierre, Twitter Belgeleri’nin ilk bölümünün Hunter Biden sansürünü konu almasını “tesadüf” diye nitelemişti.
Ancak bu yazıda sadece ABD’nin değil, tüm dünyanın en zengin insanı olan Musk’ın bir portresini çizdiğimiz görülebilir.
Bolivya’da Eski Devlet Başkanı Evo Morales’in devrilmesinin üzerine “Kimi istersek onu deviririz” diyen Musk, Çin’den Ukrayna’ya geniş bir coğrafya üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyor.
Bu uğurda oldukça agresif davranırken, karşısına çıkan her türlü “aileye” yönelik çeşitli “tesadüfler” yaratmaktan çekinmeyecektir.
Amerika
ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.
ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.
Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.
DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.
Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.
Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.
Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.
Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.
Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.
McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.
McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.
McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.
Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.
Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.
Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.
Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.
The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.
Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.
The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.
Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.
Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.
Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.
İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.
Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.
ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.
Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.
Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.
Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.
Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.
Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.
Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.
Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.
Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.
Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.
Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.
Amerika
ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.
ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.
Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.
Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.
Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.
Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.
Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.
Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.
Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.
Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.
Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı
Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.
Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.
Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.
Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.
Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.
Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.
Amerika
Signal yazışmalarında şirket sırrı şüphesi OpenAI çalışanlarını işten etti

OpenAI, yapay zeka modellerinin iç yapısına dair gizli bilgileri harici bir uzmanla paylaştıklarından şüphelendiği üç araştırmacısını işten çıkardı. İncelemede çalışanların kişisel telefonlarındaki Signal yazışmalarında kaybolan mesaj özelliğini kullandığı belirlendi.
Yapay zeka devi OpenAI’ın güvenlik birimi, üç araştırmacısının kişisel telefonlarını incelemeye alarak mesajlaşma uygulaması Signal üzerindeki yazışmalarını denetledi.
Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin araştırmacılara ve şirket açıklamalarına dayandırdığı haberine göre, bazı yazışmalarda kaybolan mesaj özelliğinin açık olduğu saptandı.
Söz konusu incelemenin ardından Tomek Korbak, Mikita Balesni ve Jasmine Wang, ekim ayı başında aynı anda yeni toplantılara çağrılarak görevden çıkarıldı.
Şirket yönetimi, üç araştırmacının yapay zeka modellerinin iç mimarisine dair en sıkı korunan şirket sırlarını sızdırdığından şüpheleniyordu. Yazışmaların yapay zeka güvenliği alanında çalışan harici bir uzmanla yürütüldüğü belirlendi.
İşten çıkarma gerekçesi gizli bilgi ihlali olarak açıklandı
Korbak, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede şirket yönetiminin tavrını aktardı: “Yetkisiz kanallar üzerinden üçüncü tarafla iletişime geçtiğim gerekçesiyle güven ilişkisinin zedelendiği söylendi.”
Korbak ve Balesni, yöneticilerin kaybolan mesaj kullanımını işten çıkarma gerekçeleri arasında saydığını dile getirdi. OpenAI cephesi ise Signal uygulamasının onaylı iletişim kanalı olmadığını doğruladı ancak kararın sadece bu uygulamanın kullanımıyla sınırlı kalmadığını bildirdi.
WSJ’ye açıklama yapan OpenAI yetkilileri, iç soruşturmanın gizli bilgilerin kullanımına dair şirket kurallarının çiğnendiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Şirket, işten çıkarma kararlarının güvenlik kaygılarının dile getirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını savundu.
Buna karşılık araştırmacılar şirket sırlarını dışarı aktardıkları yönündeki suçlamaları reddediyor. Eski çalışanlar, kendilerine iddia edilen ihlallere dair herhangi bir yazılı açıklama iletilmediğini söylüyor.
Modellerin karar adımları araştırmacıları böldü
WSJ’nin aktardığına göre görevden alınan araştırmacılar, modellerin problem çözme aşamalarındaki ara adımlara dair daha az kayıt tuttuğu yeni mimarilere karşı çıkıyordu. Araştırmacılar, bu kayıtların azalmasının yapay zekanın tehlikeli davranışlarını tespit etmeyi zorlaştıracağını savunuyordu.
Balesni, bu konudaki öneriyi harici araştırmacı Ryan Greenblatt ile şirket sırlarını dışarıda bırakarak tartıştığını ve bu görüşmeyi OpenAI’ın izniyle yürüttüğünü ifade etti.
İşten çıkarılan çalışanlar, yaşanan bu sürecin şirket içindeki diğer araştırmacıları bağımsız uzmanlarla temas kurmaktan çekinir hale getireceğinden endişe ediyor. OpenAI ise bağımsız kuruluşlarla işbirliğini sürdürdüğünü belirtiyor.
OpenAI cephesinde çalışan hareketliliği ve fikri mülkiyet tartışmaları başka dosyalara da yansıyor. Şirket, bir eski çalışanını Apple’a geçmeden önce 100 dosya çalmakla suçlamıştı.
Şirket içindeki risk tartışmaları açık mektupla gündeme geldi
Ekim ayı başında Reuters, işten çıkarma gerekçelerine itiraz eden araştırmacıların kaleme aldığı açık mektuba şirketin verdiği yanıtı aktarmıştı. Araştırmacılar mektupta, sürecin etrafındaki belirsizliğin kurum içindeki riskleri açıkça tartışma kültürünü zedeleyebileceği uyarısını yapmıştı.
OpenAI yönetimi mektuba verdiği yanıtta kurum içi diyaloğu savundu: “OpenAI bünyesinde güvenlik ve araştırma tartışmaları her gün yapılıyor; bu tartışmalar genellikle canlı ve son derece eleştirel geçiyor. Bu müzakereleri teşvik ediyoruz ve doğru kararlar almak için gerekli görüyoruz. Çalışanlarımızdan hiçbirini soru işaretlerini dile getirdikleri için işten çıkarmadık, çıkarmıyoruz.”
Yapay zeka modellerinin denetimi ve güvenliği konusundaki tartışmalar, temmuz ayında OpenAI modellerinin Hugging Face platformuna yönelik gerçekleştirdiği test saldırısıyla daha da alevlenmişti. Şirket verilerine göre modeller birden fazla açığı birleştirerek internete erişmiş ve ele geçirilen kimlik bilgilerini kullanarak platformun sistemlerine sızmıştı.
OpenAI, yaşanan bu hadisenin ardından güvenlik önlemlerini artırdığını ve test prosedürlerini yeniden düzenlediğini duyurmuştu.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi










