Bizi Takip Edin

Diplomasi

Grönland gerilimi büyüyor

Yayınlanma

Üst düzey Avrupalı yetkililerin Financial Times’a (FT) aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile yaptığı “hararetli” telefon görüşmesinde Grönland’ı ele geçirme kararlılığında ciddi olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı geçen hafta Frederiksen ile 45 dakika telefonda görüşmüştü. Beyaz Saray görüşme hakkında yorum yapmadı ama Frederiksen, Danimarka krallığının özerk bir parçası olan Arktik adasının satılık olmadığını vurguladığını ve Amerika’nın buraya “büyük ilgi” duyduğunu belirttiğini söylemişti.

Görüşme hakkında bilgilendirilen beş mevcut ve eski üst düzey Avrupalı yetkili görüşmenin “çok kötü geçtiğini” söyledi.

Danimarka başbakanının askeri üsler ve madenlerin işletilmesi konusunda daha fazla işbirliği teklifine rağmen adanın satılık olmadığı yönündeki yorumlarının ardından Trump’ın “agresif ve çatışmacı” bir tutum sergilediğini de sözlerine eklediler.

Bu kişilerden biri görüşmeyi “korkunç” olarak nitelendirirken, bir diğeri ise, “Çok sertti. Soğuk bir duş gibiydi. Önceleri bunu ciddiye almak zordu. Ama artık ciddi ve potansiyel olarak çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum,” dedi.

NATO müttefikleri arasındaki kriz derinleşiyor

Pek çok Avrupalı yetkili, Trump’ın Grönland’ı “ulusal güvenlik” gerekçesiyle kontrol etmek istediğine dair yorumlarının, NATO toprakları üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için bir pazarlık manevrası olduğunu ummuştu.

Fakat Frederiksen ile yapılan görüşme bu umutları yıktı ve NATO müttefikleri arasındaki dış politika krizini derinleştirdi.

Görüşme hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Niyet çok açıktı. Bunu istiyorlar. Danimarkalılar şimdi kriz modundalar,” dedi. Bir başkası da Danimarkalıların bu durum karşısında “tamamen çılgına dönmüş durumda” olduğunu söyledi.

Eski bir Danimarkalı yetkili, “Çok sert bir konuşmaydı. Danimarka’ya karşı hedefli gümrük vergileri gibi özel önlemler almakla tehdit etti,” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü, “Çin ve Rusya Arktik bölgesinde önemli yatırımlar yaparken Başkan Trump Grönland’ın emniyet ve güvenliğinin ABD için önemli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Başkan sadece ABD’nin Kuzey Kutbundaki çıkarlarını korumakla kalmayıp aynı zamanda her iki ulusun da karşılıklı refahını sağlamak için Grönland ile birlikte çalışmaya kararlıdır,” ifadelerini kullandı.

Frederiksen geçtiğimiz hafta Novo Nordisk ve Carlsberg gibi büyük Danimarka şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir toplantı yaparak Trump’ın ülkesine yönelik potansiyel gümrük vergileri de dahil olmak üzere tehditlerini görüştü.

Trump görüşmesinin yapıldığı gün Danimarka’nın TV2 kanalına verdiği demeçte, “Grönland ve çevresinde büyük bir ilgi olduğuna şüphe yok. Bugün yaptığım görüşmeye dayanarak, kamuoyundaki tartışmalarda duyduğumuzdan daha az olması gerektiğine inanmak için hiçbir neden yok,” demişti.

Trump, Danimarka’nın savunma adımıyla alay etti

Öte yandan Trump, Danimarka’nın Grönland’ı iki ekstra köpekli kızak da dahil olmak üzere ek devriyelerle savunma girişimleriyle alay ederken, Amerika’nın stratejik açıdan kritik öneme sahip Arktik adasının kontrolünü ele geçireceği konusunda bir kez daha ısrar etti.

Danimarka Savunma Bakanı, Grönland’ı korumak için yeterince çaba sarf etmediklerini kabul ederek iki yeni denetim gemisi, iki insansız hava aracı ve iki köpekli kızak devriyesi için 1,5 milyar dolar harcamayı planladığını açıklamıştı.

Trump bu hafta sonu Air Force One’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Grönland’ı alacaklarına inandığını söylerken, bunun “dünyanın özgürlüğü ile ilgili” olduğunu savundu.

“Bunun Amerika Birleşik Devletleri ile bir ilgisi yok, sadece özgürlüğü sağlayabilecek olan biziz,” diyen Trump, Danimarka’nın adaya koruma sağlayamadığını, iki hafta önce bölgeye iki köpekli kızak koyup “bunun koruma olduğunu düşündüklerini” savundu.

Danimarka’nın Grönland’daki askeri varlığı şu anda sadece 75 kişiden oluşan bir Arktik Komutanlığı ve dört gemi, bir gözetleme uçağı ve birkaç köpekli kızak devriyesinden oluşan ekipmanla sınırlı.

Trump, ABD’nin adayı kontrol etme çabaları hakkında ise, “Danimarka’nın bu konuda ne gibi bir iddiası olduğunu gerçekten bilmiyorum, fakat bunun gerçekleşmesine izin vermemeleri çok düşmanca bir hareket olur,” dedi.

AB, Grönland’a Avrupalı askerlerin konuşlandırılmasından yana

Bütün bunlara ek olarak AB’den de Grönland gerilimine dair ilk ciddi açıklama geldi.

AB Askeri Komitesi Başkanı Grönland’da AB üyesi ülkelerden askerlerin konuşlandırılmasından yana olduğunu söyledi.

Avusturyalı General Robert Brieger, Trump yönetiminin Danimarka’ya ait olan adanın kontrolünü ele geçirme çabalarına cevaben hafta sonunda yaptığı açıklamada böyle bir önlemin “güçlü bir sinyal olacağını” söyledi.

Avusturyalı generale göre, Grönlan’da AB askerlerinin konuşlandırılmasını düşünmek “çok mantıklı”.

Brieger, “Bu güçlü bir sinyal gönderir ve bölgede istikrara katkıda bulunabilir,” iddiasında bulundu.

AB’nin Grönland’daki ilgisi henüz somut sonuçlar doğurmadı

Esas olarak adanın güneyindeki Narsaq köyü yakınlarında bulunan devasa nadir toprak rezervlerinin şu anda olağanüstü öneme sahip olduğu düşünülüyor. Kringlerne yatağının yılda yaklaşık 3.000 ton nadir toprak ürettiği söyleniyor ki bu da Avrupa’daki yıllık talebin yaklaşık yüzde 60’ına tekabül ediyor.

Narsaq yakınlarında bulunan ikinci yatak Kvanefjeld ise daha da yüksek verim vaat ediyor. “Açık ocak madenciliğinde” yıllık 3 milyon tonluk bir üretimden bahsediliyor.

Güncel haberlerin de doğruladığı üzere, Çinli şirketlerin Grönland’da hammadde çıkarma ve altyapı inşasına yatırım yapma girişimleri son yıllarda Danimarka ve ABD tarafından engellenmiş durumda.

AB bir süredir bölgede kaynak çıkarma işine girmeye çalışıyor. Kasım 2023’te Grönland ile bir hammadde ortaklığı başlatıldı. Aslında Çin’in Yeni İpek Yoluna rakip bir proje olarak başlatılan Global Gateway, gerekli ve pahalı altyapıyı inşa etmek için kullanılacaktı.

Fakat AB planlarının somutlaştırılması gecikiyor. Özellikle Kvanefjeld bölgesindeki yataklar söz konusu olduğunda, burada büyük miktarlarda uranyum da tespit edilmiş olması engel teşkil ediyor.

Sömürgecilik döneminden kalma öfke

ABD’nin hamlesinin bir yandan da adadaki Danimarka karşıtı öfkeyi serbest bırakmayı hedeflediği de görülüyor. Grönlandılar, Danimarka’dan gelen yerleşimcilerin yarattığı yıkıma dair anılarını anlatmaya devam ediyorlar.

Örneğin bir zamanlar yoğun bir Arktik balıkçı köyü olan Qoornoq, 1950-70’lerde “modernleşme” hamlesi olarak nitelendirilen süreçte, sakinleri Danimarkalı sömürge yöneticileri tarafından zorla büyük şehirlerdeki apartman bloklarına yerleştirilen Grönland’daki düzinelerce geleneksel İnuit yerleşiminden biri.

Şimdi pek çok Grönlandlı için bu ahşap hayalet kasabalar, sömürgeciliğin acı deneyimlerinin bir kanıtı ve bir gün bağımsızlığa kavuşma hedefinin hatırlatıcısı olarak duruyor.

Babası Grönland’ın kuzeyindeki bir köyden zorla göç ettirilen eski bakan Vittus Qujaukitsoq Financial Times‘a (FT) verdiği demeçte, “Bu bizim için hâlâ acı verici bir geçmiş ve belki de Danimarka’ya karşı bu kadar güçlü bir antipati duymamızın nedenlerinden biri,” dedi.

Qujaukitsoq’un babasının ve ailesinin 1953 yılında yaşadıkları Uummannaq köyünden tehcir edilmesi, o dönemde bölgede büyük bir ABD hava üssünün kurulmasıyla da tetiklenmişti. Babası evini kaybettiği için Danimarka’ya dava açmıştı.

Qujaukitsoq, Grönlandlıların “kibir ve insanlara yapılan muamele nedeniyle” Danimarka’ya hala kızgın olduklarını söyledi. Şimdi Grönland’ın sömürgeci geçmişinden sıyrılması ve kendi yoluna gitmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr, bu ay adayı ziyaret etmişti. Genç Trump Grönlandlıların “ırkçılığa” maruz kaldığından bahsettiğinde Qujaukitsoq bunun kendisinde yankı bulduğunu söyledi.

Buna rağmen, 1950’lerde on binlerce ABD askeri Pituffik Uzay Üssünü inşa etmek üzere Grönland’ın kuzeydoğusuna geldiğinde, 300 nüfuslu uzak Uummannaq köyü için bir şok olmuştu.

Köylüler daha sonra 150 km kuzeye, daha da acımasız bir iklime taşınmak zorunda kaldılar ve burada sıfırdan yeni bir yerleşim kurmak zorunda kaldılar.

ABD’nin en kuzeydeki askeri tesisi olan ve yılın dörtte üçünde buzla kapalı kalan üs, füze uyarı sistemleri ve uzay gözetimi için kritik önemini korumakta ve Grönland’ın ABD güvenliği için stratejik önemini ortaya koyuyor.

Büyürken atalarının yaşadıklarını dinleyen Qujaukitsoq, İkinci Dünya Savaşı sırasında Grönland’daki 30 kadar ABD askeri tesisinin çevreye verdiği zararı gidermek üzere fon sağlamak için de hükümette kampanya yürüttü.

Ama Naleraq partisinin lideri Pele Broberg, bundan ABD’nin değil Danimarka’nın sorumlu olduğunu ve Grönlandlıların ABD varlığının genişlediğini görmekten mutlu olacaklarını söyledi.

Broberg, “Eğer doğu sahilimizde 30 yeni üs inşa etmek istiyorlarsa, buyursunlar etsinler,” dedi. Qujaukitsoq da, ABD’nin “tıpkı son 83 yıldır yaptığı gibi” Grönlandlıları koruduğunun bir gerçek olduğunu ileri sürdü ve “Öyleyse bu ABD karşıtı hissiyatın anlamı ne?” diye sordu.

Grönland, Çin’e bağımlılığın ilacı mı?

Öte yandan bazı uzmanlar, Grönland’ın kaynaklarının kapsamlı bir şekilde işletilmesinin bile AB ve ABD’yi Çin’e olan bağımlılıklarından kurtarmayacağına dikkat çekiyor.

Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) tarafından ekim ayında yayınlanan bir çalışmaya göre Avustralya, Kanada, Brezilya, Hindistan ve hatta ABD’de büyük nadir toprak yatakları bulunuyor.

SWP’ye göre NATO ülkelerinin şu anda nadir topraklar için Çin’den gelen tedariklere bağımlı olması, “yatakların eksikliğinden” değil, Çin’in “işleme konusundaki hakimiyetinden” kaynaklanıyor.

SWP, Batılı şirketlerin bugüne kadar “pahalı ve çevreye zarar veren işlemlerden” kaçındıklarını ve hammaddeleri işlenmek üzere Çin’e teslim ettiklerini belirtiyor.

Pekin’in nadir toprak arzı üzerindeki etkisi “teknolojiler, üretim kapasiteleri, değer zincirleri, ihracat kotaları ve fiyatlar üzerindeki kontrole” dayanıyor.

Arktik’te Çin-Rusya ortaklığı endişesi

Hammadde sorunlarının yanı sıra, Kuzey Kutbundaki buzların erimesi, her zaman donmuş ve bu nedenle geçit vermeyen yeni deniz yollarını açtığı için büyük jeostratejik öneme sahip.

Bu durum gelecekte muhtemelen Atlantik’ten Grönland’ın batısına ve Kanada’nın kuzeyinden ve Bering Boğazı üzerinden Pasifik’e uzanan Kuzeybatı Geçidi ve Arktik Okyanusu boyunca uzanan deniz yolları için geçerli olacak.

Pasifik’ten Bering Boğazı yoluyla Rusya’nın kuzeyinden Norveç Denizine ve Atlantik’e açılan Kuzeydoğu Geçidi halihazırda en azından bazı zamanlarda kullanılıyor.

Çin’in stratejik planlamasında Kutup İpek Yolu olarak adlandırılan Kuzeydoğu Geçidi, Güney Çin Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden Akdeniz’e uzanan Deniz İpek Yolundan daha kısa olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu yolun aksine, sadece ABD tarafından güçlükle engellenebiliyor. Örneğin Deniz İpek Yolundaki Malakka Boğazı, Çin açısından dış engellemelere daha açık bulunuyor.

Önemi nedeniyle Moskova ve Pekin, Nisan 2023’te Rusya’nın kuzeyindeki güzergah boyunca Rus Sınır Muhafızları ile Çin Sahil Güvenliği arasında işbirliği yapılması konusunda anlaşmıştı.

Grönland, Kuzey Atlantik’e giden tüm bu deniz yollarının ağzının kontrolünde önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum özellikle Rus Kuzey Filosuna ait savaş gemilerinin Atlantik’e girebilmeleri için geçmeleri gereken GIUK boşluğu (Grönland, İzlanda, Birleşik Krallık) olarak adlandırılan bölge için geçerli.

Almanya’nın Arktik’teki faaliyetleri artıyor

Kuzey Kutbunun artan jeostratejik önemi karşısında yine SWP, geçtiğimiz ekim ayında, Trident Juncture, Nordic Response ve Rapid Viking gibi büyük ölçekli manevralar da dahil olmak üzere halihazırda uzak kuzeyde tatbikatlara katılan Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) “hırs düzeyini Kuzey Kutbuna doğru genişletmesi” tavsiyesinde bulundu.

Bundeswehr, Ağustos 2020’de yedi mayın avlama botundaki 400 denizcinin Kuzey Kutup Dairesinin ötesindeki Kiel’den Norveç kıyısındaki Narvik’e gittiği bir tatbikatla ulusal düzeyde halihazırda yapmıştı.

SWP’ye göre Almanya, “müttefik donanmalarla birlikte Arktik bölgesinde daha aktif olmalı”; “mevcudiyet ve tatbikatlar istikrarlı hale getirilmeli ve genişletilmeli.”

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’dan Ukrayna’ya uyarı: Trump Patriot sevkiyatını tamamen durdurabilir

Yayınlanma

Bloombeg’e konuşan NATO yetkilileri, Donald Trump ile yaşanan kriz nedeniyle ABD’nin Ukrayna’ya yönelik hava savunma sevkiyatını tamamen durdurabileceği uyarısında bulundu. Avrupalı müttefiklerin parasını ödediği Patriot füzelerinin teslimatı ayda 12 adede kadar gerilerken Pentagon Kiev’e üçüncü ülkelerden gidecek sevkiyat izinlerini de askıya aldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Avrupalı müttefiklerin parasını ödemesine rağmen ABD’nin son aylarda Patriot hava savunma füzelerini son derece düzensiz gönderdiğini açıkladı.

Zelenskiy bu şikayetini, ABD Savaş Bakanlığının geçen hafta Rusya’nın füze saldırılarına dair Kiev’i birkaç kez önceden uyarmaması üzerine dile getirdi.

Bloomberg‘in konuyu bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre ise NATO temsilcileri, Ukraynalı yetkilileri bu sevkiyatların tamamen kesilebileceği yönünde uyardı.

Kaynaklardan biri, NATO yönetiminde Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin onarılamaz biçimde bozulduğuna dair ciddi endişe duyulduğunu aktardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatının ardından Trump, Kiev adına savaşı bitirecek müzakereleri mevcut devlet başkanı yerine belki de başka birinin yürütmesi gerektiğini birkaç kez söyledi.

NATO yetkilileri ise Ukrayna’ya Washington ile gerilimi düşürme çağrısı yapıyor; Zelenskiy adım atmazsa Trump’ın öngörülemez tavrı nedeniyle Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi (PURL) programı kapsamındaki Amerikan silah sevkiyatının tamamen durabileceğini belirtiyor.

Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaç Listesi anlamına gelen PURL programı çerçevesinde, silahları Ukrayna için çoğunlukla Avrupalı ülkeler ABD’den satın alıyor.

Kiev’in en acil ihtiyacını ise Rus balistik füzelerini vurabilen Patriot önleme füzeleri oluşturuyor.

Habere göre ABD şu sıralar Ukrayna’ya ayda yalnızca 12 Patriot füzesi sağlıyor; bu miktar mühimmatı ücretsiz veren önceki başkan Joe Biden dönemindekinin dörtte birine denk geliyor.

Zelenskiy pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın yalnızca pazar günkü saldırıda Kiev ve çevresine 16 balistik füze fırlattığını duyurdu.

Ukrayna lideri, “Ortaklarımızdan bir kez daha hiçbir ön uyarı gelmedi” dedi. Havadan gelen tek bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki önleme füzesi fırlatılıyor.

Eski ABD savunma bütçesi uzmanı olan ve Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinde görev yapan Mark Cancian, Pentagon’un eldeki stokların Ortadoğu operasyonlarına ve Çin ile olası bir çatışmaya yetmeyeceğinden endişelendiğini belirtti.

Cancian, “ABD’nin elindeki Patriot füzesi stokları çok düşük; tahminlerimize göre 800 civarında” değerlendirmesini yaptı.

ABD Avrupa’dan gidecek füzelerin onayını askıda tutuyor

The Washington Post‘a konuşan kaynaklar, Washington’ın yalnızca PURL kapsamındaki teslimatları geciktirmekle kalmadığını, Avrupalı ortakların ellerindeki Patriot füzelerini Ukrayna’ya devretmesine onay vermeyi de bıraktığını aktardı.

Bu Amerikan menşeli bir silah sistemi olduğundan mühimmatı devretmek isteyen ülkelerin Washington’dan izin alması gerekiyor.

Yetkililer, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in son devir taleplerini resmi olarak reddetmediğini ancak onaylamayarak askıda bıraktığını bildirdi.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak, Avrupalıların Trump yönetimiyle ilişkileri düzeltmesi için Ukrayna’ya yardım etmeye çalıştığını dile getirdi.

Diğer bir yetkili ise bu amaçla henüz kimsenin Washington’a gitme planı yapmadığına dikkat çekti. Oysa mekik diplomasisi, Zelenskiy ile Trump arasında Şubat 2025’te Oval Ofis’te yaşanan gerginlik dahil önceki krizlerde ilişkileri toparlamanın temel yöntemi olarak öne çıkıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English