Bizi Takip Edin

Diplomasi

Endonezya’ya ‘yeni sömürgeci’ hücum: AB nikele göz dikti

Yayınlanma

AB, Trump’lı ABD’nin dünya dengelerini altüst etmesiyle birlikte özellikle Asya, Afrika ve Latin Amerika ile iktisadi ilişkileri geliştirmek üzere düğmeye basmış durumda.

Brüksel, Endonezya ile bir serbest ticaret anlaşması imzalanmasını hızlandırmak için ABD’nin son dönemde uyguladığı aşırı gümrük vergilerini kullanmaya çalışıyor zira yüzde 32’lik gümrük vergisi oranıyla Endonezya özellikle ağır bir darbe alacak.

Avrupa Parlamentosu (AP) Ticaret Komitesi Başkanı Alman SPD üyesi Bernd Lange’ye göre bunun ülke üzerinde “birçok olumsuz etkisi” olacak.

ABD’nin gümrük vergilerinden zarar gören AB de, şimdi “güvenilir ortaklarla” serbest ticaret anlaşmaları ağını genişletmek istiyor; diğer şeylerin yanı sıra Brüksel’in aklında Cakarta ile uzun zamandır planlanan anlaşma var.

Dünyanın en büyük dördüncü nüfusuna sahip ülke olan Endonezya, özellikle yıllardır yükselişte olduğu ve 2050 yılına kadar dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olacağı tahmin edildiği için cazip bir pazar.

Endonezya, işlenmemiş nikel ihracatını yasaklayarak elektrikli otomobil bataryaları için değer zincirinin büyüyen kısımlarını yerelleştirmeyi başarmıştı. AB, Cakarta’yı gelecekte ham nikel ihraç etmeye zorlamak istiyor.

Endonezya’nın büyük potansiyeli: Almanya’yı yerinden edebilir

Goldman Sachs tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, dünyanın en büyük dördüncü nüfusuna (şu anda 282 milyon kişi) sahip olan Endonezya, 2050 yılına kadar dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olacak ve beşinci sıradaki Almanya’yı yerinden edecek.

Goldman Sachs böylece, 2017 yılında Endonezya’nın 2050 yılına kadar Japonya’nın yerini alarak ilk beş küresel ekonomiden biri olacağını öngören danışmanlık firması PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) daha önceki tahminlerini teyit ediyor.

PwC’ye göre Çin 2050’de ikinci sıradaki ABD’nin, üçüncü sıradaki Hindistan’ın, dördüncü sıradaki Endonezya’nın ve beşinci sıradaki Almanya’nın önünde zirvede yer alacak.

Goldman Sachs da şimdi 2050 yılı için aynı sıralamayı öngörüyor. Rapora göre Endonezya sadece Almanya’yı değil, Brezilya ve Rusya gibi ülkeleri de geride bırakacak.

Endonezya’nın yükselişinde genç ve dinamik nüfusunun yanı sıra gelişen Asya pazarının ortasındaki stratejik konumu da etkili olacak.

Hatta Almanya daha da gerilere düşebilir. Goldman Sachs’ın çalışması Alman ekonomisi 2023 yılında inişe geçmeden önce tamamlanmış. Yazarların 2024’ten 2029’a kadar ortalama yüzde 1,2’lik bir büyüme öngördükleri varsayımına ulaşmak pek mümkün olmayacağı için tahminler bu haliyle bile fazlasıyla iyimser.

Endonezya’nın AB’den tekstil pazarı beklentisi

Endonezya’nın hızla artan iktisadi önemini göz önünde bulunduran AB, yıllardır bu ülkeyle bir serbest ticaret anlaşması imzalamak için çaba sarf ediyor.

AB’nin 2009 yılında Endonezya’nın da üyesi olduğu Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ile serbest ticaret anlaşması imzalama girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Brüksel, 2016 yılında Cakarta ile Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması (CEPA) için ikili müzakerelere başladı.

Endonezya, diğer hususların yanı sıra, tekstil endüstrisi için daha iyi satış fırsatları yaratmak amacıyla bu anlaşmayla ilgileniyor. Endonezya’nın Ekonomik İşlerden Sorumlu Koordinasyon Bakanı Airlangga Hartarto, kısa bir süre önce AB’nin tekstil ürünlerine yönelik küresel pazar talebinin yaklaşık %30’unu oluşturduğunu, bunun da yaklaşık %15’lik paya sahip ABD’nin ve daha küçük pazar paylarına sahip diğer ülkelerin önünde yer aldığını açıklamıştı.

Bu nedenle AB ile anlaşma Cakarta’nın özel ilgi alanına giriyor. Örneğin AB ile serbest ticaret anlaşması 2020 yılında yürürlüğe giren Vietnam, tekstil ihracatını yüzde 50 oranında artırmayı başardı.

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič kısa süre önce AB’nin Endonezya ile anlaşmaya olan ilgisinin artmasının nedeni olarak mevcut “tarife savaşlarını”, yani Trump yönetiminin gümrük vergilerini işaret etti ve bunun da yeni ticaret ortakları arayışını tetiklediğini söyledi.

AB’nin yeni sömürgeci modeli

Her iki taraf da serbest ticaret anlaşmasını 2025 yılının ilk yarısında tamamlamak istiyor.

Hâlâ çözüme bağlanamamış anlaşmazlık noktaları arasında Endonezya’nın devasa nikel yataklarıyla nasıl başa çıkılacağı sorusu da yer alıyor.

Yıllar önce Endonezya, değer zincirinde yukarıya doğru ilerlemek için işlenmemiş nikel ihracatını yasaklamıştı. Bunun sonucunda Çinli şirketler Güneydoğu Asya ülkesine yatırım yaparak burada sadece kendi nikel işleme tesislerini kurmakla kalmadı, aynı zamanda elektrikli otomobil bataryaları için yerel olarak anot üretmeye başladı.

Bunu yaparak Endonezya’nın hammadde yataklarını geliştirme ve kendi sanayileşmesini ilerletmek amacıyla kendisini elektrikli otomobil üretimi için bir yer olarak kurma çabalarına yanıt veriyorlar.

Öte yandan, her zaman daha yoksul ülkelerin kalkınmasını teşvik etmek istediğini iddia eden AB, ülkeyi Avrupa’ya işlenmemiş nikel ihraç etmeye zorlamak ve böylece katma değeri kendisi için güvence altına almak amacıyla 2021 yılında Endonezya’ya karşı bir DTÖ davası açtı.

DTÖ Endonezya’nın ve dolayısıyla sanayileşmesinin aleyhine karar verdi. Geçen aralık ayında EUObserver’da yayınlanan bir yoruma göre AB, Endonezya’nın kalkınmasını engelleyen “yeni sömürgeci bir ekstraktivizm modeli” dayatmakla tehdit ediyor.

Hammadde piyasasının serbestleştirilmesi AB-Endonezya CEPA müzakerelerinde Brüksel’in en önemli taleplerinden biri.

AB’nin talepleri arasında enerji ve hammadde faslında, hammaddelere uygulanan tüm ihracat vergilerinin kaldırılması da dahil olmak üzere Endonezya’nın ihracat kısıtlamalarını yasaklayan hükümler hedefte.

Bu arada, AB ticaret kuralları konusunda Endonezya ile mücadele ederken, Çin bu fırsatı değerlendirdi. Endonezya nikel sektörüne şimdiden milyarlarca dolar yatırım yaptı.

2024’te Endonezya’nın batarya sınıfı nikel üretiminin yüzde 80 ila 82’sinin çoğunluğu Çin’e ait üreticilerden geldiği tahmin ediliyor.

Trump’ın vergileri, AB’nin Cakarta’ya baskıyı artırmasını sağlayabilir

Trump yönetimi tarafından geçtiğimiz çarşamba günü uygulamaya konulan yeni gümrük vergileri, AB’nin Endonezya üzerindeki baskısını artırmasına yardımcı olabilir.

Washington, ülkeye yüzde 32’lik genel bir gümrük vergisi oranı uyguladı. ABD’nin yüzde 9’luk payla Çin’den (yüzde 25,1) sonra Endonezya’nın ikinci en önemli müşterisi olması ve Japonya (yüzde 8) ve Hindistan’ın (yüzde 7,8) önünde yer alması nedeniyle bu durum ağır bir yük oluşturuyor.

Lange de bu fırsata işaret ederek, ABD’nin gümrük vergilerinin Brüksel’i “güvenilir ortaklarla” serbest ticaret anlaşmaları ağını daha da genişletmeye teşvik ettiğini söylüyor.

Lange, müzakereleri ilerletmek için bu hafta ya da önümüzdeki hafta Cakarta’ya gideceğini açıkladı ve AB ile Endonezya arasındaki Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının (CEPA) bu yıl içerisinde “kesinlikle sonuçlandırılması” gerektiğini savundu.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English