Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Gelecek yıl Irak ve Suriye’den çekilmek için alan olacak”

Yayınlanma

Çin ile Asya Pasifik’te hesaplaşmak isteyen ve Gazze savaşı öncesinde Orta Doğu’ya “ilgisini” kaybeden ABD’nin bölgedeki geleceği tartışılmaya devam ediyor. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makalede ABD’nin son Suriye büyükelçisi Robert Ford, Biden yönetiminin 2024’te Orta Doğu’daki tüm üslerinden çekilmeyeceğini ancak Irak ve Suriye’deki askeri güçlerinin geleceğinin belirsiz olduğunu söylüyor. Ford’a göre ABD güçleri Irak’tan ayrılmazsa daha fazla saldırıya maruz kalacak. Ford, bu saldırıların Washington’un askerleri Irak ve Suriye’de tutmasının temel gerekçesini zayıflatmasına rağmen Biden yönetiminin seçim döneminde Irak ya da Suriye’den asker çekmek gibi bir adım atmasının pek mümkün olmadığını düşünüyor. Ancak “Gelecek yıl, seçimlerden sonra, Biden ya da Donald Trump çekilmek için çok daha fazla siyasi alana sahip olacak.”

***

Amerika’nın Orta Doğu’da değişen hesapları

İran destekli milislerin ABD güçlerine yönelik saldırılarının çoğalması, Amerika’nın ülkeden ayrılması yönündeki baskıları artırdı.

ROBERT FORD

Biden yönetimi 2024 yılında Orta Doğu’daki tüm üslerinden çekilmeyecek, ancak Irak ve Suriye’deki askeri güçlerinin geleceği daha belirsiz.

Orta Doğu’daki 30 bin Amerikan kuvvetinin çoğu Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki üslerde bulunuyor. Amerikan Donanmasının Basra Körfezi filosu için İngiliz ordusunun 1971’de bu sulardan ayrılmasından bu yana karargâhı var.

Bahreyn karargâhı başlangıçta Sovyetlerin Körfez’e girmesini engellemeyi amaçlıyordu. Son yirmi yılda bu misyon İran’ı caydırmaya ve Arap Denizi’nde korsanlıkla mücadeleye odaklandı. Bu görevler deniz kuvvetlerinin Husilere karşı mücadelesi sona erdikten sonra da devam edecek.

Amerikalılar ayrıca Kuveyt’in 1991’de Saddam Hüseyin’den kurtarılmasından sonra kurulan iki Kuveyt üssünde de kara ve hava birlikleri bulunduruyor.

Katar’daki El Udeid hava üssü bölgedeki en büyük Amerikan üssü ve önemli bir komuta merkezi.

Amerikalılar 11 Eylül’den sonra Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Dafra hava üssünü kullanmaya başladılar ve Ürdün ile Suudi Arabistan’da da eğitim ve danışmanlık misyonları var. Bu Arap devletleri Amerikan varlığını memnuniyetle karşılıyor.

Washington’un İran’la ilgili kaygıları ve Çin’in bölgede artan rolü, Arap hükümetleri Amerikalılardan ayrılmalarını talep etmedikçe Washington’un bu üsleri terk etmesini pek olası kılmıyor.

Ancak Irak ve Suriye’deki Amerikan güçlerinin durumu daha zor çünkü İran destekli milislerin saldırılarının artması onlarca askerin ölümüne ve yaralanmasına neden oldu ve güçlerin etkinliğini azalttı.

Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları müfettişlerinin 5 Şubat tarihli raporunda, milis saldırılarının Amerikan misyonunu Irak ve Suriye’de İslam Devleti (IŞİD) kalıntılarını takip etmek ve ortak güçleri güçlendirmek için gerekli kaynakları başka yönlere yönlendirdiğini belirtti.

Raporda Amerikalı subaylar ile yerel askeri ve siyasi figürler arasındaki toplantıların ertelendiği ya da iptal edildiği de belirtildi.

Daha olumlu bir not olarak, Şubat raporunda Amerikan istihbaratının Irak ve Suriye’de IŞİD’in “askeri olarak yenildiği” ve sadece hayatta kalmaya çalıştığı yönündeki sonucu da aktarıldı.

IŞİD “ne Suriye’de ne Irak’ta ne de yabancı devletlerde büyük ve karmaşık saldırılar gerçekleştiremiyor.” Küçük IŞİD grupları Irak ve Suriye’de hâlâ küçük pusular kurabiliyor, ancak şehirlerdeki hükümet kontrolünü tehdit etmiyorlar.

Özellikle Irak’ta IŞİD, Kerbela ve Bağdat’taki son yerel seçimleri ya da dini törenleri engelleyemedi.

Irak’taki varlığı

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Irak güçlerinin Irak’ta kalan IŞİD unsurlarını kontrol edebileceğini ve bu nedenle iki hükümetin uluslararası koalisyonun Irak’taki varlığına son verilmesi için müzakere etmesi gerektiğini vurguladı.

Sudani, askeri ilişkiler de dahil Washington ile ikili ilişkilerin iyi olmasını umuyor. Iraklılar F-16 savaş uçakları gibi Amerikan silahlarının bakımı için Amerika’nın teknik yardımına ihtiyaç duyuyor.

Ocak 2023’te Sudani bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte, ABD güçlerinin çekilmesine ilişkin bir takviminin olmadığını söyledi. Ancak hükümetinin tavrı değişiyor.

Geçen ay Sudani’nin sözcüsü, Irak’taki Amerikan hava saldırılarını ve Amerikalılara saldıran milis liderlerine yönelik suikastları “istikrarsızlaştırıcı” ve “Irak egemenliğinin ciddi ihlali” olarak nitelendirdi.

En önemlisi, Sudani’nin yardımcıları hükümetin, Irak’ın İran ve ABD’nin hesaplaşma sahası haline gelme riskini reddettiğini vurguluyor.

Irak Silahlı Kuvvetler Komutanı’nın sözcüsü Tümgeneral Yehia Rasool’un Irak’taki Amerikan hava saldırılarını sert bir dille eleştirmesi ve Amerikalıların ülkeyi terk edeceği tarihin belirlenmesi için müzakere çağrısında bulunması da dikkat çekici.

Irak ordusunun Amerikan güçlerinin geleceğiyle ilgili ikili müzakerelerdeki pozisyonu önemli çünkü Pentagon, müzakerelerin aslında Irak ordusunun yeteneklerinin Amerikalıların IŞİD’le mücadeleyi kendilerine bırakması için yeterince iyi olup olmadığına dair teknik bir değerlendirme olduğunu düşünüyor.

Rasool, 11 Şubat’ta yaptığı açıklamada tonunu yumuşatarak teknik değerlendirmenin sürdüğünü ve bunun koalisyon güçlerinde “kademeli, planlı bir azalmaya” ve ikili askeri ilişkilere geçilmesine yol açması gerektiğini belirtti.

Bu arada Kürt ve Sünni Arap siyasi figürler kamuoyu önünde çok konuşmuyor.

Ancak, Ocak 2020’de İranlı General Kasım Süleymani ve milis lideri Mehdi Ebu Mühendis’in ABD tarafından öldürülmesinin ardından Iraklı Şii İslamcılar arasında çıkan kargaşada olduğu gibi, Kürt ve Sünni Arap milletvekilleri ABD güçlerinin derhal çekilmesini talep eden özel parlamento oturumundan kaçındı.

10 Şubat’taki oturuma 329 milletvekilinden sadece 77’sinin katılmış olması, İran ve müttefiklerinin şu ana kadar Bağdat’ın Irak’taki Amerikan güçlerinin akıbetine ilişkin son sözünü etkilediğini ancak kontrol edemediğini gösteriyor.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırının ardından milis saldırılarının artmasıyla daha da zorlaşan operasyon ortamına rağmen, Biden yönetiminde ya da Kongre’de Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunun kamuoyunda bu kadar az tartışılması dikkat çekici.

Amerikalıların 2011’de Irak’tan ayrılmasından sonra IŞİD’in yükselişini hatırlayan Amerikalı yetkililer, mümkünse Irak güçlerini güçlendirmek için daha fazla zaman istiyor. Amerikalılar ayrıca milislerin saldırıları karşısında zayıf görüneceklerinden korktukları için çekilmeyi aceleye getirmek istemiyor.

Örneğin ABD, 28 Ocak’ta Ürdün’de üç askerinin öldürülmesinin ardından Irak’taki güçlerinin geleceğine ilişkin müzakereleri erteledi. Son olarak Irak’ın ısrarı üzerine iki hükümet, 11 Şubat’ta bir tur görüşme daha gerçekleştirdi.

Erbil’deki varlığı

Ancak ABD askerleri Bağdat’tan ve Irak’ın batısındaki Esad hava üssünden ayrılıp Peşmerge ile eğitim operasyonları yürüttükleri ve bir lojistik merkezi işlettikleri Irak Kürdistanı’ndaki Erbil havaalanında kalabilir mi?

Kürt Başbakan Mesrur Barzani 8 Şubat’ta Amerikan televizyon kanalı NBC’ye verdiği demeçte ABD’nin Irak’taki varlığının devamının “gerekli” olduğunu söyledi ve Erbil’in müttefiklerinden daha fazla destek beklediğini vurguladı.

Ancak Irak Anayasası’nın 110. maddesi Bağdat’taki federal hükümete dış politika ve ulusal güvenlik politikası konusunda münhasır yetki veriyor.

Dolayısıyla Bağdat’tan gelen Erbil’deki Amerikan askeri operasyonlarının sonlandırılması yönündeki talimatı görmezden gelmek Kürt Bölgesel Hükümetini yasal açıdan zor bir duruma sokacaktır.

İlginçtir ki 9 Şubat’ta Barzanilerin Kürdistan Demokratik Partisi’nden Meclis Başkan Yardımcısı Şakhwan Abdullah, Irak’taki Amerikan hava saldırılarını ve İran’ın Erbil havaalanına düzenlediği saldırıyı kınadı.

Abdullah, Bağdat hükümetinin Irak’ın ulusal egemenliğini yeniden tesis edecek diplomatik ve güvenlik adımlarını atma konusunda tam yetkiye sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

Erbil hükümetinin şu anda memurlarına ödeme yapmak için Bağdat’taki federal hükümete bağlı olduğunu belirtmek önemli.

Ayrıca milis liderleri Amerikalıların Erbil’de kalmasına karşı çıkıyor ve Kürt Bölgesel Hükümeti, Bağdat’ın misilleme yapması ve Peşmerge ile geçmişte Kerkük çevresinde çatışan İran destekli milisler arasında gerilimin tırmanması riskini hesaplamak zorunda kalacak.

Suriye’deki varlığı

Erbil’deki Amerikan lojistik merkezi, ABD’nin Suriye’deki varlığının geleceği açısından kilit önem taşıyor. Iraklılar ABD ordusunu Erbil’den çıkarırsa, ABD güçleri de Suriye’den ayrılmak zorunda kalacak.

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland, 28 Ocak’ta Ankara’da yaptığı açıklamada Pentagon’un çekilme planları yapmaya başladığına dair haberlere rağmen ABD’nin Suriye’den ayrılmayacağını vurguladı.

Askerlerin tahliyesi için askeri bir plan yapmak, çekilme yönünde siyasi bir karar almaktan çok farklı. Ancak aralık ayında Orta Doğu’dan sorumlu savunma bakan yardımcısı Dana Stroul’un istifası, ABD’nin Suriye’nin doğusundaki askeri misyonunu destekleyen güçlü bir sesi ortadan kaldırdı.

Suriye’nin doğusundan bir yetkili 10 Şubat’ta bana, Amerikalı yetkililerin kendisine askerlerin sonsuza kadar kalmayacağını söylediğini ve bunun da bir ton değişikliğine işaret ettiğini söyledi.

Amerikalılar nihayet Suriye’den çekildiklerinde ortakları, Halk Savunma Birlikleri (YPG) adlı Suriyeli Kürt milislerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) zor seçimlerle karşı karşıya kalacak.

Geçmişte YPG’yi Rusya ve Suriye Hükümeti ile taktiksel anlaşmaları kabul etmeye zorlayan Türkiye’nin YPG’ye düşmanlığı sona ermeyecek.

YPG 2019’da Ruslar ve Suriye Hükümeti ile iki anlaşma yaparak Türkiye’nin olası işgallerini caydırmak için Rusya ve Suriye hükümet güçlerinin Suriye’nin kuzeyindeki varlığını genişletti.

Bu nedenle Halep ve Haseke vilayetlerinde birçok yerde, İran yanlısı milisler de dahil Şam’a bağlı güçler YPG milis savaşçılarıyla birlikte konuşlanmış durumda.

Amerika’nın nihai çekilmesinden sonra bir tarafta YPG ve SDG, diğer tarafta Rusya ve Suriye hükümeti arasında varılacak kapsamlı bir anlaşmanın üç zor meseleyle yüzleşmesi gerekecek.

Suriye’nin doğusundaki Haseke ve Deyrezor vilayetlerinde güvenliğin geleceği şu anda yaklaşık bin Amerikan askerinin işbirliğiyle SDG tarafından kontrol ediliyor.

Suriye Arap Ordusu, terör örgütünün, gücünü yeniden inşa etmek için kurtarmak istediği on binlerce IŞİD mahkumunu ve ailelerini barındıran gözaltı kampları da dahil Suriye’nin doğusunu kontrol edecek insan gücünden yoksun.

Dolayısıyla Suriye Arap Ordusu’nun IŞİD’i kontrol altına almak için mevcut YPG ve SDG savaşçılarına ihtiyacı var. Ancak Şam ile YPG ve SDG’nin Suriye Arap Ordusu ile nasıl çalışacakları konusunda anlaşmaları gerekiyor.

İkincisi Haseke ve Deyrezor’dan elde edilen ve hem özerk yönetimin hem de Şam’ın göz diktiği küçük ama önemli petrol gelirlerinin geleceği.

Son olarak, tüm Haseke ve Deyrezor vilayetleri üzerindeki Şam otoritesi ile yerel yönetimin yetkileri arasındaki sorunun çözülmesi gerekiyor.

Geri çekilmenin dinamikleri

ABD, çekilmesi için İran’ın artan siyasi ve askeri baskısı altında.

Amerika’nın milislere karşı misillemesi, ABD güçlerinin geleceğine ilişkin müzakerelerde Sudani’nin manevra alanını giderek daraltıyor. Bu nedenle, özellikle de ikili müzakereler Amerika’nın hızlı bir şekilde ayrılmasına yol açmazsa, daha fazla milis saldırısı olacak.

Dahası, bu milis saldırıları Washington’un askerleri Irak ve Suriye’de tutmasının temel gerekçesini zayıflatıyor zira IŞİD ile mücadele ve güçlü ortak güçler oluşturma yetenekleri azalıyor.

Seçim yılında Biden’ın zaten çok zayıf olan IŞİD’e karşı marjinal fayda için Irak ve Suriye’de giderek daha riskli hale gelen bir askeri misyonu sürdürme amacıyla İran ile daha büyük bir savaş başlatmak istemesi pek olası görünmüyor.

Aynı zamanda Biden, mecbur kalmadığı halde Suriye ve Irak’tan çekildiği için Kongre’deki pek çok kişiden sert eleştiriler alacak. Gelecek yıl, seçimlerden sonra, Biden ya da Donald Trump çekilmek için çok daha fazla siyasi alana sahip olacak.

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English