Diplomasi
Financial Times: İran, nükleer silah teknolojisi için Rusya’nın kapısını çaldı

Financial Times’ın ele geçirdiği belgelere dayanan araştırmasına göre, İran’ın nükleer bomba programıyla bağlantılı bilim insanları geçen yıl Rusya’yı gizlice ziyaret etti. Heyetin radarında, nükleer bomba denemelerinde kullanılan çift amaçlı teknoloji ve bomba gücünü artıran trityum izotopu vardı.
Financial Times gazetesinin, editörlerin eline geçen mektuplara, seyahat belgelerine ve İran ile Rusya şirketlerinin kayıtlarına dayandırdığı kapsamlı araştırmasına göre, İran’ın nükleer bomba programıyla bağlantılı bilim insanları geçen yıl Rusya’daki ilgili bilimsel araştırma kurumlarını ziyaret etti.
Ziyaret sırasında İranlılar, nükleer bomba denemelerinde kullanılan çift amaçlı teknolojiyle ilgilendi ve bir aracı üzerinden, daha güçlü nükleer başlıklar üretmeyi sağlayan bir izotopun Rusya’dan satın alınmasını görüştü.
Gazetenin verilerine göre gizli ziyaret, tam bir yıl önce, 4 Ağustos 2024’te gerçekleşti. Beş kişilik heyetin başında, Batılı yetkililere göre SİAK’a (Savunma İnovasyon ve Araştırma Kurumu) çalışan 43 yaşındaki İranlı nükleer bilimci Ali Kalvand bulunuyordu.
ABD, bu gizli askeri araştırma kurumunu “İran’ın 2004 öncesi nükleer silah programının doğrudan devamı” olarak nitelendiriyor.
Kalvand’a, SİAK için tedarik hizmetleri sağladığı gerekçesiyle ABD yaptırımları altında olan İranlı danışmanlık şirketi DamavandTec çalışanları ve İran askeri karşı istihbaratından bir temsilci eşlik ediyordu.
FT‘nin ulaştığı bir başka belge ise DamavandTec tarafından geçen yıl mayıs ayında bir Rus tedarikçiye gönderilen ve trityum da dahil olmak üzere çeşitli izotopların satın alınmasını talep eden bir mektuptu.
Trityum, barışçıl amaçlarla kullanılabilse de nükleer başlıkların gücünü artırmak için de kullanılabiliyor ve uluslararası yayılmayı önleme kuralları tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediliyor.
İran’ın ‘kasıtlı muğlaklık’ stratejisi
Son dönemde Batılı hükümetler, İranlı bilim insanlarının faaliyetlerde bulunduğunu, özellikle de yurtdışından nükleer teknoloji satın alma girişimlerde bulunduğunu iddia ediyor.
Mayıs ayında ABD, SİAK’a yeni yaptırımlar uygulayarak kurumun “nükleer silahlara ve nükleer silah fırlatma sistemlerine uygulanabilir çift amaçlı araştırma ve geliştirme faaliyetleri” yürüttüğü uyarısında bulunmuştu.
İran’ın nükleer faaliyetlerini izleyen uzmanlar, Tahran’ın stratejisinin uzun süredir kasıtlı bir muğlaklığa dayandığını öne sürüyor. Bu yaklaşım, Tahran’ın bir gün bomba yapmaya karar vermesi durumunda işe yarayabilecek teknik bilgiyi bilimsel araştırmalar yoluyla geliştirirken, yayılmayı önleme normlarının bariz ihlallerinden kaçınmasına olanak tanıyor.
Şu anda kâr amacı gütmeyen Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nü yöneten, İran’ın nükleer programı uzmanı David Albright, “Bu tür araştırmalar, İran’ın nükleer silah programı olmadığını iddia etmesine olanak tanıyordu,” diye konuştu.
İran, Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in nükleer silah kullanımını yasaklayan dini fetvasına atıfta bulunarak nükleer silah peşinde olduğunu sürekli olarak reddetti ve nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savundu. Rusya’nın resmi tutumu ise her zaman İran’ın nükleer bombasına karşı çıkmak yönündeydi.
FT‘nin elde ettiği belgelerde, İran heyetinin Rusya’da hangi teknoloji veya teknik bilgiyi aradığı belirtilmiyor. Fakat çok sayıda yayılmayı önleme uzmanı, delegelerin özgeçmişlerinin, görüştükleri Rus şirketlerinin profilinin ve seyahatleri sırasında kullandıkları hilelerin şüphe uyandırdığını belirtiyor.
Ocak 2025’e kadar ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin yayılmayı önlemeden sorumlu kıdemli direktörü olarak görev yapan Pranay Vaddi, “Ruslar ister bileşen ister teknoloji paylaşsın, SİAK bunu özellikle nükleer silah çalışmaları için kullanacak bir kurumdur,” değerlendirmesinde bulundu.
İngiltere Savunma Bakanlığının eski nükleer mühendisi ve şu anda James Martin Yayılmayı Önleme Araştırmaları Merkezi’nin (CNS) Washington şubesinin başkanı olan Ian Stewart da aynı fikirde:
“Bu ziyaretler için masum açıklamalar olabilirse de mevcut bilgilerin toplamı, İran Nükleer Enerji Merkezi’nin Rus uzmanlığından yararlanarak nükleer silahlarla ilgili bilgi ve becerilerini sürdürmeye çalıştığı ihtimaline işaret ediyor.”
Heyette kimler vardı?
Gazetenin incelediği yazışmalara göre, 2024’ün başlarında İranlı nükleer bilimci Kalvand, İran Savunma Bakanlığından DamavandTec şirketi aracılığıyla Moskova’ya gizli bir ziyaret yapma teklifi aldı.
Mayıs 2024’te, akıcı Rusça konuşan ve Kiev Politeknik Enstitüsü’nden nükleer fizik diploması olan Kalvand, 78 yaşındaki Rus bilim insanı Oleg Maslennikov’dan bir mektup aldı. Mektupta Kalvand ve dört arkadaşına, Maslennikov’un Moskova’daki şirketlerinden birine resmi bir ziyaret teklif ediliyordu.
Kalvand, cevabında Maslennikov’a ziyaret sırasında “elektronik cihazların geliştirilmesinin teknik ve üretim yönlerini tartışmak ve üzerinde anlaşmak” ve “bilimsel işbirliğini genişletmenin genel olası yollarını değerlendirmek” istediğini yazdı.
FT‘nin eline İran heyeti üyelerinin pasaport kopyaları da geçti. Pasaportlardan biri, daha önce SİAK ile bağlantıları nedeniyle 2019’da ABD tarafından yaptırım uygulanan Paradise Medical Pioneers şirketinin genel müdürlüğünü yapmış olan 48 yaşındaki Cevad Kasımi adına düzenlenmişti.
İran şirket kayıtlarına göre Kasımi, geçmişte ve günümüzde yönetici pozisyonlarında bulunarak en az beş SİAK yetkilisi veya ABD yaptırımı altındaki şirketle bağlantılı. Kasımi şu anda nükleer güvenlik ve radyasyon testi ekipmanları tedarik eden ve mevcut ve eski yöneticileri aracılığıyla SİAK ve İslam Devrimi Muhafızları Ordusu ile çok sayıda bağlantısı olan İranlı Imen Gostar Raman Kish şirketinin de genel müdürü.
Kasımi’nin şirketteki selefi, Devrim Muhafızları generali Hüseyin Ali Ağa Dadi idi. Dadi ayrıca, İran’ın Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra üretim teknolojisini Rusya’ya devrettiği Şahid modelinin geliştirilmesi de dahil olmak üzere, İran’ın balistik füze ve insansız hava aracı programlarından sorumlu şirketlerde yönetici pozisyonlarında bulunmuştu.
İkinci pasaport, yetkililere göre Batı istihbaratı tarafından SİAK’ın önde gelen bir araştırmacısı olarak bilinen Ruhullah Azimirad adına düzenlenmişti.
Azimirad aynı zamanda, İran Savunma Bakanlığının kontrolü altında olduğu için AB ve İngiltere tarafından yaptırım uygulanan Malik Aştar Teknoloji Üniversitesi’nde doçent. Bilimsel dergilerde yayımlanan araştırmalara göre, Azimirad radyasyon testleri alanında uzman.
Uzmanlara göre, en önemli delege İran’daki Amirkabir Teknoloji Üniversitesi’nde çalışan nükleer bilimci Soruş Muhtaşami olabilir. Muhtaşami, endüstriyel ve tıbbi süreçlerde ve ayrıca bazı nükleer silah türlerinin patlamasına yardımcı olan bileşenler olarak kullanılabilen nötron jeneratörleri konusunda uzman.
CNS’den Stewart’a göre, nötron jeneratörleri “nükleer silahların kritik bileşenleri”.
Heyetin son üyesi, diğerlerinin aksine herhangi bir akademik geçmişi olmayan ve İran’ın hiçbir kurumsal kaydında yer almayan 35 yaşındaki Amir Yazdyan adlı bir adamdı.
FT‘nin temasa geçtiği birkaç Batılı yetkili, onun İran Savunma Bakanlığının karşı istihbarat biriminde çalışan bir görevli olduğunu teyit etti.
Batılı yetkililer, bu tür subayların, özellikle önemli bölgelerdeki heyetlere sadece onları korumak için değil, aynı zamanda davranışlarını kontrol etmek ve operasyonel disiplini sağlamak için de düzenli olarak eşlik ettiğini belirtiyor.
Dört kişi de belgelerde DamavandTec şirketinin temsilcileri olarak gösteriliyordu. 2023’te kurulan şirket, kendisini sivil bir bilim ve danışmanlık firması olarak tanıtıyor.
Şirket, web sitesinde “teknoloji transferi alanında deneyimli bir ekibe” sahip olduğunu belirtiyor ve amacını akademik ve araştırma kurumları arasında “bilimsel iletişimi geliştirmek” olarak ortaya koyuyor.
Şirketin yönetim kurulu başkanı, 59 yaşındaki nükleer fizikçi Ali Bakuyi, Tahran’daki Tarbiat Modares Üniversitesi’nde Atom ve Moleküler Fizik Bölümü’nü yönetiyor. Bakuyi, 2004 yılında Moskova Devlet Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı ve ardından İran İslam Cumhuriyeti’nin Rusya’daki bilimsel temsilcisi olarak görev yaptı.
Hem Kalvand hem de Bakuyi, Rus nükleer araştırma kurumlarıyla yakın bağlarını sürdürüyor. 2016’da prestijli bir Rus atom merkezi olan Ortak Nükleer Araştırma Enstitüsü’nü ziyaret ettiler. 2023’te Kalvand, Novosibirsk’te bir parçacık hızlandırıcıları konferansına katıldı.
DamavandTec’in yöneticisi ve Kalvand’ın eşi olan Lale Hişmati, aynı zamanda İran’ın balistik füze programı için gizlice teknoloji satın aldığı gerekçesiyle ABD yaptırımı altında olan MKS International şirketinin de yönetim kurulu başkanı.
Rusya’da hangi kurumlar ziyaret edildi?
İran heyeti, Moskova’daki dört günlük ziyareti sırasında Maslennikov’un Teknoekspert tesisini ve Bilimsel Araştırma Enstitüsü Polyus binasından birkaç dakikalık yürüme mesafesinde bulunan Toriy araştırma merkezini ziyaret etti.
Polyus, Rus silah holdingi Rosteh’in bir yan kuruluşu ve 1990’ların sonundan beri İran’a füze güdüm teknolojisi tedarik ettiği iddiasıyla ABD yaptırımları altında. Mahkeme tutanaklarına göre, Maslennikov’un Polyus yakınlarında bulunan diğer şirketi BTKVP, GRU tarafından kontrol edilen Rusya Savunma Bakanlığı 18. Merkezi Bilimsel Araştırma Enstitüsü’nün tedarkiçilerinden.
Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü’nden Albright’a göre, Maslennikov’un deneyimi, Azimirad’ın uzmanlığı ve İranlıların ziyaret ettiği Rus şirketlerinin teknik kabiliyetleri bir araya geldiğinde, heyetin nükleer silah denemeleri için teşhis araçlarıyla ilgili bilgi aradığı düşünülebilir.
Maslennikov, güçlü radyo frekansı sinyallerini yükselten özel vakum tüpleri olan çok ışınlı klistronlar üzerine en az altı bilimsel makalenin ortak yazarı.
Albright’a göre klistronlar, parçacık hızlandırıcıları gibi bir dizi sivil uygulamada kullanılıyor, ancak aynı zamanda darbeli X-ışını sistemlerine güç sağlayarak nükleer silah denemelerinde de kullanılıyor.
Darbeli X-ışını sistemleri, bir nükleer silahın çekirdeğinin içe doğru patlama simülasyonu sırasında ultra hızlı radyografik görüntüler elde etmek için kullanılabilir, bu da bilim insanlarının bir nükleer patlamayı gerçekten patlatmadan taklit etmelerine olanak tanıyor.
Heyetin ziyaret ettiği Rus firmalarından biri olan Toriy, hem darbeli hem de sürekli çalışan klistronların yanı sıra elektron hızlandırıcıları da üretiyor. Toriy’in elektron hızlandırıcıları, nükleer silah denemelerinde kullanılanlara çok benziyor.
Maslennikov’un diğer firması BTKVP, radyo röle ve uzay iletişimi için “çeşitli güç ve frekans aralıklarında” klistronlar üretiyor. Maslennikov ayrıca, SİAK’ın özel ilgi gösterdiğinden şüphelenilen vakum teknolojilerinde de uzman.
Mayıs ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, SİAK ile bağlantılı Ideal Vacuum şirketine, “yabancı tedarikçilerden ve yerel olarak nükleer silah araştırma ve geliştirmesi için uygulanabilir ekipman tedarik etme” girişiminde bulunduğu için yaptırım uygulamıştı.
Albright’a göre bu firma, silah kalitesinde metalik uranyumu eritmek için kullanılabilecek vakum indüksiyon fırınları üretiyor.
Gündemdeki izotop: Trityum
Gazetenin elindeki belgeler, İran heyetinin sadece Rus nükleer teknolojileriyle değil, aynı zamanda radyoaktif malzemelerle de ilgilendiğini gösteriyor. Geçen yıl mayıs ayının sonlarında, Kalvand heyetin Rusya gezisini organize ederken, DamavandTec antetli kağıdıyla Rus nükleer izotop tedarikçisi Ritverc şirketine kısa bir mektup gönderdi.
Kalvand, DamavandTec’in araştırma amaçlı olarak trityum, stronsiyum-90 ve nikel-63 olmak üzere üç radyoaktif izotop almak istediğini bildirdi. Mektupta talep edilen miktarlar belirtilmedi.
Bu izotopların her birinin ihracatı sıkı bir şekilde kontrol ediliyor. Özellikle trityum, nükleer silahlardaki rolü nedeniyle uzmanlar tarafından yayılma açısından tehlikeli bir unsur olarak görülüyor, özellikle de savunma ile ilgili kurumlar tarafından ilgi gösterildiğinde.
Büyük miktarlarda, bir cihazın patlama gücünü önemli ölçüde artırdığı için modern bir nükleer başlık oluşturmanın anahtar bileşenlerinden biri.
Trityum, aydınlatma, tıbbi teşhis ve termonükleer füzyon araştırmaları gibi sivil amaçlarla da kullanılıyor, ancak ticari kullanımı sınırlı ve sıkı bir şekilde düzenleniyor.
NATO Kitle İmha Silahlarının Kontrolü, Silahsızlanma ve Yayılmasını Önleme Merkezi’nin eski başkanı William Alberque’ye göre, şu anda trityum üreten az sayıdaki reaktörün tamamı bunu nükleer başlıkların gücünü artırmak için yapıyor:
“Eğer biri trityum hakkında soru sorarsa, bunun otomatik olarak silahlarla ilgili olduğunu varsayarım.”
FT, DamavandTec’in Kalvand’ın talep ettiği izotopları aldığına dair bir delil bulamadı.
Uzmanlara göre, SİAK ile bağlantılı bir trityum talebinin yerine getirilmemiş olması bile Batılı yayılmayı önleme kurumlarında derhal endişe yaratacak.
Ukrayna savaşı Moskova’nın tutumunu değiştirdi mi?
Yıllar boyunca Rusya’nın resmi tutumu, İran’ın nükleer bomba yapma fikrine karşı çıkmak oldu. Eski bir Amerikalı yetkili FT‘ye, “Rusya, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasını istemiyordu. Ancak bu, İran için kritik olmayan ama ‘karşılığında bir şey sağlıyor’ kutusunu işaretleyecek kadar önemli olan bazı teknik alışverişlere razı olmayacakları anlamına gelmez,” dedi.
Rusya, sivil nükleer projelerde İran’la uzun süredir işbirliği yapsa ve geçmişte nükleer silahların geliştirilmesini önlemek için Batılı ülkeler ve UAEA ile çalışmış olsa da bazı uzmanlar, Ukrayna’daki savaşın Moskova’yı İran’la ilişkilerinde yayılmayı önleme normlarına olan bağlılığını gevşetmeye daha istekli hale getirmiş olabileceğini iddia ediyor.
Şu anda Massachusetts Teknoloji Enstitüsü Nükleer Güvenlik Politikası Merkezi’nde kıdemli araştırmacı olan Vaddi, “Rusların nükleer alanda gerçekten çok büyük bir deneyimi var ve bu teknolojileri paylaşmaya hazırlar. Rusya’nın bakış açısını değiştirmediğini varsaymamalıyız… Bu, esasen jeopolitik rekabetin sayısız aracından sadece biri,” diye konuştu.
İsrail vursa da program devam ediyor
İsrail’in İran’a yönelik askeri harekâtının başlamasından yaklaşık bir hafta sonra, 20 Haziran’da İsrail ordusu, çatışma sırasında ikinci kez “SİAK nükleer projesinin karargahını” vurduğunu duyurdu.
İsrail saldırıları sonucunda en az on bir nükleer bilimci hayatını kaybetti. Bunların arasında, Moskova’yı ziyaret eden Muhtaşami’nin bilimsel danışmanı olan Abbasi-Davani de vardı.
Fakat bazı uzmanlar, SİAK’ın kurduğu sistemi —personel, eğitim, teknik devamlılık— yok etmenin daha zor olduğuna inanıyor.
Carnegie Merkezi’nden Graevski, “İsrail, İran’ın nükleer programını tamamen yok edemez. Çünkü İran, özellikle Amad planı katılımcılarını genç bilim insanlarından oluşan kadrolar hazırlamakla görevlendirdi,” değerlendirmesini yaptı.
Ölümünden bir ay önce Abbasi-Davani sakin ve kararlı bir şekilde konuşmuştu: “Bizim gücümüz bilim insanlarımızdır.”
Gazetenin İngiltere’deki büyükelçiliği aracılığıyla temasa geçtiği İran hükümeti, İranlı bilim insanlarının Rusya gezisi hakkındaki sorulara yanıt vermedi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da henüz bir açıklama yapmadı. Maslennikov ve Toriy şirketi de FT‘nin İranlıların ziyareti hakkındaki sorulara yanıt vermedi.
Savunma İnovasyon ve Araştırma Kurumu nedir?
İran’ın çeşitli nükleer faaliyet unsurları arasında SİAK, Batılı istihbarat teşkilatları tarafından en çok tartışılan ve en yakından izlenenlerden biri. Bu, İran Savunma Bakanlığının kontrolü altında bulunan çok gizli bir araştırma birimi.
ABD, kurumu “esas olarak nükleer silah geliştirme alanındaki araştırmalardan sorumlu” olarak tanımlıyor. Kurum, 2011 yılında, yakın çalışma arkadaşı Fereydun Abbasi-Davani ile birlikte “İran’ın nükleer ve füze faaliyetlerine katılımı” nedeniyle 2007’de BM tarafından yaptırıma uğrayan fizikçi Muhsin Fahrizade tarafından kuruldu.
Fahrizade, yaygın olarak İran’ın 2003 öncesi Amad planı olarak bilinen nükleer silah programının yaratıcısı olarak kabul ediliyordu.
İran, Amad programının varlığını ve nükleer silah yapımına yönelik herhangi bir faaliyeti uzun süredir reddediyor. Tahran, SİAK’ın “modern savunma alanındaki ürünlerin üretimi, tedariki ve desteği” ile uğraştığını belirtiyor, ancak nükleer araştırmalara katılımından bahsetmiyor.
ABD hükümeti, son on yılda SİAK ve bağlantılı kuruluşlara nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar üzerindeki çalışmaları ve “kitle imha silahlarının veya bunların fırlatma araçlarının yayılmasına önemli ölçüde katkıda bulunmaları” nedeniyle defalarca yaptırım uyguladı.
2024 yılında İran parlamentosu, SİAK’ı İran yasalarına göre ilk kez resmi olarak tanıyarak Savunma Bakanlığının ve nihayetinde İran’ın dini liderinin kişisel yetkisi altına verdi.
“Bilim insanı, şehit Muhsin Fahrizade’nin yolunu sürdürmek ve güçlendirmek” amacıyla çıkarıldığı belirtilen yasa, SİAK’ın bütçesini parlamento denetiminden muaf tuttu ve kuruma ticari ve akademik yan kuruluşlar kurma yönünde yasal yetki tanıdı.
Diplomasi
Emekli Yarbay Daniel Davis: Artık 1992’de değiliz, ABD askeri üstünlüğünü kaybetti

Editörün notu: ABD ordusundan emekli Yarbay Daniel Davis, 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamındaki sunumunda Washington’ın 1992 sonrasına ait tek kutuplu askeri üstünlüğünü kaybettiğini belirtti. Amerikan yönetiminin ve Avrupalı müttefiklerin yeni askeri gerçeklikleri okuyamadığını belirten Davis; Çin, Rusya ve İran’ın değişen dengelerin tamamen bilincinde olduğunu ifade etti. Karabağ Savaşı ve Ukrayna cephesinde Bayraktar TB2 gibi İHA sistemlerinin geleneksel zırhlı harp doktrinlerini geçersiz kıldığını, ABD’nin ise insansız sistemler yarışında rakiplerinin çok gerisinde kaldığını vurguladı. İran’ın dağ altı tesisleri ve balistik füze kapasitesiyle güçlü bir savunma hattı kurduğunu dile getiren kıdemli subay, askeri dayatmalar yerine gerçekçi diplomasiye dönülmesi gerektiğini kaydetti.
Size son dakika bir haberim var: Artık 1992 yılında yaşamıyoruz. Anlaşılan bu haberi benim vermem gerekiyor; zira hem Washington’da hem de Avrupa’da bunu henüz idrak edememiş görünenler var. Oysa 1992’de Amerika Birleşik Devletleri, kurduğu koalisyonla Irak ordusunu rekor sürede darmadağın ettiği Çöl Fırtınası Harekâtı’ndan henüz yeni çıkmıştı.
Sovyetler Birliği dağılmış, Varşova Paktı tarihe karışmıştı. Ayakta kalan Rus ordusunun donanması limanlarda paslanmaya terk edilmişti; konvansiyonel düzeyde hiçbir varlık gösteremiyordu. Elbette nükleer silahları mevcuttu ancak konvansiyonel sahada koca bir sıfırdan ibaretti. Çin ise esasen piyadeye dayalı bir ordu niteliği taşıyordu.
İşte o tarihe kadar ABD, küresel sahnede kesin biçimde mutlak askeri güç konumundaydı. Güç intikalini herkesten daha iyi icra edebiliyor, bunu konvansiyonel olarak sahaya yansıtabiliyorduk; üstelik nükleer cephanemiz de arkamızdaydı.
Oysa artık 1992’de değiliz. ABD ise sanki hâlâ 1992 yılındaymışız, hâlâ tek kutuplu dünyanın rakipsiz askeri gücü bizmişiz gibi hareket ediyor. Fakat bu konuda ne Çin’in kafası karışık ne de Rusya’nın. Artık İran da durumun gayet farkında. Gezegendeki en kudretli askeri kuvvet olmadığımızı hepsi çok iyi biliyor.
Karşınızda Başkan Trump, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Temsilciler Meclisi Başkanı Johnson gibi isimler var. Durmaksızın, tarihin ve gezegenin gelmiş geçmiş en güçlü askeri kuvveti olduğumuzu, hiç kimsenin yanımıza bile yaklaşamayacağını yineliyorlar. Doğrusu bize yaklaşan pek çok aktör var; üstelik hemen yanı başımıza değil, tam karşımıza dikilecek kadar yakınlar.
Yirmi birinci yüzyılda askeri harekâtları hâlâ yirminci yüzyıl kafasıyla yürütmeye çalışıyoruz. Çağın fersah fersah gerisinde kaldık ve bunun sonuçları son derece ağır oluyor.
Arkanızda bunu icra edecek askeri kudret yoksa tek kutuplu bir güç olamaz, insanlara ne yapacaklarını dikte edemez ve üzerlerinde hâkimiyet kuramazsınız. Biz artık öyle bir orduya sahip değiliz. Bu gerçek, bizim dışımızdaki herkes için gün gibi ortada.
İşin en tehlikeli yanı da liderlerimizin söylediklerine sahiden inanması; en güçlü ordu olduğumuzu ve canımızın istediği her şeyi yapabileceğimizi düşünmeleri.
Ne yazık ki bu yanılsamanın doğru göründüğü en talihsiz örneklerden biri Venezuela oldu. Bir meslektaşımın deyişiyle Başkan Trump orada “yıkıcı bir başarı” elde etti. Birçok kişi kendisini türlü sorunlar çıkabileceği konusunda uyarmıştı; nitekim Venezuela halkı gerçekten direnseydi bu sorunlar yaşanırdı da.
Ancak içeriden istihbarat aldığımız ve iş birliği yapan bazı unsurlar bulunduğu için neredeyse kansız bir darbe gerçekleşti. Yine de 80 civarında insan hayatını kaybetti; yani onlar açısından hiç de kansız sayılmazdı, fakat Trump için büyük bir başarı oldu.
Böylece meselenin sarpa saracağını, zorlaşacağını ya da yeni bir Vietnam’a dönüşeceğini öne süren bütün o muhaliflerin aklını kaçırdığı sonucuna vardı. Artık atacağı her adımın tutacağını sanıyor.
İran’a girebileceğimiz, belki Küba’ya, hatta yakın zamana kadar Grönland’a bile uzanabileceğimiz inancıyla hareket ediyor. Kısacası yapamayacağımız hiçbir şey olmadığını zannediyor.
Oysa durumun hiç de öyle olmadığını tüm çıplaklığıyla kanıtlamış bulunuyoruz. Zaten birkaç gün önce sizinle de tam olarak bunu konuşuyorduk.
Eski bir tank subayı olarak Çöl Fırtınası’nda bizzat savaştım. Bilginiz olsun diye söylüyorum; İkinci Dünya Savaşı’ndan o güne kadarki en büyük tank çarpışması olan 70 Easting Muharebesi’nde yer aldım. 2000’li yıllarda Almanya’daki ABD 1. Zırhlı Tümeni bünyesinde zırhlı süvari taburunun ikinci komutanıydım; personelin eğitiminden ve muharebeye hazırlanmasından sorumluydum. O dönem modern savaş buydu.
Bu görev, yine konvansiyonel yöntemlerle yürüttüğümüz 2003 Irak Savaşı’nın sonrasına denk geliyordu. Yeri gelmişken belirteyim, artık 2003 yılında da değiliz. Çünkü o çatışmalarda hava kuvvetlerine, İHA gücüne ya da balistik füze cephanesine sahip bir düşmanla karşılaşma endişemiz yoktu; bu tür tehditlerin hiçbirini dert etmek zorunda değildik.
İran’ın açıkça gözler önüne serdiği üzere, füzelerin sahadaki varlığı sebebiyle, 1991’de Çöl Fırtınası ile başlayıp sonraki yıllarda yürüttüğümüz türden bir savaşı bugün vermemiz imkânsız.
2020 yılındaki Ermenistan-Azerbaycan Savaşı ve Bayraktar TB2 İHA’larının kullanımı, konvansiyonel harbin ebediyen ve kökten değiştiğini kanıtladı. Amerikan ordusunda, özellikle de kara kuvvetlerimizde köklü bir dönüşüm yaşanacağını; hatta dünya genelindeki tüm kara unsurlarının bunu göreceğini düşünmüştüm.
Oysa artık karada, daha 2003’te Bağdat’ta yaptığımız gibi savaşamazsınız; bunu tekrarlamak mümkün değil. Sahaya toplu birlikler ve zırhlı araçlar yığdığınız an, tanklarınız ne kadar gelişmiş olursa olsun havaya uçacaktır. Aynı durum zırhlı birlikler için de geçerli; artık toplu halde intikal edemezsiniz. Dolayısıyla savaşmak için yeni yöntemler geliştirmek zorundasınız.
Şaşırtıcı biçimde Rusya da bu dersi hemen kavrayamadı; 2022’de Ukrayna’ya yönelik ilk harekâtlarında çağın gerisindeydiler. O aşamada Ukrayna aslında daha ilerideydi; nitekim ilk safhalarda Bayraktar TB2 İHA’larını kayda değer bir etkiyle kullandılar.
Fakat Rusya toparlandı, vaziyeti kesin olarak çözdü ve bana göre şu anda küresel ölçekte lider konuma yerleşti. Ukrayna da bu konuda çok yakın ve son derece yetkin; ancak Rusya özellikle hacim ve ölçek bakımından onların önüne geçti. Biz ise fersah fersah gerideyiz. Hâlâ yirminci yüzyılda çakılı kaldık, arayı kapatamadık bile. Durumu özetlemek gerekirse: 2027 sonuna kadar muhtelif türlerde yaklaşık 300 bin İHA edinmeyi planlıyoruz.
Rusya bu miktarı ne kadar sürede üretiyor dersiniz? İki haftada, belki de daha kısa bir sürede. Kısıtlı imkânlarına rağmen Ukrayna da öyle; üstelik katbekat daha ucuza mal ediyorlar. Asıl can alıcı nokta da bu. Bizim zihniyetimiz ise hâlâ salyangoz hızıyla ilerliyor; olup biteni kavrayamıyoruz.
Artık herkese ne yapacağını dikte edemeyiz fakat hâlâ bunu deniyoruz. Bu yüzden Başkan Trump, elindeki nüfuzu Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmak için kullanmaya yanaşmıyor.
Ukrayna’nın Rusya’nın içlerini vurmasına yardım etmeyi sürdürebileceğimize ve işleri zorlaştırarak bir hayal dünyasında Rusya’ya “Pekala, ne haliniz varsa görün, Ukrayna ne istiyorsa yapalım, savaşı onların şartlarıyla bitirelim” dedirtebileceğimize dair bir kuruntuya sarılıyor. Bunu dile getirmek bile abes, ancak tam olarak bu hayal doğrultusunda hareket ediyoruz.
Belirli bir açıdan bakıldığında, İran’a karşı yürüttüğümüz savaş çok daha anlamsız. Daha savaş başlamadan önce bas bas bağırıyor, askeri yollarla bir zafer kazanılamayacağını haykırıyordum.
İran’ın savunma düzenine, balistik füzeleri ve İHA’larıyla kurduğu taarruz sistemlerine ve Rusya’dan alıp geliştirdikleri -ki Rusya da bu teknolojileri ilerletip muhtemelen bir kısmını geri aktarmıştır- donanıma bakmanız yeterli.
İran bu kabiliyete sahip; 2003’te yürüttüğümüz savaştan ders çıkardılar. Bütün fabrikalarınızı Amerikan füzelerinin kolayca vurabileceği açık hedefler halinde yer üstünde tutmayın, erişemeyeceğimiz dağların altına gömün dediler ve bunu harfiyen uyguladılar.
Sonuç olarak, PAC-3 veya THAAD önleme sistemlerimizle kurduğumuz savunma gücü ne olursa olsun, ateşledikleri her hedefi vurabileceklerini gösterdiler. Savunmamız yetersiz kalıyor; İran nişan aldığı yeri vuruyor.
İran’ın bugüne kadar sergilediği itidal hayret verici; zira isteselerdi Orta Doğu’yu çoktan ateşe verebilirlerdi. Bu durum hem ulusal güvenliğimizi hem de küresel ekonomik dengeleri yerle bir ederdi. Şimdilik bunu yapmadılar.
Fakat görüyorsunuz, Başkan Trump geçen gün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda o cafcaflı konuşmasını yaptı. Belki aranızdan görenler olmuştur; hemen ertesinde buna dair bir değerlendirme yayımladım.
Bir Amerikalı olarak hem utandım hem de öfkelendim. Çünkü aklıma John F. Kennedy ve Eisenhower gibi, insanlarla ortak bir zemin bulmayı, barış için çabalamayı telkin eden o büyük Amerikalı liderler ve yaptıkları unutulmaz konuşmalar geliyor.
Oysa Trump burada kendini adeta tanrı yerine koyup İran’a ya barış ve güvenlik bahşedeceğini ya da ülkeyi haritadan sileceğini söylüyor. Elbette bunu konvansiyonel silahlarla başaramayacağınıza göre, kastettiği neredeyse kesin olarak nükleer silahlar.
Bunu açıkça telaffuz etmedi belki; fakat zihninden ne geçerse geçsin, bunu yapabileceğimizi varsayıyor. Oysa yapamayız. Çok sayıda İranlıyı katledebiliriz, bundan şüphe yok; ancak ne askeri kapasitelerini yok edebilir ne de diğer bölgelerde yaratacakları yıkıcı etkinin önüne geçebilirsiniz.
Tanrı’ya dua ediyorum, dilerim Amerika Birleşik Devletleri aklıselime kavuşur ve artık 1992’de yaşamadığımızı, insanlara öylece buyruk veremeyeceğimizi nihayet idrak eder.
Hâlâ bir çıkış yolu var. Aklımızı başımıza toplarsak, hem Rusya-Ukrayna savaşında hem de İran krizinde bir çıkış kapısı mevcut. Üstelik teslim olmak zorunda da değiliz; yalnızca gerçekleri kabul etmemiz yeterli.
Ancak bunu yapmaz, hâlâ tek hâkim güç olduğumuz, takvimlerin 1992’yi gösterdiği ve herkesin emirlerimize boyun eğmek zorunda kaldığı zannıyla bu yolda körü körüne ilerlersek, neticesi herkes adına bir felaket olacak.
Amerikalılardan ziyade Avrupalıların tavrına şaşıyorum. Birçok Amerikalı liderin tutumu midemi bulandırıyor; fakat Avrupalılar beni asıl hayrete düşüren taraf, çünkü bütün bu gerçekler gün gibi ortada. Görmek hiç de zor değil.
Ne yapmaya kalkıştığımızı, nerede çuvalladığımızı görüyorsunuz. Rusya-Ukrayna savaşında geçen neredeyse beş yıllık süreçten, İran’da harcanan onca yıldan bahsediyorum; askeri açıdan hiçbir şey sonuç vermiyor. Buna rağmen bir sonraki seferde işe yarayacağını iddia edip duruyoruz.
Trump kalkıp “Şunu yapmazlarsa ben de bunu yapmam” diyor. Yapamazsınız. Bakın, Suudi Arabistan bu işin yürümeyeceğini anladı; son gerilimde Trump’a saldırmaması için yalvardılar, zira namlunun ucunda olduklarını ve yerle bir edilebileceklerini biliyorlardı. Petrol üretim altyapılarını kaybettiklerinde ayakta kalıp kalamayacakları meçhul.
Artık vaktimiz geldi. Buradaki buluşmanın beni bu denli heyecanlandırmasının, daveti tereddüt etmeden kabul etmemin sebebi de bu: İstediği her şeyi anında yapabilecek baskın bir askeri güç olmadığımızı kabullenmek zorundayız.
Bu kabulleniş hayırlı bir şey; zira her şeyi yapabileceğinizi sandığınızda, “Dediğimi yapmazsan seni öldürürüm” kibrine kapılıyorsunuz ve çok fazla insan canından oluyor. Oysa bunun adı diplomasi değil.
İran’a karşı sergilediğimiz tavırların çoğu diplomasiyle uzaktan yakından uyuşmuyor. “Şartlarımızı kabul ederseniz canınızı bağışlarız” diyoruz; diplomasi bu değil.
Artık onların da direnme kabiliyeti var ve direnecekler. Rusya da bu baskıya boyun eğip “Madem bizi vuracaksınız, o halde her dediğinizi yapalım” demeyecektir. Bunu asla yapmazlar; çünkü bu durum onlar için de varoluşsal bir tehdit teşkil ediyor.
Bütün bu hakikatler apaçık ortada. Tanrı’dan tek dileğim, iş işten geçmeden önce yeniden akıl ve mantık çizgisine dönecek bir yol bulabilmemiz.
Zira hem Orta Doğu’da hem de Avrupa’da nükleer eşiğin aşılma ihtimali haddinden fazla yüksek. Nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, böyle bir gelişme tüm insanlık adına felaket anlamına gelir.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












