Bizi Takip Edin

Diplomasi

Financial Times: İran, nükleer silah teknolojisi için Rusya’nın kapısını çaldı

Yayınlanma

Financial Times’ın ele geçirdiği belgelere dayanan araştırmasına göre, İran’ın nükleer bomba programıyla bağlantılı bilim insanları geçen yıl Rusya’yı gizlice ziyaret etti. Heyetin radarında, nükleer bomba denemelerinde kullanılan çift amaçlı teknoloji ve bomba gücünü artıran trityum izotopu vardı.

Financial Times gazetesinin, editörlerin eline geçen mektuplara, seyahat belgelerine ve İran ile Rusya şirketlerinin kayıtlarına dayandırdığı kapsamlı araştırmasına göre, İran’ın nükleer bomba programıyla bağlantılı bilim insanları geçen yıl Rusya’daki ilgili bilimsel araştırma kurumlarını ziyaret etti.

Ziyaret sırasında İranlılar, nükleer bomba denemelerinde kullanılan çift amaçlı teknolojiyle ilgilendi ve bir aracı üzerinden, daha güçlü nükleer başlıklar üretmeyi sağlayan bir izotopun Rusya’dan satın alınmasını görüştü.

Gazetenin verilerine göre gizli ziyaret, tam bir yıl önce, 4 Ağustos 2024’te gerçekleşti. Beş kişilik heyetin başında, Batılı yetkililere göre SİAK’a (Savunma İnovasyon ve Araştırma Kurumu) çalışan 43 yaşındaki İranlı nükleer bilimci Ali Kalvand bulunuyordu.

ABD, bu gizli askeri araştırma kurumunu “İran’ın 2004 öncesi nükleer silah programının doğrudan devamı” olarak nitelendiriyor.

Kalvand’a, SİAK için tedarik hizmetleri sağladığı gerekçesiyle ABD yaptırımları altında olan İranlı danışmanlık şirketi DamavandTec çalışanları ve İran askeri karşı istihbaratından bir temsilci eşlik ediyordu.

FT‘nin ulaştığı bir başka belge ise DamavandTec tarafından geçen yıl mayıs ayında bir Rus tedarikçiye gönderilen ve trityum da dahil olmak üzere çeşitli izotopların satın alınmasını talep eden bir mektuptu.

Trityum, barışçıl amaçlarla kullanılabilse de nükleer başlıkların gücünü artırmak için de kullanılabiliyor ve uluslararası yayılmayı önleme kuralları tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediliyor.

İran’ın ‘kasıtlı muğlaklık’ stratejisi

Son dönemde Batılı hükümetler, İranlı bilim insanlarının faaliyetlerde bulunduğunu, özellikle de yurtdışından nükleer teknoloji satın alma girişimlerde bulunduğunu iddia ediyor.

Mayıs ayında ABD, SİAK’a yeni yaptırımlar uygulayarak kurumun “nükleer silahlara ve nükleer silah fırlatma sistemlerine uygulanabilir çift amaçlı araştırma ve geliştirme faaliyetleri” yürüttüğü uyarısında bulunmuştu.

İran’ın nükleer faaliyetlerini izleyen uzmanlar, Tahran’ın stratejisinin uzun süredir kasıtlı bir muğlaklığa dayandığını öne sürüyor. Bu yaklaşım, Tahran’ın bir gün bomba yapmaya karar vermesi durumunda işe yarayabilecek teknik bilgiyi bilimsel araştırmalar yoluyla geliştirirken, yayılmayı önleme normlarının bariz ihlallerinden kaçınmasına olanak tanıyor.

Şu anda kâr amacı gütmeyen Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nü yöneten, İran’ın nükleer programı uzmanı David Albright, “Bu tür araştırmalar, İran’ın nükleer silah programı olmadığını iddia etmesine olanak tanıyordu,” diye konuştu.

İran, Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer silah kullanımını yasaklayan dini fetvasına atıfta bulunarak nükleer silah peşinde olduğunu sürekli olarak reddetti ve nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savundu. Rusya’nın resmi tutumu ise her zaman İran’ın nükleer bombasına karşı çıkmak yönündeydi.

FT‘nin elde ettiği belgelerde, İran heyetinin Rusya’da hangi teknoloji veya teknik bilgiyi aradığı belirtilmiyor. Fakat çok sayıda yayılmayı önleme uzmanı, delegelerin özgeçmişlerinin, görüştükleri Rus şirketlerinin profilinin ve seyahatleri sırasında kullandıkları hilelerin şüphe uyandırdığını belirtiyor.

Ocak 2025’e kadar ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin yayılmayı önlemeden sorumlu kıdemli direktörü olarak görev yapan Pranay Vaddi, “Ruslar ister bileşen ister teknoloji paylaşsın, SİAK bunu özellikle nükleer silah çalışmaları için kullanacak bir kurumdur,” değerlendirmesinde bulundu.

İngiltere Savunma Bakanlığının eski nükleer mühendisi ve şu anda James Martin Yayılmayı Önleme Araştırmaları Merkezi’nin (CNS) Washington şubesinin başkanı olan Ian Stewart da aynı fikirde:

“Bu ziyaretler için masum açıklamalar olabilirse de mevcut bilgilerin toplamı, İran Nükleer Enerji Merkezi’nin Rus uzmanlığından yararlanarak nükleer silahlarla ilgili bilgi ve becerilerini sürdürmeye çalıştığı ihtimaline işaret ediyor.”

Heyette kimler vardı?

Gazetenin incelediği yazışmalara göre, 2024’ün başlarında İranlı nükleer bilimci Kalvand, İran Savunma Bakanlığından DamavandTec şirketi aracılığıyla Moskova’ya gizli bir ziyaret yapma teklifi aldı.

Mayıs 2024’te, akıcı Rusça konuşan ve Kiev Politeknik Enstitüsü’nden nükleer fizik diploması olan Kalvand, 78 yaşındaki Rus bilim insanı Oleg Maslennikov’dan bir mektup aldı. Mektupta Kalvand ve dört arkadaşına, Maslennikov’un Moskova’daki şirketlerinden birine resmi bir ziyaret teklif ediliyordu.

Kalvand, cevabında Maslennikov’a ziyaret sırasında “elektronik cihazların geliştirilmesinin teknik ve üretim yönlerini tartışmak ve üzerinde anlaşmak” ve “bilimsel işbirliğini genişletmenin genel olası yollarını değerlendirmek” istediğini yazdı.

FT‘nin eline İran heyeti üyelerinin pasaport kopyaları da geçti. Pasaportlardan biri, daha önce SİAK ile bağlantıları nedeniyle 2019’da ABD tarafından yaptırım uygulanan Paradise Medical Pioneers şirketinin genel müdürlüğünü yapmış olan 48 yaşındaki Cevad Kasımi adına düzenlenmişti.

İran şirket kayıtlarına göre Kasımi, geçmişte ve günümüzde yönetici pozisyonlarında bulunarak en az beş SİAK yetkilisi veya ABD yaptırımı altındaki şirketle bağlantılı. Kasımi şu anda nükleer güvenlik ve radyasyon testi ekipmanları tedarik eden ve mevcut ve eski yöneticileri aracılığıyla SİAK ve İslam Devrimi Muhafızları Ordusu ile çok sayıda bağlantısı olan İranlı Imen Gostar Raman Kish şirketinin de genel müdürü.

Kasımi’nin şirketteki selefi, Devrim Muhafızları generali Hüseyin Ali Ağa Dadi idi. Dadi ayrıca, İran’ın Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra üretim teknolojisini Rusya’ya devrettiği Şahid modelinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere, İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı programlarından sorumlu şirketlerde yönetici pozisyonlarında bulunmuştu.

İkinci pasaport, yetkililere göre Batı istihbaratı tarafından SİAK’ın önde gelen bir araştırmacısı olarak bilinen Ruhullah Azimirad adına düzenlenmişti.

Azimirad aynı zamanda, İran Savunma Bakanlığının kontrolü altında olduğu için AB ve İngiltere tarafından yaptırım uygulanan Malik Aştar Teknoloji Üniversitesi’nde doçent. Bilimsel dergilerde yayımlanan araştırmalara göre, Azimirad radyasyon testleri alanında uzman.

Uzmanlara göre, en önemli delege İran’daki Amirkabir Teknoloji Üniversitesi’nde çalışan nükleer bilimci Soruş Muhtaşami olabilir. Muhtaşami, endüstriyel ve tıbbi süreçlerde ve ayrıca bazı nükleer silah türlerinin patlamasına yardımcı olan bileşenler olarak kullanılabilen nötron jeneratörleri konusunda uzman.

CNS’den Stewart’a göre, nötron jeneratörleri “nükleer silahların kritik bileşenleri”.

Heyetin son üyesi, diğerlerinin aksine herhangi bir akademik geçmişi olmayan ve İran’ın hiçbir kurumsal kaydında yer almayan 35 yaşındaki Amir Yazdyan adlı bir adamdı.

FT‘nin temasa geçtiği birkaç Batılı yetkili, onun İran Savunma Bakanlığının karşı istihbarat biriminde çalışan bir görevli olduğunu teyit etti.

Batılı yetkililer, bu tür subayların, özellikle önemli bölgelerdeki heyetlere sadece onları korumak için değil, aynı zamanda davranışlarını kontrol etmek ve operasyonel disiplini sağlamak için de düzenli olarak eşlik ettiğini belirtiyor.

Dört kişi de belgelerde DamavandTec şirketinin temsilcileri olarak gösteriliyordu. 2023’te kurulan şirket, kendisini sivil bir bilim ve danışmanlık firması olarak tanıtıyor.

Şirket, web sitesinde “teknoloji transferi alanında deneyimli bir ekibe” sahip olduğunu belirtiyor ve amacını akademik ve araştırma kurumları arasında “bilimsel iletişimi geliştirmek” olarak ortaya koyuyor.

Şirketin yönetim kurulu başkanı, 59 yaşındaki nükleer fizikçi Ali Bakuyi, Tahran’daki Tarbiat Modares Üniversitesi’nde Atom ve Moleküler Fizik Bölümü’nü yönetiyor. Bakuyi, 2004 yılında Moskova Devlet Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı ve ardından İran İslam Cumhuriyeti’nin Rusya’daki bilimsel temsilcisi olarak görev yaptı.

Hem Kalvand hem de Bakuyi, Rus nükleer araştırma kurumlarıyla yakın bağlarını sürdürüyor. 2016’da prestijli bir Rus atom merkezi olan Ortak Nükleer Araştırma Enstitüsü’nü ziyaret ettiler. 2023’te Kalvand, Novosibirsk’te bir parçacık hızlandırıcıları konferansına katıldı.

DamavandTec’in yöneticisi ve Kalvand’ın eşi olan Lale Hişmati, aynı zamanda İran’ın balistik füze programı için gizlice teknoloji satın aldığı gerekçesiyle ABD yaptırımı altında olan MKS International şirketinin de yönetim kurulu başkanı.

Rusya’da hangi kurumlar ziyaret edildi?

İran heyeti, Moskova’daki dört günlük ziyareti sırasında Maslennikov’un Teknoekspert tesisini ve Bilimsel Araştırma Enstitüsü Polyus binasından birkaç dakikalık yürüme mesafesinde bulunan Toriy araştırma merkezini ziyaret etti.

Polyus, Rus silah holdingi Rosteh’in bir yan kuruluşu ve 1990’ların sonundan beri İran’a füze güdüm teknolojisi tedarik ettiği iddiasıyla ABD yaptırımları altında. Mahkeme tutanaklarına göre, Maslennikov’un Polyus yakınlarında bulunan diğer şirketi BTKVP, GRU tarafından kontrol edilen Rusya Savunma Bakanlığı 18. Merkezi Bilimsel Araştırma Enstitüsü’nün tedarkiçilerinden.

Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nden Albright’a göre, Maslennikov’un deneyimi, Azimirad’ın uzmanlığı ve İranlıların ziyaret ettiği Rus şirketlerinin teknik kabiliyetleri bir araya geldiğinde, heyetin nükleer silah denemeleri için teşhis araçlarıyla ilgili bilgi aradığı düşünülebilir.

Maslennikov, güçlü radyo frekansı sinyallerini yükselten özel vakum tüpleri olan çok ışınlı klistronlar üzerine en az altı bilimsel makalenin ortak yazarı.

Albright’a göre klistronlar, parçacık hızlandırıcıları gibi bir dizi sivil uygulamada kullanılıyor, ancak aynı zamanda darbeli X-ışını sistemlerine güç sağlayarak nükleer silah denemelerinde de kullanılıyor.

Darbeli X-ışını sistemleri, bir nükleer silahın çekirdeğinin içe doğru patlama simülasyonu sırasında ultra hızlı radyografik görüntüler elde etmek için kullanılabilir, bu da bilim insanlarının bir nükleer patlamayı gerçekten patlatmadan taklit etmelerine olanak tanıyor.

Heyetin ziyaret ettiği Rus firmalarından biri olan Toriy, hem darbeli hem de sürekli çalışan klistronların yanı sıra elektron hızlandırıcıları da üretiyor. Toriy’in elektron hızlandırıcıları, nükleer silah denemelerinde kullanılanlara çok benziyor.

Maslennikov’un diğer firması BTKVP, radyo röle ve uzay iletişimi için “çeşitli güç ve frekans aralıklarında” klistronlar üretiyor. Maslennikov ayrıca, SİAK’ın özel ilgi gösterdiğinden şüphelenilen vakum teknolojilerinde de uzman.

Mayıs ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, SİAK ile bağlantılı Ideal Vacuum şirketine, “yabancı tedarikçilerden ve yerel olarak nükleer silah araştırma ve geliştirmesi için uygulanabilir ekipman tedarik etme” girişiminde bulunduğu için yaptırım uygulamıştı.

Albright’a göre bu firma, silah kalitesinde metalik uranyumu eritmek için kullanılabilecek vakum indüksiyon fırınları üretiyor.

Gündemdeki izotop: Trityum

Gazetenin elindeki belgeler, İran heyetinin sadece Rus nükleer teknolojileriyle değil, aynı zamanda radyoaktif malzemelerle de ilgilendiğini gösteriyor. Geçen yıl mayıs ayının sonlarında, Kalvand heyetin Rusya gezisini organize ederken, DamavandTec antetli kağıdıyla Rus nükleer izotop tedarikçisi Ritverc şirketine kısa bir mektup gönderdi.

Kalvand, DamavandTec’in araştırma amaçlı olarak trityum, stronsiyum-90 ve nikel-63 olmak üzere üç radyoaktif izotop almak istediğini bildirdi. Mektupta talep edilen miktarlar belirtilmedi.

Bu izotopların her birinin ihracatı sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Özellikle trityum, nükleer silahlardaki rolü nedeniyle uzmanlar tarafından yayılma açısından tehlikeli bir unsur olarak görülüyor, özellikle de savunma ile ilgili kurumlar tarafından ilgi gösterildiğinde.

Büyük miktarlarda, bir cihazın patlama gücünü önemli ölçüde artırdığı için modern bir nükleer başlık oluşturmanın anahtar bileşenlerinden biri.

Trityum, aydınlatma, tıbbi teşhis ve termonükleer füzyon araştırmaları gibi sivil amaçlarla da kullanılıyor, ancak ticari kullanımı sınırlı ve sıkı bir şekilde düzenleniyor.

NATO Kitle İmha Silahlarının Kontrolü, Silahsızlanma ve Yayılmasını Önleme Merkezi’nin eski başkanı William Alberque’ye göre, şu anda trityum üreten az sayıdaki reaktörün tamamı bunu nükleer başlıkların gücünü artırmak için yapıyor:

“Eğer biri trityum hakkında soru sorarsa, bunun otomatik olarak silahlarla ilgili olduğunu varsayarım.”

FT, DamavandTec’in Kalvand’ın talep ettiği izotopları aldığına dair bir delil bulamadı.

Uzmanlara göre, SİAK ile bağlantılı bir trityum talebinin yerine getirilmemiş olması bile Batılı yayılmayı önleme kurumlarında derhal endişe yaratacak.

Ukrayna savaşı Moskova’nın tutumunu değiştirdi mi?

Yıllar boyunca Rusya’nın resmi tutumu, İran’ın nükleer bomba yapma fikrine karşı çıkmak oldu. Eski bir Amerikalı yetkili FT‘ye, “Rusya, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını istemiyordu. Ancak bu, İran için kritik olmayan ama ‘karşılığında bir şey sağlıyor’ kutusunu işaretleyecek kadar önemli olan bazı teknik alışverişlere razı olmayacakları anlamına gelmez,” dedi.

Rusya, sivil nükleer projelerde İran’la uzun süredir işbirliği yapsa ve geçmişte nükleer silahların geliştirilmesini önlemek için Batılı ülkeler ve UAEA ile çalışmış olsa da bazı uzmanlar, Ukrayna’daki savaşın Moskova’yı İran’la ilişkilerinde yayılmayı önleme normlarına olan bağlılığını gevşetmeye daha istekli hale getirmiş olabileceğini iddia ediyor.

Şu anda Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Nükleer Güvenlik Politikası Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olan Vaddi, “Rusların nükleer alanda gerçekten çok büyük bir deneyimi var ve bu teknolojileri paylaşmaya hazırlar. Rusya’nın bakış açısını değiştirmediğini varsaymamalıyız… Bu, esasen jeopolitik rekabetin sayısız aracından sadece biri,” diye konuştu.

İsrail vursa da program devam ediyor

İsrail’in İran’a yönelik askeri harekâtının başlamasından yaklaşık bir hafta sonra, 20 Haziran’da İsrail ordusu, çatışma sırasında ikinci kez “SİAK nükleer projesinin karargahını” vurduğunu duyurdu.

İsrail saldırıları sonucunda en az on bir nükleer bilimci hayatını kaybetti. Bunların arasında, Moskova’yı ziyaret eden Muhtaşami’nin bilimsel danışmanı olan Abbasi-Davani de vardı.

Fakat bazı uzmanlar, SİAK’ın kurduğu sistemi —personel, eğitim, teknik devamlılık— yok etmenin daha zor olduğuna inanıyor.

Carnegie Merkezi’nden Graevski, “İsrail, İran’ın nükleer programını tamamen yok edemez. Çünkü İran, özellikle Amad planı katılımcılarını genç bilim insanlarından oluşan kadrolar hazırlamakla görevlendirdi,” değerlendirmesini yaptı.

Ölümünden bir ay önce Abbasi-Davani sakin ve kararlı bir şekilde konuşmuştu: “Bizim gücümüz bilim insanlarımızdır.”

Gazetenin İngiltere’deki büyükelçiliği aracılığıyla temasa geçtiği İran hükümeti, İranlı bilim insanlarının Rusya gezisi hakkındaki sorulara yanıt vermedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da henüz bir açıklama yapmadı. Maslennikov ve Toriy şirketi de FT‘nin İranlıların ziyareti hakkındaki sorulara yanıt vermedi.

Savunma İnovasyon ve Araştırma Kurumu nedir?

İran’ın çeşitli nükleer faaliyet unsurları arasında SİAK, Batılı istihbarat teşkilatları tarafından en çok tartışılan ve en yakından izlenenlerden biri. Bu, İran Savunma Bakanlığının kontrolü altında bulunan çok gizli bir araştırma birimi.

ABD, kurumu “esas olarak nükleer silah geliştirme alanındaki araştırmalardan sorumlu” olarak tanımlıyor. Kurum, 2011 yılında, yakın çalışma arkadaşı Fereydun Abbasi-Davani ile birlikte “İran’ın nükleer ve füze faaliyetlerine katılımı” nedeniyle 2007’de BM tarafından yaptırıma uğrayan fizikçi Muhsin Fahrizade tarafından kuruldu.

Fahrizade, yaygın olarak İran’ın 2003 öncesi Amad planı olarak bilinen nükleer silah programının yaratıcısı olarak kabul ediliyordu.

İran, Amad programının varlığını ve nükleer silah yapımına yönelik herhangi bir faaliyeti uzun süredir reddediyor. Tahran, SİAK’ın “modern savunma alanındaki ürünlerin üretimi, tedariki ve desteği” ile uğraştığını belirtiyor, ancak nükleer araştırmalara katılımından bahsetmiyor.

ABD hükümeti, son on yılda SİAK ve bağlantılı kuruluşlara nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar üzerindeki çalışmaları ve “kitle imha silahlarının veya bunların fırlatma araçlarının yayılmasına önemli ölçüde katkıda bulunmaları” nedeniyle defalarca yaptırım uyguladı.

2024 yılında İran parlamentosu, SİAK’ı İran yasalarına göre ilk kez resmi olarak tanıyarak Savunma Bakanlığının ve nihayetinde İran’ın dini liderinin kişisel yetkisi altına verdi.

“Bilim insanı, şehit Muhsin Fahrizade’nin yolunu sürdürmek ve güçlendirmek” amacıyla çıkarıldığı belirtilen yasa, SİAK’ın bütçesini parlamento denetiminden muaf tuttu ve kuruma ticari ve akademik yan kuruluşlar kurma yönünde yasal yetki tanıdı.

Diplomasi

AB, Ermenistan için acil ticaret desteği hazırlıyor

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre Avrupa Birliği, Rusya’nın ithalat kısıtlamalarının ardından Ermenistan ekonomisini desteklemek amacıyla acil ticaret önlemleri hazırlıyor. Paket kapsamında yaklaşık 420 milyon avro değerindeki Ermeni ürünlerinde gümrük vergilerinin düşürülmesi öngörülüyor.

Avrupa Birliği, Rusya’nın ithalat kısıtlamalarının ardından Ermenistan ekonomisini desteklemek amacıyla acil ticaret önlemleri hazırlıyor.

Financial Times’ın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Avrupa Komisyonu, Rusya’nın uyguladığı kısıtlamaların etkilerini telafi etmek için Ermenistan’a yönelik bir ticaret destek programı üzerinde çalışıyor.

Habere göre planlanan önlemler arasında Ermeni ürünlerinin Avrupa Birliği’ne ihracatında uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmesi yer alıyor. Yaklaşık 20 ürün kategorisini kapsayan düzenlemenin yıllık toplam hacminin yaklaşık 420 milyon avro olduğu belirtiliyor.

Kaynaklar, söz konusu teklifin önümüzdeki haftalarda resmen gündeme getirilebileceğini aktardı.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Ulof Gill, “Avrupa Komisyonu, daha fazla Ermeni işletmesinin AB’de yeni pazar fırsatlarına erişmesine yardımcı olmak ve ülke ekonomisinin en fazla zarar gören alanlarını desteklemek amacıyla otonom ticaret önlemleri önerecek” dedi.

Ancak kaynaklar, planın bazı zorluklarla da karşılaşabileceğine işaret etti. Buna göre Ermeni konyağı ihracatı Fransız üreticilerle anlaşmazlıklara yol açabilir.

Ayrıca Ermenistan’ın denize çıkışının olmaması, çabuk bozulan ürünlerin taşınmasını zorlaştırıyor.

Rusya, mayıs ayının sonunda Ermenistan’dan çiçek ürünleri ithalatını yasakladı. Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), izin verilen iyon, klorür ve sülfat seviyelerinin aşılması gerekçesiyle Jermuk markalı tüm maden suyu partilerinin Rusya’ya girişini ve ülke içindeki dolaşımını da durdurdu.

Kısıtlamalar ayrıca üç Ermeni üreticinin zorunlu standartlara uymadığı belirtilen konyak ve şaraplarının satışını da kapsadı. Bunun yanı sıra taze domates, salatalık, yeşillik ve çilek ithalatına da sınırlamalar getirildi.

Ermenistan Gıda Güvenliği Denetim Kurumu daha sonra kısıtlamaların nedenlerini belirlemek ve sorunu çözmek için çalışmalar yürüttüğünü açıkladı.

Ardından Başbakan Nikol Paşinyan, zarar gören çiftçilerin kayıplarını karşılamaya hazır olduklarını söyledi.

Haziran ayının başında ise Ermenistan’dan çekirdekli meyveler ve üzüm ithalatına geçici kısıtlamalar yürürlüğe girdi. Kiraz, vişne, kayısı, erik, şeftali ve nektarin de yasak kapsamına alındı.

Rusya’ya ithal edilmek üzere gönderilen canlı balıklar için sertifikasyon işlemlerine yönelik geçici yasak da uygulanmaya başlandı.

Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, 11 Haziran’da yaptığı açıklamada, Erivan’ın Rusya’ya ürün ihracatında karşılaşılan engeller nedeniyle Avrasya Ekonomik Komisyonu’na (AEK) başvurduğunu bildirdi.

Ermenistan, Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) üyesi olmaya devam ederken aynı zamanda Avrupa Birliği ile yakınlaşma politikası izliyor.

Rusya’nın uyguladığı kısıtlamaların ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği’nin Erivan’a yönelik “ekonomik baskı” nedeniyle destek hazırladığını ve bunun 50 milyar avroyu aşan mali yardımı da içerdiğini açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Çin’e karşı daha sert bir yaklaşım peşinde

Yayınlanma

Perşembe günü Brüksel’de bir araya gelecek AB liderleri, haksız ticaret uygulamaları iddiasıyla Çin’e karşı daha çatışmacı bir tutum talep ediyor.

AB Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič, pazartesi günü AB dışişleri bakanları toplantısının ardından, “Çin ile ticari ilişkilerimiz, bir yeniden düzenleme gerektiren bir noktaya ulaştı; bu bir çatışma değil, yeniden dengeleme. Mevcut durum sürdürülebilir değil, ne iktisadi ne de siyasi açıdan,” dedi.

Šefčovič, geçen yıl 360 milyar avroya ulaşan ve büyümeye devam eden ikili mal ticaret açığına atıfta bulunuyordu.

AB’nin en büyük ekonomisi ve uzun süredir ihracat gücü olan Almanya, Çin ile ticaret açığına düşen en son AB ülkesi oldu.

Bir AB diplomatı Brüksel’deki tartışmaya ilişkin olarak POLITICO’ya verdiği demeçte şunları söyledi:

“İvme, daha iddialı bir tutum sergileme yönünde kayıyor. Fakat bu tür konularda ayrıntılar her zaman çok önemlidir. Avrupa Konseyi’nde izlenecek yol konusunda anlaşsak bile, mesele bu yetkiyi nasıl hayata geçireceğimize gelir ve işte burada işler karmaşıklaşıyor.”

Çin’in kapasite fazlasına ilişkin endişeler artarken, Komisyon ticaret soruşturmaları başlattı, yeni savunma araçları önerdi ve piyasa bozulmalarını gidermesi için Pekin üzerindeki baskıyı artırdı. 

Çin de aynı şekilde karşılık veriyor ve yabancı rakiplerini pazarından dışlamak için önlemler alıyor.

Yine de AB, ticaret “bazukası” olarak adlandırılan Zorlama Karşıtı Araç’ı (ACI) devreye sokmak gibi tam anlamıyla bir çatışmaya girmeyecek.

Popülerliği düşük hükümetler, zaten sarsılmış ekonomilerini tehlikeye atmaktan ve hayal kırıklığına uğramış seçmenleri daha da kızdırmaktan çekiniyor.

Bir başka AB diplomatı, “O kadar kırılgan durumdayız ki bu araçları kullanmak zor. Biri tüm endüstriyel üretiminizi durdurabiliyorsa, ACI’yi nasıl kullanabilirsiniz?” diye sordu.

Şu an için Komisyon, iki yönlü bir strateji izliyor: Pekin ile diyaloğu yoğunlaştırırken, gerekirse harekete geçmeye hazır olduğunu da ima ediyor.

Bu ayın başlarında Çin Ticaret Bakan Yardımcısı Ling Ji, haziran sonunda Ticaret Bakanı Wang Wentao ile Šefčovič arasında yapılacak toplantının zeminini hazırlamak üzere Brüksel’e gitti.

Görüşmelerin nasıl geçtiğine aşina bir kaynağa göre, toplantı birkaç saat sürdü ve kolay geçmedi.

Ling, DG TRADE’deki muadili Ditte Juul Jørgensen’e AB’nin bir ticaret savaşı başlatmak isteyip istemediğini sorarak doğrudan bir soru yöneltti.

Kaynağın aktardığına göre, kısa süre önce ticaret departmanının başına geçen Juul Jørgensen, Ling’e bunun Avrupa’nın niyeti olmadığını garanti etti. Komisyon ise yorum yapmaktan kaçındı.

Perşembe günü yapılacak Avrupa Konseyi toplantısı, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in mayıs ayı sonunda bir strateji toplantısı düzenlemesinin ardından liderlere durumu değerlendirmek için ilk fırsatı sunuyor.

Herhangi bir karar alınması beklenmese de, Brüksel’de akşam yemeği sırasında yapılacak tartışma, liderlerin daha sert önlemler alma konusundaki istekliliğini ölçmek açısından kritik bir sınav olacak.

Seçeneklerden biri, kimya ve takım tezgahları gibi Çin rekabetinden en çok etkilenen sektörler için “koruyucu önlemler” olarak bilinen ithalat kotalarının daha geniş çapta kullanılması.

Bir diğer seçenek ise, hassas sektörlerdeki şirketlerin hammadde tedarikini en az üç uluslararası tedarikçiden sağlamasını zorunlu kılacak yeni bir “çeşitlendirme aracı.”

Üçüncü ve daha agresif bir seçenek ise, Çin’e kapsamlı gümrük vergileri uygulayacak bir kapasite fazlası önleme aracı olabilir.

AB, bu tür önlemlerin Dünya Ticaret Örgütü kurallarıyla bağdaşmasının zor olacağı gerekçesiyle şimdiye kadar buna direndi.

AB’nin diplomatik birimi olan Avrupa Dış Eylem Servisi’nin eski Asya-Pasifik genel müdürü Gunnar Wiegand, “Uyum düzeyi giderek artıyor,” dedi.

Şu anda Alman Marshall Fonu’nda misafir seçkin araştırmacı olarak görev yapan Wiegand’a göre Avrupa’daki tüm hükümetler için artık açık hale gelen şey, “Avrupa’nın endüstriyel tabanının tehlikede olduğu.”

Fransa, İtalya, Hollanda, Litvanya ve en son olarak Polonya, haksız ticaret uygulamaları sergileyen ortaklara karşı AB’yi daha sert bir tutum sergilemeye çağıran bir pozisyon belgesini destekledi.

Fransızların öncülüğündeki belge, koruma önlemlerinin daha geniş çapta uygulanmasını talep etmenin yanı sıra, ihracatçıların üretimi yurtdışına taşıyarak gümrük vergilerinden kaçınmalarını önleyecek adımlar atılmasını da istiyor.

Almanya, Pekin’in iktisadi ağırlığı nedeniyle geleneksel olarak bu ülkeyle ilişkilerini bozmaktan kaçınıyor.

Fakat Şansölye Friedrich Merz, Çin’i açıkça isim vermeden, “diğer devletlerin ticareti bozan uygulamaları”na karşı Berlin’in daha sert bir yaklaşıma açık olduğunu işaret etti.

Üçüncü bir AB diplomatı, “Sonunda önlemler alacağımızdan endişeli değilim. Durum o kadar vahim ki, Almanlar bile bu önlemlerin gerekliliğini kabullenmeye başlıyor,” dedi.

Bu arada Çin, nadir toprak elementleri tedarikinde hâlâ tam kontrolünü elinde tutuyor; bu elementler, üst düzey bilgisayarlardan silahlara kadar her alanda ihtiyaç duyuluyor.

Dördüncü diplomat, “Gerçekten ne kadar manevra alanımız var? Zaten zor durumda olan sektörlere zarar vermemek için çok dikkatli hareket etmek zorundayız. O kadar da fazla alanımız yok,” diyerek uyarıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AI çılgınlığı gelişmekte olan ülkeleri borç batağına sürükleyebilir

Yayınlanma

Yeni bir Dünya Bankası raporu, yapay zekanın (AI) küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye başladığı bir dönemde gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmı için uyarılarda bulundu.

COVID-19 salgını, Ukrayna savaşı ve şimdi de İran savaşı gibi bir dizi sarsıntı, dünyanın en yoksul ülkelerini özellikle sert bir şekilde sarstı.

Bu ülkeler, AI kaynaklı verimlilik ve harcama süper döngüsünden yararlanmak için yeterince hazırlıklı olmama riskiyle karşı karşıya.

Dünyanın en yoksul ülkeleri, bu döneme borç yükü, zayıf yatırımlar ve yıllardır durgunlaşmış kalkınma ile girecek ve bu kazanımlardan pay alabilmek için gerekli altyapı ve becerileri geliştirme kapasiteleri çok sınırlı olacak.

Daha kısa vadede, Dünya Bankası küresel büyüme tahminini 2025’teki %2,9’dan bu yıl %2,5’e düşürdü.

Rapor ayrıca İran savaşının dalga etkileri finansal piyasaları bozacak kadar uzun sürerse büyümenin %1,3’e gerileyebileceğini belirtti.

Dünya Bankası baş ekonomisti Indermit Gill, kurumun küresel görünüm raporunda, “2020’lerin ilk yarısı artık geride kaldı ve bu on yılın çoktan kaybedilmiş olması muhtemel. Fakat 2030’lar henüz kaybedilmiş değil,” diye yazdı.

Gill şöyle devam etti:

“Şu anda bir araya gelen iktisadi güçler… önümüzdeki on yılda dönüştürücü bir ilerlemeyi tetikleyecek kadar güçlü.”

Ne var ki Gill, gelişmekte olan ekonomilerin bu teknolojiden yararlanmak için gerekli koşullara sahip olmaması halinde “yapay zeka devriminin zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurumu daraltmak yerine daha da genişletebileceği” uyarısında bulundu.

Bankanın iktisatçıları, birçok gelişmekte olan ekonominin AI teknolojisinden tam olarak yararlanmak için gerekli olan bilgi işlem altyapısı, teknik uzmanlık ve yerel dilde verilere sahip olmadığını belirtti.

Raporda şöyle deniyor:

“Gelişmekte olan ekonomiler, küresel veri merkezi kapasitesinin dörtte birinden azını oluşturuyor. Dünyanın en yoksul 24 ekonomisi ise bu kapasitenin yüzde 1’inin onda birinden azını oluşturuyor.”

Bankanın tahminine göre, gelişmekte olan ve yeni ortaya çıkan piyasalardaki büyüme bu yıl %3,6’ya gerileyecek ve kişi başına gelir artışı, pandemiden bu yana en düşük seviyeye inecek.

Grubun uzun vadeli tahminine göre ise yapay zeka, temiz enerji yatırımları ve daha sıkı bölgesel ticaret bağlarıyla birlikte, nihayetinde bu gidişatı tersine çevirebilir, verimliliği artırabilir ve 1970’lerden bu yana en refah dolu on yılın zeminini hazırlayabilir.

Dünya Bankası, tekrarlanan şokların gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmına şimdiden on yıllık bir ilerleme kaybına mal olduğunu savunuyor.

2030’lu yıllara ilişkin iyimser tahminleri, 2020’li yıllardaki krizlerle zayıflayan ülkelerin, bir sonraki büyüme dönemini şekillendirecek gibi görünen teknolojilere ve yatırımlara hâlâ hazırlanabilmeleri durumunda gerçekleşebilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English