Rusya
Fyodor Lukyanov: Eski dünya düzenine dönüş olmayacak

Valday Kulübü Araştırma Direktörü ve Russia in Global Affairs Genel Yayın Yönetmeni Prof. Fyodor Lukyanov, Rusya’nın önde gelen ekonomi gazetelerinden Vedomosti’ye (ABD’deki Wall Street Journal’ın muadili) verdiği mülakatta, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan kurumsal dünya düzeninin geri dönülemez şekilde çöktüğünü ve yerini kuralsız, kaotik bir “gerçek çok kutupluluğa” bıraktığını ifade ediyor. Lukyanov’a göre günümüzdeki küresel sistem artık yerleşik normlarla değil, devletlerin öz güçleri ve mukavemet (resilience) kapasiteleriyle ayakta kaldığı bir “güçler sıralamasına” dönüştü. Amerika Birleşik Devletleri’nin Trump yönetimindeki stratejisi, hegemonyasının kaçınılmaz düşüşü öncesinde elindeki muazzam kaynağı kullanarak geleceğin rekabeti için azami avantajı devşiriyor. Lukyanov’un değerlendirmesine göre Rusya açısından bu süreç, dış dünyaya yeni ideolojik teklifler sunmaktan ziyade, iç kalkınmaya ve dış şoklara karşı ulusal direnci artırmaya odaklanmayı zorunlu kılan pragmatik bir dönem.
Fyodor Lukyanov: Eski dünya düzenine dönüş olmayacak
Roman Romanov
Vedomosti
10 Şubat 2026
Dünya durmaksızın değişiyor; onunla birlikte, hepimizin yüzleşmek zorunda kaldığı meydan okumalar da… İnsanlığın, çatışma ve belirsizliğin giderek tırmandığı yeni bir dünya nizamına geçiş yaptığı o “kusursuz fırtına” [1], Rusya’yı da teğet geçmeyecek. Russia in Global Affairs (Küresel Politikada Rusya) dergisinin genel yayın yönetmeni Fyodor Lukyanov [2], Vedomosti gazetesine verdiği mülakatta, bu çok kutuplu dünyada Rusya’nın muhtemel yerini anlattı.

Fyodor Lukyanov
Son zamanlarda uluslararası durumun değiştiğine dair söylemleri sıkça işitiyoruz. 21. yüzyılın kaderini tayin edecek olan şu “küresel tektonik değişimler” [3] tam olarak nedir? İnsanların dilinden düşürmediği bu mesele neyin nesidir?
Uluslararası sistem, seksen yıl boyunca önce gayet nizamlı, sonraları giderek gevşeyen, ancak yine de o nizamın mirasını taşıyan bir yörüngede seyretti. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nın neticesinde tesis edilmiş bir düzendi. Sistemin dayanıklılığını özetlemek gerekirse; uluslararası ilişkileri -mutlak manada olmasa da- düzenleme yetkisi ve imkânı, belirli kurumlara devredilmişti.
Bu, dünyanın en kudretli devletlerinin iradesiydi. Bu uluslararası ilişkiler mimarisinin temel taşı, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen akabinde kurulan Birleşmiş Milletler’di. Daha sonra bunun üzerine, belirli alanlardaki davranış normlarını ve kurallarını tahkim eden diğer kurumlar inşa edildi. Sistem, savaştan bir süre sonra güçler arasında oluşan parite sayesinde nispeten istikrarlı işleyebildi. Bu denge asla mükemmel değildi; lakin güçler birbirine şu veya bu şekilde denk düşüyor, birbirini tartıyordu. Ve tüm uluslararası sistem, öyle ya da böyle bu güçlerin etrafında kurgulanmış, daha doğrusu tanzim edilmişti. Burada durumu abartmamak ve idealize etmemek gerekir. Bu sistem bir saat gibi tıkır tıkır işlemedi. Onlarca yıl boyunca sayısız hadiseye, sistem arızasına ve savaşa şahit olduk. Ancak bir “dünya savaşı” çıkmadı. Aslolan da buydu.
20. yüzyılın ilk yarısından çıkarılan ders şuydu: İşler oluruna bırakılırsa, sonu cihan harbiyle biter. İşte bu sistem, tüm artıları ve eksileriyle, dünya tarihi ölçeğinde “düzenlenmişlik” bakımından emsalsizdi. Ne daha önce ne de -iddia ediyorum- daha sonra buna benzer bir şey görülmüştür ve görülecektir. Fakat bu sistem miadını doldurdu. Zira o dönemin kurumları, artık tasarlandıkları gibi çalışmıyor. Hatta hiç çalışmıyorlar. İşte asıl eksen kayması budur. Artık, yerleşik davranış kurallarının varlığına ve bunları düzenleyen kurumlara bel bağlayamayız.
Yani o meşhur çok kutupluluğa [4] mı geçiş yapıyoruz? Zira dünyanın, farklı güç merkezlerinin Amerika-Çin rekabeti içinde kendine yön bulmaya çalıştığı yeni bir “iki kutupluluk” eşiğinde olduğu görüşü de hâkim…
Her ikisi de vaki. Fakat çok kutupluluktan bahsedeceksek, bunun bir “sistem” değil, içinde bulunduğumuz bir “ortam” olduğunu idrak etmeliyiz: Farklı çaplarda çok sayıda nüfuz merkezi, güç ve çıkar odağı mevcut. Bunların kimi dünya ahvalini daha çok, kimi daha az etkiliyor. Hepsi değil tabii, topu topu yirmi kadar odak… Amerikan hegemonyası devrinde tahayyül ettiğimiz çok kutupluluk ile bugün elimizde olan çok kutupluluk, birbirinden siyahla beyaz kadar farklı.
O hayali çok kutupluluk bir ütopyaydı. Malum sebeplerle, Amerikan tahakkümüne bir tepkiydi. Üstelik kimseye bir yükümlülük getirmiyordu. Yani sadece hegemonyadan hoşlanmadığımızı beyan ediyorduk. Ve bu fikir, pek çoklarını aynı çatı altında toplayabiliyordu; zira hegemonyadan kim hazzeder ki? Prensipte hiç kimse.
Şimdi ise o süslü çok kutuplulukla değil, gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu gerçeklikte baş kutup hâlâ ABD. Ve bugün onların çok kutupluluğa bakışını, Trump’ın idraki üzerinden okuyabiliriz: Ortada pek çok merkez var, düzenli ilişkiler yok; o halde gücü yeten yetsin, yetmeyen kenara çekilsin. “Yapabiliyorsan yap, yapamıyorsan kusura bakma, o zaman biz yaparız.” İşte onun anlayışındaki çok kutupluluk budur.
Ancak bu, onların çok kutuplu dünyayı “tüm kutupların uzlaşması gereken bir yer” olarak gördükleri anlamına gelmiyor. Kutuplar sadece imkânlarına göre sıralanmalıdır. Ve Birleşik Devletler’in imkânları -en azından öngörülebilir tarihsel süreçte- diğerlerinden bariz şekilde fazla olduğu için, yani birikmiş avansı çok büyük olduğu için durum ortada. Evet, belki Amerika’da bile herkes geleceğin ABD etkisinin azalması, sönümlenmesi yönünde olacağını kabul ediyor; lakin bu bir anda olacak iş değil. İkincisi, birikmiş olan o ivme ve kaynak hâlâ çok muazzam.
Dolayısıyla yaşananları, şahit olduğumuz tüm bu şahane fantazmagoryaları [5] şöyle de yorumlamak mümkün: Amerikan yönetimi, bunun bir kırılma anı olduğunu anlıyor ya da hissediyor; bu noktadan sonra Amerikan nüfuzu inişe geçecek. Bu yüzden, ellerindeki o birikmiş gücü azami ölçüde kullanarak, gelecek için şimdikinden çok daha iyi pozisyonlar elde etmeye çalışıyorlar. Biliyorlar ki ileride bu pozisyonlar rekabete açık olacak, itiraz edilecek; ama şimdi ne kadar çok şeyi, tabiri caizse, kendi tarafına kürelersen, geleceğin rekabetine o kadar hazırlıklı olursun.
Peki bu şartlar altında Rusya nasıl bir tavır takınabilir? Yeni uluslararası ilişkiler sistemine geçiş sürecinde kendine has bir teklif sunabilir mi?
Esasen, biz de oldukça kaotik özellikler taşıyacak olan köklü değişimler çağına henüz adım attık.
Kimsenin nereye gittiğimize dair bir fikri yok. Ne en güçlü ve nüfuzlu olanların, ne de bilakis başkalarını takip etmek zorunda kalanların…
Bizim ve dünyadaki diğer tüm ülkelerin, bu değişimlere adapte olmaktan başka çaresi yok. Her şey sürekli değişiyor ve her an reaksiyon gösterilmesi gerekiyor. Öyle bir an geliyor ki, herhangi bir ülkedeki -hele ki bizim gibi büyük ve karmaşık ülkelerdeki- iç durum, her türlü dış politika hamlesinden çok daha mühim hale geliyor. Şimdiki asıl vazife dünyaya “yeni bir şey” sunmak değil. Asıl vazife, kendi dayanıklılığımızı, mukavemetimizi [6] tahkim etmektir. İngilizcede güzel bir kelime var, Rusçada tam karşılığı yok: “Resilience”. Bu; tahammül, direnç ve esneklik gibi vasıfların bir nevi alaşımıdır. İşte bugün herhangi bir ülke için en hayati husus budur. Ve tüm bunlar, dünyanın hangi badirelerden geçeceğine dair belirsizlikle, hatta bazı durumlarda korkuyla iç içe geçmiş durumda.
Eğer geleceğe dair bir korku faktörü varsa ve aynı zamanda dış politika kararlarında geleneksel kurumların rolü azalıyorsa; ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) gibi ihtisaslaşmış uluslararası örgütlerin yahut BRICS gibi grupların akıbeti ne olur? Zira devletler arası ilişkilerde olup biteni bu korkuyla harmanlarsak, bu tür grupların sadece birer tartışma platformu olarak işlevinin hayli kısıtlı olduğu sonucu çıkmaz mı?
Sadece onların değil, “asla etkilenmez” denilenler de dâhil olmak üzere, ağır bir kriz geçiren tüm eski kurumlar sisteminin işlevi kısıtlanmış durumda. Lakin yeni kurumlar da henüz rüştünü ispat edemedi. Bunlar çeşit çeşit. ŞİÖ ve BRICS’ten bahsettiniz. Bunlar elbette farklı şeyler. ŞİÖ’nün kaderinin çetrefilli olduğunu düşünüyorum. Orada çok sayıda ülke var ve bunların bir kısmı birbiriyle zor konuşuyor. Ancak ŞİÖ özelinde neyle iştigal edebilecekleri oldukça açık. Bu, dünyanın çok önemli bir bölgesinde, büyük bir bölgesel örgüt. Avrasya sistemi, çeşitli meselelerin çözümünü, hem de kendi içinde çözümünü talep ediyor.
BRICS’e gelince; bu grup için karar anı gelip çattı. Her şey “çok kutupluluk” sloganları etrafında dönerken manzara kusursuz görünüyordu. Fakat işte çok kutupluluk peyderpey geliyor, ama mahiyetinin bambaşka olduğu ortaya çıkıyor. Ve burada BRICS’in önünde hem ciddi imkânlar hem de meydan okumalar var.
İkilem şurada: Eğer bu topluluğun üyelerinin asıl gayesi bağımsızlıklarını beyan etmek ve ABD ile çatışmamaksa; korkarım BRICS kuru bir harf yığınından öteye gidemez. Yok eğer ülkeler, ABD ile doğrudan çatışmadan kaçınmanın yolunu bulur ve aynı zamanda potansiyellerini -bilhassa ekonomik potansiyellerini- hakiki manada birleştirebilirse, o vakit müspet bir netice çıkabilir. Doların kullanılmadığı alternatif bir alan, somut sorunları çözmek için kendi içlerinde kurdukları kurumlar… İşte BRICS’in hedefi aslında bu olmalı. Tabii bu durumda BRICS’in ve ilgili ülkelerin, ABD tarafından çok sert bir baskının hedefi haline geleceği aşikâr.
BRICS, sınırları ve yapısı donmuş bir kurum değil. Böyle olup olmayacağı da meçhul. Pratik riskler düzeyinde ise; ister Mısır olsun, ister hâlihazırda sert bir çatışma içinde olan Güney Afrika, isterse Hindistan… Herhangi bir BRICS ülkesi için ABD ile keskin bir ihtilafa düşmek, iç kalkınma hedefleriyle hiç de örtüşen bir şey değil. Ve yukarıda da değindiğimiz gibi; uluslararası sistemdeki mevcut değişimler bağlamında herhangi bir ülke için asıl öncelik, iç kalkınmadır.
Şimdi ABD’ye gelelim. Trump, Joe Biden ile kıyaslandığında Rusya’ya karşı daha yapıcı bir retorik inşa etti. Ancak kamuoyu önünde odağında şimdilik sadece Ukrayna krizinin çözümü var. Bu, onun çözüm yoluyla ilişkilerin ilerlemesi için bir imkân gördüğü anlamına mı geliyor? Yoksa çözümü sırf çözüm olsun diye mi istiyor? Yani “Ben bunu başardım” deyip seçmenlerine sunmak ve sizin de belirttiğiniz gibi önceliği iç politikaya vermek için mi?
Trump için hepsi birden önemli. Şunu unutmamak gerek; Amerikan seçmeni için Rusya meselesi ve bilhassa Ukrayna ihtilafı bir öncelik değil. Her ne kadar kendisini tamamen iç politikaya adama vaadinde bulunsa da, ikinci döneminin ilk yılının hiç de öyle geçmediğini, dış politika meseleleriyle daha fazla meşgul olduğunu görmezden gelemeyiz. Kısmen, iç ve dış meselelerin birbirine ne denli bağlı olduğunu idrak ettiği için…
Ukrayna özeline gelirsek; Trump, konuyu zayıf kavrayışının esiri oldu. Şüpheleniyorum ki, “her şeyi şıp diye çözerim” derken buna gerçekten inanıyordu. Şöyle düşünüyordu: “Bu yarım akıllı Demokratlar her şeyi şişirdi, çözmek için parmaklarını bile oynatmadılar; ama ben gelirim, ben ikisini de, Putin’i de Zelenskiy’i de ciğerine kadar tanıyorum, onlar da beni tanır, şimdi hallederiz.” Neticede, ne onunla ne de öbürüyle işlerin yürümediğini görünce muhtemelen kendisi de biraz şaşırdı. Bu arada, bizde pek tartışılmayan ama oldukça mühim bir husus bu.
Biz bir şekilde a priori olarak şundan yola çıkıyoruz: Ukrayna bir “vekil”, dolayısıyla bir kukladır. Kuşkusuz Kiev üzerinde ve bilhassa Zelenskiy üzerinde dış tesirin derecesi fevkalade yüksektir. Ancak nihayetinde Trump bile ona ve genel olarak Ukrayna yönetimine hiçbir şeyi dikte edemiyor. Bunun birkaç sebebi var. Biri iç kısıtlayıcılar. Diğeri, Kiev’in müzakere sürecinde Washington’ın oyun planını her ne pahasına olursa olsun bozma becerisi. Neticede Trump bu işe saplandı kaldı. Saplanınca da, daha önce defalarca tehdit ettiği gibi kenara çekilmek “ağır abiliğe” sığmazdı. Bu arada, artık bu tehditleri savurmayı kesti. Aynı zamanda, bu çatışmanın kendisine kehanet edildiği üzere bir “Trump Savaşı”na dönüşmesine de izin vermedi.
Onun açısından çatışmanın sona ermesi, tartışmasız bir hedef. Bu hem prestijli hem de ABD dış politikası için daha öncelikli alanlara, mesela Asya-Pasifik bölgesine odaklanmayı mümkün kılacak. Oradaki ana hikâye Çin ile rekabet. Peki, bu çatışmanın bitişini Rusya ile yeni ilişkilere açılan bir kapı olarak görüyor mu? Mümkün, lakin bunun onun için prensip meselesi olduğunu sanmıyorum. Her halükârda, Ukrayna krizi çözülmeden ikili ilişkilerde esaslı bir yenilenme neredeyse imkânsız.
Peki, çatışmanın çözümüne ulaşıldığını varsayalım; bahsettiğiniz o yenilenme nasıl gerçekleşebilir? İlişkilerdeki çatışma dozu azalır mı?
Mucize beklememek lazım. ABD içinde ilave çalışma gerektiren pek çok husus var. Mesela yaptırım rejiminin nasıl ve hangi sıklıkla gevşetileceği… Kongre’nin rolü dikkate alındığında, bu alanda bir mesafe katedilip katedilemeyeceği bile meçhul.
İlişkilerin normalleşme perspektifini olumlu etkileyen faktörler var. Örneğin Amerikan havayolu şirketleri, rekabet güçlerini artırmak ve fiyatları dengelemek için yeniden Rus hava sahasını kullanma imkânına kavuşmayı arzuluyor. Ama “Şimdi Ukrayna konusunda anlaştık, haydi ilişkilerde yeni bir çağ başlasın” diye umutlanmak… Hayır, böyle bir şey olmayacak. Belki de olmamalı. Her şey kendi mecrasında, tabii seyriyle ilerlemeli.
Çatışma ortamı çok da azalmayacak, muhtemelen şekil değiştirecek. ABD’nin yeni ulusal güvenlik stratejisini ele alalım. İçinde yazılanların pek çoğu kulağımıza hoş gelebilir. Ama orada bize pek de öngörülebilirlik vaat etmeyen başka şeyler de var. İşte Trump, Rusya ile Avrupa arasındaki diyaloğu teşvik etmek istiyor. Buradaki asıl amacın bizi Çin’den koparmak olduğu aşikâr. Ve biz sanki Gorbaçov tarzı değil de Trump tarzı bir “Ortak Avrupa Evi” fikrine geri dönüyoruz. Ben bunun hayata geçirilebilir olduğunu düşünmüyorum. Bize lazım mı? Kuvvetle muhtemel, hayır.
Dahası, yeni dünya düzenine geçiş hızlandıkça çatışma potansiyeli keskin bir şekilde artacak.
O halde Trump’ın başkanlığı bizim için daha güvenli diyebilir miyiz?
Bizim durumumuz özelinde, evet diye düşünüyorum. Gerçi 2024’te Demokratlar kazansaydı bile, mevcut çatışmanın zirve noktasının aşıldığını ve bu umutsuz durumdan bir şekilde sıyrılmak gerektiğini anlayacakları yönünde bir görüş de var.
Ancak Trump’ın açık ve net bir şekilde, kimsenin tarafında olmadığını, sadece askeri harekatı durdurmak istediğini ilan etmesi, devrim niteliğinde bir kaymaydı. Bundan önceki üç yıl boyunca Batı’da birinin çıkıp Ukrayna’nın tarafında olmadığını söylemesi hayal bile edilemezdi. Trump fiilen bunu yaptı; gerçi henüz somut bir sonuca ulaşmış değil.
5 Şubat’ta Yeni START (Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması) [7] süresi doldu. Soğuk Savaş yıllarında Sovyet-Amerikan ilişkilerinin, sonrasında ise Rus-Amerikan ilişkilerinin ana ekseni silahlanmanın kontrolüydü. Diğer paralel mini hikâyeler de bu eksen etrafında şekillenirdi; ekonomik işbirliği, kültürel temaslar, eğitim değişimleri vs. Şimdiki yönetim, meseleye geleneksel anlayışla, yani “toplanalım, silah sayısını sınırlayalım” şeklinde yaklaşmaya pek hevesli görünmüyor. Amerika’nın Trump döneminde bu meseleye yaklaşımının, uzun vadeli seçilmiş bir model olduğunu söyleyebilir miyiz?
Silahların kontrolü sistemi, 60’larda ortaya çıktığı ve sonrasında geliştiği haliyle bitmiştir. Çünkü her şey değişti. Sadece ikili düzeyde (Rusya-ABD) kalması artık anlamsız; zira Rusya ve ABD hâlâ ezici miktarda savaş başlığına sahip ve henüz kimseyle kıyaslanamaz durumdalar. Ancak varsayımlara bakılırsa Çin, Rusya ve ABD seviyesine çıkmak için değilse bile, bu kategoriye (büyükler ligine) geçiş yapmak için sistemini aktif olarak geliştiriyor ve artırıyor.
Bence bugün dünyada olup bitenler, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (1968) da dâhil olmak üzere, bu alandaki tüm rejimlerin geleceğine dair pek çok soru işareti doğuruyor. Yılın başında Amerika’nın Venezuela’ya yönelik operasyon örneğine dönelim. Böyle bir ortamda mesela Brezilya çıkıp, “Gördüklerimizden sonra bizim ne garantimiz var?” diyebilir. Ve yavaş yavaş tüm ülkeler, kendi askeri imkânlarını artırmanın hayati bir zaruret olduğunu idrak ediyor.
Hülasa, çoğu ülke bu kategorilerde düşünmeye başlıyor. Ve burada kısıtlamalardan bahsetmek, bana kalırsa pek mümkün olmayacak. Elbette zor kullanarak herkesi tavize zorlayabilirsiniz. ABD’nin İran politikası buna iyi bir örnek. Ama herkesi bombalayamazsınız ya… Ekonomik olarak boğabilirsiniz, ki Trump bunu sıkça yapıyor. Yine de dünyada böyle bir atmosfer varken; bir yandan hukuksuzluğu, “başıbozukluğu” propaganda edip, diğer yandan herkese “siz yapamazsınız” demek fıtrata aykırıdır. Bu düpedüz eşkıyalık olur.
Peki o zaman, ilişkilerimizde silahlarla bağlantılı olmayan, ana damar olabilecek bir konu var mı? Ekonomi veya ticaret gibi?
Silahlanma konusu kendi başına bir yere kaybolmayacak. Biz bu potansiyele ve birbirimizi fiziksel olarak yok etme kapasitesine sahip olduğumuz müddetçe, bu konu masada kalacak. Dahası, bence bu yeni şartlarda; caydırıcılık potansiyelinin tahkimi, geliştirilmesi ve bunun “gösterilmesi”, doğrudan çatışmanın eşiğinde durabilmek için çok önemli bir faktör olacak.
Nihayetinde, bir doğrulama ve izleme sisteminin olması elbette iyidir; hani şu çeşitli anlaşmaların ileri safhalarında olduğu gibi, şeffaflık seviyesinin artırılması…
Bir yandan, stratejik istikrar alanında şu an her şey daha karmaşık ve muğlak görünüyor. Diğer yandan, devrimizde hiçbir şeyi gizlemek mümkün değil. Her şeyi kontrol eden o kadar gelişmiş sistemler var ki, şüpheleniyorum, özel bir anlaşmaya bile gerek yok. Zaten herkes her şeyi az çok anlıyor, görüyor ve buna göre sonuç çıkarıyor.
[1] “Kusursuz Fırtına” (İdealnıy ştorm): Sebastian Junger’in kitabından ve sonraki Hollywood filminden küresel literatüre giren “Perfect Storm” deyimi. Rusçada “İdealnıy” (İdeal) kelimesi hem “mükemmel” hem de “fikirsel/soyut” anlamına gelir. Ancak burada meteorolojik bir terim olarak, birden fazla olumsuz faktörün (ekonomik kriz, savaş, kurumların çöküşü) aynı anda birleşerek yarattığı yıkıcı etkiyi anlatır. (ç.n.)
[2] Fyodor Lukyanov (Фёдор Лукьянов): Lukyanov, modern Rusya’nın en etkili dış politika düşünürlerinden biridir. Kremlin’in resmi sözcüsü değildir ancak Kremlin’in “beyin takımı” sayılabilecek Valday Kulübü’nü yönetir. Sözleri, Rus devlet aklının (“gosudarstvennik” yaklaşımının) entelektüel ve daha liberal görünümlü bir yansımasıdır. Batı ile Rusya arasında bir “tercüman” işlevi görür; Batı’nın dilini konuşur ama Rusya’nın tezlerini savunur. (ç.n.)
[3] “Tektonik Değişimler”: Orijinal: Глобальные тектонические изменения (Globalnıye tektoniçeskiye izmeneniya): Yüzeydeki küçük sarsıntılardan ziyade, derindeki plakaların (siyasi ve ekonomik temellerin) kalıcı olarak yer değiştirmesini ifade eder. Putin ve Lavrov’un konuşmalarında sıkça geçen, Batı merkezli düzenin çöküşünü meşrulaştıran temel argümandır. (ç.n.)
[4] “Çok Kutupluluk” (Mnogopolyarnost): Rus dış politikasının 1990’larda Yevgeniy Primakov tarafından formüle edilen “Kutsal Kase”sidir. Tek kutuplu (ABD) dünyaya karşı bir başkaldırı teolojisidir. Lukyanov burada çok önemli bir ayrım yapıyor: “Hayal edilen” (ideolojik, romantik, anti-Amerikan dayanışması) ve “Gerçek” (kaotik, kuralsız, herkesin kendi başının çaresine baktığı) çok kutupluluk. Bu, Rus entelijansiyasının hamasetten uzaklaşıp realizme (Realpolitik) dönüşünün işaretidir. (ç.n.)
[5] “Fantazmagorya” (Фантасмагория): 18. yüzyılda icat edilen, hayalet görüntüleri yansıtan bir tür fener (laterna magika) gösterisi. Lukyanov bu kelimeyi, uluslararası siyasetteki akıl dışı, gerçeküstü, adeta bir kâbusu andıran sahneleri (örneğin Trump’ın tutarsızlıklarını veya Batı’nın histerik tepkilerini) betimlemek için kullanıyor. “Hayal âlemi” demek yetersiz kalırdı; “fantazmagorya” kelimesi o grotesk ve kaotik görsel şöleni hissettiriyor. (ç.n.)
[6] “Resilience” (Mukavemet/Dirayet): Lukyanov, Rusçada bu kelimenin tam karşılığı olmadığını söylüyor (“ustoyçivost” sadece istikrar/sabitlik demek). Türkçede “mukavemet” (direnç gösterme) veya “dirayet” (akıl ve sebatla dayanma) bu kavramı karşılayabilir. (ç.n.)
[7] Yeni START (SNV): ДСНВ (Договор о стратегических наступательных вооружениях) / DSNV (Dogovor o strategiçeskih nastupatelnıh voorujeniyah): Nükleer başlıkları ve fırlatma sistemlerini sınırlayan son büyük anlaşma. Lukyanov, “eski tip silahsızlanma anlaşmaları devri bitti” diyerek, nükleer şantajın ve sınırsız silahlanmanın yeni normal olduğu bir “ormanın kanunu” dönemini işaret ediyor. “Eşkıyalık” (banditizm) benzetmesi burada uluslararası hukukun çöküşünü betimliyor. (ç.n.)
Rusya
Rusya kripto işlemlerinde tam kimlik doğrulaması getirecek

Rusya, kripto para piyasasını düzenleyecek yasa paketini 1 Temmuz 2026’ya kadar kabul etmeyi hedeflerken, piyasadaki tüm katılımcılar için tam kimlik doğrulaması ve işlem denetimi zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor. Rosfinmonitoring’e göre dijital saklama kuruluşları yüksek riskli müşterilerin işlemlerini sınırlandırmakla yükümlü olacak.
Rusya’da kripto para piyasasında faaliyet gösteren tüm katılımcılar, müşteriler için tam kimlik doğrulaması yapmak, işlemleri ve transferleri denetlemekle yükümlü olacak.
Rosfinmonitoring Direktörü Danışmanı Vlada Korçagina, dijital saklama kuruluşlarının yüksek riskli müşterilere yönelik işlemleri sınırlandırmak zorunda kalacağını söyledi.
Rus yetkililer, FATF’nin talep ettiği takvim doğrultusunda kripto para piyasasının serbestleştirilmesini öngören yasa tasarısını 1 Temmuz 2026’ya kadar kabul etmeyi planlıyor.
Korçagina, salı günü Bankacılık İncelemesi dergisinin dijital varlıklar konferansında yaptığı konuşmada, “Kripto piyasasındaki yalnızca yasal katılımcıların değil, suçluların da yeni ödeme biçimlerine yönelmesi kaçınılmaz olarak dikkat çekiyor. Bu durum, diğer tüm finansal araçlarda olduğu gibi kaçınılmazdır” dedi.
Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine yönelik uluslararası standartları belirleyen FATF, kripto para dolaşımına ilişkin kurallar yayımlamıştı. Korçagina, kuruluşun kripto para transferlerinde bilgi eşlik mekanizmasının uygulanmasını zorunlu tuttuğunu belirtti.
Korçagina’ya göre Rusya’nın 2028 yılında yapılacak bir sonraki FATF değerlendirmesinden geçememesi halinde ülke, kuruluşun gri veya kara listelerine alınma riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Korçagina, bunun Rusya’nın küresel finans sisteminden tamamen dışlanmasına yol açabileceğini, bu sürecin bir bölümünün Batı yaptırımları nedeniyle zaten yaşandığını ifade etti.
Rus yetkililerin amacının yalnızca uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek değil, aynı zamanda ülkenin kripto piyasasını “suç unsurlarından arındırmak” olduğunu belirten Korçagina, bu kapsamda tüm piyasa katılımcıları için kara para aklamayla mücadele düzenlemelerinin getirileceğini söyledi.
Korçagina, “Kripto piyasası katılımcılarının kara para aklamayla mücadele yükümlülükleri kapsamında öncelikli konu müşteri kimlik doğrulaması, yani KYC olacaktır. Kripto piyasasına katılan tüm yeni müşteriler, kendileriyle birlikte temsilcileri, yararlanıcıları ve nihai faydalanıcıları da kapsayan tam kimlik doğrulamasından geçirilecektir” dedi.
Rusya, stabil kripto para düzenlemesinin detaylarını açıkladı
Rosfinmonitoring’in açıklamasına göre, brokerler ve portföy yöneticileri halen müşteriler için basitleştirilmiş kimlik doğrulaması uygulayabiliyor.
Ancak mevcut bir müşteri kripto piyasasına girmek isterse, ek bilgiler toplanarak kimlik doğrulama sürecinin tamamlanması gerekecek.
Dijital saklama kuruluşları ile kripto para borsalarına, müşteri kimlik doğrulama işlemlerini bankalara ve menkul kıymet piyasası katılımcılarına devretme imkanı tanınacak.
Yeni düzenleme kapsamında tüm piyasa oyuncuları için zorunlu işlem denetim sistemi de kurulacak.
Korçagina, “Dijital para ve dijital haklarla bağlantılı, zorunlu denetime tabi beş yeni işlem türü ortaya çıkacak. Bu işlemler hakkında Rosfinmonitoring’e bildirim yapılması gerekecek. Eşik değer 1 milyon rubleden başlayacak. Bu nedenle söz konusu uygulama tüm işlemlerin izlenmesi değil, en büyük işlemlerin denetlenmesi anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Dijital saklama kuruluşları, bankalarda olduğu gibi, müşterinin kara para aklama veya terörizmin finansmanıyla bağlantılı olabileceğine dair şüphe bulunması halinde dijital hesap sözleşmesi yapmayı veya dijital tanımlayıcıya erişim sağlamayı reddedebilecek.
Korçagina, “Önemli unsurlardan biri de travel rule, yani transferlere ilişkin bilgilerin eşlik etmesi kuralıdır. Dijital saklama kuruluşları bu sisteme tam olarak entegre edilecek ve dijital para ile dijital hak transferlerinde hem gönderici hem de alıcıya ilişkin bilgileri iletmekle yükümlü olacaktır” dedi.
Ayrıca dijital saklama kuruluşlarının, Rusya Merkez Bankasının “Müşterini Tanı” platformuna entegre edilmesinin planlandığını belirten Korçagina, Merkez Bankasının bu kuruluşlara kurumsal müşterilerin risk değerlendirmelerine ilişkin bilgi sağlayacağını söyledi.
Korçagina, bu bilgileri kullanan dijital saklama kuruluşlarının yüksek riskli müşterilere karşı kısıtlayıcı tedbirler almak zorunda kalacağını ifade etti.
Korçagina, söz konusu yükümlülüklerin 1 Temmuz’a kadar kabul edilmesi planlanan temel yasa tasarısına eşlik eden düzenleme paketinde yer aldığını belirtti.
“Kara para aklamayla mücadele yükümlülükleri neredeyse hemen yürürlüğe girecek. Herhangi bir geçiş süresi öngörülmüyor. Bu nedenle şirketler hazırlıklara şimdiden kademeli olarak başlayabilir” diyen Korçagina, sektörün yeni kurallara erkenden uyum sağlamasının önem taşıdığını kaydetti.
Rusya’da kripto para yasasıyla kitlesel kapanma dalgası ufukta
Rusya
Rusya yaptırımların gölgesinde yüksek buz sınıfı tanker filosunu genişletiyor

Rusya, yaptırım altındaki Arktik LNG-2 projesi için kritik önem taşıyan yüksek buz sınıfı ikinci gaz taşıma gemisini tamamlayarak teslim aldı. Yıl sonuna kadar üçüncüsü vadedilen bu özel tankerler projede yıl boyu kesintisiz sevkiyatın önünü açarken, Çin de yaptırımlı Rus gazını doğrudan ithal edebilmek için ikinci alım terminalini devreye sokmaya hazırlanıyor.
Rusya, Uzak Doğu’daki Zvezda tersanesinde inşa edilen ve en yüksek buz sınıfı olan Arctic7 kategorisinde yer alan Konstantin Posyet adlı yeni gaz tankerini tamamlayarak deniz filosuna dahil etti. Bu gemi, ocak ayından bu yana yük taşımacılığı yapan Aleksey Kosıgin’in ardından aynı sınıfta inşa edilen ikinci tanker olma özelliği taşıyor.
Yıl sonuna kadar üçüncü tankerin de hizmete girmesi bekleniyor.
İnşa edilen bu özel tankerler, ABD yaptırımlarının hedefindeki Arktik LNG-2 projesi için büyük önem taşıyor. Bölgedeki çetin kış şartları nedeniyle standart gaz taşıma gemileri yılın yaklaşık sekiz ayı boyunca fabrikaya yanaşamıyor.
Rusya Başbakanı Mihail Mişustin, konuya ilişkin değerlendirmesinde yüksek teknolojili kargo tankerlerinin Arktik’in zorlu koşullarında çalışmak için en etkili araçlar olduğunu ifade etti.
Mişustin, yüksek manevra kabiliyeti ve yüksek buz sınıfı sayesinde bu gemilerin buz kırıcı desteği olmaksızın iki metrelik buz kütlelerini kendi başlarına aşabildiğini belirtti.
Üretim ve sevkiyat kapasitesi özel filonun yetersizliğine takılıyor
Arktik LNG-2 projesinde her biri 6,6 milyon ton kapasiteli ilk iki hat uzun süre önce tamamlanmış olmasına ve toplamda yıllık asgari 13,2 milyon ton üretim kapasitesine ulaşılmasına rağmen, fiili ihracat miktarı beklentilerin gerisinde kaldı.
Vzglyad gazetesine konuşan Finam Grubu analisti Sergey Kaufman, teknik olarak hazır olan bu iki hattın kapasitesine karşın geçen yıl projeden yalnızca yaklaşık 1,3 milyon ton ihracat yapılabildiğini kaydetti.
Ulusal Enerji Güvenliği Fonu (FNEB) uzmanı İgor Yuşkov, Arktik LNG-2 fabrikasındaki üretim hacimlerinin iki temel faktöre bağlı olduğunu belirtti.
Yuşkov, birinci ve şu anki en büyük kısıtlayıcı unsurun özel sevkiyat filosunun eksikliği olduğunu ifade etti. İkinci sorunun ise alıcı terminallerin kapasitesiyle ilgili olduğunu aktaran uzman, fabrikadan çıkan tüm ürünün şu anda yalnızca Çin’de yaptırım kapsamındaki Rus gazı için ayrılmış tek bir terminale gönderildiğini ve bu terminalin kapasitesinin Arktik LNG-2’nin iki hattının gücünden çok daha düşük olduğunu vurguladı.
Yüksek buz sınıfına sahip gemilerin kritik rolüne dikkat çeken Yuşkov, kasım ile haziran ayları arasındaki dönemi kapsayan yılın büyük bölümünde Yamal Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gıdan Yarımadası’nda bulunan Utrenniy Terminali’ne sadece Arctic7 sınıfı tankerlerin girebildiğini söyledi.
Diğer tankerlerin ise yalnızca buz yükünün en az olduğu sıcak dönemlerde ve Rosatom’un özel izniyle sefer yapabildiğini, daha düşük buz sınıfındaki gemilerin de ciddi operasyonel kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını ekledi.
Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor
Yaptırımlar tedarik zincirini ve ortaklıkları vurdu
Projenin orijinal planlamasında, yıllık 19,8 milyon ton kapasiteli üç üretim hattının inşası sürerken, Zvezda tersanesinde Güney Koreli ortaklarla birlikte 15 adet özel Arctic7 gaz tankerinin yapılması öngörülüyordu.
Ayrıca 6 adet benzer geminin de doğrudan Güney Kore’de üretilerek Rusya’ya teslim edilmesi planlanmıştı.
Ancak hem fabrikanın hem de tankerlerin yapım aşaması, ABD’nin batı teknolojileri ve ekipmanlarına erişimi engelleyen sert yaptırım dönemine denk geldi. Bu da Rusya’nın o ana kadar ülkeye getirmeyi başardığı ekipmanlarla yetinmesini zorunlu kıldı.
İlk hatların inşasının tamamlanmasıyla birlikte ABD doğrudan fabrikayı da yaptırım listesine aldı.
Rusya’nın daha önce bu tip teknolojik olarak ham petrol tankerlerinden çok daha karmaşık olan gaz gemilerini tek başına inşa etmediğini hatırlatan İgor Yuşkov, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu an teslim edilen Aleksey Kosıgin ve Konstantin Posyet tankerleri, yaptırımlar nedeniyle Güney Koreli ortağın ilişkileri kesmesinden önce Rusya’ya ulaştırılan hazır gemi kitlerinden monte edildi. Resmi olmayan verilere göre, Zvezda’da yapımı süren tankerlerden sadece üçü için Fransız şirketi tarafından üretilen özel sızdırmazlık membranları tedarik edilebildi. İki tanker hizmete girdi, üçüncüsünün ise yıl sonuna kadar teslim edilmesi bekleniyor. Asıl soru bundan sonra başlayacak. Rusya bu tankerlerin ekipmanlarını, özellikle de o özel membranları kendi imkanlarıyla üretmeyi başardı mı başaramadı mı? Kendi güçlerimizle seri üretime geçmek ne kadar gerçekçi? Bunlar henüz yanıtı olmayan sorular.”
Arktik LNG-2 projesinin filosu başlangıçta yalnızca Christophe de Margerie adlı tek bir Arctic7 tankerinden oluşurken, ocak ayında ve son olarak bu ay Zvezda’dan teslim alınan gemilerle sayı üçe yükseldi.
Yıl sonuna kadar teslim edilecek yeni tankerle birlikte toplam dört gemilik bir filo kurulmuş olacak.
Yuşkov’un hesaplamalarına göre, başlangıçta planlanan 19,8 milyon tonluk üretimin taşınması için 21 adet Arctic7 tankeri gerekirken, mevcut dört gemilik filo ile yıllık ihracat seviyesinin ancak 3 ila 4 milyon ton düzeyine çıkarılması mümkün görünüyor.
Diğer taraftan Çin, yaptırımlı Rus gazını alabilmek için terminal altyapısını genişletiyor. Reuters verilerine göre Pekin, Rusya’dan gelecek LNG için Longkou limanında yıllık 5 milyon ton kapasiteli ikinci bir ithalat terminalini ekim ayında devreye almayı planlıyor.
Bu terminal, Ağustos 2025’ten bu yana yaptırımlı Rus gazını kabul eden yıllık 6 mlyon ton kapasiteli Beihai terminaline destek sağlayacak.
Böylece Çin’in iki terminalle ulaşacağı toplam kabul kapasitesi yıllık 11 milyon tona yaklaşacak. Bu miktar, Arktik projesinin ilk iki hattının toplam kapasitesi olan 13,2 milyon tonun biraz altında kalıyor.
Yuşkov, projenin planlanan 19,8 milyon tonluk üçüncü hattının inşasının ise şu an için belirsiz olduğunu ifade etti.
Yeni hat için ekipman tedarikinin yasaklandığını ve Çin’in de Belokamenka’da kendi modüllerini monte etmeyi reddettiğini belirten uzman, mevcut şartlarda temel hedefin en azından ilk iki hattın toplamı olan 13,2 milyon tonluk kapasiteye ulaşmak olduğunu kaydetti.
Rusya’nın daha önce Arktik LNG-2’nin ardından Ob LNG, Murmansk LNG ve Arktik LNG-1 gibi çok sayıda yeni tesis kurmayı planladığını hatırlatan uzmanlar, bu projelerin de geleceğinin belirsizleştiğini belirtiyor.
Finansal olarak Novatek’in kaynak sağlayarak yabancı yatırımcıları projelere yüzde 49 ortak etme planının yaptırımlarla kesintiye uğradığını ifade eden Yuşkov, yabancı sermayenin gelmediğini ve Rusya’nın büyük tonajlı tesisler inşa etmek için henüz tüm ekipman yelpazesini yerlileştiremediğini ekledi.
Sergey Kaufman ise Rusya’daki Yamal LNG ve Sahalin-2 dışındaki tüm büyük projelerin ABD yaptırımı altında olmasının müşteri bulmayı zorlaştırdığını belirterek şu yorumu yaptı:
“Ortadoğu’daki çatışmalar geçici olarak durumu kolaylaştırmış olabilir ancak önümüzdeki bir ila üç yıllık vadede küresel LNG pazarının arz fazlası aşamasına girmesi yüksek ihtimal. Bu da satışı zorlaştıracaktır. ABD’nin dünyanın en büyük LNG ihracatçısı olması, yakın gelecekte yaptırımların yumuşatılması olasılığını düşürüyor.”
Kaufman, Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Rus gazına olan talebi desteklemesiyle bu yıl Arktik LNG-2’den yapılacak ihracatın yaklaşık 3 milyon tona ulaşabileceğini öngörüyor.
İlk iki hattın tam kapasiteye ulaşmasının ise tanker eksikliği ve yaptırımlar nedeniyle 2 ila 3 yılı bulabileceğini tahmin eden Kaufman, Rus LNG’si için Çin dışındaki ana pazarlar olan AB ve Japonya ekseninde, AB’nin gelecek yıl uygulamaya koyacağı ithalat yasakları nedeniyle 2027’den itibaren Çin’e yapılacak sevkiyatların daha da önem kazanacağını ve ek terminallerin kritik hale geleceğini sözlerine ekledi.
Rusya
Rusya Merkez Bankası Başkanı Nabiullina sessizliğini bozdu

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, son dönemde önemli etkinliklere katılmamasını soğuk algınlığına bağlı ses kaybıyla açıkladı. Nabiullina’nın yokluğunda, görev süresinin biteceği 2027 yılı sonrasına ilişkin iddialar basına yansımıştı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, geçirdiği hastalık nedeniyle aralarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF), Ulusal Borsa Katılımcıları Derneğinin (NAUFOR) yıllık konferansı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan hükümet toplantısının da bulunduğu bir dizi önemli kamu etkinliğini kaçırdı.
Nabiullina, konuya ilişkin açıklamayı Merkez Bankasının faiz kararı toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında yaptı.
Nabiullina, “Sadece gerçekten soğuk algınlığı geçirdiğimi ve bir süreliğine sesimi kaybettiğimi teyit edebilirim. Söyleyebileceğim tek şey, sağlığım konusunda içtenlikle endişe duyanlara teşekkür etmektir” ifadelerini kullandı.
Rusya Merkez Bankası Başkanı, haziran ayının başından bu yana kamuoyunun önüne çıkmamıştı. Vedomosti gazetesine Merkez Bankasından yapılan açıklamada, Nabiullina’nın SPIEF’e raporlu olduğu için katılamadığı belirtilmişti.
Financial Times (FT) gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Nabiullina’nın ağır bir solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle bazı etkinlikleri kaçırmış olabileceğini yazmıştı.
Nabiullina’nın kamuoyunda uzun süre yer almamasının ardından basında, Rus liderliğinin gözünden düştüğüne dair tartışmalar başlamıştı.
FT’nin haberine göre hükümet içinde, Merkez Bankası Başkanının görev süresinin dolacağı Haziran 2027 sonrasına ilişkin senaryolar ele alındı.
Gazetenin kaynakları, Merkez Bankasının denetim yetkilerinin birden fazla kurum arasında bölüştürülmesi ve yüzde 4’lük enflasyon hedefine sıkı sıkıya bağlı kalma politikasından vazgeçilmesi gibi olası kurumsal değişikliklerin tartışıldığını aktardı.
Haziran 2013’ten bu yana Rusya Merkez Bankası Başkanlığı görevini yürüten Nabiullina’nın görev süresi son olarak 21 Nisan 2022’de uzatılmıştı.
Rusya yasalarına göre Merkez Bankası Başkanı, Devlet Başkanının takdimiyle Devlet Duması tarafından beş yıllık süre için seçiliyor. Adayın göreve atanması için milletvekillerinin salt çoğunluğunun oyu gerekiyor.
FT kaynakları, Nabiullina’nın yerine gelebilecek olası adaylar arasında Rusya Devlet Başkanlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin ve Promsvyazbank Yönetim Kurulu Başkanı Petr Fradkov’un isimlerini sıraladı.
Diğer yandan, Rusya Merkez Bankası Yönetim Kurulu 19 Haziran’daki toplantısında politika faizini 25 baz puan indirerek yüzde 14,25 seviyesine çekti. Bu karar, bankanın üst üste dokuzuncu faiz indirimi oldu.
Merkez Bankasından yapılan açıklamada, orta vadeli perspektifte enflasyonist risklerin halen dezenflasyonist risklere kıyasla ağırlığını koruduğu kaydedildi.
Merkez Bankasının bu kararı ekonomistlerin beklentileriyle uyuşmadı. Vedomosti gazetesinin anketine katılan 19 ekonomistten yalnızca ikisi bu yönde bir karar beklerken, 14 uzman faizin 50 baz puan düşürülerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin etmişti.
Diğer analistlerden biri yüzde 14 ila yüzde 14,25 aralığını beklerken, bir diğeri yüzde 13,5 ila yüzde 14 seviyesine düşüş öngörmüş, bir uzman ise faizlerin sabit tutulacağını tahmin etmişti.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4








