Bizi Takip Edin

Diplomasi

Grönland gerilimi büyüyor

Yayınlanma

Üst düzey Avrupalı yetkililerin Financial Times’a (FT) aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile yaptığı “hararetli” telefon görüşmesinde Grönland’ı ele geçirme kararlılığında ciddi olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı geçen hafta Frederiksen ile 45 dakika telefonda görüşmüştü. Beyaz Saray görüşme hakkında yorum yapmadı ama Frederiksen, Danimarka krallığının özerk bir parçası olan Arktik adasının satılık olmadığını vurguladığını ve Amerika’nın buraya “büyük ilgi” duyduğunu belirttiğini söylemişti.

Görüşme hakkında bilgilendirilen beş mevcut ve eski üst düzey Avrupalı yetkili görüşmenin “çok kötü geçtiğini” söyledi.

Danimarka başbakanının askeri üsler ve madenlerin işletilmesi konusunda daha fazla işbirliği teklifine rağmen adanın satılık olmadığı yönündeki yorumlarının ardından Trump’ın “agresif ve çatışmacı” bir tutum sergilediğini de sözlerine eklediler.

Bu kişilerden biri görüşmeyi “korkunç” olarak nitelendirirken, bir diğeri ise, “Çok sertti. Soğuk bir duş gibiydi. Önceleri bunu ciddiye almak zordu. Ama artık ciddi ve potansiyel olarak çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum,” dedi.

NATO müttefikleri arasındaki kriz derinleşiyor

Pek çok Avrupalı yetkili, Trump’ın Grönland’ı “ulusal güvenlik” gerekçesiyle kontrol etmek istediğine dair yorumlarının, NATO toprakları üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için bir pazarlık manevrası olduğunu ummuştu.

Fakat Frederiksen ile yapılan görüşme bu umutları yıktı ve NATO müttefikleri arasındaki dış politika krizini derinleştirdi.

Görüşme hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Niyet çok açıktı. Bunu istiyorlar. Danimarkalılar şimdi kriz modundalar,” dedi. Bir başkası da Danimarkalıların bu durum karşısında “tamamen çılgına dönmüş durumda” olduğunu söyledi.

Eski bir Danimarkalı yetkili, “Çok sert bir konuşmaydı. Danimarka’ya karşı hedefli gümrük vergileri gibi özel önlemler almakla tehdit etti,” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü, “Çin ve Rusya Arktik bölgesinde önemli yatırımlar yaparken Başkan Trump Grönland’ın emniyet ve güvenliğinin ABD için önemli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Başkan sadece ABD’nin Kuzey Kutbundaki çıkarlarını korumakla kalmayıp aynı zamanda her iki ulusun da karşılıklı refahını sağlamak için Grönland ile birlikte çalışmaya kararlıdır,” ifadelerini kullandı.

Frederiksen geçtiğimiz hafta Novo Nordisk ve Carlsberg gibi büyük Danimarka şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir toplantı yaparak Trump’ın ülkesine yönelik potansiyel gümrük vergileri de dahil olmak üzere tehditlerini görüştü.

Trump görüşmesinin yapıldığı gün Danimarka’nın TV2 kanalına verdiği demeçte, “Grönland ve çevresinde büyük bir ilgi olduğuna şüphe yok. Bugün yaptığım görüşmeye dayanarak, kamuoyundaki tartışmalarda duyduğumuzdan daha az olması gerektiğine inanmak için hiçbir neden yok,” demişti.

Trump, Danimarka’nın savunma adımıyla alay etti

Öte yandan Trump, Danimarka’nın Grönland’ı iki ekstra köpekli kızak da dahil olmak üzere ek devriyelerle savunma girişimleriyle alay ederken, Amerika’nın stratejik açıdan kritik öneme sahip Arktik adasının kontrolünü ele geçireceği konusunda bir kez daha ısrar etti.

Danimarka Savunma Bakanı, Grönland’ı korumak için yeterince çaba sarf etmediklerini kabul ederek iki yeni denetim gemisi, iki insansız hava aracı ve iki köpekli kızak devriyesi için 1,5 milyar dolar harcamayı planladığını açıklamıştı.

Trump bu hafta sonu Air Force One’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Grönland’ı alacaklarına inandığını söylerken, bunun “dünyanın özgürlüğü ile ilgili” olduğunu savundu.

“Bunun Amerika Birleşik Devletleri ile bir ilgisi yok, sadece özgürlüğü sağlayabilecek olan biziz,” diyen Trump, Danimarka’nın adaya koruma sağlayamadığını, iki hafta önce bölgeye iki köpekli kızak koyup “bunun koruma olduğunu düşündüklerini” savundu.

Danimarka’nın Grönland’daki askeri varlığı şu anda sadece 75 kişiden oluşan bir Arktik Komutanlığı ve dört gemi, bir gözetleme uçağı ve birkaç köpekli kızak devriyesinden oluşan ekipmanla sınırlı.

Trump, ABD’nin adayı kontrol etme çabaları hakkında ise, “Danimarka’nın bu konuda ne gibi bir iddiası olduğunu gerçekten bilmiyorum, fakat bunun gerçekleşmesine izin vermemeleri çok düşmanca bir hareket olur,” dedi.

AB, Grönland’a Avrupalı askerlerin konuşlandırılmasından yana

Bütün bunlara ek olarak AB’den de Grönland gerilimine dair ilk ciddi açıklama geldi.

AB Askeri Komitesi Başkanı Grönland’da AB üyesi ülkelerden askerlerin konuşlandırılmasından yana olduğunu söyledi.

Avusturyalı General Robert Brieger, Trump yönetiminin Danimarka’ya ait olan adanın kontrolünü ele geçirme çabalarına cevaben hafta sonunda yaptığı açıklamada böyle bir önlemin “güçlü bir sinyal olacağını” söyledi.

Avusturyalı generale göre, Grönlan’da AB askerlerinin konuşlandırılmasını düşünmek “çok mantıklı”.

Brieger, “Bu güçlü bir sinyal gönderir ve bölgede istikrara katkıda bulunabilir,” iddiasında bulundu.

AB’nin Grönland’daki ilgisi henüz somut sonuçlar doğurmadı

Esas olarak adanın güneyindeki Narsaq köyü yakınlarında bulunan devasa nadir toprak rezervlerinin şu anda olağanüstü öneme sahip olduğu düşünülüyor. Kringlerne yatağının yılda yaklaşık 3.000 ton nadir toprak ürettiği söyleniyor ki bu da Avrupa’daki yıllık talebin yaklaşık yüzde 60’ına tekabül ediyor.

Narsaq yakınlarında bulunan ikinci yatak Kvanefjeld ise daha da yüksek verim vaat ediyor. “Açık ocak madenciliğinde” yıllık 3 milyon tonluk bir üretimden bahsediliyor.

Güncel haberlerin de doğruladığı üzere, Çinli şirketlerin Grönland’da hammadde çıkarma ve altyapı inşasına yatırım yapma girişimleri son yıllarda Danimarka ve ABD tarafından engellenmiş durumda.

AB bir süredir bölgede kaynak çıkarma işine girmeye çalışıyor. Kasım 2023’te Grönland ile bir hammadde ortaklığı başlatıldı. Aslında Çin’in Yeni İpek Yoluna rakip bir proje olarak başlatılan Global Gateway, gerekli ve pahalı altyapıyı inşa etmek için kullanılacaktı.

Fakat AB planlarının somutlaştırılması gecikiyor. Özellikle Kvanefjeld bölgesindeki yataklar söz konusu olduğunda, burada büyük miktarlarda uranyum da tespit edilmiş olması engel teşkil ediyor.

Sömürgecilik döneminden kalma öfke

ABD’nin hamlesinin bir yandan da adadaki Danimarka karşıtı öfkeyi serbest bırakmayı hedeflediği de görülüyor. Grönlandılar, Danimarka’dan gelen yerleşimcilerin yarattığı yıkıma dair anılarını anlatmaya devam ediyorlar.

Örneğin bir zamanlar yoğun bir Arktik balıkçı köyü olan Qoornoq, 1950-70’lerde “modernleşme” hamlesi olarak nitelendirilen süreçte, sakinleri Danimarkalı sömürge yöneticileri tarafından zorla büyük şehirlerdeki apartman bloklarına yerleştirilen Grönland’daki düzinelerce geleneksel İnuit yerleşiminden biri.

Şimdi pek çok Grönlandlı için bu ahşap hayalet kasabalar, sömürgeciliğin acı deneyimlerinin bir kanıtı ve bir gün bağımsızlığa kavuşma hedefinin hatırlatıcısı olarak duruyor.

Babası Grönland’ın kuzeyindeki bir köyden zorla göç ettirilen eski bakan Vittus Qujaukitsoq Financial Times‘a (FT) verdiği demeçte, “Bu bizim için hâlâ acı verici bir geçmiş ve belki de Danimarka’ya karşı bu kadar güçlü bir antipati duymamızın nedenlerinden biri,” dedi.

Qujaukitsoq’un babasının ve ailesinin 1953 yılında yaşadıkları Uummannaq köyünden tehcir edilmesi, o dönemde bölgede büyük bir ABD hava üssünün kurulmasıyla da tetiklenmişti. Babası evini kaybettiği için Danimarka’ya dava açmıştı.

Qujaukitsoq, Grönlandlıların “kibir ve insanlara yapılan muamele nedeniyle” Danimarka’ya hala kızgın olduklarını söyledi. Şimdi Grönland’ın sömürgeci geçmişinden sıyrılması ve kendi yoluna gitmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr, bu ay adayı ziyaret etmişti. Genç Trump Grönlandlıların “ırkçılığa” maruz kaldığından bahsettiğinde Qujaukitsoq bunun kendisinde yankı bulduğunu söyledi.

Buna rağmen, 1950’lerde on binlerce ABD askeri Pituffik Uzay Üssünü inşa etmek üzere Grönland’ın kuzeydoğusuna geldiğinde, 300 nüfuslu uzak Uummannaq köyü için bir şok olmuştu.

Köylüler daha sonra 150 km kuzeye, daha da acımasız bir iklime taşınmak zorunda kaldılar ve burada sıfırdan yeni bir yerleşim kurmak zorunda kaldılar.

ABD’nin en kuzeydeki askeri tesisi olan ve yılın dörtte üçünde buzla kapalı kalan üs, füze uyarı sistemleri ve uzay gözetimi için kritik önemini korumakta ve Grönland’ın ABD güvenliği için stratejik önemini ortaya koyuyor.

Büyürken atalarının yaşadıklarını dinleyen Qujaukitsoq, İkinci Dünya Savaşı sırasında Grönland’daki 30 kadar ABD askeri tesisinin çevreye verdiği zararı gidermek üzere fon sağlamak için de hükümette kampanya yürüttü.

Ama Naleraq partisinin lideri Pele Broberg, bundan ABD’nin değil Danimarka’nın sorumlu olduğunu ve Grönlandlıların ABD varlığının genişlediğini görmekten mutlu olacaklarını söyledi.

Broberg, “Eğer doğu sahilimizde 30 yeni üs inşa etmek istiyorlarsa, buyursunlar etsinler,” dedi. Qujaukitsoq da, ABD’nin “tıpkı son 83 yıldır yaptığı gibi” Grönlandlıları koruduğunun bir gerçek olduğunu ileri sürdü ve “Öyleyse bu ABD karşıtı hissiyatın anlamı ne?” diye sordu.

Grönland, Çin’e bağımlılığın ilacı mı?

Öte yandan bazı uzmanlar, Grönland’ın kaynaklarının kapsamlı bir şekilde işletilmesinin bile AB ve ABD’yi Çin’e olan bağımlılıklarından kurtarmayacağına dikkat çekiyor.

Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) tarafından ekim ayında yayınlanan bir çalışmaya göre Avustralya, Kanada, Brezilya, Hindistan ve hatta ABD’de büyük nadir toprak yatakları bulunuyor.

SWP’ye göre NATO ülkelerinin şu anda nadir topraklar için Çin’den gelen tedariklere bağımlı olması, “yatakların eksikliğinden” değil, Çin’in “işleme konusundaki hakimiyetinden” kaynaklanıyor.

SWP, Batılı şirketlerin bugüne kadar “pahalı ve çevreye zarar veren işlemlerden” kaçındıklarını ve hammaddeleri işlenmek üzere Çin’e teslim ettiklerini belirtiyor.

Pekin’in nadir toprak arzı üzerindeki etkisi “teknolojiler, üretim kapasiteleri, değer zincirleri, ihracat kotaları ve fiyatlar üzerindeki kontrole” dayanıyor.

Arktik’te Çin-Rusya ortaklığı endişesi

Hammadde sorunlarının yanı sıra, Kuzey Kutbundaki buzların erimesi, her zaman donmuş ve bu nedenle geçit vermeyen yeni deniz yollarını açtığı için büyük jeostratejik öneme sahip.

Bu durum gelecekte muhtemelen Atlantik’ten Grönland’ın batısına ve Kanada’nın kuzeyinden ve Bering Boğazı üzerinden Pasifik’e uzanan Kuzeybatı Geçidi ve Arktik Okyanusu boyunca uzanan deniz yolları için geçerli olacak.

Pasifik’ten Bering Boğazı yoluyla Rusya’nın kuzeyinden Norveç Denizine ve Atlantik’e açılan Kuzeydoğu Geçidi halihazırda en azından bazı zamanlarda kullanılıyor.

Çin’in stratejik planlamasında Kutup İpek Yolu olarak adlandırılan Kuzeydoğu Geçidi, Güney Çin Denizi ve Hint Okyanusu üzerinden Akdeniz’e uzanan Deniz İpek Yolundan daha kısa olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu yolun aksine, sadece ABD tarafından güçlükle engellenebiliyor. Örneğin Deniz İpek Yolundaki Malakka Boğazı, Çin açısından dış engellemelere daha açık bulunuyor.

Önemi nedeniyle Moskova ve Pekin, Nisan 2023’te Rusya’nın kuzeyindeki güzergah boyunca Rus Sınır Muhafızları ile Çin Sahil Güvenliği arasında işbirliği yapılması konusunda anlaşmıştı.

Grönland, Kuzey Atlantik’e giden tüm bu deniz yollarının ağzının kontrolünde önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum özellikle Rus Kuzey Filosuna ait savaş gemilerinin Atlantik’e girebilmeleri için geçmeleri gereken GIUK boşluğu (Grönland, İzlanda, Birleşik Krallık) olarak adlandırılan bölge için geçerli.

Almanya’nın Arktik’teki faaliyetleri artıyor

Kuzey Kutbunun artan jeostratejik önemi karşısında yine SWP, geçtiğimiz ekim ayında, Trident Juncture, Nordic Response ve Rapid Viking gibi büyük ölçekli manevralar da dahil olmak üzere halihazırda uzak kuzeyde tatbikatlara katılan Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) “hırs düzeyini Kuzey Kutbuna doğru genişletmesi” tavsiyesinde bulundu.

Bundeswehr, Ağustos 2020’de yedi mayın avlama botundaki 400 denizcinin Kuzey Kutup Dairesinin ötesindeki Kiel’den Norveç kıyısındaki Narvik’e gittiği bir tatbikatla ulusal düzeyde halihazırda yapmıştı.

SWP’ye göre Almanya, “müttefik donanmalarla birlikte Arktik bölgesinde daha aktif olmalı”; “mevcudiyet ve tatbikatlar istikrarlı hale getirilmeli ve genişletilmeli.”

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English